• FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR? (3)

    i Hasan'a geri verdi. Fakat ondan sonra Mansur buraya tekrar el koydu. Mansur'un oğlu olan Mehdi, babasının yolunu izlemeyerek Fedek'i Fâtıma'nın (a.s.) evlatlarına geri verdi. Mehdi'nin ölümünden sonra oğulları olan Musa ve Harun, birbiri ardınca halife oldular ve Fedek'i Peygamber (s.a.v.) ailesinden alarak kendileri sahiplendiler. Ta ki Harun'un oğlu Me'mun başa geçinceye kadar bu böyle devam etti. Me'mun bir gün halkın şikayetlerini bertaraf edebilmek için oturmuş kendisine yazılan mektupları okuyordu. Onun okuduğu ilk mektup, kendisini Fâtıma'nın (a.s.) vekili olarak tanıtan bir şahıs tarafından gönderilmişti. Ve Fedek'in nübüvvet ailesine geri verilmesini istiyordu. Halife bu mektubu okuyunca gözleri doldu ve bu mektubu yazanların huzuruna getirilmesi için emir verdi. Bir müddet sonra yaşlı bir adam halifenin yanına geldi ve onunla Fedek hakkında münazara etti. Bu konuşmalar sonunda Me'mun kâni oldu ve Medine Valisi'ne Fedek'in Hz. Zehra'nın evlatlarına verilmesi için resmi bir mektup gönderdi. 523 210 yılında Me'mun'un Medine Valisi Kayyim ibn-i Câfer'e yazdığı mektupta şunlar yazılı idi: "Emirü'l-mü'minin, Allah'ın dininde ve İslamî hilafetteki durumu ve nübüvvet ailesine olan yakınlığı sebebiyle Peygamber (s.a.v.)'in sünnetine riayet edecek ve O'nun, diğerlerine bağışladığını icra edecek en layık insandır. Peygamber (s.a.v.) Fedek'i kızı Fâtıma'ya (a.s.) bağışladı. Bu konu o kadar açıktır ki, Hz. Peygamberin evlatlarının bunda hiçbir ihtilafları yoktur ve onlardan daha üstün olan bir kimse de bunun aksini iddia etmemiştir. Bu yüzden mü'minlerin emiri olan Me'mun, Allah'ın rızasını kazanmak ve hakkı icra ederek adaletle davranmak için Peygamber (s.a.v.)'in hükmüne göre Fedek'i O'nun varislerine bırakmıştır. 523 Şerh-u Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l-Hadid, s. 16, s. 216-218
  • FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR? (4)

    (...) Mü'minlerin emiri, Mübarek Taberî'ye Fedek'i Hz. Fâtıma (a.s.)'ın evlatlarına vermesi için bir emir verdi. O Fedek'i içinde bulunan her şeyle birlikte Muhammed ibn-i Yahya ibn-i Hasan İbn­i Zeyd ibn-i Ali ibn-i Hüseyin ve Muhammed ibn-i Abdullah ibn-i Hasan ibn-i Ali ibn-i Hüseyn'e verdi. Bil ki, mü'minlerin emiri bu iş için Allah'tan ilham aldı ve Allah onu bu işe muvaffak etti ki böylece Allah ve Peygambere (s.a.v.) yaklaşsın. Bu emri yanındaki herkese ulaştır ve Fedek'in gelişmesi ve gelirinin artması için çalış." 524 Mütevekkil başa geçinceye kadar bu düzen devam etti. Mütevekkil, Fedek'i Hz. Fâtıma'nın (a.s.) evlatlarından alarak Abdullah ibn-i Ömer'e verdi. Fedek'te bulunan ve Hz. Peygamberin mübarek elleriyle diktiği on hurma ağacını söktürdü. Beşiran isimli kişi bu ağaçları söktü ancak Basra'ya döndüğünde felç oldu. Bu dönemden sonra ise, Fedek Peygamber'in (s.a.v.) ailesinin elinden tamamen alındı. 524 Futuhu'l-Buldan, s. 39-41
  • HZ. FÂTIMA’NIN SİYASÎ MÜCADELESİ

    Hz. Fâtıma (a.s.) hayatı boyunca İslam mücadelesi içinde yer almıştır. Peygamberimizin (s.a.v.) yanında geçirdiği günlerde küçük yaşına rağmen, İslam'ın en çileli doğum yıllarında O'nu (s.a.v.) ve İslam'ı müşriklere karşı savunmuştur. Yine Resûlullah (s.a.v.)'in yanında İslam Devleti'nin temellerinin atıldığı savaşlarda, cephede, O'nun (s.a.v.) hemen yanında yer almıştır. Yaralarını sarmış, savaş meydanında inancı uğrunda canını esirgemeyen bir savaş kahramanı olmuştur. Hz. Fâtıma, Babasının yanında kadınlara İslam'ı anlatan bir mürebbiye rolündeydi. Müşriklerin fitnelerine karşı halkı ve özellikle kadınları aydınlatıyordu. Ve O'nun asıl mücadelesi de zaten din düşmanlarına karşı, Resûlullah'ı (s.a.v.) ve Kur'an'ı savunmak idi. Bu yüzden Resûlullah'ın (s.a.v.) rıhletinden sonraki dönemde,
  • HZ. FÂTIMA’NIN SİYASÎ MÜCADELESİ (2)

    mevcut halifeye karşı başlattığı mücadele O'nun esas siyasi zaferidir. Çünkü Fedek hurmalığı ile ilgili olarak başlayan bu hadise, görünüşte bir miras meselesi olsa da, aslında Resûlullah'ın (s.a.v.) sünnetine ve Kur'an ayetlerine ters olarak başlayan bir süreçte önemli bir ikaz çalışmasıdır. Hz. Fâtıma (a.s.) ölünceye kadar, İslam inancında başlayan bu sapma hareketine meydan okumuş ve canı pahasına davasından vazgeçmemiştir. O'nun feryatları, Ben-i Sakife toplantısı ile başlayan süreçte yaşananları bugüne kadar hatırlarda tutmuştur. Bugün hâlâ, Fedek konusu ve halifenin yaptıkları tanınmış âlimlerce tartışılmaktadır. Hayatı dikkate alındığında Hz. Fâtıma'nın (a.s.) siyasî mücadelesi; Resûlullah'ın (s.a.v.) yanında iken verdiği mücadele ve Resûlullah (s.a.v.)'in rıhletinden sonra verdiği mücadele olarak ikiye ayrılabilir.
  • ÇOCUKLUĞUNDAN İTİBAREN RESÛLULLAH’IN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ OLMUŞTUR

    Hz. Fâtıma Annesinin vefatından sonra Babasının evdeki en büyük desteği oldu. Müşriklerin Hz. Peygambere karşı yaptığı eziyetlere, çilelere karşı O'nu koruma vazifesini daha çok küçük yaşta yüklenmişti. O yıllarda Ebu Leheb'in iki oğlu olan Utbe ve Uteybe ile nişanlı olan ablaları Rukiyye ve Ümmü Gülsüm, Müslüman olmalarından sonra bu nişan ilişkisini kesmişlerdi. Zeyneb isimli ablası ise, babasının risâletinden önce evlendiği eşinden ayrılmamasına rağmen, müşrikler O'nun eşine de ayrılması için baskı uygulamıştı. Abdullah isimli kardeşi hastalanarak yine bu dönemde vefat etmişti. Âdeta Cenab-ı Hak O'nu Babasının yanında zor günler için çilelere alıştırıyordu. Çile ve meşakkatle yoğrulan küçük Fâtıma (a.s.) 8-10 yaşlarında iken dahi bir İslam eri olmuştu.
  • ÇOCUKLUĞUNDAN İTİBAREN RESÛLULLAH’IN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ OLMUŞTUR (2)

    Bir gün, müşriklerin Mescidü'l-Haram'da babasının katli için plan kurduklarını duydu ve hemen eve dönerek düşmanın aldığı kararı babasına haber verdi. 525 Sünni yazarlardan Makrizî'nin eserinden: "Hz. Fâtıma (a.s.) Kâbe'nin bir tarafında oturan müşriklerin Lat ve Uzza üzerine yemin ederek şöyle dediklerini duydu: `Muhammed buradan geçtiğinde, hep beraber üzerine atılıp O'nu öldürelim.' Allah Resulü'ne derhal durumu anlattı: `Kureyşliler'in yanından geliyorum. Onlar Hicr mevkiinde toplanmışlar; Lat, Uzza, Menat ve Naile'ye yemin ederek aralarında anlaşma yapıyorlardı. Seni gördüklerinde hep birlikte kılıçlarını sıyırıp üzerine atılarak öldürecekler' dedi. Resûlullah (s.a.v.), `Ağlama ey kızım! Allah buna engel olur' buyurdu. Sonra Fâtıma (a.s.)'a, `Ey kızım Bana su getir' buyurdu. Hz. Fâtıma (a.s.) su getirince O'nun ile abdest alan Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dışarı çıktı. Fâtıma (a.s.)'ın göğsü yırtılırcasına atan kalp atışları arasında yürüyerek Kâbe'ye geldi. Yerden bir miktar toprak aldı ve müşriklere dönüp, `yüzleri kara olsun!' diye dua ederek toprağı onlara doğru saçtı. Sonra yanlarından geçerek Kâbe'de namaz kıldı. Aralarında sözleşen müşrikler, ya O'nu görmediler, ya da O'na bir şey yapmaya cesaret edemediler." 526 Hz. Fâtıma (a.s.), Medine'ye hicretten sonra da Babasının yanında hem İslam Devleti'nin kurulmasına vesile olan savaşlara katılmış, hem de Medine halkına İslam'ı öğreten bir mürebbiye olmuştur. Medine'de evlenen Hz. Fâtıma (a.s.), bir anne olmasına rağmen Babasının hiçbir hizmetinden geri kalmamıştır. 525 Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 1, s. 71 526 Makrizi, İmtau'l-Esma, c. 4, s. 114, c. 12, s. 107
  • ÇOCUKLUĞUNDAN İTİBAREN RESÛLULLAH’IN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ OLMUŞTUR (3)

    Hz. Peygamberin (s.a.v.) en zor anlarında yanında yer aldı, O'na destek oldu. Bu destek kuru bir başarı temennisi olmasının çok ötesinde fikir ve gönül dünyasında Resûlullah (s.a.v.)'in hâlini yaşama ve O'nunla bir olma anlamında idi. Denilebilir ki, Hz. Fâtıma (a.s.) İslam davetini omuzlayan kadındı. Hz. Zehra (a.s.)'ın, Babası ile savaş meydanlarında yer alması da bu açıdan değerlendirilmelidir.
  • BEDİR SAVAŞI

    Müşrikler özellikle Mekke'de Resûlullah'a (s.a.v.) en aşağılayıcı muameleler ile saldırmaktan geri durmuyordu. Hz. Fâtıma (a.s.) küçük yaşına rağmen bu taarruzlara karşı Babasına âdeta bir siperdi. Medine'de yapılan ilk savaş olan Bedir'de, müşriklerin Resûlullah (s.a.v.)'e revâ gördüğü aşağıdaki muamelenin de öcü alınmıştır. Sünni Müslim, İbn Mesud'dan şöyle naklediyor: "Resûlullah (s.a.v.) Kâbe'nin yanında namaz kılıyordu. Ebu Cehil ve dostları da bir kenarda oturmuşlardı. Bir gün önce de orada dişi bir deve kesilmişti. Ebu Cehil, `Sizlerden hanginiz kalkıp bu devenin işkembesini alıp Muhammed'in (s.a.v.) üzerine atabilir?' dedi. Onların içerisinden en şaki (kötü) olan kalkıp onu aldı ve secdeye gittiğinde Resûlullah'ın üzerine attı. Onlar birbirlerine bakıp gülüşmeye başladılar. Eğer gücüm olsaydı, onu Resûlullah'ın üzerinden alırdım.
  • BEDİR SAVAŞI (2)

    Peygamber öylece secde halinde durmuş, başını kaldırmıyordu. Bir kişi gidip Fâtıma'ya haber verdi. O, küçücük bir kız idi. Hz. Fâtıma gelip onu bir kenara attı ve sonra adamlara yönelerek onları ayıplamaya ve kınamaya başladı. Peygamber (s.a.v.) namazını bitirince, sesini yükselterek onlara beddua etmeye başladı. Peygamber dua ettiğinde veya Allah'tan bir şey istediğinde dua ve hacetini üç defa tekrarlardı. Şöyle beddua etti: `Allah'ım Sen Kureyş'i cezalandır!' Bu sözü üç defa tekrarladı. Onlar Peygamberin sesini işitince gülmeleri kesildi ve kalplerine korku düştü. Sonra Peygamber şöyle buyurdu: `Allah'ım, Hişam oğlu Ebu Cehil'i, Rabia oğlu Utbe'yi, Rabia oğlu Şeybe'yi ve Utbe oğlu Velid'i, Halef oğlu Ümeyye'yi ve Ebu Muayt oğlu Ukbe'yi sen cezalandır!' Başka bir isim de söyledi ama ben unutmuşum." 527 İbn Mesud diyor ki: "And olsun Muhammed'i hak peygamber olarak gönderene ki, Bedir Savaşı'nda, ismi söylenenlerin hepsinin öldürülüp, cenazelerinin kuyuya atıldığına şahit oldum." Peygamberimiz ile beraber Medine'ye hicret eden Hz. Fâtıma (a.s.) Bedir Savaşı esnasında hasta olan ablası Rukiyye ile ilgilenmiştir. Zeyd bin Hârise ablasını kaybettiği andan ona babasının zafer müjdesini getirmiştir. Savaş hakkında kısa bilgi verelim: Hicret'in ikinci yılı... İki ordu arasında askerî güç oranı dengesizdi. Kureyş'in bin askerine karşı 310 Müslüman. Müşriklerin 700 devesi ve 100 atına karşılık, mü'minlerin 70 develeri vardı. Müslümanlarda sadece iki 527 Müslim, Sahih, Cihad ve Siyer kitabı
  • BEDİR SAVAŞI (3)

    tane atlı bulunuyordu. Develere iki veya üç kişi nöbetleşe binerek yollarına devam ediyorlardı. Bu güç dengesizliği pek fazla ehemmiyet arz etmiyordu. Zira, Hak adına çarpan bir yürek, Hakkın yardım ve tecellisini yanında bulacaktı. Muhacirler'in temsilcileri oldukça güzel şeyler söyleyerek içten bağlılıklarını ifade ettiler. Ensar topluluğundan Sa'd bin Muaz: "Biz sana iman ettik, Seni tasdik ettik, Sana söz verdik, biat ettik. O halde emredildiğin şeyi yapmaktan çekinme, Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, bizleri alıp şu denize girecek olsan bile kesinlikle Seninle gireriz oraya." Gönüller Allah Resulü'nde bir kez daha birleşti. Nihayet Bedir'e gelindi. Ordu konakladı. Karargâhı kurma hazırlıkları başlayınca Hubab b. Münzir, orduyu yerleştirme planının ilahi bir işaretle mi, yoksa kendi reyi ile mi olduğunu sordu. Allah Resulü (s.a.v.) Kendi tedbiri olduğunu söyleyince Hubab, stratejik bakımdan daha uygun bir plan sundu. Hz. Peygamber bu planı daha uygun buldu. Kureyş ticaret kervanı kaçıp kurtulmuş, Ebu Süfyan haber göndererek ordunun Mekke'ye geri dönmesini istemişti. Fakat Ebu Cehil kararında ısrarlı idi; savaşmak istemeyen arkadaşları için, "Onlar Muhammed'i görünce korkudan ciğerleri şişmiştir" diyerek alay ediyordu. Arap geleneğine göre, savaş başlamadan önce her iki taraftan bir-iki kişi çıkar ve teke tek çarpışırlardı. Kureyş'ten üç kişi çıkmış karşılarına duracak er istiyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Kalk ey Hamza, kalk ey Ubeyde, kalk ey Ali!" diyerek mü'minlerden üç kişiyi seçti. Müslümanlardan her biri düşmanını yere sermişti. Kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekilen Allah Resulü (s.a.v.), dua ediyor, Rabbinden vaadini lütfetmesini diliyordu: "İlahi eğer şu bir avuç Müslüman topluluğu helak olursa, yeryüzünde Sana ibadet edecek hiç kimse kalmaz. Rabbim zafer vaadini lutfet."