• TALHA B. UBEYDULLAH’IN ÖLÜMÜ

    Cemel Savaşı başlamadan önce, Hz. Ali, Talha ile baş başa konuşmuş ve ona nasihatlerde bulunmuştu. O da savaş esnasında arka saflara geçmişti. O esnada nereden geldiği bilinmeyen serseri bir ok ayağına isabet etti. Ayağını atın böğrüne yapıştırdı. İsabet alan at neredeyse düşecekti. Kölesi gelip at üzerinde kendisini tuttu. Ancak bir müddet sonra vefat etti. (Basra'ya götürüldüğü ve orada bir evde vefat ettiği de söylenir). Hz. Ali savaş alanını gezerken onu da ölüler arasında gördü ve yüzündeki toprağı silerek şöyle dedi: "Ey Muhammed'in babası, Allah sana rahmet etsin. Senin semâdaki yıldızların altında ölmüş olarak uzandığını görmek Bana çok ağır geliyor." Sonra, "Allah'ın ona rahmet etmesini istiyorum" dedi. Ve ekledi: "Keşke bundan yirmi sene önce ölmüş olsaydım."1341 Kaynakların yazdıklarına göre; Cemel Savaşı'nda Basra ordusundan Zübeyr ve Talha dahil olmak üzere 13.000, Hz. Ali'nin ordusundan da 1000 kişi ölmüştür. 1342 1341 Tarihu'l-İslam, s. 528 1342 İbn-i Kelbi, c. 7, s. 157
  • ABDULLAH B. SEBE FİTNESİ

    Sünni ve Ehl-i Beyt kaynakları, Hz. Osman'ın şehadetinden itibaren gelişen ve ümmetin bölünmesine yol açan fitne olaylarında aslen yahudi olan Abdullah b. Sebe'nin rolünün büyük olduğunu yazmaktadır. İbn Sevda lakaplı Abdullah b. Sebe'nin kurduğu sapık esaslara dayalı Sebeiyye Tarikatı mensupları fitne ateşini tutuşturdu, kin ve nefret tohumları ektiler. Sahabenin ileri gelenlerinin ağzından uydurma mektuplar yazarak halkı kışkırtıyorlardı.1343 Özellikle Hz. Osman'ın şehadetiyle neticelenen olayların tırmanmasında Sebeilerin rolünün büyük olduğu rivayet edilmektedir. Hatta Keşşi'nin Muhammed b. Kuluye'den rivayet ettiğine göre, Hz. Ali hakkındaki Rububiyet iddiasını da bu sapık tayfa ortaya atmıştı. 1343 Tarih-i Taberi, c. 5, s. 348; Tahkik-u Mevakıfı's-Sahabe, c. 1, s. 330
  • MUAVİYE’NİN CEVABI

    Muaviye Hz. Ali'ye biat etmemeye kararlıydı. Buna gerekçe olarak önce Hz. Osman'ın katillerinin kendisine teslim edilmesi gerektiğini söylüyor, hatta daha da ileri giderek Hz. Ali'nin Osman'ın katlinden sorumlu olduğunu ileri sürüyordu. Ve Şam halkını da halifeye karşı bir tehdit unsuru olarak kullanıyordu. Muaviye'nin Hz Ali'nin biat çağrısına cevaben yazdığı mektup şöyledir: "... Sen Muhacirleri Osman'ı öldürmeleri için tahrik ettin. Ve Ensar'ın onu himaye etmesini engelledin. Sonuçta cahil Sana itaat etti ve güçsüz güçlendi. Şam halkı ise Osman'ın katillerini teslim alıncaya kadar Seninle savaşma kararı aldılar. Eğer Sen onların isteğine uyarsan hilafet meselesi bir şûrada görüşülecektir. And içerim ki Senin benimle olan durumun Talha ve Zübeyr'le olan durumundan çok farklıdır. Zira o ikisi Sana önceden biat etmişlerdi. Ancak ben biat etmedim. Ve ayrıca Şam halkı, Basra halkı gibi değil. Çünkü Basra halkı Senin halifeliğini kabul etmişti. Ancak Şam halkı böyle bir şey yapmadı. Tüm bunların yanında ben Senin İslam'daki önceliğini, Resulüllah ile olan yakınlığını ve Kureyş arasındaki dereceni inkar etmiyorum." 1344 1344 Kâmil Müberred, c. 3, s. 184; Şerh-i Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 88
  • MUAVİYE’NİN CEVABI (2)

    Burada Muaviye'nin girdiği hileli yol açıkça bellidir. Zira Hz. Ali'nin halifeliğini tanımak için Osman'ın katillerinin teslim edilmesini istemesi ne akla, ne de İslam'a uyar. Zira İslam'da halifeye biat herhangi bir şarta bağlı değildir. Yani biat şarta bağlanamaz. Diğer bir husus kişi, iktidarını tanımadığı bir halifeden herhangi bir talepte bulunamaz. Ancak biat ettikten sonra varsa taleplerini sıralayabilir. Hz. Ali Muaviye'ye yazdığı cevabî mektupta bu hakikatleri ortaya koyuyor ve şöyle diyor: "... Öğütlerle yazdığın, sapıklığınla bezediğin, kötü ve bâtıl reyinle gönderdiğin mektubun geldi. Bir kişinin mektubu ki ne doğru yolu görüp onu sevk edecek gözü var, ne de onu gerçeğe götürecek kılavuzu var. Sapıklık onu çağırmış o da ona uymuş, gitmiş. Dalalet onu çağırmış o da buna icabet etmiş. Hatalara düşerek adım atar, yol yitirir. Çünkü biat birdir, iki olmaz. Ona başka bir reis katılamaz. Ondan baş çekip, kabul etmeyen dine uygun buyruğu kınamış olur. O biatte şüpheye kapılan hataya düşmüş olur. Osman'ın katli hakkında Ben ne emirde bir hataya düştüm ki yakalanayım, ne de onu öldürdüm ki kısas edileyim. Osman'ın katillerini teslim et diyorsun. Bu ne değersiz bir laf, Osman'dan sana ne? Sen Ben-i Ümeyye'nin evlatlarındansın. İntikam almaksa Osman'ın evlatlarına düşer. Eğer Osman'ın intikamını almakta en güçlü kişi olduğunu iddia ediyorsan, önce bize itaat et. Sonra onun katillerini şikayet et. Ben herkesi doğru yola çağırıyorum. Ama senin Talha ve Zübeyr ve Şam ile Basra halkı hakkındaki hükmün çok yersiz ve bâtıl. Herkes için hüküm birdir. Benim Osman'ın katili olduğumu söylemene gelince, sen asla bu konuda bir haber almadın. Kendince yalan söylemektesin. Benim İslam'daki faziletim, Peygamber ile olan yakınlığım ve Kureyş arasındaki derecemi dile getirmişsin. Allah şahit olsun ki, eğer yapabilseydin onu da inkar ederdin!.."1345 1345 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, 6. ve 7. mektuplar
  • MUAVİYE’NİN ASIL MAKSADI

    Bazı tarihçiler Muaviye'nin hilafet iddiasında olmadığını, Hz. Ali'ye biat etmemesinin nedeninin hilafet talebi değil, Hz. Osman'ın katillerinin cezalandırılması talebi olduğunu iddia etmektedirler. Başka bir ifadeyle, Ehl-i Beyt alimler Muaviye'nin hilafet makamında gözü olduğunu iddia ederken, Sünni kesim Hz. Osman'ın katillerini bulma isteğinde olduğunu söylerler. Olayları tarafsız bir gözle değerlendirirsek, görürüz ki, Muaviye hilafet arzusunu Hz. Osman'ın katillerinin bulunması bahanesinin ardına gizlemiştir. Çünkü; 1- Muaviye, Sıffin Savaşı'ndan sonra Hakem Olayı'nda hile yapmıştır. Hakem Olayı'nın ardından yapılan antlaşmada Hz. Osman'ın katilleri konusu hiçbir şekilde yer almazken, Muaviye kendini halife ilan ettirmiştir. Öte yandan, Muaviye hiçbir zaman Hz. Ali'ye biat etmemiştir. Ancak İmam Ali'nin hilafeti sahabenin tamamının isteği ile gerçekleştiği için icma vâki olmuştur ve Muaviye o dönemde halifelik isteğini açığa vurmamıştır.
  • MUAVİYE’NİN ASIL MAKSADI (2)

    2- Muaviye, Hz. Hasan döneminde de hilafete karşı muhalefet etmiş, Hz. Hasan'ı hilafetten vazgeçmeye mecbur etmiştir. Bu iki olay göstermektedir ki, Muaviye halifeliğe olan isteğini "Hz. Osman'ın katillerinin bulunması" bahanesinin ardına gizlemiştir. Hz. Ali'nin elçisi Cerir, Muaviye tarafından bir cevap verileceği bahanesi ile oyalanırken, Muaviye Şam'da savaş hazırlıkları yapıyor ve halkı örgütlüyordu. Hz. Ali, Hicri 36 yılında Kûfe'ye geldi. Ve aylarca Cerir'in dönüşünü bekledi. Usta bir diplomat olan Cerir uzun bir bekleyişten sonra olumsuz bir cevap alarak Hz. Ali'nin yanına döndü. Bu arada Muaviye güvendiği bazı kimselere mektuplar yazıyor, elçiler gönderiyor ve onları kendi safına çekmeye çalışıyordu. Muaviye, Sa'd b. Ebi Vakkas, Muhammed b. Mesleme ve Abdullah b. Ömer'e mektuplar yazıp, Hz. Ali'ye karşı işbirliği yapmayı teklif etti. Muaviye Muhammed b. Mesleme'ye yazdığı mektupta ona, "Ensar'ın yiğidi" diye hitap ediyor ve şöyle diyordu: "Ensar, Allah'a itaatsizlik ederek, Osman'ı zelil ettiler, kıyamet günü Allah onlardan ve senden bunun hesabını soracaktır." Muhammed cevaben şöyle yazdı: "Sen dünyadan başka bir şey dilemiyor ve hevesten başka bir şey izlemiyorsun. Sen Osman yaşarken, ona yardım etmedin, öldükten sonra ise kalkmış onu savunuyorsun..."1346 Muaviye , Abdullah b. Ömer'e yazdığı mektupta ise şöyle diyordu: "Ben hilafeti kendim için değil senin için istiyorum. Eğer sen bunu kabul etmezsen, hilafet meselesi bir şûrada görüşülmelidir." Muaviye Sa'd b. Ebi Vakkas'a da aynı mânâya gelen mektuplar 1346 El-İmame Ve's-Siyase, s. 90
  • MUAVİYE’NİN ASIL MAKSADI (3)

    gönderdiyse de bu girişimlerinin hiçbirinden olumlu netice alamadı. Bu kişilerin hiçbiri Muaviye'nin oyununa gelmediler. Netice olarak deriz ki; bütün bu olaylar Muaviye'nin hilafeti istediğini, bunu elde etmek için her yolu denemekten kaçınmadığını göstermektedir. Ancak Muaviye, şartlar gereği bu arzusunu Hz. Osman'ın katillerinin bulunması bahanesinin ardına gizlemiştir. Öte yandan, Hz. Ali'nin hilafeti konusunda icma vâki olduğu, yani İslam ümmetinin tamamının isteği ile gerçekleştiği için Muaviye'nin bu isteği bâtıldır.
  • MUAVİYE’NİN KABİLE REİSLERİNDEN YARDIM TALEBİ

    Muaviye, halk üzerinde etkisi büyük olan kabile şeyhlerini yanına çekmek için elinden geleni yaptı. Şurahbil Yemeni tanınmış kabile büyüklerindendi. Muaviye görüşmek üzere kendisini Şam'a çağırdı.1347 Muaviye ona şöyle dedi: "Ali bizi biat etmeye çağırıyor. Ali en lâyık insandır. Ancak o Osman'ın katili olmuştur. Ben şimdiye kadar bu konuda bir karar almaktan sakındım." Şurahbil Yemeni ise Muaviye'ye konuyu araştıracağını söyledi. Ve meselenin doğru olup olmadığını tespit etmek için halk arasında araştırmaya girişti. Muaviye, bu ihtimali önceden tahmin ettiği için görevlendirdiği kimseler aracılığıyla Şurahbil'in kafasında İmam hakkında tereddütler uyandırdı. Bu hile işe yaradı. Ve Şurahbil denen şahıs Muaviye'ye, "Ali'nin katil olduğundan başka bir şey duymadım. Senin ona biat etmeye hakkın yok" dedi.1348 1347 Vakıa Sıffin, s. 44-45; Şerh-i Nehcü'l-Belağa, İbni Ebi'l Hadid, c. 2, s. 71; Kâmil İbn Esir, c. 3, s. 143 1348 Vakıa Sıffin, s. 47-48; Şerh-i Nehcü'l-Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 2, s. 73
  • HZ. OSMAN’IN KATİLLERİNİN TESLİM EDİLME MESELESİ

    Yemen'den Ebu Müslim isminde zahit bir zat yanındaki hafızlarla Muaviye'nin yanına gitti ve neden kendine hiçbir konuda denk olmadığı halde Hz. Ali'ye karşı çıktığını sordular. Muaviye, bir kez daha Osman'ın katillerinin teslim edilme meselesini gündeme getirdi. Bir mektup yazıp Hz. Ali'ye verilmek üzere Ebu Müslim'e teslim etti. Ebu Müslim yanındakilerle beraber Kûfe'ye geldi, Hz. Ali'nin karşısına geçip mektubu teslim etti ve katillerin kendilerine teslim edilmesini söyledi. Hz. Ali, "Yarın gel cevabını ve mektubunu al" dedi. Ebu Müslim ertesi gün Hz Ali'nin huzuruna gittiğinde tüm halkın Kûfe Mescidi'nde toplanıp şöyle bağırdığını duydu: "Osman'ın katilleri biziz!" Ebu Müslim gördüğü bu manzaradan hayrete düştü ve İmam'a, "Mescitte kalabalık bir topluluk, Senin Osman'ın katillerini bize teslim eğeceğini duyunca silahlı bir şekilde `Osman'ı biz öldürdük' diye slogan atıyorlar..."
  • HZ. OSMAN’IN KATİLLERİNİN TESLİM EDİLME MESELESİ (2)

    Bunun üzerine Hz. Ali şöyle dedi: "Allah şahit olsun ki, Ben bir an bile onları teslim etmeyi düşünmedim. Ben bu konuda çok dikkatli tefekkür ettim ve böyle bir şeyin sahih olmadığı kanaatine vardım. Bu yüzden Ben onları ne sana, ne de başka birisine teslim edebilirim."1349 İşte Hz. Ali'nin halifeliği sırasında Kûfe'de durum bu merkezdeydi. Bu şartlar altında halifenin katilleri binlerce kişinin arasından tespit edip, ortaya çıkarması ve teslim etmesi mümkün değildi. İmam, "Onları teslim etmeyi bir an bile düşünmedim" demesi bu insanların galeyana gelebileceğini ve kan döküleceğini anlamış olduğundandır. Kaldı ki, Hz. Osman'ın kanının velisi Muaviye değil, kendi oğullarıydı. Esasen Muaviye de Kûfe'deki bu şartları ve katillerin teslimi gibi bir şeyin o zamandaki şartlar itibariyle mümkün olmadığını biliyor ancak bu meseleyi bir koz olarak kullanıyordu. Ahmed Cevdet Paşa'nın deyimiyle, "Hz. Osman'ın dirisini kullandıkları gibi ölümünü de bir koz olarak kullanıyorlardı." 1349 Vakıa Sıffin, s. 85-86; Şerh-i Nehcü'l-Belağa c. 5, s. 74-75