• KUR’AN’DA MİRAS HAKKINDAKİ AYETLER İLE “PEYGAMBERLER MİRAS BIRAKMAZ” ŞEKLİNDEKİ HADİSİN KARŞILAŞTIRILMASI (3)

    Peygamberimize (s.a.v.) mirasçı olunmaz. Çünkü yüce Allah'ın O'na verdiği özelliği dolayısıyla malının tümünü faziletinin daha bir artması için sadaka kılmıştır. İbn-i Uleyye ve Basralı bazı ilim adamları bu görüşü savunmaktadır." Ehl-i Beyt alimlerinin görüşü ise tam tersinedir: "Benden sonra yerime geçecek, mirasıma konacak, yakınlarımdan (amcamın oğullarından) endişelenmekteyim, karım da kısır. Sen bana katından bir oğul ihsan et de bana da mirasçı olsun. Yâkub soyuna da mirasçı olsun ve Rabbim onu rızanı kazanmışlardan et." 508 Bu ayetteki "yerisuni" kelimesinden maksat, maldan miras almaktır. Elbette ki bu konu yukarıdaki kelimenin maldan miras almak dışında başka bir mânâya (mesela ilimden ya da nübüvvetten miras alma) kullanılamayacağı anlamına gelmez. Fakat aksini ispat eden kesin bir delil oluncaya kadar bu ayetteki miras, ilim ve nübüvvet mirası değil, mal mirasıdır. Şimdi "yerisuni ve yerisu min âl-i Yâkub" (... bana da mirasçı olsun Yâkub soyuna da...) ayetinden maksadın ilim ve nübüvvet mirası değil, mal mirası olduğunu ispatlayan delilleri zikrediyoruz: "Yerisuni" ve "yerisu" kelimeleri bu ayetteki maksadın mal mirası olduğunu açıkça göstermektedir. Bunun aksini gösteren kesin bir delil oluncaya kadar da bu böyle kalacaktır. Eğer sizler Kur'an-ı Kerim'de bu kelimenin türdeşlerinin tamamını incelerseniz, Fatır Sûresi'nin 32. ayeti dışında her yerde mal mirası hakkında kullanıldığını göreceksiniz. Nübüvvet ve risalet bir dizi melekeler, çaba ve fedakarlıklar sonucunda yüce insanlara nasip olan ilahi bir feyizdir. Bu feyz sebepsiz yere kimselere verilmez. Bununla birlikte bu feyzin miras bırakılması söz konusu bile değildir. 508 Meryem, 5-6
  • KUR’AN’DA MİRAS HAKKINDAKİ AYETLER İLE “PEYGAMBERLER MİRAS BIRAKMAZ” ŞEKLİNDEKİ HADİSİN KARŞILAŞTIRILMASI (4)

    Hz. Zekeriya, Allah'tan kendisine vâris olması için bir evlat nasib etmesini istemekle kalmamış, O'ndan bu vârisi pak ve beğenilmiş kılmasını da talep etmiştir. Eğer, Hz. Zekeriya'nın buradaki maksadı mal mirası ise, onun "Rabbim onu rızanı kazanmışlardan et" diye bir talepte bulunması sahihtir. Zira mal vârisinin sağlam ve güvenilir olması istenir. Fakat Hz. Zekeriya'nın buradaki maksadı nübüvvet ve risalet mirası ise onun böyle bir duada ve talepte bulunması sahih olmayacaktır. Bu, Allah'tan bir bölgeye peygamber göndermesini ve bu peygamberi pak ve beğenilmiş kılmasını istemek gibidir. Allah'tan böyle bir duada bulunmanın saçma ve boş bir şey olduğu çok aşikardır. Hz. Zekeriya duasında, "... yakınlarımdan (yani amcamın oğullarından) endişe etmekteyim" diyor. Fakat onun bu korku ve endişesi ne içindi? Hz. Zekeriya kendisinden sonra nübüvvet ve risalet makamının kötü ve bu işe kabiliyeti olmayan kimselerin eline düşmesinden mi korkup Allah'tan kendisine bir evlat nasip etmesini istemişti? Bu ihtimalin asılsız olduğu açıktır. Zira, yüce Allah hiçbir zaman nübüvvet ve risalet makamını sâlih olmayan kimselere bahşetmez. Bu yüzden de Hz. Zekeriya'nın böyle bir endişe ve kuşkusu olmayacaktır. Yoksa, Hz. Zekeriya kendisinin ölümünden sonra dininin terk edileceği ve kavminin yanlış yollara sapacağından dolayı mı endişe içindeydi ve bu yüzden Allah'tan bir evlat istemişti? Öyle bir korku ve endişe yersizdir. Zira, Yüce Allah kullarını hiçbir zaman hidayetin feyzinden mahrum bırakmaz ve sürekli onlar için hüccetler gönderir. Bununla birlikte, maksat bu bile olsa Hz. Zekeriya, Allah'tan bir evlat değil, kavmi için bir peygamber ­ kendi neslinden olan veya olmayan­ isterdi ki, bu peygamber kavmini cehaletten kurtarsın. Fakat, Hz. Zekeriya burada bir vâristen söz etmiştir. Ve yine Sünni alimler bu ayetle ilgili olarak, "Hz. Yahya, baba-
  • KUR’AN’DA MİRAS HAKKINDAKİ AYETLER İLE “PEYGAMBERLER MİRAS BIRAKMAZ” ŞEKLİNDEKİ HADİSİN KARŞILAŞTIRILMASI (5)

    sının zamanında nübüvvet makamına nâil oldu. Fakat ondan hiçbir miras almadı" diyorlar. "Zira, Hz. Yahya babasından önce şehit oldu. Bu yüzden `yerisuni' kelimesi nübüvvet olarak tefsir edilmelidir" demektedirler. Ehl-i Beyt âlimlerinin görüşü ise şöyledir: Hz. Yahya'nın Hz. Zekeriya'dan miras alması Hz. Zekeriya'nın duasında zikredilmemiştir. Zira. Hz. Zekeriya duasında sadece Allah'tan kendisine mirasçı olacak bir evlat istemişti. Allah da onun duasını kabul etti. Her ne kadar Hz. Zekeriya Allah'tan çocuk istemekteki hedefine (kendisinden miras alması) ulaşamadıysa da... Şimdi bu ayetteki üç cümleyi zikrediyoruz: 1- Sen bana katından bir oğul ihsan et. 2- O bana da mirasçı olsun, Yâkub soyuna da. 3- Rabbim onu rızanı kazanmışlardan et. Bu cümlelerden birinci ve üçüncü cümlede bir talep vardır ve bu cümleler Hz. Zekeriya'nın duasının metnidir. O, Allah'tan kendisine hayırlı bir evlat bahşetmesini istemiştir. Fakat onun bu talebindeki hedefi miras meselesidir. Bu miras konusu onun duasında yer almasa da, o, Allah'tan istediklerine kavuşmuştur. Zikredilen bu ayette, Hz. Zekeriya'nın oğlu iki kişiden miras almalıydı. Yani Hz. Zekeriya'dan ve Yâkub soyundan ayetteki "... bana da mirasçı olsun, Yâkub soyuna da mirasçı olsun..." cümlesindeki Yâkub soyunun tamamından alınacak olan miras nübüvvet mirasından başka bir miras olamaz. Bu ayetin mânâsı Hz. Zekeriya'nın oğlunun tüm Yâkub soyundan miras alması anlamında değildir. Ayetteki ayırt etmeyi ifade eden "min" sözcüğünün delili ise sadece bu konunun doğruluğu için onun annesinden veya Yâkub soyundan olan bir şahıstan miras
  • KUR’AN’DA MİRAS HAKKINDAKİ AYETLER İLE “PEYGAMBERLER MİRAS BIRAKMAZ” ŞEKLİNDEKİ HADİSİN KARŞILAŞTIRILMASI (6)

    alması yeterlidir. Fakat ayette bahsedilen Yâkub'un, Yâkub ibn-i İshak mı yoksa başka bir şahıs mı olduğu bizim için henüz aşikar değildir. Hz. Süleyman'ın Hz. Davud'dan miras alması: Sünnilerden İbnu'l-Arabî şöyle demiştir: "Davud'un (a.s.) ondokuz çocuğu vardı. Aralarından onun peygamberliğine ve mülküne Hz. Süleyman mirasçı oldu. Eğer bu mirasçılık bir mal mirasçılığı olsaydı, onun bütün evlatlarının bu konuda eşit olmaları gerekirdi. Eğer bu mala bir mirasçılık olsaydı, bu malın sayılarına göre paylaştırılması gerekirdi. Yüce Allah Hz. Davud'un sahip olduğu hikmet ve nübüvveti (diğer kardeşleri arasından) özelikle Süleyman (a.s.)'a verdi. Ayrıca lütuf ve kereminden sonra hiçbir kimseye verilmemiş büyük bir mülk de verildi." İbnu'l-Arabî'nin bu tefsiri İmam Kurtubî'nin tefsirinde de yer almaktadır. Ehl-i Beyt âlimleri ise buna karşılık şunları söylemektedir: Şüphesiz ki bu ayetteki maksat, Hz. Süleyman'ın Hz. Davud'dan mal ve saltanat mirası almış olmasıdır. Fakat buradaki maksadın nübüvvet mirası olduğu tasvir edilse bile bu, şu iki nazardan yanlıştır: 1- `Verise' kelimesi umumiyet nazarında maldan miras anlamındadır. Bunun `ilimden miras almak' olarak tefsir edilmesi, zâhirin hilafına yapılmış bir tefsir olur ve bu görüş kesin ve açık delil olmadan da sahih olmayacaktır. 2- İktisabî ilimler üstaddan öğrenciye aktarılır. Bu yüzden, "Filan şahıs üstadının ilim vârisidir" demek doğru olur. Fakat, nübüvvet makamı ve ilahi ilimler Allah vergisidir. Ve bunlar iktisabî ve mirasî şeyler değildir. Allah bunu istediğine bağışlar. Bu yüzden bu tür ilimler ve makamların veraseti, elde kesin bir delil olmadan sahih değildir.
  • HZ. FÂTIMA VE AİLESİNİN HUMUS HAKKINDAN MAHRUM KALMASI

    Fedek ile ilgili hakkın gasp edilmesi konusunu bitirirken, Ehl-i Beyt'in diğer humus hakkından da mahrum bırakıldığını vurgulayalım. Bilindiği gibi, Cenab-ı Hak Resûlullah (s.a.v.)'e ve Ehl-i Beyt'ine sadakayı haram kılmıştır. Onların geçimleri ile ilgili olarak Enfal Sûresi'nin 41. ayetinde şu düzenleme yer alır: "Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin humusu (beşte biri), Allah'ın, Resul'ün, O'nun akrabalarının, yetimlerin, yoksulların ve yolcunundur. Eğer Allah'a, hak ile bâtılın birbirinden ayrıldığı gün, iki ordunun karşı karşıya geldiği günde (Bedir Savaşı'nda) kulumuza inanıyorsanız (ganimeti böyle bölüşün) Allah her şeye kadirdir." Bu ayete rağmen, halife seçildikten sonra Hz. Ebu Bekir humus paraları ile savaş malzemesi alınması gerektiğini ileri sürerek, Ehli Beyt'in hakkı olan bu parayı da onlardan aldı.
  • HZ. FÂTIMA VE AİLESİNİN HUMUS HAKKINDAN MAHRUM KALMASI (2)

    (Suyûtî Durrü'l-Mensur'da, İmam Salebî Keşfu'l-Beyan tefsirinde, Zemahşeri Keşşaf'ta humus haklarının ellerinden alındığı bahsini işlemektedirler). "Ömer şöyle diyor: "Hz. Fâtıma (a.s.) halifeden Fedek'i ve Peygamber ailesinin payını istediğinde halife bunları O'na vermedi." Enes bin Mâlik şöyle rivayet ediyor: "Fâtıma (a.s.), halifenin yanına geldi ve Peygamber ailesinin payı olarak tayin edilmiş olan humus hakkındaki ayeti okudu. Halife ise şöyle dedi: `Senin okuduğun Kur'an'ı ben de okuyorum. Asla yakınların hakkı olan payı size veremem. Ama bununla sizin zaruri ihtiyaçlarınızı karşılamaya ve geri kalanı Müslümanlar arasında taksim etmeye hazırım.' Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle cevap verdi: `Allah'ın hükmü bu değil. Humus ayeti nâzil olduğunda Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: Muhammed hanedanına müjdeler olsun. Allah (fazlı ve keremiyle) onları güçlü ve zengin kıldı.' Halife dedi ki: `Ben Ömer ve Ebu Ubeyde'ye danışacağım. Eğer onlar da Senin bu görüşünde muvafakat ederlerse, bu payı Sana vereceğim.' O, ikisinden sual olduğunda onlar halifeyi te'yid ettiler. Hz. Fâtıma (a.s.) ise bu duruma çok şaştı ve onların bu konuda hemfikir olduklarını anladı." 509 Hz. Ebu Bekir burada ayetle sabit olan bir konuda içtihat yapmış ve yanılmıştır. İslam akaidinde bir konu hakkında ayet varsa o geçerlidir, eğer ayet değil de hadis söz konusu ise o hadisin üstüne söz söylenmez. Denilen şekilde hareket edilir. Sadece, onun uygulaması, anlaşılması için içeriğini değiştirmeden yorumlar yapılabilir. 509 Şerh-u Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l-Hadid, c. 16, s. 230-231
  • HZ. EBUBEKİR FEDEK’İ HZ. FÂTIMA’YA VEREBİLİRDİ

    Şerh-u Nehcü'l-Belağa'da, Hz. Peygamberin (s.a.v.) tüm sahabelerin de rızasını alarak Hz. Zeyneb'i memnun etmesi ile Hz. Fâtıma (a.s.)'ın gazaplanması karşılaştırılmaktadır: "Bedir Savaşı'nda Peygamberin damadı olan Ebu'l-As (Zeyneb'in kocası) esir oldu. Müslümanlar bu savaşta yetmiş kişi ile beraber onu da esir olarak yanlarında getirdiler. Sonra peygamber (s.a.v.) tarafından şöyle bir duyuru yapıldı: `Yakınları ve akrabaları esir olmuş kimseler, bir meblağ karşılığında bu yakınlarını geri alabilirler.' Ebu'l-As şerif bir insandı ve Mekke'nin tüccarlarındandı. O cahiliye devrinde, Peygamber'in (s.a.v.) kızı olan Zeyneb ile evlenmişti. Fakat Ebu'l-As Bi'set'ten sonra eşinin aksine İslam'a tâbi olmadı ve Bedir Savaşı'nda Müslümanların karşısında savaşırken onlara esir oldu. O sırada Hz. Zeyneb Mekke'de yaşıyordu. Ve kocası Ebu'l-As'ı
  • HZ. EBUBEKİR FEDEK’İ HZ. FÂTIMA’YA VEREBİLİRDİ (2)

    esaretten kurtarmak için düğün gecesinde annesi Hz. Hatice'nin kendisine verdiği kolyeyi fidye olarak Müslümanlara gönderdi. Peygamber (s.a.v.) bu kolyeyi görünce şiddetle ağladı. Zira bu kolyenin sahibi olan ve en zor günlerinde kendisine destek olup bütün malını İslam yolunda harcayan hanımı Hz. Hatice'yi hatırladı. Peygamber (s.a.v.) kamu mallarının saygınlığına riayet etmek için ashabına dönerek şöyle buyurdu: `Bu kolye sizlere ait fakat isterseniz onun bu kolyesini reddedip Ebu'l-As'ı fidye almadan azad edebilirsiniz.' Peygamberin ashabı O'nun bu önerisine muvafakat ettiler." İbn-i Ebi'l-Hadid diyor ki: "Hz. Zeyneb'in olayını üstadım olan Ebu Câfer Basrî Alevî'ye beyan ettim. O, bunu tasdik edip şunu ekledi: `Hz. Fâtıma (a.s.)'ın makamı Zeyneb'den daha yüce değil miydi? Halifelerin Fedek'i geri vererek Hz. Fâtıma (a.s.)'ı hoşnut etmeleri uygun olmaz mıydı? Her ne kadar Fedek kamu malı olsa dahi..." Ve İbn-i Ebi'l-Hadid şöyle devam ediyor: "Enbiyalar miras bırakmazlar... rivayeti uyarınca Fedek, Müslümanların malı idi. Peki nasıl oldu da Müslümanların malları, Hz. Peygamberin kızına verilir? Üstadım şöyle dedi: `Zeyneb'in Ebu'l-As'ı esaretten kurtarmak için gönderdiği kolye Müslümanların malı değil miydi?' Ben: `Peygamber (s.a.v.) şeriatın sahibi idi ve hükmün icrasında yöneticilik O'nun elinde idi. Fakat halifelerin öyle bir yetkileri yoktu' dedim. O cevaben şöyle dedi: `Ben demiyorum ki halifeler zorla Fedek'i Müslümanların elinden alsalardı ve burayı Fâtıma'ya (a.s.) verselerdi. Ben diyorum ki, neden zamanın halifesi Fedek'i Hz.
  • HZ. EBUBEKİR FEDEK’İ HZ. FÂTIMA’YA VEREBİLİRDİ (3)

    Fâtıma (a.s.)'a vermek için Müslümanların rızasını almadı? Ve neden Peygamber (s.a.v.) gibi kalkıp şöyle demedi: Ey Müslümanlar, Zehra (a.s.) sizin Peygamberinizin (s.a.v.) kızıdır. O, Peygamberin (s.a.v.) zamanında olduğu gibi Fedek'teki hurmalıklara sahip olmak istiyor. Siz gönül rızası ile Fedek'i O'na geri vermeye razı mısınız?' Ben üstadımın beyanatlarına verecek bir cevap bulamadım..." 510 510 Şerh-u Nehcü'l-Belağa, c. 14, s. 161
  • HZ. FÂTIMA’NIN, ZİYARETİNE GELEN KADINLARA KONUŞMASI

    Resûlullah'ın kızı Fâtıma'nın (a.s) hastalığı ağırlaşınca, Muhacir ve Ensar'dan oluşan bir grup kadın, Hz. Fâtıma'nın ziyaretine giderek, "Ey Resûlullah'ın kızı, bu hastalığınla nasıl sabahladın, durumun nasıldır?" diye sorduklarında şöyle buyurdu: "Allah'a and olsun ki, dünyanızı sevmediğim, erkeklerinize darıldığım halde sabahladım. Onları denedikten sonra uzağa attım, sınadıktan sonra onlara sinirlendim. Keskinin körelmesi, ciddiyetten sonra gevşeklik, başı taşa vurmak, mızrağın (veya kanalın) çatlaması, görüşlerin bozulması, isteklerin sapması ne de kötüdür! `Kendileri için nefislerinin takdim ettiği şey ne de kötüdür, Allah onlara gazaplandı ve onlar azapta ebedi kalacaklardır.' 511 Çaresizlikten onun (Fedek ve hilafetin) yularını onlara taktım, onu onlara yükledim, baskınını da onlara yaptım (diyeceğimi dedim). Zâlim kavim hayır görmesin, neticesiz kalsın, rahmetten uzak olsun. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti), risalet kökünden (merkezinden) nübüvvet ve delalet temelinden, Ruhu'l-Emin'in (Cebrail'in) indiği 511 Maide, 81-82