• HENDEK SAVAŞI’NDA HZ. FÂTIMA DA CEPHEDE İDİ (5)

    düşmanların yüzüne, gözüne çarpıyor. Çadırlar havada dolaşıyor, yemek tencereleri devriliyor, ateşler sönmeye başlıyordu. Dehşete düşen yük develeri ve süvari atları birbirine karışıyordu. Harp sahası tam bir ana-baba gününe dönmüştü. Kafirler canlarını kurtarmak için tek yolu kaçmada buluyorlardı.' `Ey mü'minler! Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız! Hani (hendek günü) üzerinize ordular gelmişti de, Biz, onların üzerine bir rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görmektedir.' 536" 537 536 Ahzab: 9 537 Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmeten-li'l-Âlemin, c. 1, s. 335-348
  • MEKKE’NİN FETHİ’NDE HZ. RESÛLULLAH’IN YANINDA YER ALMIŞTIR

    "Mekke, Hicret'in 8. yılında Ramazan ayı içinde fethedildi. Fethin sebebi Kureyş müşriklerinin, Hudeybiye Anlaşması'nı bozarak, Peygamberimizin (s.a.v.) müttefiki olan Huzaalıları öldürtmeleriydi. Resûlullah (s.a.v.) Kureyş müşriklerine bir mektup göndererek, ya Huzaalıların kan bedellerini ödemelerini, ya da Huzaalıların öldürülmesine aracı olan Ben-i Bekirliler'le ilişkilerini kesmelerini, yoksa kendileri ile savaşacağını bildirdi. Kureyşliler elçiyi geri çevirdiler. Daha sonra bu davranışlarından da pişman oldular ve Ebu Süfyan'ı Medine'ye gönderdiler. Maksatları Hudeybiye Anlaşması'nın süresini uzatmaktı. Peygamberimiz (s.a.v.), Ebu Süfyan'ın ne maksatla gelmekte olduğunu ashabına haber verdi ve `Fakat istediğini elde edemeden geri dönüp gidecektir' buyurdu.
  • MEKKE’NİN FETHİ’NDE HZ. RESÛLULLAH’IN YANINDA YER ALMIŞTIR (2)

    Ebu Süfyan önce kızı Ümmü Habibe'ye gitti. Ümmü Habibe Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zevcesi idi. Ebu Süfyan kızından şefaat isteyecekti. Ümmü Habibe kendisini soğuk karşıladığı gibi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) oturduğu yere oturmasın diye minderi toplayıp kaldırdı. Hz. Ebu Bekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Ali'ye (a.s.) başvurdu... `Resûlullah'a (s.a.v.) karşı kimse himayeye alınamaz' diyorlardı. Hatta ashabdan en yakın dostu olan Sa'd bin Ubade bile onu geri çevirdi." 538 Ebu Süyfan, son çare olarak Hz. Fâtıma'ya (a.s.) başvurdu. O esnada Hz. Fâtıma'nın yanında Hz. Hasan (a.s.) vardı. Ebu Süfyan: "Ey Muhammed'in kızı! Bari Sen beni himaye etsen olmaz mı?" diyerek âdeta yalvardı. Hz. Fâtıma (a.s.), "Ben bir kadınım ve kimseyi himaye edemem" diye cevap verdi. Ebu Süfyan: "Ya Fâtıma, bari bu oğluna söyle de halkın huzurunda beni himaye ettiğini söylesin. Bana bu da yeter. Zira Senin bu çocuğun dünyanın son devrine kadar Müslümanların büyüğü olarak anılacaktır" diyerek Hz. Hasan'ı (a.s.) gösterdi. Hz. Fâtıma (a.s.): "Oğlum henüz küçüktür. Kimseyi himaye edecek ve kimseye söz ve garanti verecek yaşta değildir" diye özür beyan etti. 539 Hz. Fâtıma (a.s.) Babasının Ebu Süfyan'a yazdığı sert mektuptan sonra Mekke'ye karşı bir seferin yapılacağını anlamıştı. Resûlullah on bin kişilik ordusu ile beraber oruçlu olarak Medine'den Mekke'ye doğru sefere başladı. Hz. Fâtıma (a.s.) bu seferde İslam ordusuyla beraber Babasının yanında yer aldı. Mekke Hicret'in 8. yılında Ramazan ayında fethedildi. 538 Prof. Dr. Haydar Baş, Rahmeten-li'l-Âlemin, c. 2, s. 208 539 Mevabü'l-Ledünniyye, El-Kastalanî, c. 1, sy. 161
  • MEKKE’NİN FETHİ’NDE HZ. RESÛLULLAH’IN YANINDA YER ALMIŞTIR (3)

    "Mekke fethedildiği gün Hz. Fâtıma (a.s.) da babası ve çocukları ile oraya gelmişti. Peygamber (s.a.v.) Kendisi için kurulan çadırda gusül ediyordu. Hz. Fâtıma (a.s.) da Babasının görünmemesi için ön tarafında bir perde tutuyordu. O sırada Ali (a.s.)'ın bacısı Ümmü Hani'nin kocasının, Ben-i Mahzum kabilesinden bazılarını evinde sakladığını, onlara eman verdiğini ve böylece Müslümanlardan onlara bir zarar gelmemesine çalıştığını Ali'ye (a.s.) haber verdiler. Hz. Ali (a.s.) hemen bacısının evine gitti ve yüzünü demir kalkan ile kapatmış olduğundan bacısı O'nu tanımadı. Öne doğru çıkarak: `Ey Allah'ın kulu! Bu evden uzak dur, ben Resûlullah'ın (s.a.v.) amcasının kızı ve Ali bin Ebi Tâlib'in bacısıyım' dedi. Hz. Ali (a.s.) evinde sakladığı adamları dışarı çıkarmasını istedi. Ümmü Hani: `Allah'a yemin olsun ki, Seni Resûlullah'a (s.a.v.) şikayet edeceğim' dedi. Ali (a.s.) yüzündeki maskeyi çıkarınca bacısı O'nu tanıdı ve `Sen misin? Canım Sana feda olsun! Ancak, Seni Resûlullah'a (s.a.v.) şikayet edeceğime yemin ettim' diye feryat etti . Ali (a.s.): `Bacım, git ve yeminini bozma' dedi. Ümmü Hani Peygamberin (s.a.v.) yanına geldi ve olayı anlattı. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki, `Senin sığınma hakkı verdiğin herkes Benim himayem altındadır, güvendedir.' Bu sırada Fâtıma (a.s.) eşini savunmak için, `Ey Ümmü Hani! Gelip de niye Allah ve Resulü'nün (s.a.v.) düşmanlarını korkuttu diye Ali'yi şikayet ediyorsun?' dedi. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: Allah Ali'nin çaba ve fedakarlıklarının ecrini verecektir. Ümmü Hani de Ali'nin hatırına çok üstün bir makama sahiptir ve her kime sığınma hakkı verirse, Benim güvencem altındadır." 540 540 Tevfik Ebu İlm, Hz. Fâtıma, s. 78-79
  • RESÛLULLAH’IN VEFATINDAN SONRA VERDİĞİ MÜCADELE

    Hz. Fâtıma'nın (a.s.) Babasının vefatından sonra verdiği mücadele halifenin tayini ve Fedek konusuyla başlayan miras meselesi ile ilgilidir Çünkü Hz. Ali'nin (a.s.) hilafeti ile ilgili hadisler ve ayetler ortada iken, bunlar hiç yokmuş gibi halife seçimine gidilmiş, ayet ve hadisler âdeta inkar edilmiştir. Ayrıca, halifenin seçimi konusu da şaibelidir. Çünkü, Ben-i Sakife toplantısında Hz. Ebu Bekir'in seçimi için ümmetin değil, çok küçük bir kalabalığın fikri sorulmuştur. Ve halife seçilen kişi, tehditler savurarak, kılıç zoruyla gerçekten halifeliği elde etmesi gereken kişiyi biata zorlamıştır. İslam esaslarına göre, Peygamberden sonra yerine geçecek şahıs oy kullanarak değil, Allah'ın ikramı ile belirlenir. Halifelik, bu şarta riayet edilerek belirlenmediği içindir ki, Hz.
  • FEDEK KONUSUNDAKİ SİYASÎ MÜCADELESİ

    Gelişmeler Resûlullah (s.a.v.)'in vefatından on gün sonra başlayan Fedek hurmalığı meselesi olarak görülse de mücadelenin asıl sebebi, İslam inancının getirdiği ölçülerin aşılması ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) bıraktığı sünnetin hiçe sayılmasına olan öfkedir. Hz. Peygamber (s.a.v.) son anlarında Ehl-i Beyt'ine bu konuda yaşayacakları ile ilgili bilgiler verdiği gibi, sahabesine de sağlığında ikazlarda bulunmuştu. Sünni Ebu Nuaym İsfihanî "Hilye"de, Sünni Muhammed b. Talha Şafiî "Metâlibu's-Suul"de, Sünni Belazurî kendi tarihinde, Ebu Eyyub-i Ensarî'den şunu nakletmişlerdir: "Ebu Eyyub'a, `Neden Ali (a.s.) ile oldun da Hz. Ebu Bekir'e biat etmedin' diye sorduklarında (itiraz ettiklerinde) O cevap olarak şöyle dedi: `Bir gün Hz. Resûlullah (s.a.v.)'in huzurundayken Ammar b. Yasir geldi, Hz. Peygambere (s.a.v.) bazı sorular sordu, Hz. Peygamber (s.a.v.) sohbet sırasında şöyle buyurdu:
  • FEDEK KONUSUNDAKİ SİYASÎ MÜCADELESİ (2)

    Ya Ammar! Tüm insanlar bir yoldan gitse ve Ali ise başka bir yolu seçerse, Sen Ali'nin gittiği yolu seç, halkın gittiği yolu bırak. Ya Ammar! Ali Seni hidayetten çıkarmaz dalalete de düşürmez. Ey Ammar! Ali'ye uymak Bana uymaktır. Bana uymak ise Allah'a uymaktır." Fedek hurmalığı ile ilgili husûmet, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) şahsında büyük bir siyasi mücadeleye dönüşmüştür. Hz Fâtıma (a.s.) Mescid-i Nebevî'de yaptığı konuşmanın ardından bu işin peşini bırakmamış, tam tersine halifeye karşı tavrını sonuna kadar kararlılıkla sürdürmüştür. İlk olarak Hz. Ebu Bekir ile konuşmama kararı almıştır: "Allah'a yemin ederim ki, yaşadığım sürece seninle tek bir kelime konuşmayacağım" dedi. 541 Siyasal iktidar diyebileceğimiz halifeye ve onun izlediği politikaya karşı yapılan çalışmalar Hz. Fâtıma (a.s.) ve Hz. Ali'nin (a.s.) elbette ki mal hırsından ileri gelmiyordu. Bu mücadele, Hz. Fâtıma (a.s.)'ın mescidde yaptığı konuşmasında ısrarla altını çizdiği, Resûlullah (s.a.v.)'in bıraktığı çizgiden sapmaya, İslam'ın esas gayesinden uzaklaşmaya karşı bir duruş olarak anlaşılmalıdır. Bu karşı duruş, hem seçilen halifeye hem de onun icraatlarına karşıdır. Halifeye karşıdır, çünkü, halifelik Hz. Ebu Bekir'in hakkı değil, Resûlullah'ın (s.a.v.) hayatında ısrarla belirttiği gibi Hz. Ali (a.s.)'ın hakkı idi. Onun icraatlarına karşıdır, çünkü, Fedek ve humus gelirlerini Hz. Ebu Bekir, hakkı olmadığı halde, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) elinden almıştır. 541 Ali Erbili, Keşfü'l-Gumme, c. 1, s. 477
  • FEDEK KONUSUNDAKİ SİYASÎ MÜCADELESİ (3)

    Hz. Fâtıma (a.s.) mescidde yaptığı konuşmada Hz. Ali'nin (a.s.) üstün vasıflarını ve Resûlullah'ın (s.a.v.) kardeşi olduğunu özellikle hatırlatmıştı. Bu mesele ile ilgili olarak hastalığında Kendisini ziyarete gelen Muhacir ve Ensar kadınlarına yaptığı konuşmada da, esas sıkıntısının dünyalık değil, sadece İslam davası olduğunu tekrar vurgulamıştır: "... Hüzün ve keder içinde sabahladım. Bir yanda Nebi'nin (s.a.v.) vefatı, bir yanda Vasi'nin (a.s.) uğradığı zulüm... Allah'a yemin ederim ki, Allah'ın Kitabı'nda indirdiğine ve Peygamberin (s.a.v.) sünnetinde te'vil ettiğine aykırı bir şekilde imameti elinden alınan kimsenin mahremiyeti çiğnenmiş oldu. Ama bunun sebebini biliyorum. Bu, Bedir'in kininin ve Uhud'un kalıntılarının açığa vurulmasıdır." 542 Bu çıkışları, Hz. Ali'nin (a.s.) halifelik konusunda vereceği mücadelede de O'na destek olmuştur. Fedek, hak ile seçilmeyen halifenin tartışılmasına neden olacaktı. O, hutbelerinde bunu işlemiştir. Hz. Fâtıma (a.s.)'ın Fedek konusunda izlediği siyasî mücadelesini şöyle sıralayabiliriz: 1- Öncelikle Kendisi bu olaya dahil olmak istememiş ve temsilen bir kişiyi, miras meselesini konuşmak üzere Hz. Ebu Bekir'in yanına göndermiştir. 2- Hz. Fâtıma (a.s.) Hz. Ebu Bekir in sert tavrı karşısında bu sefer Kendisi bizzat hakkını istemiştir. 3- Hz. Ebu Bekir kati olarak vermeyeceğini açıklayınca, Mescid-i Nebevi'de sahabelere hitaben büyük bir hutbe irad etmiştir. 542 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 156
  • FEDEK KONUSUNDAKİ SİYASÎ MÜCADELESİ (4)

    4- Bu konuşmadan sonra bir daha Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer'le konuşmamış, sahabelerin nazarında onları affetmediğini göstermiştir. 5- Hz. Ömer ve Hz. Ebu Bekir, hasta yatağında O'nu ziyarete geldiklerinde öfkesini ve kızgınlığını bir kez daha ilan etmiştir. 6- Hasta yatağında kendisini ziyarete gelen Ensar ve Muhacir kadınlarına maksadını açıklayan bir konuşma yapmıştır. 7- Cenaze ve defin işlemlerinin gizli yapılmasını vasiyet etmiştir. Bu siyasi mücadele ile ilgili olarak Allame Seyyid Muhammed Bâkır Sadr şunları söylüyor: "Hz. Zehra'nın çaba ve faaliyetleri bir açıdan sonuçsuz kaldı, bir açıdan da zaferle sonuçlandı. Peygamberin (s.a.v.) vefatından on gün sonra büyük bir taarruzla üzerine gittiği halifenin iktidarını yıkamadığından dolayı yenilmiş sayılmaktadır. Diğer açıdan, Fâtıma (a.s.)'ın uğraşı ve çabası zaferle sonuçlandı. Çünkü, Kendi hakkını, işin gerçeğini var gücüyle herkese ulaştırabildi, mezhebi savaş alanlarındaki direnç gücünü arttırdı." Hz. Fâtıma (a.s.)'ın Mescid-i Nebevi'de yaptığı konuşmada sahabelere hitabı şöyle idi: "Şeytan deliğinden başını çıkardı; sizi kendisine icabet edenler buldu. Sizi, aldatmasına hazır bir anlayışta gördü. Sizi uyardı, çok çabuk dediğini yerine getiren kimseler olduğunuzu gördü. Böylece siz, size ait olmayan bir deveyi damgaladınız." "Deve" ile kastedilen hilafet makamına oturan Hz. Ebu Bekir'dir. Hz. Fâtıma (a.s.) Hz. Ebu Bekir'i biatı ile halife yapanların, Şeytan'ın oyunlarına alet olduğunu söylemektedir. Yani Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yaptığı hem Babasından kalan hakkına sahip çıkmak, hem de hilafet ile ilgili yaptıkları yanlışı halkın yüzüne vurmaktır.