UHUD SAVAŞI (3)
Şahaboğlu ise, Resul-i Ekrem'in küffara galebe çalacak kuvvetli pençesi bulunan mübarek kolunu gaddar bir okla yaralamıştı. İbn Ebu Vakkas ise, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in dinî merasimde `subhanallah' diyerek Hak Teala'yı tesbih eden ve bâtıl ile doğruyu ayıran şeriatın hayat maddesi olan ruh saçıcı dudağını parçalamış, dört ön dişini kırmıştı. Ve haram yiyenin oğlu Hadim oğlu da Hz. Muhammed (s.a.v.)'i yaralar içinde görünce kılıcını kaldırdı, hücuma geçti. Hz. Muhammed (s.a.v.) bu kılıç darbesinden Kendisini koruyarak bir kaya mağarasına gizlendi. (...) Hamidoğlu: `Peygamberlik davası eden Muhammed'i öldürdüm!' diye bağırmaya başladı. Lanetli Şeytan da mel'un Hamidoğlu gibi haykırdı: `Muhammed öldü, Muhammed öldü!' Rivayet edilmiştir ki, Şeytan'ın bu sesi, Medine'ye kadar uzanmış, dost düşman arasına yayılmış, Müslümanlar mahzun olmuş ve düşmanlar sevinmişti. Bu gazvede Hz. Hamza şehadet şerbetini içmiştir. (...) Rivayet edilir ki, İslam askeri darmadağın olduğu zaman Hz. Fâtıma (a.s.) yanında bulunan kadınlarla babası Hz. Muhammed (s.a.v.)'den haber beklerken, bir atlı Resûlullah (s.a.v.)'in ölümünden haber vermişti. Hz. Fâtıma (a.s.)'ın bu haberden aklı başından gitti. Kendisine geldiği zaman Medine kapısından çıktı. Hz. Aişe, Safiye, Hafsa ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) ismetli evinin daha birkaç kadınıyla beraber Uhud dağına doğru yol aldılar. Bu musibetlerden Fâtıma'nın (a.s.) vücudunun yürüyüş kuvveti kalmamıştı. Gayet takatsiz kaldı. O ismet göklerinin güneşi, gölge
