• HZ. HASAN’IN ORDUSUNUN SAYISI (3)

    yeminlerle böyle yapmayacağını vurguladıysa da İmam Hasan onun yakında ihanet edeceğini bildirdi. Murad kabilesinden olan bu komutan Enbar şehrine ulaşınca yine Muaviye elçiler göndererek önceki gibi mektuplar yazdı ve ona beş yüz dirhem göndererek Şam ve Cezire eyaletlerine hakim olmak arzusunu onun da kalbine düşürdü. Bu komutan da dayanamadı... işleri alt üst ederek yaptığı o kadar ahid ve yeminleri unutup Muaviye'nin ordusunun yolunu tuttu..." Bu olayı anlattıktan sonra, Meclisi İmam Hasan'ın Nuhayle'de konuşlandığını ve sonra da oradan hareket ettiğini beyan ediyor. İbn Ebi'l Hadid: "İnsanlar dışarı çıkarak karargâh oluşturdular ve harekete hazırlandılar. Hasan b. Ali karargâha geldi. Ve Muğiyre b. Nevfel (b. Haris b. Abdulmuttalib)'i Kûfe'de kendi yerine bıraktı. Ve ona halkı savaşa teşvik edip karargâha göndermesini emretti. Muğiyre de halkı teşvik ederek karargâha gönderiyordu. Nihayet ordu savaş düzenine girdi. Sonra Hasan b. Ali büyük bir orduyla tam teçhizatlı olarak hareket etti. Deyr-i Abdurrahman'a ulaşınca halkın toplanması için üç gün bekledi. Sonra Ubeydullah b. Abbas'ı çağırarak ona dedi ki, "Ey amcamın oğlu! Şimdi Arap atlılarından ve takvalı kişilerden on iki bin kişiyi seninle birlikte gönderiyorum." 497 Barış imzaladığı için İmam Hasan'ı kınayan Müseyyib b. Neciyye'nin sözlerinden şunu öğreniyoruz: "... Müseyyib b. Neciyye İmam Hasan'a dedi ki: "Her zaman sana şaşırıyorum! Kırk bin kişilik bir ordun olduğu halde Muaviye'yle barış yaptın (veya biat ettin)." Müseyyib barış yaptığı için Hz. Hasan'ı kınamaktadır. Kendisi aslen Basralı olup Medain'de ikamet etmiştir. İbn-i Ebi'l Hadid 497 Taberî Tarihi, c. 6, s. 94
  • HZ. HASAN’IN ORDUSUNUN SAYISI (4)

    Nehcü'l Belaga şerhinde ondan çok sayıda rivayette bulunmuştur. (Bu sayı da diğer tarihî kaynakların beyanları ile uyuşmuyor. Zira Museyyib, Hz. Ali'nin Şam seferi için tertip ettiği ordunun tamamen Hz. Hasan'ın emrinde olduğunu zannetmektedir. Ancak bu doğru değildir. Eğer doğru olsaydı, İmam Hasan ısrarla insanların cihad konusunda gevşek davrandıklarından söz eder miydi? Dolayısıyla bu rakam, ancak bir zan ve tahmindir). İbn'ül Esir: "Hz. Ali'nin Şam halkı hakkında vermiş olduğu haberler gerçekleşince Ali'nin ordusundan kırk bin kişi ölüm üzerine ona biat ettiler ve Ali savaş için harekete hazırlandığı sırada öldürüldü. Çünkü Allah bir işi dilediğinde ondan kaçmak imkansızdır. Ali'nin öldürülmesinden sonra halk onun oğlu Hasan'a biat edince Hasan, Muaviye ve Şam halkının Irak'a doğru hareket ettiğini öğrendi. Bunun üzerine Ali'ye biat eden orduyu seferber etmeye girişti. Ve Meskin'de konuşlanan Muaviye'yle karşılaşmak için Kûfe'den hareket etti. Medain'e ulaşınca Kays b. Sa'd b. Ubade el-Ensarî'yi 12 bin kişiden oluşan öncü birliğin komutasına geçirdi. Ve bir rivayete göre de komutayı Abdullah'a (burada kastedilen kişi Ubeydullah'dır) verdi. Ve o da öncü birliğin baş kumandanlığına Kays'ı seçti." 498 Bir rivayete göre, Hz. Hasan kendisine "acaba bu işte insaflı davrandın mı?" diye soran birine şöyle cevap vermiştir: "Evet! Ben kıyamet günü kana bulanmış yetmiş veya seksen bin insanın Allah'ın huzurunda neden kanları döküldü diye şikayette bulunmalarından korktum." 499 (Burada Hz. Hasan savaş olması durumunda her iki tarafın da 498 Kamilu't-Tevarih, c. 3, s. 61 499 Şerh-u Nehcü'l Belaga c. 4, s. 7; İbn-i Kesir, c. 8, s. 42
  • HZ. HASAN’IN ORDUSUNUN SAYISI (5)

    muhtemel kayıplarıyla ilgili bir sayı veriyor ve karşı safta da yer alsa insanların ölümünden sorumlu olmak istemediğini beyan ediyor. Yani yetmiş veya seksen bin kişi derken kastettiği tamamen kendi ordusu değil, muhtemelen, her iki taraftan da hayatını kaybetmesi mümkün olan asker sayısıdır). İbn-i Kuteybe ed-Dineverî: "...Diyorlar ki İmam Hasan Muaviye'ye biat ettikten sonra Muaviye Şam'a dönünce Irak halkının ileri gelenlerinden olan ve barış imzalanırken Kûfe'de olmayan Süleyman b. Surad, Hasan b. Ali'nin yanına gitti. İmam Hasan'ın huzuruna girince, "Selam olsun sana ey mü'minleri zelil eden" dedi. Hasan onun selamını aldıktan sonra şöyle dedi: "Otur. Allah babanı affetsin." Süleyman oturdu. Ve şöyle dedi: "Emrinde, Basralı ve Hicazlı taraftarların dışında senden maaş alan Irak halkından yüz bin silahlı ve bir o kadar da onların evlatları ve köleleri bulunmasına rağmen Muaviye'ye biat ettiğine inanamıyoruz." 500 Bu konuşmayı Seyyid Murtaza, "Tenzih'ul Enbiya"da; İbn-i Şehraşub, "el-Menakıb"da ve Allame Meclisî, "Biharu'l Envar"da nakletmişlerdir. Netice olarak Hz. Hasan'ın ordusunun sayısı ile ilgili şunu söyleyebiliriz: Hz. Hasan'ın Fars'taki memuru Ziyad, Muaviye'nin tehditlerine cevap verirken elindeki kuvvetin sayısı ile ilgili şunları söylüyor: "Ciğer yiyen kadının oğlu, nifak ocağı ve Ahzab'ın (Hendek Savaşı) artığı beni tehdit ediyor... Oysa benimle onun arasında emirlerinde, şehit oluncaya kadar cihadı bırakmayacak, can-ı gönülden emre amade, eli kılıçlı doksan bin (bir rivayete göre yetmiş bin) er bulunan Resulüllah'ın evlatları var. Vallahi eğer Muğire bana ulaşacak olursa beni çok sert ve saldırgan bulacaktır." 501 500 el-İmamet-u ve's-Siyase, İbn-i Kuteybe ed-Dineverî, s. 151 501 Yâkubî, c. 2, s. 194; İbn-i Esir, c. 3, s. 166
  • HZ. HASAN’IN ORDUSUNUN SAYISI (6)

    Birinci kaynak sayıyı doksan bin, ikinci kaynak ise yetmiş bin olarak veriyor. Ancak doksan bin ve yetmiş bin rakamları bir çok açıdan şüphe uyandırıcıdır. Şöyle ki Süleyman ve Ziyad, İmam Hasan'a biat edildiğinde ve İmam Hasan'ın hilafeti döneminde Kûfe'de değildiler. Her iki zat da iki yıl boyunca o bölgeden ve bölge halkından uzaktaydılar. (İbn-i Kuteybe, "el-İmame ve's-Siyase" eserinde bunu vurgulamıştır). Dolayısıyla, Kûfe halkının gevşekliğinden ve içinde bulundukları durumdan haberdar olmamaları gayet doğaldır. Öte yandan, İmam Hasan'ın ordusu hakkında böyle bir sayı veren Ziyad ve Süleyman, İmam Ali dönemindeki ordunun olduğu gibi İmam Hasan'ın da emrinde olduğunu sanmışlar ve yanılmışlardır. (Bu ordunun durumunu, ancak bir kısmının İmam Hasan'ın cihad çağrısına cevap verdiğini yazımızın başında ifade etmiştik). Dolayısıyla, bu sayıların doğru kabul edilmesi mümkün değildir. Netice olarak deriz ki; Hz. Hasan'ın gönderdiği öncü birliğin sayısı 12 bin, daha sonra Kûfe'den gelen gönüllülerin sayısı 4 bindir ve İmam'ın, Deyri Abdurrahman'daki üç günlük ikameti sırasında bir takım dağınık gruplar da ordusuna katılmıştır. Toplamı yaklaşık yirmi bine ulaşan bu ordu Medain ve Meskin ordugâhlarına gidilirken Hz. Hasan'ın ordusunun tamamını teşkil eden sayıdır. 502 502 İmam Hasan'ın Barışı, Razi Ali Yasin, s. 143
  • ORDUNUN YAPISI

    Şeyh Müfid, Hz. Hasan'ın ordusu bağlamında şunları naklediyor: "İmam Hasan, çevredeki bölgelerin emir ve ileri gelenlerine hareket emri vermesi ve halkı cihada çağırması için Hucr b. Adiyy'i görevlendirdi. İnsanlar önce işi ağırdan aldılar. Sonra harekete geçtiler, İmam'ın yanında her gruptan insan vardı. Bir grubu kendisinin ve babasının taraftarları, bir grubu Muaviye'yle savaşmak için her yola-her hileye başvuran Hakem Olayı taraftarları (Haricîler), bir grubu savaş ganimetlerine ulaşmak için karışıklık ve ayaklanma çıkmasını isteyen kimseler, bir grubu sürekli şek, şüphe ve çekimserlik içinde olanlar ve bir grubu da kabile reislerini izleyen, amaç ve hedefleri din olmayan, kavmiyetçilik asabiyetini taşıyanlar oluşturuyordu." 503 Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, İmam'ın ordusu 20 bin kişiden (belki biraz daha fazla) oluşuyordu. 503 Şeyh Müfid, el-İrşad s. 169; Keşfu'l Gumme, s. 161; Biharu'l Envar, c. 10, s. 100
  • ORDUNUN YAPISI (2)

    Bu ordunun nasıl toplandığı konusunda biraz bilgi verelim. Kûfe'nin yedi mahallesinde ve bütün umumi yerlerinde asılan cihad bayrağı halkı Allah'a ve Resulüllah'ın Ehl-i Beyt'ini izlemeye davet ediyordu. Bu noktada; insanlar ya Ehl-i Beyt'in yolunda canlarını feda etmeyi göze alarak bu cihad çağrısına cevap veriyorlar, ya da maddi çıkar ve dünyevî rahatlık düşüncesi insanlarda galip geliyordu. Şam'ın olumsuz propagandaları, halkın rahata ve dünyaya düşkünlüğü insanların işi ağırdan almalarına sebep olduysa da büyük hatiplerin çabası sonucu insanlarda cihad arzusu uyandı. Hz. Hasan, insanların cihad çağrısına daha kolay cevap vermelerini temin etmek maksadıyla, hilafetinin ilk günlerinde askerlerin maaşlarını yüzde yüz arttırdı. Ardından Hucr b. Adiyy'i valilere göndererek onları cihada davet etti. Kays b. Sa'd, Adiyy b. Hatem, Ma'kıl b. Kays, Ziyad b. Sasaa gibi güçlü hatipler de onunla işbirliği yaparak halkı cihadda gevşeklik göstermelerinden dolayı kınayıp azarladılar. Peygamber ailesinin faziletlerini dile getirdiler ve her yerde halkı Ehl-i Beyt'e itaate teşvik ettiler. 504 Konuşmacılar Ehl-i Beyt ile Emevilerin soyunu karşılaştırıyorlardı ve bu tarz bir karşılaştırma halk kitlelerini etkiliyordu. Onların halka karşı kullandıkları ifadelerden bazıları şunlardır: "Ali'nin oğlu nerede, Sahr'ın oğlu nerede? Fatıma'nın oğlu nerede, Hind'in oğlu nerede? Dedesi Resulüllah olanla dedesi Harb olan kıyaslanabilir mi? Büyük annesi Hatice olan ile büyük annesi Fetile olan nasıl karşılaştırılabilir?" Bunları söyleyen hatipler daha sonra bu ikisinden geçmişi soyu 504 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 14
  • ORDUNUN YAPISI (3)

    sopu kötü olana ve geçmişinde küfür ve nifak bulunana lanet ediyorlardı, bunun ardından halk hep bir ağızdan "amin, amin" diye bağırıyorlardı. 505 Bu ve benzeri yöntemler sayesinde Şam'ın propagandalarının önüne geçmek mümkün oldu. İmam Hasan'ın muhalifleri tarafından yürütülen uğursuz propagandalara rağmen İmam'ın yakın dostlarının tebligatı neticesi halkın çoğunda cihada gitme arzusu uyandı. İbn-i Ebi'l Hadid'in ifadesiyle, "İnsanlar heyecan ve şevkle kitleler halinde orduya katlamaya başlamışlardı." 506 Bu durum herkese Şam ordusunun yenilgiye uğrayacağı, Kûfe ordusunun zafer elde edeceği fikrini verdi. Ancak ordunun içindeki karışık unsurlar ciddi bir problemdi. Daha önce ifade ettiğimiz bu farklı grupların kimi ganimet peşindeydi, kimi kabile taassubu ile hareket ediyordu, kimi şüphe içinde idi. Şeyh Müfid Haricîlerin İmam Hasan'ın ordusunda yer almalarını şöyle yazıyor: "Onların tek amacı ne şekilde olursa olsun Muaviye'yle savaşmaktı." Bu söz doğru olmakla beraber Haricîlerin başka amacı olmadığı pek doğru bir tespit sayılmaz. Hz. Ali'yle yaptıkları Nehrevan Savaşı'nı ve sonunda onu şehit ettikleri düşünülürse Haricîlerin, Hz. Hasan'a karşı da samimi oldukları söylenemez. Razi Ali Yasin'e göre; 1- Haricîler, Şamlılarla savaşmak istiyorlardı. Ancak bunun asıl sebebi, Irak, Mısır ve Şam'daki İslam dünyasının hükümdarlarını hedef almaktı. Zira, Haricîlerde tam bir terörizm ruhu hakimdi. Öyle ki, onların diğer fikir ve eylemleri bu eğilimlerinin gölgesinde kalıyordu. 505 İmam Hasan'ın Barışı, s. 151 506 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 14
  • ORDUNUN YAPISI (4)

    2- İmam Hasan'ın safında yer alıyorlardı. Fakat fitne çıkarmak için cihada gidiyorlardı. Nitekim, fitne çıkarmak için "Müzlem-i Sabat'ta" İmam Hasan b. Ali'ye karşı başarısız bir suikast düzenlediler. Bu hareket onların Ehl-i Beyt'e karşı düzenlediği ikinci cinayet halkasıydı. Bu suikastı, düzenleyen İbn-i Sinan el-Esedi'nin darbesi İbn-i Mülcem'in Hz. Ali'ye vurduğu darbe gibi başarılı olamadı. (Hasan Murad, "ed-Devlet'ul Emeviyyet-i fi'ş-Şam ve'l Endülüs" adlı kitapta, yanlışlıkla, İmam Hasan'a indirilen bu kılıç darbesini Ümeyyeoğullarının taraftarlarının yaptırdığı yani bu suikastın Ümeyyeoğulları tarafından işlendiği yazmaktadır).507 Bütün bu karışık durumları gören Hz. Hasan kavminin sözlerinden gevşek olduklarını ve kendisine eşlik etmeyeceklerini anlamıştı.508 Bu durumdan dolayı bu savaşın sonunun başarısızlık olacağını da anlamıştı. Çünkü İmam'ın tek dayanağı asla düzelip tek bir güç haline geleceğine ihtimal vermediği bu orduydu. Hz. Hasan'ın bu orduya hiç güvenmediğine dair pek çok ifadeleri vardır. Medain halkına yaptığı şu konuşma bu gerçeği yansıtıyor: "Sıffin'e doğru hareket ederken dininiz dünyanızın önündeydi. Fakat şimdi dünyanız dininizin önündedir. Şimdi siz iki ölünün arasında yer aldınız. Biri kendisine ağladığınız, Sıffin'deki ölünüz ve diğeri ise intikam almak istediğiniz Nehrevan'daki ölünüz. Savaştan geri kalanlar ahidlerin bozanlar ve namertlerdir. Gözyaşı dökenler ise bozguncu ve asilerdir." 509 Gözyaşı döken bozguncular derken dost ve yakınlarının çoğunun durumunu kastediyor. 507 İmam Hasan'ın Barışı, s. 154 508 Şeyh Müfid, el-İrşad, s. 170 509 İmam Hasan'ın Barışı, s. 155
  • ORDUNUN YAPISI (5)

    İntikam almak isteyenlerden maksat, Haricilerdir. Ahdini bozanlar ve namertlerden maksat ise kurnaz ve çıkarcı diğer gruplardır. Bu noktada akla şu soru gelebilir; neden İmam Hasan orduyu bu unsurlardan temizlemek için herhangi bir yönteme başvurmadı? Bu kişiler İslam'ın kurallarına göre Müslüman olduklarını iddia edip, silah taşıma hakkına sahip kimseler oldukları için Hz. Hasan'ın bu kişileri kabul etmekten başka bir çaresi yoktu. Öte yandan, Allah Resulü ve Hz. Ali de yaptıkları savaşlarda böyle karışık bir orduya sahiptiler. Onların bu gibi durumlarda samimi olmayan insanları savaş meydanına almadıkları görülmemiştir. Allah Resulü'nün döneminde meydana gelen Huneyn Savaşı'nı anlatırken bazı kaynaklar, "Müslümanların ordusu karışık bir orduydu, onların arasında ganimet toplamak için savaşa gelenlerin sayısı çoktu" demektedir. Hz. Ali'nin yaptığı savaşlarda ordusunun durumu hakkında ise şunlara rastlıyoruz: "İmam Ali'nin ordusu Sıffin'de çeşitli millet ve kabilelerden meydana geliyordu. Bu çok ihtilaflı ve kendi içinde kavgalı bir orduydu. Ne emre itaat ediyor, ne de nasihatleri dinliyordu..." Muaviye'nin kendisi bile Beyhakî'nin naklettiğine göre şöyle diyor: "Ali en alçak insanlardan oluşan ve en görüş ayrılıklarının en yoğun olduğu bir orduya sahipti. Ve benim ise çok uysal ve görüş ayrılıklarının hemen hemen hiç olmadığı bir ordum vardı." 510 Bu sebeple İmam Hasan bu konuda dedesi ve babasının yolunu izlemiştir. 510 Beyhakî, el-Mehasin ve'l Mesavî
  • ORDUNUN YAPISI (6)

    Eğer İmam Hasan o hassas dönemde bu kişileri idam ettirse veya bir şekilde onları deşifre ettirme veya cezalandırma yolunu tutsaydı, o taktirde büyük ihtilaflar, anlaşmazlıklar çıkması muhtemeldi. Ki bu durum en çok Muaviye'nin işine gelirdi. Hz. Hasan dikkatli bir şekilde bundan çekiniyordu. İleride Hz. Hasan'ın neden Muaviye ile barış yaptığı konusunu ortaya koyarken izah edeceğimiz gibi Hz. Hasan kavminin sözlerinden, gevşek olduklarını ve kendisine eşlik etmeyeceklerinin farkındaydı. Ve girişeceği savaşın sonunun yenilgi olacağını tahmin edebiliyordu. 511 Ancak Peygamber torunu kendisine yakışır bir şekilde ancak Allah'a güveniyordu. Onun bir duası şu şeklidedir: "Allah'ım! Ey güç ve saltanat sahibi, ey yüceler yücesi, başkasından nasıl korkabilirim? Değil mi ki, Sen benim ümidimsin, bir şeyden korku duymam mümkün müdür? Değil mi ki, Sana güvenip dayanırım, bana sabır ver ve düşmanlarım karşısında beni muzaffer kıl! Beni yardımınla destekle, Sana sığınıyorum, sığınağım Senin lütfundur. Önümü aç, işlerimin yolunu aç, ey Harem Ehli'ni Fil Ashabı'nın felaketinden koruyan Allah'ım! Fil Ashabı'nın üzerine sürü sürü kuşlar gönderdin, onları kurumuş balçıktan taşların hedefi haline getirsinler diye. Düşmanlarımı ibret alınacak bir azabın hedefi haline getir..." 512 511 Şeyh Müfid, el-İrşad, s. 170 512 İmam Hasan'ın Barışı, Razi Ali Yâsin, s. 197