• MUAVİYE DÖNEMİ

    Hz Ali (a.s.)'ın şehit edilmesinden sonra Muaviye halifelik makamına oturmuştur. Ancak o, Hz. Ali (a.s.) zamanında da bu makam için onunla ciddi mücadeleler vermişti. "Ehl-i Beyt âlimleri Muaviye'nin hilafet makamında gözü olduğunu iddia ederken, Sünnî kesim Hz. Osman'ın katillerini bulma isteğinde olduğunu söylerler. Muaviye saltanat arzusunu Hz. Osman'ın katillerinin bulunması bahanesinin arkasına gizlemiştir: "Muaviye Sıffin Savaşı'ndan sonra Hakem Olayı'nda hile yapmıştır. Hakem Olayı'nın ardından Hz. Osman'ın katilleri konusu hiçbir şekilde yer almazken, Muaviye kendini halife ilan ettirmiştir. Hz. Ali (a.s.)'a hiçbir zaman biat etmemiştir. Hz. Hasan (a.s.) döneminde de hilafete karşı muhalefet etmiş, Hz. Hasan (a.s.)'ı hilafetten vazgeçmeye mecbur etmiştir." 204 204 Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s. 647-648
  • MUAVİYE DÖNEMİ (2)

    Muaviye Emevî soyundan olan Hz. Osman'ın katledilmesini kendi saltanatı için bir basamak olarak kullanmıştır. "Müslümanların halifesi masum olarak öldürülmüştür. "Kim mazlum olarak öldürülmüşse onun velisine yetki vermişizdir" 205 ayetine dayanarak Müslümanların dinî duygularını etkilemeye başladı. Böylece İslam inancını halifelik makamına ulaşmak için kullanmıştır. Halifeliği ele geçirişi ile ilgili olarak şu sözler ona aittir: "Allah'a yemin ederim ki, hilafeti, sizin beni sevmenizin veya yönetimimden memnun olmanızın sonucu almadım. Fakat kılıcımla sizinle vuruşarak bu makamı ele geçirdim."206 İslam itikadından farklı düşünen Muaviye, Müslümanların dinî lideri yani halife olabilmek için verdiği mücadelenin sebebini şöyle anlatıyor: "Allah'a yemin ederim ki, sizinle, namaz kılasınız, oruç tutasınız, hacca gidesiniz veya zekat veresiniz diye savaşmadım. Sizin başınıza emir olmak için sizinle savaştım." 207 Denilebilir ki, Muaviye'nin, Yezid'in ve tüm Ümeyyeoğulları'nın halka ve özellikle Ehl-i Beyt'e karşı verdiği mücadele halifeliğin maddî imkanlarını elden kaçırmamak içindir. Yoksa İslam değerlerini muhafaza ve Müslüman ümmeti temsil diye bir gaye söz konusu değildir. "Zaman biziz; bizim yükselttiğimiz yükselir, bizim alçalttığımız da alçalır." 208 Bu mantık tüm Ümeyyeoğulları için geçerlidir. Bu döneme kadar bir ibadet mantığıyla yapılan devlet idareciliği bu dönemden sonra mal ve makam için bir talan mantığına dönüşmüştür. 205 İsra, 33 206 Tarihu'l-Hulefa, s. 71 207 Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 4, s. 16 208 Hayatu'l İmami'l Hüseyn, c. 2, s. 138-139
  • MUAVİYE DÖNEMİNDE YAPILAN İCRAATLAR

    Muaviye döneminde Emevîler kendi istekleri doğrultusundaki bir yönetimi kademe kademe halka kabul ettirmişlerdir. Bunlardan birisi halifeliğin, Muaviye'den sonra babadan oğula geçen bir saltanat makamı hâline getirilmesidir. Bu icraat Sakife gölgeliğinde başlayan yanlışın doruk noktasıdır. Muaviye, hayatta iken yerine geçecek yöneticiyi tayin eden ve onun için bizzat biat alan ilk idarecidir. Halkı bu konuda nasıl ikna ettiği Yezid'in hayatı verilirken detaylı bir şekilde işlenecektir. Ancak Ümeyyeoğulları'nın halifeliği saltanata dönüştürüp devletin imkanlarını kullanmak için bir basamak olarak görmesi Ebu Süfyan'ın mirasıdır. Ebu Süfyan, kendisi de Emevî sülalesinden olan Halife Hz. Osman'ın cenazesinde diğer Ümeyyeoğulları'na halifeliği elden bırakmamaları için şöyle nasihatte bulunmuştur: "Ey Ümeyyeoğulları! Hilafeti bir top gibi birbirinize atın. Ebu Süfyan'ın yemin ettiği şeye and olsun ki, sizin için hep bunu istiyordum. Bunu çocuklarınıza miras olarak bırakmalısınız!" 209 209 Müruc'uz-Zeheb, c. 1, s. 440
  • MUAVİYE DÖNEMİNDE YAPILAN İCRAATLAR (2)

    Ben-i Ümeyye soyunun saltanatı döneminde idareciler İslam çizgisinden ciddi mânâlarda sapmasına rağmen, onların buyrukları adeta "ilahî emir" olarak kabul görmekte idi. Bu gaflet o boyuta varmıştı ki, Yezid'in saltanatı döneminde, ordu, İmam Hüseyin (a.s.)'a karşı savaşırken, Allah'ın rızasını umarak İmam'ı atlarına çiğnetmiş ve cennet vaadi ile kandırılmıştır. "Hepsi Hüseyin (a.s.)'ın kanını akıtmakla Allah'a yaklaşacaklarını zannediyorlardı." 210 210 Bihar'ul Envar, c. 44, s. 298
  • MUAVİYE’NİN KENDİ MEKTUBUNDA İTİRAFLARI

    Muhammed b. Ebubekir bir mektubunda, Muaviye'ye, elde ettiği iktidar makamı ile ilgili olarak şöyle yazdı: "Bismillahirrahmanirrahim. Ebubekir oğlu Muhammed'den Sahr oğlu Azgın'a. Allah'a itaat edenlere selam olsun. Allah'ın velayet ve imametine sahip olanlar karşısında teslim olanlara selam olsun. Ama sonra Allau Teala Muhammed'i seçti ve peygamberliği O'na özgü kıldı. Vahyini alsın ve risaletinin emini olsun diye O'nu seçti. O'nu kendine peygamber etti ve O da kendisinden önceki ilahi kitapları doğruladı ve onu hüküm ve kuralları için kılavuz kıldı. O, hikmet ve güzel öğütle insanları Allah yoluna davet etti. Tamamen hâlis olarak ve tam bir alçak gönüllülükle davetini kabul edip O'nu doğrulayan, O'nunla birlikte olup iman eden ve emirlerine teslim olan ilk kişi kardeşi ve amcası oğlu Ali bin Ebi Tâlib (a.s.)'dı.
  • MUAVİYE’NİN KENDİ MEKTUBUNDA İTİRAFLARI (2)

    O gizli ve açık işlerde Resulüllah (s.a.v.)'i doğruladı ve onu bütün değerli işlere seçti. Ve bütün zararlardan savundu ve Düşmanlarıyla savaştı, dostlarıyla barış içerisinde oldu, ilk başından beri zor ve sıkıntılı durumlarda ve korkunç yerlerde ihlasla ve fedakârlıkla dayandı. Nihayet her öne geçenden öne geçti. Öyle ki, savaşta onun gibisi bulunmaz, hareket ve davranışta onun benzeri yoktu. Şimdi görüyorum ki, sen kendini onunla bir saymışsın; oysa sen sensin ve o da odur. O her iyiliğe ilk koşan, Müslüman olanların ilki ve insanların arasında niyeti en temiz olanıdır. Öyle bir kişidir ki, evlatları insanların evlatlarının en temizi, eşi kadınların en üstünü ve amcaoğulları arasında dünyanın en üstün amcaoğludur. Fakat sen ve baban bütün hilelerinizle daima Allah'ın dini karşısında azgınlık yapıp Allah'ın nurunu söndürmeye çalışmaktaydınız. Bu düşünceyle diğerlerini etrafınıza çağırır, bu yolda mal verir ve ona karşı diğer kabilelerle ahitleşirdiniz. Yine bu düşünceyle baban öldü onun yolunu sürdürmek için yerine sen geçtin. Bunun en bâriz delili, Ahzabdan kalanlar münafıkların başları ve Resulüllah (s.a.v.)'e kin besleyenlerin senin etrafında toplanmış ve sana sığınmış olmalarıdır. Ama Ali (a.s.)'ın şahsiyetinin deliline gelince; sahip olduğu apaçık fazileti, üstünlüğü ve İslam'ı herkesten önce kabul etmiş olması dışında, onun ashabı da Kur'an'da fazilet ve makamlarına değinilen, Allah-u Teala'nın kendilerini övdüğü Muhacir ve Ensar'dır. Böyle tanınmış çehreler onunla birlikteydiler. Onun etrafında öyle savaşçılar toplanmışlardır ki, kılıçlarını yıldırım gibi düşmanın tepesine indirir, onun yolunda canlarını verirler ve kanlarını dökmekten çekinmezler. Çünkü fazilet ve şerefi onu izlemekte, zillet ve bedbahtlığı onun emrine itaatsizlikte görürler.
  • MUAVİYE’NİN KENDİ MEKTUBUNDA İTİRAFLARI (3)

    Vay hâline senin! Nasıl olur da sen kendini Ali (a.s.) ile bir tutarsın. O Resulüllah (s.a.v.)'in mirasçısı, vasisi, O'nun evlatlarının babası, O'nu izleyen ilk kişi O'nun -hayatının sonuna kadaryanında olan, buyruklarını duyan, sırlarını göğsünde gizleyen, işlerinde O'nunla ortaklaşan en son kişidir." Muaviye, Muhammed b. Ebubekir'e cevap olarak şöyle yazdı: "Ebu Süfyan oğlu Muaviye'den, babasına zulmeden Muhammed b. Ebubekir'e... Selam Allah'a itaat edenlerin üzerine olsun. Mektubun elime ulaştı. Mektubun Allah'ın azamet ve kudretinden, Resulüllah (s.a.v.)'in özelliklerinden bahseden ve aklının kısalığını, babana karşı küstahlık ve eleştirisini gösteren şahsen uydurup eklediğin diğer konuları içermektedir. Ebu Tâlib oğlunun hakkından bahsetmiş, onun geçmişine, Resulüllah (s.a.v.)'e yakınlığına değinmiş ve O'na yardım etmesinden söz etmişsin, yine onun sıkıntı, zorluk ve korku anlarında canı ve malı ile Peygambere (s.a.v.) yardımda bulunduğunu kaydetmişsin. Sonunda da kendi fazilet ve üstünlüğün hakkında değil, başkasının fazilet ve üstünlüne delil getirmişsin. O halde, fazilet ve üstünlüğü senden alarak başkasına veren Allah'a şükrediyorum. Peygamberimiz (s.a.v.) hayatta iken babanla yan yanaydık. Ebu Tâlib oğlunun hakkını kendimiz için bilirdik. Onun fazilet ve üstünlüğü her ikimize de açıktı. Fakat Allah-u Teala kendi yanında Peygamberi (s.a.v.) için olanı ona verip, ona vaad ettiği her şeyi yerine getirince ve davetini açığa vurup hüccetini muvaffak edince onu kendine çağırdı.
  • MUAVİYE’NİN KENDİ MEKTUBUNDA İTİRAFLARI (4)

    Babanla (Ebubekir), Faruk (Ömer) zorla ve çirkin bir şekilde (Ali'yi) hakkından mahrum eden ve onunla muhalefete kalkışan ilk kişilerdi. Çok önceden bu işi yapmayı kararlaştırmış, onun ön hazırlıklarını yapmışlardı. Sonra babanla Ömer ondan kendilerine biat ve yardım etmesini istediler. Fakat Ebu Tâlib oğlu onlardan uzak durdu. Onlara biat ve yardım etmekten sakındı. O ikisi de ona ruhi ıstırap ve kederi tattırdılar. Ve onu öldürmeye kalkıştılar. Nihayet o da teslim olup onlara biat etti. Fakat buna rağmen o ikisi ecelleri gelip, ölünceye kadar onu işlerine karıştırmadılar; sırlarını ondan gizlediler. Daha sonra sıra onların üçüncüsü Osman b. Affan'a geldi. O da onlar gibi hareket etti..." Muaviye'nin bu mektubunun özellikle Muhammed b. Ebubekir'i tasdik eden bölümleri alınmıştır. Tam metni, Nasr b. Müzahim'in Vak'at-u Siffin'inde ve Mesudî'nin Müruc'uz-Zeheb'inde kaydedilmiştir. 211 Muaviye burada halifeliğin gerçekte Hz. Ali'nin hakkı olduğunu ama elinden gasp edildiğini itiraf ediyor. Daha acısı, bunların daha önceden planlandığını da söylüyor. 211 Alıntı için bakınız; Usul-ü Kafi, c. 1, s. 485
  • MUAVİYENİN DEVLET ADAMLIĞI

    Muaviye için Emevî hanedanlığının devamı söz konusudur. İslam halifesinde olması gereken ırk, renk ve dil ayrımı yapmadan Müslüman olanlara sahip çıkma özelliği kendisinde hiçbir zaman zuhur etmemiştir. Emevî hanedanlığının devamını temin için, bir devlet başkanı olarak halkın birliğini sağlamak yerine, Arap kültüründe var olan kabileciliği tekrar halkın gönlüne ve aklına sokmuştur. Bilindiği gibi Resulüllah (s.a.v.) zamanında kabilecilik "İslam kardeşliği"ne dönüştürülmüştü. Ancak Hz. Peygamberin (s.a.v.) rıhleti ile bu kardeşlik de yitirilmeye yüz tutmuştur. Ümmet içine nifak tohumları ekilmiştir. Muaviye ise, bu nifak hareketini kendi soyunun devlet iktidarındaki yerini sağlamlaştırmak için kullanmıştır. Kendine ve makamına rakip olarak gördüklerini o kişilerin düşmanları ile birbirine düşürmeyi bir devlet siyaseti haline getirmişti.
  • MUAVİYENİN DEVLET ADAMLIĞI (2)

    "Muaviye, Evs ve Hazrec kabileleri arasındaki eski kinleri kaşımaya başladı. Bununla güttüğü amaç, bu iki kabilenin Arap ve İslam âlemi nezdindeki itibarını zedelemek ve etkilerini en aza indirmekti. Aynı şekilde Yemen Araplarını Mudar Araplarına karşı kışkırttı. Birleşik Emevî iktidarının çıkarlarına zarar verecek konuma gelmesinler diye aralarına fitne ateşi düşürdü." 212 Sadece kendi soyunun üstünlüğünü kabul eden halife Muaviye, İslam halifelerine aykırı olarak Müslüman olmasına rağmen Arap olmayanlara da baskılar yapmıştır. "Muaviye Ahnef b. Kays ve Semere b. Cündeb'i çağırdı ve onlara şöyle dedi: "Şu kızılların çoğaldıklarını görüyorum. Bunların geçmiş atalarımızı unutturmasından ve bir gün Arapları yenip iktidarı ele geçirmelerinden endişe ediyorum. Bunların bir kısmını öldürmeyi, bir kısmını da pazarlarda çalıştırmak ve yolları onarmak için sağ bırakmayı düşünüyorum." 213 İmam Hasan (a.s.) ile yaptığı anlaşmanın hiçbir maddesine sâdık kalmayan Muaviye sözüne güvenilmeyen bir halife olmuştur. "Barış anlaşmasının hemen ardından Kûfe'de yaptığı konuşmada anlaşmaya riayet etmeyeceğinin ilk sinyallerini vermişti: "Biliniz ki, Hasan bin Ali ile yapmış olduğum anlaşma ve şartlar ayaklarımın altındadır ve hiçbir değeri yoktur." 214 Bu anlaşmanın hemen ardından İmam Ali (a.s.)'a hakaret etme işini iyice yaygınlaştırdı. Bunun yanında İmam Ali (a.s.)'ı sevenlerin çektiği eziyetler son haddine vardı. Anlaşmada Darabecurd'dan alınan verginin Cemel ve Sıffin sa212 Hayat'ul İmami'l Hüseyn, c. 2, s. 137 213 el-İkdu'l Ferid, c. 2, s. 260 214 Şerh-i Nehcü'l Belaga, İbn-i Hadid, c. 16, s. 15