• SIFFİN SAVAŞI

    Numan b. Beşir, yanında Hz. Osman'ın kanlı gömleği ve hanımı Nâile'nin kopan parmakları olduğu halde Şam'a geldi. Osman'ın hanımı Nâile Şamlı idi. Numan yanında getirdiklerini Muaviye'ye verdi. Muaviye de halkı galeyana getirmek için bunları Şam Camii'nin minberine astı. İnsanlar onun etrafında ağlaşıyor ve birbirlerini Osman'ın intikamını almaya teşvik ediyorlardı.1350 Muaviye'nin Hz. Ali'ye biati kesin olarak reddettiği haberi Kûfe'ye ulaşınca İmam, Şam'a sefer yapmaya karar verdi. Kûfe'de bulunan kabile reisleri ile Muhacir ve Ensar topluluğunun Şam seferi konusunda tam desteğini aldı. Ukbe b. Amir'i Kûfe'ye idareci tayin etti. Ve H. 36'da (M. 657) Şevval ayında doksan bin kişilik bir ordu ile Sıffin'e doğru yola çıktı.1351 Sıffin, Fırat nehri üzerinde Rakka şehrine yakın bir bölgedir. Muaviye ve ordusu Sıffin'e daha önce gelmiş ve Fırat suyunu tutmuştu ve Hz. Ali'nin askerlerinin su almalarına izin vermiyor1350 El-Bidaye Ve'n Nihaye, c. 7, s. 539; Tarihu'd-Daveti'l-İslamiyye, s. 398; Tarihu'l-İslam, s. 539 1351 Ed-Dineveri, El-Ahbar, s. 166-168; Mesudi, Müruc, c. 2, s. 384
  • SIFFİN SAVAŞI (2)

    lardı. Hz. Ali, Muaviye'ye elçi gönderip su vermesini istediyse de bu isteği reddedildi. Bunun üzerine Iraklı komutanlardan Eş'as b. Kays ve Mâlik b. Eşter ortaklaşa bir saldırı düzenleyip su yolunu ele geçirdiler. Ancak Hz. Ali su konusunda Muaviye gibi davranmadı ve her iki tarafın da suyu kullanmasına izin verdi.1352 Hz. Ali, kan dökülmemesi için Muaviye'ye mektup yazdı ve elçiler gönderdi. Beşir b. Amr, Said b. Kays, Sebis b. Rib'i, Hz. Ali adına Muaviye'ye gitmiş ve kendisini halifeye biat etmeye çağırmışlardır. Ancak Muaviye devamlı olarak Osman'ın katillerinin teslim edilmesi konusunu ileri sürüyordu.1353 Sahabeden Ebu'd-Derda ve Ebu Umame barış sağlamaya uğraşmış ancak başarılı olamamışlardır. 1354 Tabiin'in büyüklerinden Mesruk b. Ecdad'a nasihatlerde bulunmuş, ancak etkili olamamıştır. 1355(Muaviye ısrarla katilleri teslim etmeden biat etmeyeceğini söylüyordu. (Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi bu talep İslam'a ve aklî delillere aykırıydı). Artık savaş kaçınılmazdı. Zilhicce ayının ilk haftası boyunca tek tek birliklerin küçük çaplı çatışmalarıyla savaş devam etti. Hz. Ali iki ordunun ertesi gün karşılaşacağını ilan etti. Savaş başlamadan Hz. Ali askerlerine bir konuşma yaparak onları sabra ve Allah'ı çok zikretmeye teşvik etti. 1356 Hz. Ali ordusunu şöyle tanzim etmişti: Merkezlerde Hz. Ali, sol cenahta Abdullah b. Abbas, sağda Eş'as b. Kays, piyadelerin başında Ammar b. Yâsir vardı. Ve kanlı bir savaş başladı. O gün akşam vaktine kadar aralıksız devam etti. (Ki o gün Çarşambaydı). 1352 Halife b. Hayat, Tarih s. 193; Ed-Dineveri, El-Ahbar, s. 17; Taberi c. 4, s. 572 1353 El-Minkâri, Vaka-i Sıffin, s. 197-199; Taberi, Tarih, c. 4, s. 573 1354 El-Bidaye Ve'n-Nihaye, c. 7, s. 270 1355 Siyer-u A'lami Nubela, c. 4, s. 67, isnatsız rivayet edilmiştir 1356 Tarih-i Taberi, c. 5, s. 622
  • SIFFİN SAVAŞI (3)

    Perşembe günü yeniden başlayan savaş şiddetini daha da arttırdı, hız kesmeden gece boyunca devam ederek Cuma sabahına kadar sürdü. Bu geceye "Leyletü'l-Herir" denmektedir.1357 Hz. Ali ilk gün akşam vakti savaş meydanına gelmiş ve Şamlılara bakarak şöyle niyaz etmişti: "Allah'ım Beni ve onları affet!" 1358 Leyleti'l Herir denen gece, diğer gün ve gecelere benzemiyordu. Hz. Ali'nin ordusunun hücumları Şamlıları yerlerinden etmişti. İmam Şafii şöyle demektedir: "Hz. Ali'nin Herir gecesi korku namazı kıldırdığı hıfzedilmiştir."1359 İbn Kesir, Herir gecesini ve Cuma gününü şöyle anlatmaktadır: "Önce mızraklarla çarpıştılar. Oklar da tükenince kılıçlarla çarpıştılar. Kılıçlar da kırılınca yumruk yumruğa birbirlerine giriştiler. Birbirlerinin suratına taş ve toprak savurdular. Birbirlerini dişleyerek parçalamaya azmettiler. Öyle ki karşıt iki kişi birbiriyle boğuşuyor takatten kesilince oturup dinleniyorlardı. Her biri diğerine yaslanarak ancak ayağa kalkabiliyor ve tekrar vuruşmaya başlıyorlardı. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Bu halleri Cuma sabanına kadar sürdü. Sabah namazını, savaş devam ederken işaretle kıldılar. Nihayet güneş biraz yükseldi. Iraklılar'a zafer, Şamlılara ise mağlubiyet göründü."1360 1357 Taberi, Tarih, c. 5, s. 47 1358 Musannef, İbn Ebi Şeybe, c. 15, s. 297 1359 Telhisu'l-Habir, c. 2, s. 78; Hilafet-ü Ali, s. 227 1360 El-Bidaye Ve'n-Nihaye, c. 7, s. 283
  • AMMAR B. YÂSİR’İN ÖLDÜRÜLMESİ

    Bu arada Allah Resulü'nün "Seni asi bir grup öldürecektir" dediği Ammar b. Yâsir öldürüldü. Bu düşünüp, ibret alanlar için büyük bir işaretti. Ammar'ın öldürüldüğünü gören ve o zamana kadar tarafsız kalmış olan sahabeden Huzeyme Hazretleri savaşa girdi ve şehit olana kadar savaştı. Çünkü Resulüllah'tan, "Ey Ammar! Seni asi bir topluluk öldürecektir" hadisini işitmişti.1361 Hz. Ammar'ın öldürülmesi Şamlılar arasında büyük etki yarattı. Abdullah b. Amr, Muaviye'ye gelerek, "Resulüllah'ın hakkında, `Seni asi bir grup öldürecektir' buyurduğu kişiyi öldürdük" dedi. Muaviye'nin cevabı ibret verici oldu: "Sus, onu biz mi öldürdük? Onu Ali ve arkadaşları öldürdü. Onu buraya getirdiler ve kılıçlarımızın önüne attılar."1362 Kurtubi'nin rivayetine göre, Hz. Ali bunu duyunca şöyle demişti: "Buna göre Hamza'yı Resulüllah öldürdü. Çünkü O'nu savaşa 1361 Hilafetü'l Ali, s. 211, Mecmau'z-Zevaid; Heysemi, c. 7, s. 242 1362 Musannef, Abdurrezzak, c. 2, s. 206; Müsned-i Ahmed, c. 2, s. 207
  • AMMAR B. YÂSİR’İN ÖLDÜRÜLMESİ (2)

    o götürmüştü."1363 Hz. Ammar'ın safı ashab-ı kiram için bir ölçü idi. Nevevi şöyle diyor: "Sıffin günü, Ammar nereye giderse ashab onu takip ediyorlardı. Çünkü onlar -bu hadis sebebiyleonun haklı olan tarafla birlikte olacağını biliyorlardı."1364 Savaşın son safhasında Mâlik b. Eşter komutasındaki Irak ordusu büyük bir üstünlük sağlamıştı. Hatta Muaviye kaçmayı bile düşündü. 1365 Sıffin Savaşı'nın en kritik zamanlarında Emeviler Muaviye'nin huzurunda toplandı. Haşimiler'in kendilerine yaptıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatıyor, dedelerinin çoğunun Bedir'de katledildiğinden dem vurarak daha onların intikamını alamadıklarına yanıyor ve tarihî bir kan davasını diri tutmak için ellerinden geleni yapıyorlardı. 1366Savaş Iraklılar'ın lehine sonuçlanmak üzereyken, Muaviye, Amr b. el As'ın tavsiyesine uyarak askerlerine büyük Şam mushafını beş mızrağın ucuna bağlayarak taşımalarını emretti. Bunu gören Şam askerleri de yanlarında bulunan mushaflarını mızraklarının ucuna bağladılar ve, "Ey Araplar! İşte Allah'ın Kitabı sizin ve bizim aramızda hakem olsun" diye bağırdılar. 1367 Şamlıların çağrısını duyan Irak ordusu komutanlarından ElEş'as ile Halid el-Muammer savaşı durdurmanın daha doğru olacağını savundular. Ki bu kumandana bağlı birlikler Irak ordusunun büyük çoğunluğu teşkil ediyorlardı.1368 Savaşta büyük başarılar elde eden El-Eşter ise savaşı durdurma1363 El-İkdu'l-Ferid, c. 4, s. 343; Tezkiretü'l Havas, s. 90 1364 Tehzibü'l-Esma Ve'l-lugat, c. 2, s. 38 1365 İbn Kuteybe, Uyun c. 1, s. 126; Tarih-i Yâkubi, c. 2, s. 164 1366 El-Minkâri, s. 417; Mesudi, Müruc, c. 2, s. 388-389 1367 El-Minkari, Vaka-i Sıffin, s. 478; İbn Sa'd, Tabakat, c. 3, s. 21; İbn Kesir, El-Bidaye Ve'nNihaye, c. 7, s. 272 1368 Nazariyyatü's-Siyasiyyeti'l İslamiyye, s. 52
  • AMMAR B. YÂSİR’İN ÖLDÜRÜLMESİ (3)

    ya şiddetle karşı çıkıyordu ancak Hz. Ali, savaşı bırakma kararında olan komutanları ikna edemedi. Savaşa devam etme yanlısı olan El-Eşter'in sert tepkileri de bir netice vermeyince Hz. Ali hakeme gidilmesi şeklindeki barış teklifini kabul etmek zorunda kaldı.1369 Bu noktada şu konuyu açıklığa kavuşturmakta fayda vardır: Muaviye'nin ordusu fitneden uzak ve düzenli bir yapı arzediyordu. Ancak Hz. Ali'nin ordusu birkaç gruptan müteşekkil, karma bir ordu niteliğindeydi: 1- Hz. Osman'ın öldürülmesine katılan (ve daha sonra Hariciler adını alan) çoğunluğu Temim kabilesine mensup Kur'an hafızları. 2- Hz. Ali'nin Cemel'de yenilgiye uğrattığı Basralılar. 3- Aralarında sürtüşme ve kıskançlıklar bulunan Yemen kökenli kabileler. 1369 El-Minkâri, Vaka-i Sıffin, s. 482; Tarih-i Yâkubi c. 2, s. 165; Taberi, Tarih, c. 5, s. 48-51
  • HAKEM OLAYI

    Şamlıların "Kur'an'ın hakemliğine davet etme" hilesi neticesini verdi. Hz. Ali'nin ordusunda dalgalanmalar oldu. "Allah'ın Kitabı'na icabet edelim" demeye başladılar. Hz. Ali onlara şöyle hitap etti: "Ey Allah'ın kulları! Haklılığınız ve doğruluğunuz üzere kalın. Ve düşmanlarınızla savaşmayı sürdürün. Çünkü Muaviye, Amr b. As, İbn Ebu Muayt Habib b. Ebu Mesleme, İbn Ebu Sarh ve Dahhak ne din ehlidirler, ne Kur'an ehli... Ben onları sizden daha iyi tanırım. Çocukluklarında, sonra yetişkinliklerinde onlarla arkadaşlık ettim. En kötü çocuklar ve sonra en kötü yetişkinler onlardı. Yazıklar olsun size! Allah'a yemin ederim ki, mushafları kaldırmalarının tek amacı sizi aldatmak, kararlılığınızı kırmak ve size hile yapmaktır. Söyledikleri haktır ama bununla bâtılı amaçlıyorlar..." Buna karşılık askerler Emirü'l-mü'minin'e adıyla hitap ederek, dediler ki:
  • HAKEM OLAYI (2)

    "Ey Ali! Allah'ın Kitabı'na davet edildiğin zaman bu davete uy. Yoksa Seni onların eline teslim ederiz veya Osman'a yaptığımızı Sana da yaparız." Hz. Ali'nin bunlara karşı yapabileceği bir şey yoktu. Dedi ki: "Eğer Bana itaat ediyorsanız savaşın. Şayet Bana baş kaldırıyorsanız, istediğinizi yapın."1370 Bu arada Hz. Ali'nin komutanı Mâlik-i Eşter savaş meydanındaydı ve savaşmaya devam ediyordu. Savaşı durdurma isteğinde olanlar Hz. Ali'ye Eşter'i çağırmasını söylediler. Fakat Eşter savaşmaya devam etti. O zaman, Eşter'i, savaşı bırakmazsa Hz. Ali'yi öldürmekle tehdit ettiler. Bunun üzerine Mâlik Eşter geri döndü. Ve insanlar "İmam razı oldu" dediler. Ancak Hz. Ali büyük bir üzüntü içinde susmaktaydı. Zira Muaviye'nin hilesi etkili olmuştu. Askerleri artık O'nu dinlemiyordu. İmam Ali içine düştüğü durumu Nehcü'l-Belağa'da şöyle ifade ediyor: "Dün emir verendim. Bugün emir olan oldum. Dün yasaklayan konumundaydım. Bu gün yasak konulan..." 1371 Neticede Hz. Ali savaşın durdurulmasını ve hakem tayinini kabul etmek zorunda kaldı. Kur'an'a göre hakemlik etmesi için Şam ordusundan Muaviye'nin emriyle Amr b. As seçildi. Ancak Irak ordusunda hakemin belirlenme işi bir hayli tartışmalı oldu. Hz. Ali Malik-i Eşter'i ya da İbn Abbas'ı hakem olarak seçme kararında idi. Ancak kendisine isyan eden grup bunu istemediler ve Ebu Musa El-Eşari'yi hakem seçmesini istediler. (Ancak Ebu Musa Kûfe Valisi iken Cemel Savaşı'nda, halkın Hz. Ali'ye yardım etmesini engellemişti). İmam Ali bunu bildiğinden şöyle dedi: "Ebu Musa, daha halifeliğimin ilk günlerinde Benden ayrıldı ve halkın Bana yardım etmesini engelledi." 1370 Vaka-i Sıffin, s. 481; Tarih-i Taberi, c. 4, s. 34-35 1371 Nehcü'l-Belağa, Hutbe: 208
  • HAKEM OLAYI (3)

    Taberi Tarih'inde Hz. Ali'nin şöyle dediğini yazıyor: "Başta Bana isyan ettiniz, bari şimdi isyan etmeyin. Ben Ebu Musa'yı bu işe uygun görmüyorum. Çünkü o güvenilir biri değildir. Cemel Savaşı'na giderken Benden ayrıldı ve Kûfe'de insanların Bana katılmasını engelledi. Sonra da Benden kaçtı. Nihayet Ben, birkaç ay sonra ona aman ve can güvenliği verdim de geri döndü." 1372 Hz. Ali'nin diğer bir tereddüdü ise Ebu Musa'nın, Amr b. As karşısında oyuna getirilebileceği korkusu idi. Bu sebeple şöyle dedi: "Ben sizin söylediğiniz kişinin aldanmasından korkuyorum. Zira Amr çok kurnaz biri." Ancak karşısındakiler ısrarla, "Allah şahit olsun ki biz Ebu Musa Eşari'den başkasına razı olmayacağız" dediler. İmam bunun üzerine şöyle dedi: "Bu konuda ısrar ediyorsanız kendiniz bilirsiniz. Ne istiyorsanız yapın." 1373 Nihayet Iraklılar Ebu Musa'yı, Şamlılar da Amr b. As'ı kendilerini temsil etmek maksadıyla hakem tayin etiler. Ve taraflar tahkim antlaşmasını imzaladılar. (H.37). Her iki tarafın hakemleri sözleşme metnini yazmak üzere bir araya geldi. Amr, sözleşmeye, "Emirü'l-mü'minin" ifadesinin yazılmasını kabul etmedi. İmam Ali bunun üzerine şöyle dedi: "Bugün Hudeybiye gününe benziyor. O zaman Süheyl b. Ömer Peygamber'e, `Sen Allah'ın Resulü değilsin' demişti. Sonra Resulüllah Bana şöyle dedi: Buna benzer bir olay Senin de başına gelecek ve Sen haksızlığa uğrayacaksın." 1374Sözleşmesinin en önemli 1372 Tarih-i Taberi, c. 4, s. 36; El-Kâmil fi't-Tarih, c. 3, s. 319 1373 El-Ahbar el-Tuval, s. 192; El-İmame Ve's-Siyaset, c. 1, s. 113; Tarih-i Yâkubi, c. 2, s. 189; Vaka-i Sıffin, s. 449; Mürucu'z-Zeheb, c. 2, s. 402 1374 Vak'at-u Sıffin, s. 508; Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 2, s. 232
  • HAKEM OLAYI (4)

    maddesi ateşkes ilan edilmesiydi. Taraflar aralarında sorunların çözümünde Allah'ın Kitabı ve Peygamber'in sünnetine başvuracaklardı. Her iki hakemin de doğru yoldan ayrılmadıkları sürece canı ve malı muhteremdi ve yine her iki hakem Kur'an ve sünnete göre hareket etmezlerse taraflar arasında savaş devam edecekti. Hakemler Şam ile Irak arasında bir noktaya istedikleri kişilerle birlikte gelecek ve Ramazan ayının sonuna kadar bir karar alacaklardı. Eğer gerekirse bu süre hac mevsiminin sonuna uzatılabilirdi. 1375 Görüldüğü gibi sözleşmede Hz. Osman'ın intikamının alınmasından söz edilmiyordu bile. Buradan anlaşıldığı üzere, Hz. Osman'ın intikamının alınması sadece bir bahaneydi. Mâlik Eşter'den sözleşmeye imza atması istenir. Ancak o reddederek şöyle der: "Eğer bu sözleşmede adım geçerse, sağ kolum benimle sabahlamasın. Ve ondan sonra da sol kolumun bana hiçbir faydası olmasın. Düşmanlarımla ilgili Rabbim tarafımdan ortaya konulan bir kanıta sahip değil miyim? Siz de zaferi görmemiş miydiniz?" 1376 Emirü'l-mü'minin'e, "Eşter sözleşmeyi imzalamıyor" dediklerinde o şöyle dedi: "Keşke aranızda onun gibi bir kişi daha olsaydı. Keşke, düşmanı Benim gözümle gören onun gibi bir kişi daha olsaydı. O zaman derdinizi çekmek Bana hafif gelirdi. Eğrildikten sonra doğrulmanızı umabilirim. Ben size engel oldum. Ama siz Beni dinlemediniz. Siz öyle bir iş yaptınız ki, bununla gücümüz sarsıldı. Direncimiz kırıldı, yerini gevşeklik ve alçaklık aldı." 1377 Hakemler, Hz. Ali ve Muaviye'nin gönderdiği dört yüzer kişilik heyetlerle beraber, önce H.37 (M.658). Ramazan ayında Dûmetu'lCendel'de (Medine'yle Şam arasında bir yerdir) bir araya geldiler. Daha sonra H.38 (M.659). yılının Şaban ayında Ezruh'da toplandılar. (Ezruh, Ürdün'ün güneyinde bir mevkiinin adıdır). 1375 Muruc'ez-Zeheb, c. 2, s. 403; Tarih-i Taberi c. 3, s. 29 1376 Vak'at-u Sıffin, s. 508; Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 2, s. 232 1377 Tarih-i Taberi, c. 4, s. 40