• İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (7)

    şöyle dedi: `Allah-u Teala buyuruyor ki, bu peygamberlerden ne üzere gönderildiklerini sor.' `Ne üzere gönderildiniz?' diye sorduğumda: `Senin velayetin ve Ali bin Ebi Tâlib'in velayeti üzere gönderildik.' dediler." 566 Sünni Muttaki Hind'in eserinden: Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bana iman edip, Beni tasdik edene Ali bin Ebi Tâlib'in velayetini tavsiye ederim. Her kim O'nu veliyü'l-emr edinirse Beni edinmiş olur ve her kim Beni veliyü'l-emr edinirse Allah'ı edinmiş olur. Her kim Ali'yi severse Beni sevmiş olur, Beni seven ise Allah'ı sevmiştir. Her kim Ali'ye buğzederse Bana buğzetmiştir. Bana buğzeden ise, şânı yüce olan Allah'a buğzetmiştir." 567 Sünni eserlerden "Menâkıb"da, Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Her peygamberin vasi ve vârisi vardır; Benim vasi ve vârisim ise Ebu Tâlib oğlu Ali'dir." 568 Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Ey Ensar topluluğu! Sizleri sıkıca sarıldığınız takdirde asla sapmayacağınız bir kimseye hidayet edeyim mi?" Ensar: "Evet ya Resulallah" deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Sarılmış olduğunuz takdirde dalalete düşmeyeceğiniz o kimse (gördüğünüz) bu Ali'dir. Öyleyse Benim sevgimle O'nu seviniz; Benim kerametimle O'na ikramda bulununuz. Şüphesiz Cebrail, 566 Tefsir-i Ebu'l Futuh, c. 10, s. 92 567 Muttaki, Muntahabu'l-Kenz, s. 3 568 Menâkıb-i İbn-i Meğazilî, s. 201
  • İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (8)

    Allah tarafından size söylediklerimi Bana emretti." 569 Sünni İbn Esir-i Cezerî, Amran bin Hüseyin'den, dedi ki: "Resûlullah (s.a.v.) başında Ali bin Ebi Tâlib olmak üzere bir ordu göndermişti. Savaştıkları yerde aldıkları esirlerden Ali Kendine de bir cariye aldı. Ali (a.s.)'ın etrafındakiler bunu Ali (a.s.)'a fazla görüp istemediler. Ashabdan dört kişi birbiriyle anlaşıp şöyle dediler: `Resûlullah (s.a.v.)'i gördüğümüzde Ali (a.s.)'ın yaptığını anlatacağız.' Müslümanlar bir seferden döndüklerinde ilk önce Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına uğrayıp selamlaştıktan sonra evlerine giderlerdi. Bu ordu da Medine'ye vardığında önce Resûlullah'a (s.a.v.) uğradı. Selamlaştıktan sonra o birbiriyle anlaşan dört sahabeden biri ayağa kalkıp şöyle dedi: `Ya Resulallah, bakmaz mısın, Ali bin Tâlib şöyle şöyle yaptı?' Resûlullah (s.a.v.) yüzünü o sahabeden çevirdi, ikincisi ayağa kalkıp birincinin dediğini söyledi, Resûlullah (s.a.v.) ondan da yüzünü çevirdi. Üçüncüsü de ayağa kalkıp aynı sözleri söyledi. Resûlullah (s.a.v.) bu sahabeden de yüzünü çevirdi. Sonra dördüncüsü ayağa kalkıp aynı şeyi söyledi, bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.)'in yüzünde öfke alametleri belli olduğu halde şöyle buyurdu: Ali'den ne istiyorsunuz? Ali'den ne istiyorsunuz? Ali'den ne istiyorsunuz? Ali Benden, Ben de Ali'denim. Ali, Benden sonra tüm mü'minlerin velisidir." 570 İmam Ali'nin (a.s.) Resûlullah'tan (s.a.v.)sonraki halife olması ile ilgili ayet ve hadisler ortada iken, maalesef, sahabeler O'na sır569 Sünni âlimlerden Hafız Ebu Nuaym Ahmed b. Abdullah İsfahani "Hilyetü'l-Evliya, c. 1, s. 63 570 Usdü'l-Gabe fi Ma'rifeti's-Sahabe, el-Cezerî, s. 107
  • İSLAM’DA HALİFENİN SEÇİM USULÜ (9)

    tını dönmüştür. Ve büyük bir işaret olarak, Resûlullah'ın (s.a.v.) şu hareketini verelim: Sünni Ahmet bin Hanbel, Zeyd bin Erkam'dan: Bazı ashabın mescide açılan kapıları vardı. Bir gün Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ali'nin mescide açılan kapısından başka tüm kapıları kapatınız." Bu durumdan hoşlanmayanlar konuştular, bundan haber alan Resûlullah (s.a.v.) hamd ü senâdan sonra şöyle buyurdu: "Ben, Ali'nin kapısından başka mescide açılan tüm kapıların kapatılmasını emrettim, aranızdan konuşanlar oldu. Allah'a yemin olsun ki, Ben kendimden ne kapattım, ne de açtım, sadece Bana emrolunan şeyi yerine getirdim." 571 Gerek Gadr-i Hum Hutbesi'nde ve gerekse diğer hadislerinde Peygamber (s.a.v.) Hz. Ali'yi nasp etmiştir. 571 Ahmed bin Hanbel, Müsned, c .4, s.369
  • HZ. ALİ’NİN İMAMETİ İLE İLGİLİ OLARAK HZ. FÂTIMA’NIN SÖYLEDİKLERİ

    "Hz. Ali'nin (a.s.) imametini Peygamberin (s.a.v.) sözleri ile kanıtlamak mümkün mü?" diye soran birine verdiği cevap: "Hayret! Gadr-i Hum gününü unuttunuz mu? Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu duydum: Ali, aranızda Kendimden sonra bıraktığım en hayırlı kimsedir. Ali Benden sonra imam ve halifedir. Daha sonra iki oğlum Hasan ve Hüseyin ve Hüseyin'in neslinden olan dokuz kişi en iyi imamlardır. Onlara uyarsanız, onları hidayete eren ve hidayete erdirenler olarak bulursunuz; muhalefet ederseniz, kıyamet gününe dek daima aranızda ihtilaf vukû bulur." "O zaman Ali (a.s.) neden sustu ve kendi hakkını almadı?" dediğinde de buyurdular ki: "Ey Eba Ömer! Resûlullah (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: İmam Kâbe gibidir; halk O'na gelmelidir, O halka değil."
  • HZ. ALİ’NİN İMAMETİ İLE İLGİLİ OLARAK HZ. FÂTIMA’NIN SÖYLEDİKLERİ (2)

    Sonra şöyle devam ettiler: "And olsun ki, eğer hakkı ehline bıraksalardı ve Peygamberin Ehl-i Beyt'ine uysalardı, Allah konusunda (dinî meselelerde) iki kişi bile ihtilafa düşmezlerdi. Hz. Ali'den İmam Hüseyin'in dokuzuncu evladı olan Hz. Mehdi'ye kadar olan imamlar birbirlerinin ardınca O'nu miras alırlardı. Ama ne yazık ki (cahil halk), Allah'ın geriye attığını öne geçirdiler, Allah'ın öne geçirdiğini ise geriye attılar. Peygamberi (s.a.v.) kabre koyduktan sonra hevesleri doğrultusunda birini seçtiler ve kendi görüşleri ile amel ettiler. Kahrolsunlar! Acaba Allah-u Teala'nın şu sözünü duymamışlar mıydı: `Rabbin dilediğini yaratır ve seçer, seçim onlara ait değildir' 572 Hayır onlar bunu duymuşlardır fakat onlar Allah-u Teala'nın buyurduğu şu duruma düşmüşlerdir: `Gerçek şu ki, gözler kör olmaz ancak sinelerdeki kalpler körelir' 573 Heyhat! Onlar dünyada uzun arzulara kapıldılar, öleceklerini unuttular. Allah onları helak etsin, işlerini boşa çıkarsın. Allah'ım, yücelikten sonra küçülmekten Sana sığınırım." 574 Ve yine bu konudaki şu söz de Hz. Fâtıma (a.s.)'a aittir: Sünni Mevla Ali Muttaki Hindi, Kenzü'l-Ummal'dan: "Allah Teala, Gadr-i Hum olayından sonra hiç kimseye bir bahane ve özür yolu bırakmamıştır." 575 572 Kasas: 68 573 Hac: 46 574 Bihârü'l-Envâr, c. 36, s. 353 575 Kenzü'l-Ummal, Hadis: 25346
  • HZ. ALİ, HİLAFET HAKKI İKEN NEDEN SABRETTİ?

    Hz. Ali (a.s.)'ın hilafet kendi hakkı olduğu halde neden sabrettiğiyle ilgili olarak şu hadis meşhurdur: Sünni El-Cezerî'nin eserinden: İmam Ali (a.s.) buyurdu ki: "Resûlullah (s.a.v.) Bana hitaben buyurdu ki: Sen Kâbe'nin menzilindesin, Sana gelirler, Sen gitmezsin. Şayet bu toplum Sana gelip hilafeti teslim ederse kabul et, vermezler ise bırak yanlarına gitme ta ki onlar Sana gelsin." 576 Neden sabrettiği ile ilgili görüşlerini O'nun Şıkşıkiye Hutbesi'nden verelim: "Allah'a and olsun ki, falan kimse hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek gibi giyindi. Oysa sel Benden akar ve hiçbir kuş benim uçtuğum 576 Usdü'l-Gabe fi Ma'rifet el-Sahabe, el-Cezerî, s. 112
  • HZ. ALİ, HİLAFET HAKKI İKEN NEDEN SABRETTİ? (2)

    yerlere uçamazdı. Ben de hilafetle arama bir perde çektim, ondan yüz çevirdim. Başladım düşünmeye; kesilmiş elimle atağa mı geçeyim, yoksa kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Öyle bir karanlık ve körlük ki, bu büyüğü tamamıyla yıpratır, küçüğü tümüyle ihtiyarlatır, mü'min kimse de Rabbine ulaşıncaya dek bu karanlık körlükte zahmetten zahmete düşer. Gördüm ki sabretmek akla daha yatkın, sabrettim. Ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik. Mirasımın yağmalandığını görüyordum, tâ ki birincisi yolunu tamamlayıp, onu kendinden sonraki falana verdi, gitti." Hz. Ali (a.s.) daha sonra A'şa'nın şu beytini okudu: "Câbir'in kardeşi Hayyan nezdinde yaşadığım hayat ile Şimdiki hayatım arasında ne benzerlik var!" (Ben bugün sıcak havada bir lokma ekmek için uzun çölleri kat ediyorum. Câbir'in kardeşi Hayyan ile birlikte yaşadığım dönemlerde ise nimetler içinde yaşıyordum). "Ne kadar ilginç! Yaşarken halkın kendini bırakmasını isterdi. Ama ölümden sonra yerine öbürünün geçmesini sağladı. Bu iki kişi hilafeti aralarında paylaştılar. Hilafeti öyle sert ve kaba bir yere attı ki sertliği insanı derinden yaralar, oldukça kaba davranırdı. Hilafeti boyunca oldukça düştü, sürçtü. Habire sürçtükçe özür diledi, hilafet sahibi huysuz bir deveye binmişe benzerdi. Öyle bir deve ki yularını çekse burnu yırtılır, yaralanırdı, dizginlerini salsa nefsini yokluğa, helake atardı. Allah'ın bekâsına (varlığına) and olsun ki, insanlar onun zamanında ihtilafa düştü, huysuzlaştı, renkten renge büründü ve birbirini suçladı. Ama Ben de uzun zaman boyunca bir çok zahmete, mih-
  • HZ. ALİ, HİLAFET HAKKI İKEN NEDEN SABRETTİ? (3)

    nete düşmeme rağmen yine de sabrettim. Derken o da yolunu kat etti ve hilafeti bir topluluğa bıraktı ki, Benim de o topluluktan biri olduğumu sanıyordu. Allah'ım Sana sığınırım! Ne şûraydı bu! Benim hakkımda birincisiyle ne zaman şüphe hâsıl oldu ki bu tür kimselere denk tutuldum Ben! Ama buna rağmen (kuşlar gibi) inerlerken onlarla indim, uçarlarken onlarla uçtum. İçlerinden biri (Sa'd bin Ebi Vakkas) hased ve kininden dolayı doğru yoldan saptı, öbürü (Abdurrahman b. Avf da) damadı olduğundan ona meyletti, öbürleri de öyle şeyler yaptılar ki, söylenmesi, anılması bile çok çirkin... Derken onların üçüncüsü, iki yanı şişmiş bir halde kalktı. Yediği yerle kirlettiği yer arasında yaşadı. Onunla beraber babasının oğulları da (mensubu olduğu Ümeyyeoğulları da) işe giriştiler. Allah'ın malını devenin ilkbaharda otları, çayır çimeni yiyip hazmettiği gibi yiyip hazmettiler. Sonunda onun da ipleri çözüldü. Amelleri işini bitirdi. Karnının dolgunluğu onu yere serdi. Derken halk sırtlanın boynundaki kıllar gibi (yoğun bir şekilde) her taraftan etrafıma üşüştüler. Neredeyse izdihamdan Hasan ve Hüseyin ayaklar altında kalacaktı. İki tarafımda çizikler, yaralar oluştu. Koyunların ağıla üşüşmesi gibi çevreme toplandılar. Ama işi elime alınca bir bölük hemen biatten döndü, ahdini bozdu. Başka bir bölük ok yaydan fırlar gibi fırladı, çıktı, öbürleri de zulme saptılar. Sanki onlar her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah'ın `İşte ahiret yurdu; biz onu yeryüzünde yücelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz' 577 ve `Âkıbet takva sahiplerinindir' 578 buyurduğunu duymamışlardı. 577 Kasas: 83 578 Âraf: 128
  • HZ. ALİ, HİLAFET HAKKI İKEN NEDEN SABRETTİ? (4)

    Evet! And olsun Allah'a, elbette duydular ve anladılar da ama dünya gözlerine süslenmiş, bezenmiş bir şekilde göründü, onun bezentisi, süsü hoş geldi onlara. Evet tohumu yarana ve insanı yaratana and olsun ki, eğer bu topluluk biat için toplanmasaydı, yardımcıların varlığıyla hüccet ikame edilmeseydi ve Allah zâlimlerin çatlasıya doyarken, mazlumların açlıktan kırılmasına (mani olması) hususunda âlimlerden söz almasaydı hilafet devesinin yularını sırtına atar, terk ederdim. Hilafetin sonunu ilk kasesiyle suvarırdım. (Daha önce peşinde koşmadığım gibi şimdi de peşinde koşmaz, onu hemen terk ederdim). Sizler de biliyorsunuz ki, şu dünyanızın değeri bir keçinin aksırığından daha değersizdir bence."
  • HZ. FÂTIMA’NIN SON GÜNLERİ

    Hz. Fâtıma (a.s.) babası Resûlullah'ın (s.a.v.) rıhletinden sonra derin bir mâteme bürünmüştür. O'nun hasretinden öyle çok gözyaşı dökmüştür ki, tarihte en çok ağlayan beş kişi arasında sayılmaktadır. Ağlamasından rahatsız olan Medine halkının Hz. Ali'ye (a.s.) gelerek: "Ya Ali, Fâtıma (a.s.)'dan iste ki, Hz. Peygamberin (s.a.v.) musibetinde gece veya gündüz ağlasın" demesi üzerine, Medine'de halkın evlerinden uzak olan Bâki Mezarlığı'nda O'na bir gölgelik yapıldı ve ona Beytu'l-Ahzan (gamlar evi) denildi. Bu dönemde Ümmü Seleme, Fâtıma (a.s.)'ın yanına gitti ve dedi ki: "Bu geceyi nasıl geçirdin ey Resûlullah'ın (s.a.v.) kız?" Hz. Fâtıma (a.s.) dedi ki: "Hüzün ve keder içinde sabahladım. Bir yanda Nebi'nin (s.a.v.)