• YEZİD’İN ŞİİRLERİ

    Yezid'in küfür ve sapıklık içinde olduğu ile ilgili kendi şiirlerinin okunması yeterlidir. Aşağıdaki şiiri, İmam Hüseyin (a.s.)'ın mübarek dudaklarına ve dişlerine elindeki çubuk ile vururken söylemiştir: "Keşke Bedir Savaşı'nda ölen kabilemin yaşlıları, Hazrec kabilesinin (Uhud Savaşı'nda) inlemelerini görselerdi. Görselerdi mutlu olup derlerdi ki; eline sağlık ey Yezid Bedir'de ölenlerimize karşı, biz de (bugün) onların büyüklerini öldürerek ödeştik Ben-i Hâşim saltanatla oyun oynadı Ne gökten bir haber gelmiş ne de bir vahiy nâzil olmuş Ben-i Ahmed'den (Peygamberin evlatlarından) intikam alamasam, ben Handef ailesinden değilim.
  • YEZİD’İN ŞİİRLERİ (2)

    Biz kanımızın karşılığını, Ali'nin yiğit ve kahraman oğlunu öldürmekle aldık." 245 Sibt b. Cevzî "Tezkire" kitabının 148. sayfasında şöyle yazmaktadır: "Resulüllah (s.a.v.)'in Ehl-i Beyt'ini Şam'a getirdiklerinde, Yezid, köşkünün Ciyrun yönüne bakan tarafında oturup şu küfür dolu şiiri okudu: "Al-i Muhammed esirlerinin yükleri görünmeye başladığında, Karga seslenmeye başladı Dedim ki ey karga, seslensen de seslenmesen de ben Peygamberden borcumu (öcümü) aldım." 245 Bkz. Şeyh Abdullah b. Muhammed b. Amir-i Şibravî, el-İthaf bi-Hubb'il-Eşraf; Hatib-i Harezmî, Makte'ul Hüseyin, c. 2
  • YEZİD NASIL ÖLMÜŞTÜR?

    Yezid, oruç tutsa, içki ile oruç açacak kadar içkiye düşkün biriydi. 246 Yezid, Huvvarin nahiyesinde yine sarhoş olarak avlandığı sırada yaban eşeğinin üzerindeki maymununun üzerine binmiş, yaban eşeği tepilip koşturulunca düşmüş, boynu kırılmış, karnı yarılmış ve ölmüştür. 247 Tarihler 683 yılını gösteriyordu. Hicri 64. yılın 14 Rebiülevvel ayına denk gelen gündü. Sadece 3 yıl saltanat makamını işgal etmiştir. 246 Belazurî, Ensabu'l Eşraf, c. 4, s. 17 247 Belazurî, Ensabu'l-Eşraf, c. 4, s. 2
  • MUAVİYE’NİN KENDİNDEN SONRA YEZİD’İ SALTANAT KOLTUĞUNA OTURTMASI MESELESİ

    İslam'daki halife seçiminin nasp yoluyla olduğunu daha evvel yayınladığımız İmam Ali ve Hz. Fatıma isimli eserlerimizde geniş olarak ele almıştık. Resulüllah (s.a.v.)'in rıhletinin ardından bu nasp kuralı unutulmuş ve halife Hz. Ebubekir Sakife gölgeliğindeki bir avuç insanın oyu ile; Halife Hz. Ömer, Hz. Ebubekir'in onu yerine bırakması ile; Halife Hz. Osman, Hz. Ömer'in belirlediği kurulun oyu ile seçilmiştir. Halifeler arasında sadece İmam Ali (a.s.) halkın tamamının biati ile bu vazifeyi üstlenmiştir. Halifelerin seçilmesinde naspedilmelerinin sebebi Cenab-ı Hakkın belirlediği halife vasıflarına uygun olanın işaret edilmesidir. Bu kaideye uyulmadığı için, başa geçenlerde de imam olma vasıfları nâkıstır.
  • MUAVİYE’NİN KENDİNDEN SONRA YEZİD’İ SALTANAT KOLTUĞUNA OTURTMASI MESELESİ (2)

    Muaviye'nin, Yezid'i saltanat koltuğuna oturtmasında ise, İslam tarihinde görülmemiş bir uygulama olarak babadan oğula geçen bir görev aktarımı vardır. Bunun padişahlıktan bir farkı da yoktur. Muaviye'ye, Yezid'i idarenin başına getirmesini ilk teklif eden kişinin Muğire b. Şube olduğu söylenmektedir. 248 Muğire'nin Muaviye ile görüşmesi şöyledir: "Muğire Şam'a geldi ve Muaviye'nin huzuruna geldi. Muaviye ona, "Ey Muğire! Niçin işini gücünü bıraktın da buraya geldin? Iraklıların fitneye çabucak düşeceklerini bilmiyor musun ki onları başı boş bırakıp da buraya geldin?" dedi. Muğire ise şöyle söyledi: "Ey mü'minlerin emiri! Yaşım ilerledi, gücüm azaldı ve işimi gereğince yapamaz oldum. Dünyadan hiçbir beklentim kalmadı, ölmeden önce sana yardım etmekten başka bir isteğim de yoktur." Muaviye ona bu yardımın ne olduğunu sorunca Muğire ona şöyle dedi: "Ben, Kûfe'nin ileri gelenlerini Yezid'e biate çağırdım. Onların hepsi de bu davetime icap ettiler. Ancak ben bu işin sizden habersiz olmasını istemedim. Bu durumu size söylemek ve Kûfe valiliğinden istifamı istemek için geldim." Muaviye ona şöyle dedi: "Subhanallah! Ey Ebu Abdurrahman! Yezid senin de akrabandır. Sen başladığın işi tamamlamalısın." Muaviye onun tekrar görevinin başına dönmesini istedi." 249 Muaviye, Yezid'i yerine halife tayin edecekti ancak oğlunun kötü ahlakı, şarap içmesi ve ava düşkünlüğü bunun hemen kabul edilmesini engelliyordu. 248 İbn-i Kuteybe, el-İmame, c. 1, s. 142; Yâkubî, c. 2, s. 127 249 Yâkubî, c. 2, s. 127-128
  • MUAVİYE’NİN KENDİNDEN SONRA YEZİD’İ SALTANAT KOLTUĞUNA OTURTMASI MESELESİ (3)

    Kurnaz bir siyasetçi olan Muaviye, bir yandan halkın arasında oğluna karşı olan muhalefeti ortadan kaldırırken, bir yandan da halkın nazarında Yezid'in saygınlığını arttırmak için, onun iyi bir devlet adamı olduğunu ispatlama yolunu seçti. Yezid'i İstanbul seferine yolladı. "Muaviye, Yezid'i 50 yılında İstanbul'a gazâya gönderdi. Ordunun başına ise, Süfyan b. Avf'ı geçirdi. Ayrıca Yezid'e de bu orduyla gazâya gitmesini emretti. Yezid ise yola çıkmakta gevşek davrandı, bir müddet oyalandı. Muaviye onu göndereceğine yemin etti." 250 Ancak Yezid İslam ordusunun çektiği sıkıntıları görünce ordudan geri kalmayı tercih etti. Deyr-i Mürran'da halıların üstüne rahat rahat uzanıp, "Ümmü Gülsüm'ün yanında sabah kadehini çekerken, çiçek hastalığı ile hummanın Kadıköy'deki askerlerimiz arasında yaptığı tahribat vallahi umurumda bile olmuyor" dedi." 251 Muaviye, kendi ölümünden sonra kendisine biat edilebileceğini düşündüğü kişileri de ortadan kaldırdı. Abdurrahman b. Halid b. Velid'i öldürtmüş, Hz. Hasan (a.s.)'ı şehit etmiştir. Ve ancak onun şehadetinden sonra Yezid'in veliahtlığını ilan etmiştir. Şam halkı da Hz. Hasan (a.s.)'ın vefatından kısa bir süre sonra Yezid'e biat etmiştir.252 Ümeyyeoğulları içinde de Yezid'e karşı olanlar vardı: Ziyad b. Ebih, Mervan b. El-Hakem, Said b. Osman bunlardandı. Ancak Muaviye bunları da etkisiz hale getirmiştir. 253 250 Yâkubî, c. 2, s. 138; Belazurî, Ensab, c. 5, s. 93 251 Yâkubî, c. 2, s. 138; İbn-i Haldun, Tarih, c. 3, s. 12 252 İbn-i Kuteybe, İmame, c. 1, s. 151 253 İbn Kuteybe, el-İmame, c. 1, s. 164; İbn'ül Esir, el-Kâmil, c. 3, s. 511
  • MUAVİYE ÖLMEDEN ÖNCE FARKLI YOLLARLA YEZİD’E BİAT EDİLMESİNİ SAĞLAMIŞTIR

    Yezid'in yerini sağlamlaştırmak için kendisi ölmeden yerine geçecek oğluna biat alan Muaviye, önemli İslam merkezlerine mektuplar göndererek güvendiği adamları vasıtasıyla Yezid'in yerini sağlamlaştırmaya çalışmıştır. Irak bölgesinin biate çağrılması: Yezid'in halifeliğini Muaviye'nin aklına sokan kişinin Muğire olduğunu yukarıda nakletmiştik. Muğire ilk olarak biat konusunda sözü dinlenecek merkezlerden biri olan Kûfe'nin ileri gelenlerinden bir grubu Muaviye'ye göndererek, Yezid'in veliahtlığının doğru bir karar olduğunu söyletti. 254 Muaviye'nin Basra halkını daveti: Yezid'e biat etmesi gereken önemli ikinci merkez Basra idi. Muaviye, Basra Valisi Ziyad b. Ebih'e mektup yazarak fikrini sordu. 255 254 Hudarî, Tarih, s. 445 255 İbn'ül Esir, Kâmil, c. 3, s. 505; Hudarî, Tarih, s. 444
  • MUAVİYE ÖLMEDEN ÖNCE FARKLI YOLLARLA YEZİD’E BİAT EDİLMESİNİ SAĞLAMIŞTIR (2)

    Muaviye Ziyad'a şunları yazdı: "Muğire Kûfelileri benden sonra veliaht olmak üzere Yezid'e biate çağırdı. O yeğeninde senden daha fazla hak sahibi değildir. Mektubum sana gelince aynen Muğire gibi insanları çağır ve onlardan Yezid için biat al."256 Ziyad, Yezid'in halifeliği ile ilgili olarak halifelik konusunda acele etmemesini söylemiştir. 257 679'da aralarında Ahnef b. Kays'ın da bulunduğu bir grup Basra eşrafı ile Şam'a, Muaviye'nin yanına gitti. Mesudî ve İbn-i Haldun, Muaviye'nin 679 yılında Basra'dan gelen heyetten, Yezid için biat aldığını nakletmektedirler. 258 Muaviye, Basra Valisi Ziyad'ın ölümüne kadar bu işi askıya almış ancak onun ölümünün ardından açıkça oğlunu veliaht olarak ilan etmiştir. 259 "... Muaviye, Medine ve Mekke dışındaki vilayetlerdeki valilere de mektuplar yazdı. Yezid'in iyiliklerinden bahsetti ve onlardan Şam'a heyetler göndermelerini istedi." 260 Medine ve Mekke dışındaki yerlerin biate çağrılması: Mekke ve Medine dışından Şam'a gelen heyetlerle önceden görüşen Muaviye, huzura çıktıklarında neler söylemeleri gerektiğini de ayarlamıştır. Mesela, bu heyetlerin birinin başında bulunan Dahhak b. Kays el-Fihrî'ye şöyle demiştir: "Ben kalkıp bir konuşma yapacağım. Konuşmam esnasında ara verdiğim bir sırada sen kalk konuşmaya devam et. Yezid'e biat edilmesi konusunda beni teşvik et." 261 256 Yâkubî, Tarih, c. 2, s. 138 257 İbn'ül Esir, el-Kâmil, c. 3, s. 506 258 Mesudî, Müruc'uz-Zeheb, c. 3, s. 36; İbn-i Haldun, Tarih, c. 3, s. 22 259 Taberî, c. 4, s. 225; İbn'ül Esir, Kâmil, c. 3, s. 556; İbn-i Abdirabbih, c. 4, s. 337 260 İbn'ül Esir, el-Kâmil, c. 3, s. 507 261 İbn-i Kuteybe, el-İmame, c. 1, s. 143; Mesudî, Müruc, c. 3, s. 36