• İMAM HÜSEYİN MUAVİYE’NİN İCRAATLARINI ORTAYA KOYUYOR (2)

    Kinde kabilesinin mensubu namaz kılan, kendilerini ibadete adayan, zulmü onaylamayan, bidatlere büyük bir tepki gösteren, mârufu emredip münkeri yasaklayan, bu uğurda mücadele verirken kınayanın kınamasından korkmayan Hucr b. Adiyy'i ve onun arkadaşlarını sen öldürmedin mi? Onlara can güvenliği garantisi verdikten, kendilerine zarar verilmeyeceğine dair ağır yeminler ettikten, imzalı belgeler gösterdikten sonra, Allah'a karşı küstahlığın, O'nun ahdini küçümsemenin bir göstergesi olarak zâlimce ve düşmanca öldürmedin mi onları? Resulüllah (s.a.v.)'in sahabisi, sâlih kul, Huzaa kabilesinin mensubu Amr b. Hamık'ı sen öldürmedin mi? O kadar çok ibadet ediyordu ki, bedeni çürümüştü adeta, vücudu takatsiz düşmüş, rengi solmuştu. Can güvenliği garantisi verdikten ve çeşitli güvenceler sunduktan sonra onu öldürdün. Ona verdiğin sözleri dağ başlarında vahşi hayvanlara verseydin, onlar bile inlerinden çıkıp gelirlerdi. Sakif gölgesinin döşeğinde doğan Ziyad b. Sümeyye'yi de kardeşin ilan etmedin mi? "O babamın oğludur" diye diretmedin mi? Oysa Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Çocuk doğduğu döşeğe aittir. Zina edene de taş vardır." Böylece, bile bile Resulüllah (s.a.v.)'in sünnetini terk ettin. Allah'tan bir yol gösterici olmadan kendi hevâ ve hevesine tâbi oldun. Sonra da tutup onu İslam ümmetinin başına musallat ettin. Öyle ki, Müslümanları öldürüyor, ellerini ayaklarını kesiyor, gözlerine mil çekiyor, onları hurma dallarında sallandırıyor. Sanki sen bu ümmete mensup değilsin ve sanki bu ümmet senden değildir. Sen değil misin el-Hadremi'nin katili? Ziyad onun Ali (a.s.)'ın dini üzere olduğunu sana yazmış; sen de, "Ali'nin dini üzere olan herkesi öldür" diye yazmıştın. Böylece Ziyad, senin emrinle onları öldürmüş, onların organlarını kesmişti (müsle yapmıştı). Oysa Ali (a.s.)'ın dini, amcasının oğlunun (s.a.v.) dinidir. Ki sen
  • İMAM HÜSEYİN MUAVİYE’NİN İCRAATLARINI ORTAYA KOYUYOR (3)

    şu anda oturduğun yere bu din sayesinde oturuyorsun. Eğer bu din olmasaydı, senin ve babalarının şerefi, bir kış, bir de yaz seyahati olmak üzere iki seyahate çıkmaktan ibaret olacaktı. Dediklerinden biri de şudur: "Kendine, dinine ve Muhammed (s.a.v.) ümmetine bak, bu ümmetin birliğini bozma, onları fitneye düşürme." Bense bu ümmet için senin onlara yönetici olmandan daha büyük bir fitne bilmiyorum. Kendim, dinim ve Muhammed (s.a.v.) ümmeti için de, kötülüklerini senin yüzüne haykırmaktan daha onurlu bir tavır tanımıyorum. Eğer bunu yaparsam, kuşkusuz bu Allah'a yakınlık olur. Eğer terk edersem dinim için, Allah'tan bağışlanma dilerim, bana doğruyu göstermesi için O'ndan yardım ve başarı dilerim. Diyorsun ki: "Beni tanımazsan, ben de seni tanımam; bana komplo kurarsan, ben de sana komplo kurarım." Kur istediğin komployu. Ben, bu komplonun bana bir zarar vermeyeceğini ve en büyük zararı da yine sana vereceğini umuyorum. Çünkü sen cehaletine binmiş, verdiğin sözleri büyük bir ihtirasla çiğneyip duruyorsun. Ömrüme and olsun, hiçbir şarta uymadın; barışa, yemine ahid ve vesikalara rağmen o kişileri öldürmekle ahdini çiğnedin. Savaşmadıkları, kimseyi öldürmedikleri hâlde onları öldürdün. Bunu sırf, bizim faziletlerimizi anlattıkları, bizim hakkımıza büyük saygı gösterdikleri için yaptın. Bir korkudan dolayı onları öldürdün ki, belki onlar korktuğun şeyi yapmadan sen ölecektin veya kendileri böyle bir amaca erişmeden ölüp gideceklerdi. Ey Muaviye! Kısasa uğrayacağını duy da, bu müjdeyle sevin. Hesap vereceğinden kuşkun olmasın. Bil ki büyük küçük demeden amellerin hepsini kaydeden Allah'ın bir kitabı vardır.
  • İMAM HÜSEYİN MUAVİYE’NİN İCRAATLARINI ORTAYA KOYUYOR (4)

    Allah, asılsız zanlara dayanarak insanları yakalayıp cezalandırmanı, mesnetsiz töhmetlerle O'nun dostlarını öldürmeni, onları evlerinden sürgün edip gurbet diyarına göndermeni, toy bir delikanlı olan, içki içen, köpeklerle oynaşan oğlun için insanlardan biat almanı unutacak değildir. Senin kendini hüsrana uğrattığından başka bir şey görmüyorum. Dinini yiyip bitirdin. Halkını hile ve desiselerle kandırdın. Beyinsiz cahilin dediklerini dinledin de takva sahibi kimselerden kaçtın." 227 227 Hayatu'l İmami'l Hüseyn, c. 2, s. 235
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.)’IN MEDİNE HALKINA SAHİP ÇIKMASI

    İmam Hüseyin (a.s.) Muaviye'ye karşı halifelik iddiası ile baş kaldırmadı ise de, bu, babası ve ağabeyinin izlediği yolu çiğnemediği içindir. Şartlar oluşmadığı için İslam devletinin içinde fitne çıkar endişesi ile sessiz kalınmıştır. Ama sessiz kalması Muaviye'nin tüm icraatlarını onayladığı mânâsına gelmiyordu. Nasıl ki, İmam Ali (a.s.), onu sevenler denebilecek az bir grubun dışında yalnız bırakılmış ve önceki halifelerin İslam çizgisini zorlayan icraatlarını olması gerektiği şekilde değiştirme şartlarını yakalayamamışsa; ve nasıl ki, İmam Hasan (a.s.), ordusu tarafından yalnız bırakılmış ve istemediği halde Muaviye ile barış yapmak zorunda kalmışsa; İmam Hüseyin (a.s.) da aynı sebeple Muaviye'nin yanlış icraatlarına sessiz kalmakta idi. Halkı kendi yanında görmüyordu. Neticenin sadece İslam birliğini çatlatacak bir hareket olmasından endişe ediyordu. Ama İmam Hüseyin (a.s.)'ın hareketlerinde, kendi imkanları ile ümmetin hakkına sahip çıkma gayreti de vardı.
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.)’IN MEDİNE HALKINA SAHİP ÇIKMASI (2)

    Muaviye'nin devlet başkanlığı döneminde Medine halkı özellikle ihmal edilmiştir. Bunun nedeni, Medinelilerin Ehl-i Beyt'e ve Hz. Ali (a.s.)'a olan hürmetlerini ve sevgilerini hiçbir zaman yitirmemeleridir. Emevîler ve Ben-i Ümeyye soyuna karşı ise her zaman mesafeli olmuşlardır. Muaviye de adeta bu insanlardan intikam almak istercesine Hicaz bölgesine vali olarak Mervan b. Hakem ve Said b. As'ı atıyordu. Medine halkı bu iki kişiden de hayır görmemiştir. Halk fakir düşmüş, hiçbir devlet hizmetinden yaralanamaz olmuştur. Nitekim adam kayırma öyle bir noktaya varmıştı ki, İmam Hüseyin (a.s.) Beytülmal'den Medine halkına hiç verilmeyen payı Yemen'den gelen bir kervana el koyarak Medinelilere dağıtmıştır. İmam Hüseyin, Şam'a gönderilmek üzere Yemen'den gelen bir kervanı Medine'den geçerken durdurdu ve mallarına el koydu. Bunu Medine'deki ihtiyaç sahiplerine Beytülmal'in idarecisi bir halife gibi dağıttı. Durumdan Muaviye'yi haberdar etmek için ona bir mektup gönderdi: "Hüseyin b. Ali'den, Muaviye b. Ebu Süfyan'a... Bilesin ki Yemen'den gelen bir kervan bölgemizden geçti. Kervan bir miktar mal, giysi, koku ve anber taşıyordu. Bu mallar, onları Şam hazinelerine koyman ve önce kendin doyduktan sonra babanın çocuklarını doyurman için sana gönderilmişti. Ben, bu mallara Müslümanlar namına ihtiyaç duydum ve onlara el koydum. Vesselam!" 228 Muaviye ise, halifeliğin tehdit altına girdiğini düşünerek, meşru halifenin kendisi olduğunu ispatlamak istercesine şu cevabî mektubu yazmıştır: 228 Nehcü'l Belaga, İbn-i Hadid, c. 4, s. 327
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.)’IN MEDİNE HALKINA SAHİP ÇIKMASI (3)

    "Allah'ın kulu, mü'minlerin emiri Muaviye'den Hüseyin b. Ali'ye. Selam üzerine olsun. Mektubun bana geldi. Yemen'den gelen bir kervanın bölgenizden geçtiğini, bu kervanın bana mal, giysi, anber ve güzel koku maddelerini taşıdığını, onları Şam hazinelerine koyacağımı ve kendim doyduktan sonra onları babamın çocuklarına dağıtacağımı, senin de bunlara ihtiyaç duyduğunu ve el koyduğunu yazmışsın. Şimdi bu malı bana izafe ettikten sonra, onlara el koymak sana yakışmaz. Çünkü yönetici mal üzerinde öncelikli hak sahibidir. Sonra onun dağıtımını yapmak da ona düşer. Allah'a yemin ederim ki, eğer bu malın bana ulaşmasına izin verseydin, seni payından mahrum bırakmayacaktım. Ama öyle sanıyorum ki, ey kardeşimin oğlu, senin kafanda bir şeyler dönüyor. Bunun benim zamanımda gerçekleşmesini dilerim. Ki senin değerini bileyim de bu hatanı görmezlikten geleyim. Korkarım, öyle birine rast gelirsin ki, sana bir deveyi sağmak kadar bile vakit tanımaz." 229 229 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l-Hadid, c. 4, s. 327
  • İMAM HÜSEYİN’İN HALKA HUTBE İRAD EDEREK ONLARI MUAVİYE VE ÜMEYYEOĞULLARI’NA KARŞI UYARMASI

    İmam Hüseyin (a.s.) Medine'de kaldığı süre içinde çeşitli mektuplar ile Muaviye'nin yanlışlarını ona göstermiş ve ona karşı ikaz vazifesini yerine getirmiştir. Ancak Muaviye bunlardan hiç ders almadığı gibi, halifelik makamının Ümeyyeoğulları'nın elinden çıkmaması için ölmeden oğlu Yezid'e biat almaya başlamıştır. Yezid'in halife olması ise İslam tarihinin en korkunç olaylarındandır. İmam Hüseyin (a.s.) Muaviye'nin Yezid adına biat aldığı bu dönemde artık halka karşı açık ikazlara başlamıştır. Bu ikaz için hac zamanını tercih etmiş, binlerce Müslümanın aynı anda bulunduğu Mekke'de ümmete seslenmiştir. "Süleym b. Kays rivayet etmektedir: Muaviye'nin ölümünden bir sene önce Hüseyin b. Ali (a.s.) Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Câfer hacca gittiler. Hüseyin (a.s.)
  • İMAM HÜSEYİN’İN HALKA HUTBE İRAD EDEREK ONLARI MUAVİYE VE ÜMEYYEOĞULLARI’NA KARŞI UYARMASI (2)

    Haşimoğulları'nı, onların kadınlarını, kölelerini ve Ensar'dan kendisinin ve ailesinin tanıdığı kişileri biraraya topladı. Sonra bazı kişileri elçi olarak görevlendirdi ve onlara şöyle dedi: "Bu sene Peygamberin (s.a.v.) ashabından hacca gelen ve sâlih amelleri ve ibadetleri ile bilinen herkesi toplantıya çağırın." Böylece Mina'da yedi yüz kişiden fazla adam toplandı. Çardakların altında oturdular. Büyük çoğunluğu tabiindendi. Peygamberin (s.a.v.) ashabından da iki yüz kadar kişi vardı. Hüseyin (a.s.) konuşmak için ayağa kalktı. Önce Allah'a hamd ü sena etti. Sonra şöyle dedi: "Hiç kuşkusuz bu tağut -Muaviye'yi kasdediyorbize ve sevenlerimize sizin bizzat gördüğünüz, bildiğiniz ve şahit olduğunuz muameleleri revâ gördü. Size bir şey soracağım. Eğer doğruysa beni doğrulayın; şayet yalansa beni yalanlayın. Söylediklerimi dinleyin ama sözlerimi gizleyin. Sonra şehirlerinize dönün, kabilelerinize gidin. Güvendiğiniz, bel bağladığınız insanlara gidin, bildiğiniz şeye onları davet edin. Çünkü ben bu hakkın yeryüzünden silinmesinden ve ortadan kalkmasından korkuyorum. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır." İmam, konuşmasında Resulüllah (s.a.v.)'in, babası, kardeşi, annesi, kendisi ve Ehl-i Beyt ile ilgili bütün sözlerini de rivayet etmektedir. Bunları aktardığı her seferinde orada bulunanlar, "Evet, vallahi bunları işittik ve şahit olduk" diyorlardı. İmam dedi ki: "Sizi Allah adına yemine veriyorum, Ali b. Ebu Tâlib'in Resulüllah (s.a.v.)'in kardeşi olduğunu, Resulüllah (s.a.v.)'in ashabı arasında kardeşlik akdini gerçekleştirirken Ali (a.s.)'a, "Dünyada ve ahirette sen Benim kardeşimsin, Ben de senin kardeşinim" dediğini biliyor musunuz?"
  • İMAM HÜSEYİN’İN HALKA HUTBE İRAD EDEREK ONLARI MUAVİYE VE ÜMEYYEOĞULLARI’NA KARŞI UYARMASI (3)

    "Evet, Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Sizi yemine veriyorum, Resulüllah (s.a.v.)'in mescidinin ve evlerinin yerini satın aldıktan sonra mescidini bina ettiğini, orada on ev yaptığını, dokuzunu kendisine, tam ortalarına düşen onuncu evi de babama verdiğini, babamın kapısından başka mescide açılan bütün kapıları kapattığını bilmiyor musunuz? "Ben sizin kapılarınızı kapatmış, onun kapısını açık bırakmış değilim. Fakat Allah sizin kapılarınızı kapatmamı ve onun kapısını açık bırakmamı emretti." Sonra babamdan başka kimsenin mescidde uyumasına izin vermediğini, evinin Resulüllah (s.a.v.)'in evinin içinde olduğunu, orada Resulüllah (s.a.v.) ve onun için çocuklar dünyaya geldiğini biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Ömer b. Hattab'ın evinden mescide açılan gözünün büyüklüğünde bir baca yeri yapmak istediğini ve Resulüllah (s.a.v.)'in buna izin vermediğini; "Allah bana temiz bir mescid bina etmemi, orada benden, kardeşimden ve onun çocuklarından başka kimsenin oturmamasını emretti" dediğini biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki, biliyoruz" dediler. "Allah adına size yemine veriyorum, Resulüllah (s.a.v.)'in Necran hıristiyanlarını temsilen gelen heyeti mübahaleye davet ettiği zaman, sadece babamı, eşini ve iki oğlunu götürdüğünü biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Sizi Allah adına yemine veriyorum, Resulüllah (s.a.v.)'in Hayber günü sancağı ona verirken, "Bu sancağı öyle bir adama veriyorum ki, Allah ve Resulü (s.a.v.) onu seviyor, o da
  • İMAM HÜSEYİN’İN HALKA HUTBE İRAD EDEREK ONLARI MUAVİYE VE ÜMEYYEOĞULLARI’NA KARŞI UYARMASI (4)

    Allah ve Resulü'nü (s.a.v.) seviyor, döne döne savaşır; asla savaş meydanından kaçmaz; Allah fethi onun eliyle gerçekleştirir" dediğini biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Resulüllah (s.a.v.)'in Tevbe Sûresi'ni tebliğ etmek için onu gönderdiğini ve, "Benim adıma ancak Ben ya da Benden olan bir adam tebliğde bulunabilir" dediğini biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Resulüllah (s.a.v.) ona güvendiği için karşılaştığı her zorluğa karşı koymak için onu gönderdiğini, onu asla ismiyle çağırmadığını, sürekli ona "ey kardeşim" diye hitap ettiğini biliyor musunuz?" "Evet Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Resulüllah (s.a.v.)'in onun, Câfer'in ve Zeyd'in arasında hüküm verdikten sonra, "Ey Ali! Sen Bendensin, Ben de sendenim; sen Benden sonra bütün mü'minlerin velisisin" dediğini biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki, biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Her gün Resulüllah (s.a.v.) ile belirli bir süre yalnız kaldığını, her gece Resulüllah (s.a.v.)'in yanına vardığını, Resulüllah (s.a.v.)'e sorduğu zaman cevap verdiğini, sustuğunda Resulüllah (s.a.v.)'in onu konuşturduğunu biliyor musunuz?" "Evet, Allah şahittir ki biliyoruz" dediler. Dedi ki: "Resulüllah (s.a.v.)'in Fatıma (a.s.)'a, "Seni Ehl-i Beyt'imin en hayırlısı, İslam'ı ilk önce kabul edeni, ağır başlılık bakımından en büyüğü ve ilmi en çok olanıyla evlendireceğim" diyerek onu Câfer'den ve Hamza'dan üstün tuttuğunu biliyor musunuz?"