• BEDİR SAVAŞI (4)

    Kısa bir uyku faslından sonra tebessüm ederek zafer müjdesini terennüm ediyordu. Allah yardımını melekleri vasıtası ile mü'minlere ulaştıracaktı: "Hani siz, Rabbinizden yardım istiyordunuz da, buna karşılık olarak O, ben size peş peşe gelen bin melekle yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu." 528 Resûlullah (s.a.v.) gölgelikten; "Bugün şu topluluk hezimete uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır" 529 ayet-i kerimesini okuyarak çıktı ve mü'minleri teşvik etti. Allah Elçisi, bir avuç toprak alarak Kureyş'in üzerine attı. Kureyş dağılmaya başlamıştı bile. Zira toprağı atan el Resul'e aitti; ama atan Resul değildi. Müşriklerin kellesini uçuran kılıcı ashab-ı kiram taşıyordu ama onlar öldürmüyordu. Onlar birer vesile idiler. Rabbani mesaj şöyle ifade ediyordu: "Onları siz öldürmediniz fakat Allah öldürdü. (Çakılları) attığın zaman da Sen atmadın, Allah attı." 530 Bedir askerlerinin itirafına bakılacak olursa, savaş daha ilginç bir mânâda seyreder. Ebu Davud El-Mahzumi (r.a.) der ki: "Ben müşriklerden birisini takip eder, onu vurmayı isterken, kılıcım ona vurmadan önce kafasının düşüverdiğini görürdüm. Anladım ki onu benden başkası öldürürdü." Sehl b. Huneyf de, "Bizim herhangi birimiz, kılıcıyla bir müşrike işaret etse, kılıcımız ona varmadan kafası cesedinden düşüverirdi." (...) Neticede Kureyş helak oldu. Ebu Cehil öldürüldü." 531 528 Enfal: 2 529 Kamer: 45 530 Enfal: 17 531 Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmeten-li'l-Âlemin, c. 1, s. 292-297
  • UHUD SAVAŞI

    Bedir Savaşı'ndan sonra kafirler asker toplayıp üç bin silahlı ve tertipli Medine'ye doğru yüz tuttular. Uhud diye tanınan menzile vardılar. Bu sırada Hazret-i Risâlet de yedi yüz Muhacir ve Ensar ile onlara karşı çıktı. Karşı karşıya saf bağladılar. Uhud dağı arkada ve Medine karşıda, Ayın dağı solda kaldı. Ayın dağının bir vadisi, bir gediği pusu kurmaya elverişli idi. Hazreti Resul (s.a.v.), Abdullah Habib'i elli okçu ile o yeri korumaya gönderdi. Onlara: "İslam askeri galip de gelse, mağlup da olsa bu yerden ayrılmayınız! Bu gedikten başka bir yere gitmeyiniz" dedi. İki taraftan savaş ateşlenince ve muhabere meydanı kızışınca Kureyş cemaatinden Ebu Talha oğlu Talha meydana gelerek Ebu Tâlib oğlu Ali (a.s.)'ın elinde can verdi. Oğlu da cenge başlayınca Hamza'nın elinden ölüm şarabını yudumladı. Kısaca zafer kapıları İslam askerine açıldı. Kafirlerin askerleri birbirine karışıp bozgunluğa uğradı. (...) Abdullah Habib onları yasakladı ise de başarılı olamadı.
  • UHUD SAVAŞI (2)

    Yağmaya başlarken, kafirler, o yolu boş ve askeri çapulla uğraşır görünce o yola yüz tutup, Abdullah'ı bazı sahabiler ile şehit etti. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in sözlerine aykırılık eseri, şüphesiz askerin parçalanmasına sebep oldu. Kafirler galip geldi. İslam askeri üçe bölündü. Ravzatü'l-Ahbab'da yazılmıştır ki: "İslam askeri dağılıp Hz. Resulü (s.a.v.) tenha, yapayalnız bırakınca, O Hazret Ali (a.s.)'dan başka kimseyi hizmetinde görmeyerek dedi ki: `Ey Ali! Sen niçin öteki topluluklara katılmadın?' Hz. Murteza: `Ya Resûlallah, Seninleyim Ben' dedi. Ansızın bütün kafirler Resûlullah'a yüz tuttu. Hazret-i Resul: `Ya Ali! Bu topluluğu dağıt, perişan et!' dedi. Hz. Ali (a.s.) o topluluğu dağıttı. Çoğunu öldürdü, cehennem malikine kavuşturdu. O halde iken Cebrail indi: `Ya Resulallah' dedi, `Ali (a.s.)'ın yaptığı bu iş Sana gönülden bağlılığının yüceliğidir!' Hz. Resul (s.a.v.): `Evet O Bendendir, Ben de O'ndanım' diye buyurdu. Cebrail de: `Ben de Sizdenim!' dedi. (...) Kummaoğlu, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) doğruluk ve safâ güneşinin parladığı alnını, bir cefa taşı atarak yaraladı. Ve bu yaradan akan kanları Hz. Muhammed bir taraftan temizliyor, bir taraftan da: `Eğer bir damla bu kandan yeryüzüne dökülse âsumânın belası iner' diyordu.
  • UHUD SAVAŞI (3)

    Şahaboğlu ise, Resul-i Ekrem'in küffara galebe çalacak kuvvetli pençesi bulunan mübarek kolunu gaddar bir okla yaralamıştı. İbn Ebu Vakkas ise, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in dinî merasimde `subhanallah' diyerek Hak Teala'yı tesbih eden ve bâtıl ile doğruyu ayıran şeriatın hayat maddesi olan ruh saçıcı dudağını parçalamış, dört ön dişini kırmıştı. Ve haram yiyenin oğlu Hadim oğlu da Hz. Muhammed (s.a.v.)'i yaralar içinde görünce kılıcını kaldırdı, hücuma geçti. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu kılıç darbesinden Kendisini koruyarak bir kaya mağarasına gizlendi. (...) Hamidoğlu: `Peygamberlik davası eden Muhammed'i öldürdüm!' diye bağırmaya başladı. Lanetli Şeytan da mel'un Hamidoğlu gibi haykırdı: `Muhammed öldü, Muhammed öldü!' Rivayet edilmiştir ki, Şeytan'ın bu sesi, Medine'ye kadar uzanmış, dost düşman arasına yayılmış, Müslümanlar mahzun olmuş ve düşmanlar sevinmişti. Bu gazvede Hz. Hamza şehadet şerbetini içmiştir. (...) Rivayet edilir ki, İslam askeri darmadağın olduğu zaman Hz. Fâtıma (a.s.) yanında bulunan kadınlarla babası Hz. Muhammed (s.a.v.)'den haber beklerken, bir atlı Resûlullah (s.a.v.)'in ölümünden haber vermişti. Hz. Fâtıma (a.s.)'ın bu haberden aklı başından gitti. Kendisine geldiği zaman Medine kapısından çıktı. Hz. Aişe, Safiye, Hafsa ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ismetli evinin daha birkaç kadınıyla beraber Uhud dağına doğru yol aldılar. Bu musibetlerden Fâtıma'nın (a.s.) vücudunun yürüyüş kuvveti kalmamıştı. Gayet takatsiz kaldı. O ismet göklerinin güneşi, gölge
  • UHUD SAVAŞI (4)

    gibi bir eski duvarın köşesine çekildi ve etrafında bulunan kadınlardan dini bütün birisine yalvardı: `O savaş meydanına koş. Babam Hz. Muhammed'den (s.a.v.) bir haber getir' dedi. (...) Sonra ilerledi. Savaş meydanına ayak bastı. Hz. Muhammed (s.a.v.) gizlendiği hendekten çıkıp bayrağının gölgesinde oturduğu yere vardı. Hemen mübarek ayaklarını öptü. Fâtıma'nın (a.s.) düştüğü hâli de uzun uzun anlatıp, Kendisine karşı duyduğu iştiyakı bildirdi. Hz. Resûlullah (s.a.v.) de: `Ey mü'mine hatun' dedi. `Geriye dön. Hayatımdan kızım Fâtıma'ya sevinç haberi götür ve O'nu Benim yanıma getir.' Kadın geri döndü. Hz. Fâtıma'ya (a.s.) Hz. Muhammed'den (s.a.v.) müjdeler verdi. Hz. Fâtıma (a.s.) o ıstıraplı hâli ile o muharebe meydanına geldi. Hz. Muhammed (s.a.v.) Kendisini karşıladı. O'nun gönlüne teselli verdikten az sonra kıyamet hatunu Fâtıma (a.s.): `Ey şefkatli Babacığım, bu kadına şükran borcu ödeyeceğime and içmiştim' dedi. Hz. Muhammed kadına sordu: `Ey mü'mine, dileğin nedir?' Kadın cevap verdi: `Umduğum şudur ki, kıyamet gününde bana ve evladıma şefaat etmendir.' Hz. Muhammed (s.a.v.) kadının muradını kabul etti ve Kendisine de izin verdi. Kadıncağız da oradan ayrılarak şehitlerin yanına gitti." 532 Hz. Fâtıma (a.s.)'ın Babasının yanına gelişinden sonra yaşananlar ise şöyle rivayet edilir: 532 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 105-112
  • UHUD SAVAŞI (5)

    "Hz. Fâtıma (a.s.) ve Safiye Uhud Savaşı'ndan sonra Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına geldiklerinde O'na bakarlar. Peygamberimiz, Ali'ye (a.s.) der ki: `Halamı Benden uzak tut. Ama Fâtıma'yı bırak gelsin.' Hz. Fâtıma (a.s.), Resûlullah'a (s.a.v.) yaklaştığında yüzünün yaralandığını ve ağzının kanadığını görür. Bir yandan kanı siler, bir yandan da çığlık atarak şöyle der: `Resûlullah'ın (s.a.v.) yüzünü kanatanlara Allah'ın gazabı daha da arttı..." Resûlullah'ın (s.a.v.) yüzünden akan kanı eliyle alıp havaya savuruyordu. Bir damlası yere düşmüyordu." 533 Sahih-i Müslim'den: "Ebu Hazım'ın şöyle dediği nakledilmiştir: Sehl ibn Sa'd, Resûlullah'ın Uhud Savaşı'nda aldığı yara hakkında sorulan bir soruya şöyle cevap verdi: Resûlullah'ın yüzü yaralanmış, azı dişi kırılmış ve başındaki miğferi ezilmişti. Resûlullah'ın kızı Fâtıma O'nun yüzündeki kanı yıkıyor ve Ali ibn Ebi Tâlib (a.s.) kalkanıyla su döküyordu. Fâtıma suyun kanı daha da arttırdığını görünce bir hasır parçasını yaktı ve külünü alıp yaranın üzerine sürdü, böylece kan kesildi." 534 533 Bihârü'l-Envâr, 20/96 534 Müslim, Sahih, Cihad ve Siyer kitabı, Uhud Gazvesi bâbı
  • HENDEK SAVAŞI’NDA HZ. FÂTIMA DA CEPHEDE İDİ

    Sünni Taberî Hz. Ali'den şöyle naklediyor: "Biz Resûlullah (s.a.v.) ile Hendek çukurlarındaydık ki, Fâtıma, Resûlullah'a bir parça ekmek getirdi ve ekmeği O'na uzattı. Resûlullah (s.a.v.), `Nedir bu?' diye sorduğunda Fâtıma (a.s.): `Çocuklarım için pişirdiğim ekmeğin bir parçasını Sana getirdim' dedi. Resûlullah onu yiyerek şöyle buyurdu: Kızım, bu ekmek üç günden sonra Babanın yediği ilk yiyecektir." 535 Hz. Fâtıma (a.s.) Babası, Eşi ve Oğulları ile hendek kazımında mücadele vermiştir. Kısaca Hendek savaşını da verelim: "Hicretin beşinci senesi... (...) Neticede savunma savaşı yapılmasına karar verilir. Kimi araştırmacılara göre Hz. Peygambere (s.a.v.) ilâhî bir ilham sonucu 535 Zehâirü'l-Ukba, Bab'un fi-Fazail-i Ehl-i Beyt, Zikr-u Birruha bi'n-Nebi, s. 47
  • HENDEK SAVAŞI’NDA HZ. FÂTIMA DA CEPHEDE İDİ (2)

    olarak veya muhtemelen Selman-i Farisi hazretlerinin teklifi dikkate alınarak şehrin kuzeye bakan kısımlarında hendek kazılmasına karar verilir. Onar kişi halinde ashabını gruplandıran Allah Elçisi, her gruba on arşınlık bir alanı kazdıktan sonra diğer tarafa geçmesini tenbihler. Eni 9 metre, derinliği 4.5metre olan hendek yaklaşık 5.5 km uzunluğundadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) mühendislik işini bizzat yapmakta, aynı zamanda bir amele gibi çalışmaktadır. Büyük mucizelere sahne olan hendek kazımında Hz. Câbir'in anlattığına göre bir ara ashab-ı kiram sert bir kaya parçasına rast gelir. Durumu Resûlullah (s.a.v.)'e haber verdiklerinde, `Hele şöyle bir hendeğe ineyim de göreyim' buyurur. `Ayağa kalktıklarında karnına taş bağladıklarını gördüm' der Hz. Câbir... Hemen izin isteyerek eve gider ve hanımı Süheyle'ye, `Peygamberde öyle bir açlık hâlini gördüm ki, ona dayanmak mümkün değil, evde yiyecek bir şey var mı?' diye sorar. `Biraz arpa ve bir keçi oğlağı var' cevabını alınca sevinir. (...) Allah Resulü'nün, `Hanımına söyle, Ben evinize gelinceye dek çömleği ateşten, ekmeği fırından ayırmasın' diye tenbihi ile yiyeceklere O teşrif edene kadar el sürülmez. Allah Resulü, mübarek elleri ile bizzat kendileri servis yapar, yemeği takdim eder herkese. Bütün davetliler doyar. Muhacir, Ensar ve Resûlullah (s.a.v.)'in yanında bulunan herkes yemiş, yemekler artmıştır. Allah Resulü Hz. Câbir'in hanımına, `Geri kalanı sen yersin ve Medine halkına da dağıtırsın zira açlık halkı istila etmiştir' buyurur. Hendek kazımı devam ederken bir ara Hz. Selman sert bir kayalıkla karşılaşır. Epeyce uğraştığı halde halledemez. Allah Resulü olaya vâkıf olur ve balyozu Selman'ın elinden alır. Kayayı kırmaya
  • HENDEK SAVAŞI’NDA HZ. FÂTIMA DA CEPHEDE İDİ (3)

    başlar ve etraf taştan çıkan kıvılcımlarla aydınlanır. Her kıvılcım çıkışında âdeta istikbale doğru bir zaman tüneli açılır. Allah Resulü çevresindeki insanlara Şam'ın anahtarlarını, Yemen ve İran beldelerini, Kisra'nın sarayını müjdeler. Hendek Savaşı çok çetin geçmekte idi. Hz. Ali'nin (a.s.) belirttiğine göre, bu sıkıntılı günlerin birinde Hz. Peygamber ikindi namazını geçirmişti de; `Allah, düşmanların evlerine ve kabirlerine ateş doldursun; ikindi namazını unutturdular; sonunda güneş de battı' diyerek beddua etmişti. Savaş esnasında... Düşman cephesinde bulunan Eşça kabilesinin reisi Nuaym bin Mesud o esnada iman ile şereflenir. Bir yolunu bularak, imanını ikrar için Hz. Peygamberin (s.a.v.) huzuruna varır ve şu teklifi sunar: `Birleşik ordudaki kabileler, henüz Müslüman olduğumu bilmiyorlar. Emrederseniz İslam'a bir hizmetim dokunabilir.' Hz. Peygamber (s.a.v.) ona bir taktik verir ve düşmanın içine yollar. Nuaym, derhal Ben-i Kurayza yahudilerine giderek sırf onlara olan samimiyet ve sevgisi sebebiyle bir teklif getirmek, uyarmak için geldiğini söyler ve içini döker: `Kureyş ve Gatafan kabileleri buraya geldiler. Müslümanları imha etmeye çalışıyorlar ancak onlar da gerekli cevabı veriyorlar. Öyle sanıyorum ki bu iş yeterince uzadı, birleşik güçler sıkılmaya başladı. Sıkıntıları artarsa sizi bırakıp giderler, yapayalnız kalırsınız. Anlaşmayı bozduğunuz anlaşılınca yakanızı Müslümanlardan kurtaramazsınız. Bana sorarsanız Kureyş ve Gatafan eşrafından bir takım adamları rehin alın ki işleri bitince sıvışıp gitmesinler.' Nuaym'ın bu sözleri Yahudilere çok uygun geldi. Ardından Nuaym, Kureyşliler'in meclisine giderek; Yahudilerin
  • HENDEK SAVAŞI’NDA HZ. FÂTIMA DA CEPHEDE İDİ (4)

    Müslümanlarla olan anlaşmalarını bozmalarından pişmanlık duyduklarını, bu sebeple tekrar gizli bir ittifak yaptıklarını suçlarını affettirmek için de Kureyş ve Gatafan'ın bazı ileri gelenlerini rehin alıp Müslümanlara vermeyi planladıklarını söyleyerek güya bir dost olarak haber verir. Bunun üzerine şüpheye düşen Ebu Süfyan, Ben-i Kurayzalılar'ı denemek için; `Biz buraya reislerinizin teşviki ile geldik ama siz ağır davranıyorsunuz. Bizim burada uzun süre kalacak hâlimiz de yok. Askerlerimiz aç kalmaktan şikayetçi, hayvanlarımız telef olmaya başladı. Hiç olmazsa yarın hep beraber bir hücuma çıkalım da bu işi bitirelim" dedi. Ben-i Kurayza yahudileri ise; `Yarın cumartesi biz o gün iş yapmayız. Öbür gün savaşabiliriz. Ancak ileri gelenlerinizden yetmiş kişiyi rehin vermelisiniz ki, onları kalemizde tutalım ve güzellik içinde olalım" cevabını verdiler. Böylece her iki grup da Nuaym'ın kendisine söylediğinin ne kadar doğru olduğunu anlamış oldu. (...) Böylece Hz. Peygamberin (s.a.v.) soğuk savaş taktiğinin başarısı, kendini göstermeye başlamıştı. (...) Müslümanların teessürü de büyüktü. Hz. Peygamber savaşın son günü ikindi namazında şöyle dua ediyordu: `Allah'ım! Ey Kur'an'ı gönderen Rabbim! Ey düşmanların hesabını tez gören Rabbim! Şu küfür topluluğunu kır. Onları hezimete uğrat. İradelerini sars, Allah'ım!' (...) Ve bir rüzgâr, gün doğarken yardıma koşuyordu. Melekler seferber olmuşlardı. Rüzgâr ve Allah'ın gönderdiği ordular, onlara yapacaklarını yapıyorlardı. Hz. Peygamberin (s.a.v.) Huzeyfetü'l-Yeman'dan aldığı savaş raporu şöyledir: `Rüzgâr Medine vadisinin toprağını, kumunu, çakılını savurup