• HZ. FÂTIMA’NIN, ZİYARETİNE GELEN KADINLARA KONUŞMASI (2)

    evden, din ve dünya işlerine alim olanın elinden çıkardılar. `Bilin ki bu, büyük ve apaçık bir hüsrandır.' 512 Ali'den intikam almalarının sebebi ne idi? Allah'a and olsun ki, O'nun kılıcının kimseyi tanımamasından, ölümden imtina etmemesinden, düşmanları çiğnemesinden, kılıcının darbesinden ve Allah rızası için olan öfkesinden dolayı O'ndan intikam aldılar. Allah'a and olsun ki, eğer yoldan çekilseydiler (mâni olmasaydılar), Resûlullah'ın Ali'ye bıraktığı yulardan (önderlikten) ve onu kabul etmekten vazgeçselerdi ve onu (hilafet devesinin dizginini) Ali'ye bıraksalardı, bu deve onları doğru yola götürürdü, burunsallığı kimseyi yaralamazdı, yürümesi ağırlaşmazdı, binicisi yorulmazdı, onları hazmettirici ve kandırıcı temiz bir su kaynağına götürürdü, yanları suyu bulandırmazdı, onları doyurup geri getirirdi. Ali onlara, gizlide ve açıkta nasihat etti. Hilafete ulaşsaydı zenginlikten çok süslenmezdi (Beytü'l-mal'dan kendisi için zahire etmezdi), susuzluğunu ve açlığını gidereceği az bir miktar hariç dünya malından bir şey toplamazdı, O zaman kimin zahid, kimin dünyaya haris olduğu, kimin doğru konuşan, kimin de yalancı olduğu ortaya çıkmış olacaktı. `Eğer halk inansalardı, korkup-sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem de yerden bolluklar (bereketler) açardık; ancak onlar yalanladılar, biz de onları kazandıkları şeylerden dolayı cezalandıracağız.' 513 `Bunlardan zulmetmiş olanlara da, kazanmakta oldukları kötülükler isabet edecektir ve onlar (Allah'ı) aciz bırakabilecek de değillerdir.' 514 Hz. Ebu Bekir'le Hz. Ömer'in özür dilemeleri: Hz. Ali (a.s.) camide beş vakit namazlarını kılıyordu. Namazını kılıp bitirdiğinde Ebu Bekir ve Ömer; "Resûlullah'ın kızının hâli nasıldır?" diye sordular. Sonra şöyle dediler: "Senin de bildiğin 512 Zümer, 15 513 A'raf, 96 514 Zümer, 51
  • HZ. FÂTIMA’NIN, ZİYARETİNE GELEN KADINLARA KONUŞMASI (3)

    gibi bizimle O'nun arasında bir rahatsızlık olmuştur, eğer uygun görüyorsan bizim için izin iste de suçumuzdan dolayı O'ndan mazeret dileyelim." Hz. Ali (a.s) cevaben şöyle buyurdu; "Bu sizin bileceğiniz bir şeydir." Sonra Hz. Ali (a.s) Hz. Fâtıma'nın yanına gelerek şöyle dedi: "Ey hür kadın! Filan şahıslar kapının arkasındadırlar, Sana selam vermek istiyorlar, bu konuda görüşün nedir?" Hz. Fâtıma (a.s.) cevaben şöyle dedi: "Ev senin evindir, hür de Senin eşindir, istediğini yapabilirsin." Hz. Ali (a.s), "Öyleyse çarşafını başına at" dedi. Hz. Fâtıma da çarşafını başına atıp yüzünü duvara döndü. Sonra o ikisi içeri girip selam verdikten sonra; "Bizden razı ol, Allah da Senden razı olsun" dediler Hz. Fâtıma (a.s): "Sizi buraya getiren ve bu sözü söylemenize sebep olan şey nedir?" diye sordu. Onlar cevaben: "Biz, kötü iş yaptığımızı itiraf ediyoruz, bizi affetmeni ümit ediyoruz" dediler. Hz. Fâtıma (a.s.) onların bu sözlerine karşılık şöyle buyurdular: "Eğer sözünüzde sâdıksanız, öyleyse sizden soracağım şey hakkında Bana görüşünüzü bildirin; Ben sizin de bildiğinizi bildiğimden dolayı sizden bir mesele soracağım, eğer Beni tasdik ederseniz buraya gelmenizde sâdık olduğunuzu anlamış olurum." O ikisi, "İstediğin meseleyi sorabilirsin" dediler. Bunun üzerine Hz. Fâtıma (a.s) şöyle buyurdu: "Allah aşkına acaba Resûlullah'ın şöyle buyurduğunu duymuş musunuz: Fâtıma bedenimin bir parçasıdır; öyleyse O'na eziyet eden Bana eziyet etmiştir." O ikisi cevaben "Evet, Resûlullah bunu buyurmuştur" dediler. Onların bu sözü üzerine Fâtıma (a.s) ellerini göğe kaldırarak şöyle dedi, "Allah'ım, o ikisi Bana eziyet ettiler, Ben onları Sana ve Resulü'ne şikayet ediyorum. Hayır, Allah'a and olsun ki, babam Resûlullah'a kavuşana dek kesinlikle sizden razı olmayacağım ve sizin yaptığınızı O'na bildireceğim; sizin hakkınızda hüküm veren O olacaktır!" 515 515 Bihârü'l-Envâr, c. 28, s. 303; c. 43, s. 203; El-İmamet-u ve's-Siyase, İbn-i Kuteybe, c. 1, s. 20; A'lamu'n-Nisa, Cahiz, c. 3, s. 1214
  • KENDİSİNE CENAZE NAMAZI KILMALARINA İZİN VERİLMEMESİNİ VASİYET ETMESİ

    "Emirü'l-Mü'minîn Ali hakkında Allah'ın ve Peygamberin ahdini bozan, hakkımdan dolayı Bana zulmeden, mirasımı gasp eden, Babamın Bana yazdığı Fedek'in malikiyet senedini yakan ve tanıklarımı yalanlayan kimseler Bana namaz kılmasınlar. Allah'a and olsun ki, o tanıklar Cebrail, Mikail, Emirü'l-mü'minin Ali ve Ümmü Eymen'di. Bize yardım edilmesi gerektiğinde onlar (ashab) evlerine çekildiler. Oysa Emirü'l-Mü'minîn Ali, Beni, Hasan ve Hüseyin'le birlikte gece ve gündüz onların (Muhacir ve Ensar'ın) evlerine götürüyordu. Allah'ı, Peygamberi onlara hatırlatıyordum; `Biz Ehl-i Beyt'e zulmetmeyin, Allah'ın bize verdiği hakkı gasp etmeyin' diyordum. Gerçi; `Size yardım edeceğiz' diye olumlu cevap veriyorlardı ama gündüz olunca bize yardım etmekten vazgeçiyorlardı. Nihayet bizim eve saldırdılar, kapımızın önüne yığınla odun topladılar, o odunları yakarak bizi yakmak İstediler. Böyle bir ümmet mi Bana namaz kılacak!" 516 516 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 204; Keşfu'l-Gumme, c. 1, s. 494
  • KENDİSİNE CENAZE NAMAZI KILMALARINA İZİN VERİLMEMESİNİ VASİYET ETMESİ (2)

    Bu konuda Sünni ve Ehl-i Beyt âlimleri arasında ihtilaf vardır. Sünni kaynaklar Hz. Fâtıma'nın miras meselesi ve diğer konular sebebiyle Ebu Bekir ve Ömer'e bir kırgınlığının olmadığını, hakkını helal ederek bu dünyadan ayrılmış olduğunu yazmaktadırlar. Ancak, Hz. Fâtıma hakkını helal etmemiş ve namazını kılmalarını istememiştir. Bu sebeple Hz. Fâtıma'nın namazını Hz. Ali yalnız başına kılmıştır.
  • HZ. ALİ’YE VASİYETİ

    "Ya Ali! Ben öldüğümde Sen Bana cenaze guslü ver, kefenleme işlerimi Sen üstlen, (cenaze) namazımı Sen kıl, Beni kabrime koyarak defnet, kabrimin üzerindeki toprağı dümdüz et, yüzüme taraf baş ucumda otur, çok Kur'an ve dua oku. Çünkü bu anlar, ölünün dirilerle üns etmeye (birlikte olmaya) muhtaç olduğu anlardır. Ben Seni Allah'a ısmarlıyor, evlatlarım hakkında güzel davranmayı ise Sana tavsiye ediyorum." 517 Yazılan vasiyetname: Hz. Fâtıma (a.s.) vefat ettikten sonra Hz. Ali (a.s.) camiden gelerek, O'nun yüzündeki örtüyü açınca baş ucunda bir mektup gördü; o mektupta (vasiyetnamede) şöyle yazılmıştı: "Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu, Resûlullah'ın kızı Fâtıma'nın vasiyetnamesidir. O (Fâtıma), Allah'tan başka bir ilahın olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna, kıyamet gününün geleceğine 517 Bihârü'l-Envâr, c. 79, s. 27; Beytu'l Ahzan, s. 176; Nehcü'l-Hayat, s. 315
  • HZ. ALİ’YE VASİYETİ (2)

    ve onun gelmesinde bir şüphe olmadığına ve Allah'ın kabirdekileri dirilteceğine tanıklık ediyor. Ya Ali! Ben Muhammed'in kızı Fâtıma'yım, dünya ve ahirette Seninle olmam için Allah Beni Seninle evlendirdi. Sen başkalarından Bana daha yakınsın. Geceleyin cenazemi yıka, secde uzuvlarıma hanut koy ve Beni kefenle. Geceleyin (cenaze) namazımı kıl ve hemen defnet, kimseye de haber verme. Seni Allah'a ısmarlıyorum; kıyamet gününe dek evlatlarımı selamlıyorum." 518 518 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 214; Avalim, c. 11, s. 514; A'yanu'ş-Şia, c. 1, s. 321; Nehcü'lHayat, s. 320
  • HZ. FÂTIMA’NIN VEFATI

    Allah Resulü'nün vefatından sonra Hz. Fâtıma oldukça sıkıntılı günler geçirdi. Çoğu zaman Resûlullah'ın kabrini ziyaret ederek, hüngür hüngür ağlardı. 519 Öyle ki, Hz. Ali, Bâki Kabristanı'na Fâtıma için Beytü'l-Ahzan (Hüzünler Evi) olarak anılan çardağı yapmak zorunda kalmıştı. Hz. Fâtıma her gün erkenden yanına Hasan ve Hüseyin'i de alarak oraya gider, akşama kadar kabirlerin arasında dolaşarak ağlardı. Akşam olunca İmam Ali gider ve onları eve getirdi. Hz. Fâtıma hastalanıncaya kadar bu böyle sürdü. 520 Hz. Fâtıma bir yandan Allah Resulü'nden ayrılmanın ıstırabı, diğer yandan yaşadığı sıkıntı ve eziyetler sebebiyle yatağa düştü. Hicret'in on birinci yılında, cemaziyülevvel ayının 13'ünde veya cemaziyülahir ayının 3'ünde Allah Resulü'nün vefatından 75 veya 95 gün sonra dünyadan göçtü. 519 Beytü'l-Ahzan, Kummî, s. 137; Muntehe'l-Â'mal, s. 163; Kenzü'l-Fevâid, s. 360 520 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 177-178; Beytü'l-Ahzan, Kummî, s. 138
  • HZ. FÂTIMA’NIN VEFATI (2)

    Hz. Ali O'nu defnederken şunları söylemiştir: "Ey Allah'ın Resulü! Benden ve yakınına inecek, Sana yetişmekte acele eden Kızından Sana selam olsun. Ey Allah'ın Resulü! Seçkin Kızın için sabrım azaldı. O'nun için tahammülüm kalmadı. Ancak Senden ayrılığın büyüklüğü ve musibetinin ağırlığının tesellisi, bu üzücü olay için Bana sabır kaynağıdır. `Biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz.' 521 Emanet iade edildi, rehin geri alındı. Allah, Senin ikamet ettiğin yurdu, Benim için seçinceye kadar hüznüm sonsuz, gecem uykusuzdur. Kızın Sana, ümmetinin zulme yardımcı olduğunu haber verecek. O'na sor ve durumu O'ndan öğren. Üstelik bu, çok zaman geçmeden, Senin anılman daha sona ermeden meydana geldi..." 522 521 Bakara, 56 522 Nehcü'l Belağa, s. 232
  • FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR?

    "Halifelerin zamanından Hz. Ali'nin (a.s.) zamanına kadar Fedek`in sabit bir durumu olmuştur. Buranın gelirinden küçük bir pay, Peygamber (s.a.v.) ailesinin zaruri ihtiyaçları için sarf edilirken, geri kalan pay tıpkı diğer kamu malları gibi halifenin istediği şekilde kullanılıyordu. Fakat Muaviye başa geçince, burayı üç kişi arasında taksim etti: Mervan, Amr ibn-i Osman ibn-i Affan ve kendi oğlu Yezid. Fedek elden ele dolaşarak sonunda Mervan ibn-i Hakem'in malı oldu. O burayı halife olduğu zaman tamamen satın aldı ve oğlu Abdülaziz'e hediye etti, ya da ona miras bıraktı. Ömer ibn-i Abdülaziz başa geçtiğinde, Ben-i Ümeyye'nin İslam camiasına sürdüğü kara lekeleri temizlemek kararı aldı ve Peygamberin (s.a.v.) ailesine duyduğu alaka ile Fedek'i asıl sahibi olan Hasan ibn-i Ali'ye vermişti. O da Medine Valisi olan Ebu Bekir ibn-i Ammar'a bir mektup yazarak Fedek'in Fâtıma (a.s.)'ın evlat-
  • FEDEK TARİH BOYU KİMLERİN HİMAYESİNE GİRMİŞTİR? (2)

    larına verilmesini istedi. Medine Valisi ise, ona cevaben bir mektup gönderdi: "Fâtıma'nın (a.s.) Medine'de o kadar çok evladı var ki, onların hepsi ayrı aileler halinde yaşıyor. Ben Fedek'i onlardan hangisine vereyim?" Ömer ibn-i Abdülaziz bu mektubu okuyunca çok üzüldü ve Medine'ye şöyle bir mektup daha gönderdi: "Ben eğer senden bir ineği öldürmeni istesem sen tıpkı İsrailoğulları gibi hangi renk olsun diye mi soracaksın? Mektubum senin eline ulaştığı vakit Fedek'i Fâtıma (a.s.)'ın evlatları arasında taksim et." Ben-i Ümeyye'nin dallarını oluşturan halifenin yanındakiler, halifenin bu adaletinden dolayı çok öfkelenip şöyle dediler: "Sen bu amelin ile atalarını hatalı gösteriyorsun?" Çok geçmeden Ömer İbn-i Kays bir grupla birlikte Kûfe'den Şam'a gelip halifeyi tenkit etti. Halife ise onlara şu cevabı verdi: "Sizler cahil ve bilgisizsiniz. Benim bildiklerimi siz de duydunuz. Fakat unuttunuz. Zira benim üstadım olan Ebu Bekir ibn-i Muhammed Amr ibn-i Hazım babasından, o da ceddinden, o da Peygamber (s.a.v.)'den şöyle naklediyor: `Fâtıma (a.s.) Benim bedenimin bir parçasıdır. O'nu inciten Beni incitir, O'nu hoşnut eden Beni de hoşnut eder.' Fedek halifeler zamanında hükümetin malı sayılıyordu, sonra da Mervan'a geçti. O da burayı babam Abdülaziz'e bıraktı. Babamın ölümünden sonra ben ve kardeşlerim burayı miras edindik. Fakat kardeşlerim Fedek'teki payları ya bana sattılar, ya da bağışladılar. Ben de burayı tıpkı Peygamberin (s.a.v.) hadisine göre Fâtıma (a.s.)'ın evlatlarına bıraktım." Ömer İbn-i Abdülaziz'in ölümünden sonra Âl-i Mervan başa geçince babalarının tam aksine hareket ederek Fedek'e el koydular ve Peygamber ailesini buranın gelirinden tamamen mahrum bıraktılar. Emevi hükümetinin yok olup, Abbasi hükümetinin kurulmasından sonra ilk Abbasi hükümeti olan Seffah, Fedek'i Abdullah İbn-