• FEDEK İLE İLGİLİ YAŞANANLAR KONUSUNDA EHL-İ BEYT VE SÜNNİ ÂLİMLER ARASINDA GÖRÜŞ İHTİLAFI VARDIR (2)

    Bu hüküm umumi olup, rivayet ettikleri hadisi de tekzib etmiştir. Başka ayetlerde şöyle buyuruluyor: "Süleyman, Davud'a vâris oldu." 496 "Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yâkuboğulları'na mirasçı olsun." 497 Sünnilerin bu hadisle ilgili görüşleri Ehl-i Beyt'in görüşlerine tam terstir. Bu konu Sünni İbn Hadid'in Şerh-u Nehcü'l-Belağa eserinde yer almaktadır. "İshak bana dedi ki: Bu hadis-i şerifi Mâlik bin Enes'den işittim. O da İbn-i Şehab­i Zühri'den işitmiş. Ona da, Mâlik bin Evs haber vermiş. Ben Mâlik bin Evs'e gidip sordum. Bana dedi ki, `Öğleden evvel evimde oturuyordum. Hz. Ömer'in adamı geldi. Halife seni istiyor dedi. Halifenin huzuruna gittim. Halife bir sedir (kanepe) üzerinde oturuyordu. Kanepede döşek yoktu. Bir yastığa dayanmıştı. Selam verdim ve oturdum. Bana dedi ki, `Sizin aşiretinizden birkaç kişi geldi. Kendilerine para verilmesini emrettim. Bu parayı almak ve onlara dağıtmak için, sizi istedim. Alınız dağıtınız!' Halifeye beni mazur bulmasını, bu vazifeyi başkasına yaptırmasını istirham ettim. Fakat ısrar ettiler. Reddedemedim. O sırada odacı gelerek, Osman, Abdurrahman, Zübeyr, Sa'd bin Ebi Vakkas'ın içeri girmek için izin istediklerini söyledi. İzin verdi, girdiler. Oturdular. Biraz sonra, `Ali (a.s.) ve Abbas da içeri girmeye izin istiyorlar' denildi. İzin verildi, geldiler, oturdular. 496 Neml, 16 497 Meryem, 5-6
  • FEDEK İLE İLGİLİ YAŞANANLAR KONUSUNDA EHL-İ BEYT VE SÜNNİ ÂLİMLER ARASINDA GÖRÜŞ İHTİLAFI VARDIR (3)

    Hz. Abbas söze başlayıp, `Allah-u Teala'nın Resûlullah'a (s.a.v.) ihsan eylediği (Ben-i Nadr) malından dolayı hâsıl olan anlaşmazlığın giderilmesini istiyoruz' dedi. Önceden gelenlerin de rahat etmeleri ve razı olmaları için, bu işin görüşülmesini istedi. Önce halife söze başlayıp, `Yeri ve gökleri yaratan ve her an varlıkta durmalarına izin veren Allah-u Teala'nın uluhiyet ve izzeti hakkı için sizden sorarım ki, Resûlullah (s.a.v.), `Biz peygamberler miras bırakmayız, bıraktıklarımız sadaka olur' buyurdu mu? Bu hadisi söylediğinden haberiniz var mı?' dedi. Önce gelen Osman ve arkadaşları, `Evet, haberimiz var, söyledi' dediler. Halife sonra Ali'ye ve Abbas'a dönerek aynı soruyu tekrarladı. İkisi de, `Evet, biliyoruz' dediler. Halife şöyle karşılık verdi: `O halde, bu işte verilecek hükmü dinleyebilirsiniz: Cenab-ı Rabbü'lÂlemin bu malı, ganimet olarak vermiştir. Bunu yalnız Habib-i Ekrem'ine ihsan ettiğini ve bu selahiyeti başkasına bahşetmediğini, Haşr Sûresi'nin altıncı ayeti göstermektedir. Fahr-i Kainat Efendimiz bugün mevcut olan kısmı kalıncaya kadar hepsini sarf etmiş ve İslamiyet'e uygun olarak dağıtmıştır. Çoluk çocuğunun meşru ihtiyaçlarını o ganimetten ayırır, fazla kalanı Beytü'l-mal'dan hakkı olanlara verirdi. Siz ne dersiniz? Resûlullah (s.a.v.) böyle yapmaz mıydı?' Halifenin bu sualine orada bulunanlar, `Evet, öyledir' dediler. Halife hazretleri sözüne devam ederek: `Resûlullah (s.a.v.) vefat edince Ebu Bekir-i Sıddık idareyi eline aldı. Resûlullah (s.a.v.)'in yaptığını o da öylece yaptı. Ölünceye kadar öyle idare etti ki, idaresinde hiçbir kusur yok idi. Şimdi siz ikiniz beni konuşturmaya, benden sormaya geldiniz. Sualiniz bir olduğu gibi işiniz de birdir. Sen ey Abbas! Kardeşinin oğlu Ali'nin hakkını, Ali de, Zevcesinin Babasından kalan hakkını sormaya geldiniz. Size, kendinizin
  • FEDEK İLE İLGİLİ YAŞANANLAR KONUSUNDA EHL-İ BEYT VE SÜNNİ ÂLİMLER ARASINDA GÖRÜŞ İHTİLAFI VARDIR (4)

    işittik dediğiniz (Biz miras bırakmayız...) hadis-i şerifini hatırlattım. Sora Resul-i Ekrem Efendimizin haklı halifesi olan Ebu Bekiri Sıddık'ın yaptığını bildirdim. Halife olduğum gün bu işin idaresini siz ikinize bırakmıştım ve bu işi önceki gibi idare etmenizi size şart eylemiştim.' Hz. Osman'ın ve arkadaşlarının yanında, Hz. Ali ile Abbas'ın sualine karşı, bu şart ile verilmiş olduğunu bildirdi. Sonra, `Şimdi siz, buna uymayan bir iş yapmaya izin istemek için gelmiş iseniz, yeri ve gökleri yaratanın büyüklüğüne yemin ederim ki, Allah-u Teala'nın ve O'nun Resulü'nün (s.a.v.) rızalarına uymayan bir işin yapılmasına izin vermem. İdaresinden aciz iseniz bana geriye verin! Sizin ihtiyaçlarınızı temin ederim' dedi. Urve Tebn-i Zübeyr'den burası sorulduğunda, Mâlik bin Evs'den böylece sorulduğunu tekrar bildirdi. Sonra Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin mübarek zevcesi Aişe hazretlerinden gelen bir haberi de şöyle anlattı: `Bir gün Ezvac-ı Tahirat ganimetten kendilerine düşen hisse miktarlarını, o zaman halife olan babamdan sorup almak için, beni babama gönderdiler. `Cenab-ı Hak'tan korkmuyor musunuz? Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin (biz peygamberlerin mirası olmaz), hadis-i şerifi, sizin hisseniz olmadığını gösteriyor. Bu hadis-i şerifi hatırlar mısın?' buyurdu. Bu red cevabını alınca hatırladım ve geri döndüm.' Ehl-i Beyt âlimleri tarihte kaydedilmiş tek şey olan bu olayı reddetmektedirler. Ömer birinci halifenin nakline dayanarak hüküm verdi ve orada bulunan kişiler de buna şahitlik ettiler." 498 Yukarıdaki olayda tasdik edildiği söylenen bu hadis, Kur'an'ın miras hükümlerini anlatan ayetlerine ters düşmesi sebebiyle, Hz. Ali'nin asıl düşüncesinin aşağıda anlattığımız gibi olduğu söylenmektedir. Aksi taktirde Hz. Ali'nin Kur'an'ın mirasla ilgili hükümlerini reddeden bir ifadeyi kabul ettiğini söylememiz gerekir ki bu mümkün olamaz. 498 Şerh-u Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l-Hadid, c. 14, s. 299
  • HZ. ALİ, HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE FEDEK’İ NEDEN SAHİPLERİNE VERMEDİ?

    Ebu Bekir'in Fedek hurmalığı zorla aldığı düşünülürse, Hz. Ali (a.s.) halife olunca her şey elinde ve emrinde olmasına rağmen, bu hurmalığı neden Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e teslim etmedi? Üç halifenin yaptıklarını değiştirmedi? Sünni alimler, Hz. Ali'nin (a.s.) halife iken önceki üç halifenin yaptıklarını değiştirmemesini, Fedek konusunda Ebu Bekir'in yaptıklarının tamamen doğru olduğunun ispatı olarak yorumlamaktadırlar. "Ebu Bekir Fâtıma'nın (a.s.) mirasını yemiştir" iddiası: Sünni âlimler bu iddiayı tamamen reddetmektedirler. İmam Zehebî, Mutahhar'a yazmış olduğu reddiyede şöyle demektedir: "Mirasla ilgili ayetin 499 umum ifade eden hükmünden Fedek arazisi yukarıdaki hadisle tahsis edilerek müstesna kılınmıştır. Ka499 Nisa, 11
  • HZ. ALİ, HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE FEDEK’İ NEDEN SAHİPLERİNE VERMEDİ? (2)

    firin ve kasten adam öldürenin ve kölenin de ayetin hükmü dışında kalarak mirasçı olamayacakları hususu da böyledir. Kaldı ki, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Resûlullah'ın (s.a.v.) geri bıraktığı malının birkaç mislini Ali (a.s.) ve çocuklarına vermiştir. Bütün bunlardan başka Hz. Ömer, Resûlullah (s.a.v.) o mal ile nasıl tasarruf etmişse onların da aynısını yapmaları için Resûlullah (s.a.v.)'in terekesini Ali (a.s.) ve Abbas'a teslim etmesi, Ebu Bekir ve Ömer'e yapılan töhmeti reddeder." Bu imam ayrıca, "Eğer Fâtıma (a.s.) miras yoluyla Fedek arazisine sahip çıkmışsa hibe iptal olmuştur. Fedek arazisi O'na hibe edilmişse miras iptal olmuştur. Eğer bu hibe Resûlullah (s.a.v.)'in hastalığı esnasında vukû bulmuşsa, birisine hakkından fazlasını tavsiye etmekten münezzehtir. Yok eğer sıhhati zamanında Fedek arazisini hibe etmişse, bu hibenin o zaman teslim edilmiş olması şarttır" demektedir. Resûlullah (s.a.v.) Fedek arazisini Fâtıma'ya (a.s.) hibe ettikten sonra bu durumun Ehl-i Beyt ve Müslümanların indinde bilinmeyip, yalnız Ümmü Eymen ve Ali tarafından bilinmiş olması nasıl mümkün olabilir? Bu bazı Sünni alimlerin iddialarıdır. Buna cevap olarak Ehl-i Beyt alimleri diyor ki: Bu iddia olsa olsa Hz. Fâtıma'ya (a.s.) atılan bir iftiradır. Çünkü ayet ve hadislerle Hz. Fâtıma'nın masumiyeti ve Allah nazarındaki özel konumu tasdik edilmiştir. Hz. Fâtıma'nın (a.s.) temiz ve her türlü pislikten uzak olduğu ile ilgili hadislerden örnekler verelim: Vaile b. Eska'dan nakledilen rivayet şöyledir: "Fâtıma'nın (a.s.) yanına vardım ve O'na Ali'nin (a.s.) nerede olduğunu sordum. `Resûlullah (s.a.v.)'in yanına gitti' dedi. Ben O'nu beklemeye koyuldum. Aniden Peygamber (s.a.v.) teşrif bu-
  • HZ. ALİ, HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE FEDEK’İ NEDEN SAHİPLERİNE VERMEDİ? (3)

    yurdu. Ali (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) da O'nunla birlikte idiler. Hz. Peygamber ve Hz. Ali her biri Hasan ve Hüseyin'den birinin elini tutmuştu. Peygamber Ali ve Fâtıma'yı yanına çağırdı Hasan ve Hüseyin'i dizlerine oturttu. Elbisesini onların üzerine örttü ve şöyle dua etti: Allah'ım bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir. Onlardan pisliği gider ve onları tertemiz kıl." 500 Resûlullah (s.a.v.) Hz. Fâtıma (a.s.) hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah­u Teala, kızım Fâtıma'nın kalp ve azalarını imanla öyle doldurmuştur ki, Allah'ın itaati için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır." 501 Hz. Fâtıma (a.s.) o kadar kendini Allah'a adamıştır ki, dünya malı için değil yalan söylemek, böyle bir şeyi düşünmeyi dahi aklına getirmeyecek bir yaradılıştadır. Bu bakımdan, O'na iftira atmak, aslında O'nun hakkında nâzil olan ayetlere terstir. Ve bir mânâda ayeti inkardır. Hadislere terstir, Resûlullah (s.a.v.)'in O'nun hakkında söylediklerine, sünnete aykırıdır. Hz. Fâtıma'nın (a.s.) verdiği mücadelede bir müddet sonra sessiz kalmayı tercih etmesi bazı Sünni alimlerce O'nun verilen hükme razı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Buna karşılık Ehl-i Beyt alimlerinin kimisi şöyle bir gerekçe getirmektedir: Bazen zalimin güçlü olduğundan dolayı mazlum, düşmanlar karşısında yüz suyunu korumak için sükut etmek zorunda kalıyor. Mazlum Fâtıma (a.s.) da kesinlikle onlardan razı olmamış, üstelik bu dünyadan o gazap üzere ayrılmıştır. Buna Sünni alimlerden örnek vererek Buhari ve Müslim'de yer alan şu rivayete yer 500 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4. Cüz, s. 107 501 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 46
  • HZ. ALİ, HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE FEDEK’İ NEDEN SAHİPLERİNE VERMEDİ? (4)

    vermektedirler: "Fâtıma (a.s.) Ebu Bekir'e gazab etti; ondan uzak durdu ve ölünceye kadar da onunla konuşmadı." 502 Ebu Bekir'den rivayet edilen hadis konusu: İbnu'l-Mutahhar diyor ki: "Ebu Bekir, Fâtıma'nın mirasını vermemiştir. Bu hususta yalnız kendisinin rivayet ettiği bir hadise dayanmış ve Fâtıma (a.s.)'ın mirasını yemiştir. Çünkü O'na sadaka helaldir. Ebu Bekir, Resûlullah (s.a.v.)'in `Peygamberler miras olarak dirhem veya dinar bırakmazlar. Onların bıraktıkları miras ancak ilimdir' mealindeki hadise dayanarak bu işi yapmıştır. Kur'an'ın hükmü ise bu hadise muhaliftir. Çünkü Allah şöyle buyuruyor: `Allah, çocuklarınız hakkında, erkeğe iki kadının hissesi kadar tavsiye eder.' 503 Bu hüküm umumi olup, rivayet ettikleri hadisi de tekzib etmiştir. Başka ayetlerde şöyle buyuruluyor: `Süleyman Davud'a vâris oldu.' 504 `Katından bana bir oğul bağışla ki, bana ve Yâkuboğulları'na mirasçı olsun.' 505 Hz. Ali'nin halife olunca Fedek'in durumunu değiştirmemesine Ehl-i Beyt alimleri ne diyor? Ehl-i Beyt alimleri Hz. Ali (a.s.)'ın Fedek konusunda farklı hareket etmemesini üç madde ile açıklarlar: 1- Ehl-i Beyt gasp edilen mallarını geri almaz. Nitekim, Resûlullah (s.a.v.) Mekke'yi fethedince, vaktiyle gasp edilmiş evini onlardan geri almadı. 2- Hz. Ali (a.s.), Hz. Fâtıma'ya (a.s.) uyarak Fedek'ten bir şey almadı. Hz. Ali'nin Fedek bahçesini almaması takiyye içindir. 502 Peşaver Geceleri, s. 57 503 Nisa, 11 504 Neml, 16 505 Meryem, 5-6
  • KUR’AN’DA MİRAS HAKKINDAKİ AYETLER İLE “PEYGAMBERLER MİRAS BIRAKMAZ” ŞEKLİNDEKİ HADİSİN KARŞILAŞTIRILMASI

    Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Kur'an-ı Kerim içinde peygamberlerin miras bırakmayacaklarını emreden bir ayet söz konusu değildir. Ancak bazı Sünni alimler, Hz. Fâtıma'nın (a.s.) konuşmasında yer alan ayetlerin, mal mirası değil, sadece manevi miras, ilim mirası olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedirler. Kur'an sûrelerinde miras ile ilgili ayetler incelenmelidir. Hz. Yahya'nın Hz. Zekeriya'dan miras alması: "Benden sonra yerime geçecek, mirasıma konacak yakınlarımdan (amcamın oğullarından) endişelenmekteyim, karım da kısır. Sen bana katından bir oğul ihsan et de bana da mirasçı olsun. Yâkub soyuna da mirasçı olsun ve Rabbim onu rızanı kazanmışlardan et." 506 506 Meryem, 5-6
  • KUR’AN’DA MİRAS HAKKINDAKİ AYETLER İLE “PEYGAMBERLER MİRAS BIRAKMAZ” ŞEKLİNDEKİ HADİSİN KARŞILAŞTIRILMASI (2)

    İmam Kurtubi tefsirinde bu konuda şunları yazmaktadır: "... En-Nehhas der ki: `... bana da mirasçı olsun, Yâkuboğulları'na da mirasçı olsun... buyruğu ile ilgili olarak ilim adamlarının üç türlü cevabı vardır. Buradaki mirasçılığın nübüvvet mirası almak olduğu söylendiği gibi, hikmeti miras almak olduğu da söylenmiştir. Mal mirasçılığı olduğu da söylenmiştir. Peygamberliği miras almak şeklindeki görüşün kabul edilmesi imkansızdır. Çünkü peygamberlik miras alınmaz. İlim ve hikmet mirasçılığı olduğuna dair görüş güzel bir görüştür. Hadis-i şerifte de `Alimler peygamberlerin mirasçılarıdır' denilmiştir. Malına mirasçı olma görüşüne gelince, bu da imkansız bir şey değildir. Peygamberin, `Biz miras bırakmayız, geriye bıraktıklarımız bir sadakadır' hadisi dolayısıyla bunu kabul etmemiş iseler de, bu hadiste bunun imkansızlığına delil olacak bir taraf yoktur. Ayrıca bu hadis, `bizim sadaka olarak terk ettiğimiz miras alınmaz' anlamında da yorumlanabilir. Çünkü, Peygamber (s.a.v.) geriye kendisinden miras alınacak bir şey bırakmamıştır. O'nun geriye bıraktığı hayattayken Yüce Allah'ın kendisine şu buyrukları ile mubah kıldığı şeylerdir: `Bilin ki ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resulü'ne aittir.' 507 Resûlullah (s.a.v.) hayatta olduğu sürece onun maslahatına olan hususlar da Allah yolunun kapsamı içerisindedir. Ebu Ömer b. Abdi'l-Berr der ki: `Peygamberin (s.a.v.), `Biz miras bırakmayız, geriye bıraktığımız sadakadır' buyruğunun te'vili hususunda ilim adamlarının iki ayrı görüşü vardır. Birinci görüş, -ki bu çoğunluğun kabul ettiğidirPeygamberin (s.a.v.) bıraktıkları miras alınmaz, o geriye ne bırakmışsa sadakadır. İkinci görüş ise, 507 Enfal, 41