UHUD SAVAŞI (4)
gibi bir eski duvarın köşesine çekildi ve etrafında bulunan kadınlardan dini bütün birisine yalvardı: `O savaş meydanına koş. Babam Hz. Muhammed'den (s.a.v.) bir haber getir' dedi. (...) Sonra ilerledi. Savaş meydanına ayak bastı. Hz. Muhammed (s.a.v.) gizlendiği hendekten çıkıp bayrağının gölgesinde oturduğu yere vardı. Hemen mübarek ayaklarını öptü. Fâtıma'nın (a.s.) düştüğü hâli de uzun uzun anlatıp, Kendisine karşı duyduğu iştiyakı bildirdi. Hz. Resûlullah (s.a.v.) de: `Ey mü'mine hatun' dedi. `Geriye dön. Hayatımdan kızım Fâtıma'ya sevinç haberi götür ve O'nu Benim yanıma getir.' Kadın geri döndü. Hz. Fâtıma'ya (a.s.) Hz. Muhammed'den (s.a.v.) müjdeler verdi. Hz. Fâtıma (a.s.) o ıstıraplı hâli ile o muharebe meydanına geldi. Hz. Muhammed (s.a.v.) Kendisini karşıladı. O'nun gönlüne teselli verdikten az sonra kıyamet hatunu Fâtıma (a.s.): `Ey şefkatli Babacığım, bu kadına şükran borcu ödeyeceğime and içmiştim' dedi. Hz. Muhammed kadına sordu: `Ey mü'mine, dileğin nedir?' Kadın cevap verdi: `Umduğum şudur ki, kıyamet gününde bana ve evladıma şefaat etmendir.' Hz. Muhammed (s.a.v.) kadının muradını kabul etti ve Kendisine de izin verdi. Kadıncağız da oradan ayrılarak şehitlerin yanına gitti." 532 Hz. Fâtıma (a.s.)'ın Babasının yanına gelişinden sonra yaşananlar ise şöyle rivayet edilir: 532 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 105-112
