• VALİLERİN GÖREVDEN ALINMASI

    Hz. Ali halifeliğe geçer geçmez aldığı ilk kararlardan biri başta Muaviye olmak üzere Osman'ın atadığı valileri görevden almak oldu. H.36 yılının başında sâlih ve seçkin kimseleri İslam Devleti'nin belli yerlerine vali olarak atadı. Bunlardan bazıları şöyledir: Osman b. Huneyf'i Basra'ya Ammar b. Şehab'ı Kûfe'ye Ubeydullah b. Abbas'ı Yemen'e Kays b. Saad'ı Mısır'a Sehl b. Hanif'i Şam'a Mâlik b. Eşter'i Mısır'a vali olarak atadı.1295 1295 Tarih-i Taberi c. 5, s. 161
  • VALİLERİN GÖREVDEN ALINMASI (2)

    Hz. Ali'nin eski valileri azledip yerine yenilerini atarken hangi ölçüye göre hareket ettiğine, neyi esas aldığına dikkat etmek gerekir. Şam'a tayin edilen Sehl b. Huneyf, Bedir ve Uhud'a katılmış ileri gelen sahabelerdendi. Uhud günü insanlar dağıldığında o yerinde duran ve ölümüne savaşanlardan biriydi. Ok atarak Resulüllah'ı koruyordu. Hendek Harbi'ne ve Resulüllah'ın katıldığı diğer bütün seferlere de katılmıştı.1296 Basra'ya tayin edilen Osman b. Huneyf, Ensar'dandı ve Hz. Ömer'in Irak'ta görevlendirdiği kişilerdendi.1297 Mısır'a tayin edilen Kays b. Sa'd, Resulüllah'ın emniyet görevlisiydi. İleri görüşlü ve zeki biriydi.1298 Yemen'e tayin edilen Ubeydullah b. Abbas sahabedendi, asalet sahibi, cömert, sevilen ve sayılan biriydi.1299 Ancak Hz. Ali'nin mevcut valileri azletmeyip yerine bırakmasının -en azından belli bir süre içindaha iyi olacağını düşünenler de vardı. Taberi şöyle yazıyor: "Hz. Osman'ın muhasara altında bulunduğu günlerde Abdullah b. Abbas, hac emiri olarak hacca gitmişti. Dönüşünde Hz. Ali'yi hilafet makamında buldu. Yanında Muğire b. Şube (Arapların en iyi siyasetçilerinden biri olduğu söylenir) vardı. Hz. Ali'yle bir şeyler görüşüyordu. Muğire çıkınca İbn-i Abbas Hz. Ali'ye, "Bu adam ne diyor?" diye sordu. Hz. Ali, "Dün geldi, `Muaviye'yi, İbn-i Amir'i ve Osman'ın diğer valilerini yerinde bırak biat etsinler, halk da sakinleşsin, sonra dilediğini görevden alırsın' dedi. Bugün gelmiş ağız değiştirmiş, Bana hak veriyor" dedi. 1296 Tabakat, c. 3, s. 471 1297 Et-Tarihu'l Kebir, Buhari, c. 3, s. 209 1298 El-İsabe, c. 3, s. 94; Tahkik-u Mevakıfı's-Sahabe, c. 2, s. 101 1299 Siyer-ü A'lam'in-Nubelâ, c. 3, s. 512
  • VALİLERİN GÖREVDEN ALINMASI (3)

    Abdullah b. Abbas, Hz. Ali gibi düşünmüyordu. Şöyle dedi: "Dün Muğire sana hayırlı nasihatler yapmış, bugün ise hileli konuşuyor. Muaviye de, Emeviler'in diğer valileri de dünya adamlarıdır. Görevlerinde bırakırsan başka bir şeyle ilgilenmezler. Ama görevlerinden alırsan seni suçlarlar ve Şam ile Irak halkını sana karşı ayaklandırırlar. Muaviye'yi görevde bırak. Sana biat etsin. Sonra onu yerinden koparmayı ben Sana taahhüt ediyorum." Ancak Hz. Ali, "desiseli yolda iş görmek" dediği bu teklifleri reddediyordu. İbn-i Abbas dışarı çıkıp Muğire'yi gördü ve neden dün farklı, bugün daha farklı konuştuğunu sordu. Muğire acı gerçeğin ifadesi sayılması gereken şu sözleri söylüyordu: "Dün nasihat ettim kabul etmedi. Bugün ihanet ettim kabul etti."1300 Yine Taberi'nin ifadesine göre Hz. Ali valileri yerinde tutması hakkında, İbn-i Abbas'ın teklifine şöyle cevap verdi: "Onları yerinde bırakmakla ilgili teklifin dünya için hayırlı olacağında şüphe yok. Ancak Bana düşen Osman'ın idarecilerine hakla ve marifetle hareket etmek. Onlardan birini bile yerinde tutmam. Kabul ederlerse onlar için hayırlı olur, kabul etmezlerse kılıçlar konuşur." Bunun üzerine İbn-i Abbas şöyle dedi: "Bana kalırsa Muaviye'ye mektup yaz, ona bazı ikramlarda bulun ve bir takım şeyler vaat et." Hz. Ali ise, "Hayır, vallahi böyle bir şey asla olmayacak" diye cevap verdi.1301 1300 Taberi, c. 3, s. 167 1301 Tarih-i Taberi, c. 5, s. 461-463
  • BU KONUDA İHTİLAF VAR!

    Bazı tarihçiler, Hz. Ali'nin bu valileri azletmekle büyük bir siyasi hata yaptığını söylemektedir. Muaviye kötü bir idareci olsaydı 20 yıl Şam'da valilikte kalamazdı diyenler vardır. Ancak Hz. Ali kendi ifadesiyle desiseli iş görmeyi reddetmiş, imanına takvasına ve geçmişine kesin olarak güvendiği insanları idareci olarak atamıştır.
  • BEYTÜ’L-MAL’IN TAKSİMİ MESELESİ

    Hz. Peygamber'in Beytü'l-Mal taksiminde izlediği yol şöyleydi: Malın belli kimselerin elinde birikmesine izin vermez, beyazsiyah, Arap-Acem demeden tüm Müslümanlar arasında eşit olarak bölüştürürdü. Allah Resulü'nün taksimattaki uygulaması bu kadar açık ve netti. Ancak ikinci ve üçüncü halife dönemlerinde durum tamamen değişti. Hz. Ebu Bekir, ganimetleri biriktirmeden, hemen Müslümanlar arasında paylaştırıyordu. Ancak ikinci halife Ömer, Beytü'l-Mal'ın taksimi konusunda bazı kimselere derecelerine göre haklar verdi. İbn-i Ebi'l-Hadid'in ifadesine göre Hz. Ömer; "Peygamberin amcası Abbas için her yıl oniki bin, Peygamberin her bir hanımı için 10.000 (Aişe bu miktardan 2000 fazla) Bedir ashabı için Muhacirler'e 5 bin, Ensar'a 4 bin, Uhud'dan Hudeybiye'ye kadar olan ashab için 4 bin, Hudeybiye'den sonraki ashab için 3 bin, Peygamberin ölümünden sonraki 4 savaşa katılmış olanlar için ikiyüz-
  • BEYTÜ’L-MAL’IN TAKSİMİ MESELESİ (2)

    den ikibin beşyüze kadar mertebelere göre farklılık arz eden bir sistem kurmuştu."1302 Ancak Hz. Ömer ömrünün son yıllarında bu uygulamadan pişman olmuş; eğer yaşarsa Hz. Peygamber'in uygulamalarına geri döneceğini söylüyordu. Ancak yaşamadı. Hz. Ömer'in bu uygulaması, İslam toplumunda çeşitli sınıflar doğmasına yol açtığı gibi, ayrılık ve fitnelerin de temelini attı. Hz. Osman döneminde bu ihtilaflar son noktaya ulaştı. Beytü'lMal'ın taksiminde açıkça Ümeyyeoğulları kayırıldı. Neticede fitne ateşi körüklendi. İstenmeyen olaylar meydana geldi. Hz. Ali, yanlış uygulamaları bir kenara bırakarak, Resulüllah'ın taksimat şekline geri döndü. Herkese Beytü'l-Mal'dan eşit pay verilmesini emretti. Bu uygulama, başta Kureyş ve Emeviler olmak üzere kimseyi memnun etmedi. Mervan b. Hakem, Talha ve Zübeyr bu kimselerin başında geliyordu. Talha ve Zübeyr, Hz. Ali'ye giderek bu uygulamaya itiraz ettiler ve şöyle dediler: "Bizim Allah'ın Peygamberine yakınlığımız var. İlk Müslümanlardanız, geçmişte cihat etmiş kişileriz. Sen ise herkese ne kadar veriyorsan, bize de o kadar veriyorsun. Oysa ne Ömer, ne de Osman bize eşit pay vermezlerdi. Bizi daima başkalarından üstün tutarlardı." Hz. Ali şöyle dedi: "İşte Allah'ın Kitabı, bakın, orada size ne kadar hak görülüyorsa, o kadar alın..." Dediler ki: 1302 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 3, s. 154
  • BEYTÜ’L-MAL’IN TAKSİMİ MESELESİ (3)

    "Ya ilk Müslümanlardan olmamız?" Hz. Ali dedi ki: "Benden daha önce mi Müslüman oldunuz?" Onlar: "Hayır, ama biz Peygamberin yakınları değil miyiz?" dediler Hz. Ali: "Benden daha mı yakınsınız" dedi. "Hayır... Ancak yaptığımız cihat!" Hz. Ali buyurdu ki: "Benim cihadımdan daha mı büyüktür?" "Hayır" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali şöyle buyurdu: "Allah'a yemin ederim ki Ben, bu maldan ücretimi ancak başkalarıyla eşit olacak miktarda alıyorum."1303 Beytü'l-Mal'ın taksim edilmesinden önce Hz. Ali şu hutbeyi irad etmişti: "Ey insanlar! Hiç kimse annesinden hizmetçi, uşak olarak doğmamıştır. Herkes özgürdür. Allah içinizden bazılarına pek çok mal ve nimetler bağışlamıştır. Bazıları eğer giriftar iseler sabır ve tahammül etmeli. Allah'a bununla minnet koşmamalılar. Beytü'lMal şimdi bizim elimizdedir ve biz onu beyaz siyah demeden herkes arasında eşit ölçülerde dağıtacağız."1304 Mervan b. Hakem o sırada Talha ve Zübeyr'e dönerek şöyle 1303 Biharü'l Envar, s. 116 1304 El-Kâfi, Usul, c. 8, s. 68
  • BEYTÜ’L-MAL’IN TAKSİMİ MESELESİ (4)

    dedi: "İmamın bu konuşmasında kastettiği kimseler sizlersiniz, artık sizinle diğerleri arasında bir fark olmayacak." Şerhi Nehcü'l-Belağa da bu hutbe daha ayrıntılı yer almaktadır: "Ali, biatın ikinci gününde, cumartesi günü H.35, 19 Zilhicce günü minbere çıkarak şöyle buyurdu: Ey insanlar, Ben sizleri Hz. Peygamberin yoluna götürüyorum. Size neyi emredersem ona uyun. Sizi neden men edersem ondan uzak durun. (Sonra sağına ve soluna bakarak şunları ekledi): Ey insanlar! Ben dünya dostu olmuş, eşsiz mülkler ve merkeplere ve sayısız hizmetçilere sahiplenmiş insanları bu gafletten uzaklaştırmak istediğim zaman sizler Beni hor görmeyin ve demeyin ki: Ebu Tâlib oğlu bizi haklarımızdan mahrum etti. Hz. Peygamberle olan dostluğu ile kendisini diğerlerinden üstün sanan kimse bilsin ki, üstünlük bu değildir. Ancak Allah'ın ve Peygamberin nidasına cevap veren ve İslam'ı kabul eden kimse üstündür. Bu durumda tüm Müslümanlar hukuk önünde birbirleriyle eşit sayılacaklardır. Sizler Allah'ın kullarısınız. Mal, Allah'ın malıdır. Ve sizler arasında eşit şekilde dağıtılacaktır. Kimsenin kimseden bir üstünlüğü yoktur. Beytü'l-Mal'ın taksiminde Arap ve Acem bir tutulacaktır."1305 1305 Şerh-i Nehcü'l-Belağa, c. 7, s. 37
  • CEMEL SAVAŞI

    Hz. Ali, biatı bozarak kendisinden ayrılan Talha ve Zübeyr hakkında şunları söylüyor: "Allah'a yemin olsun ki, Bana karşı yapılan bir kötülüğü reddetmediler. Benimle aralarına insaf ölçüsü koymadılar. Şimdi terk ettikleri hakkı ve kendilerinin akıttığı kanı (Hz. Osman'ın katillerinin cezalandırılması taleplerini kastediyor). istiyorlar. O kanın akıtılmasında ortakları olduysam onların da bunda payı vardır. Yok onu Benim dışımda üstlendilerse, intikam almak bu durumda onlara karşı olmalıdır..." Cemel Vakası'ndan sonra ise şunları söylemektedir: "... Allah'ım onlar akrabalık bağını kestiler. Bana zulmettiler, biatımı attılar. İnsanları Bana karşı ifsat ettiler...Ben çatışmadan önce vazgeçmelerini söyledim. Çarpışmaların öncesinde onları bekledim. Ancak nimeti küçümsediler. Esenliği reddettiler..."1306.. 1306 Nehcü'l-Belağa, sy. 143
  • CEMEL SAVAŞI (2)

    Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvam umre bahanesiyle Mekke'ye geldiler. Ve burada Hz. Aişe ile buluştular. Hz. Aişe hac için Mekke'de bulunuyordu. O sırada Hz. Osman'ın ölüm haberini aldı. Hz. Ali'ye biat edildiğini henüz duymamıştı. Medine'ye gitmek için Mekke'den ayrıldı. Ancak yolda Serf denen bölgeye vardığında Muhacirin, Ensar'ın ve diğer halkın Hz. Ali'ye biat ettiğini öğrendi. Çok öfkelendi. Ve şöyle dedi: "Keşke gökyüzü başıma gelseydi". Sonra Hz. Aişe yönünü değiştirdi ve Mekke'ye döndü. O bu haberi aldığında Osman hakkındaki fikrini tamamen değiştirerek şöyle dedi: "Osman'ı suçsuz yere öldürdüler ve ben katillerden onun intikamını alacağım." Bu haberi ona getiren şahıs şöyle dedi: "Sen, Osman'ın kâfir olduğunu ve şekil yönünden yahudi Nasel'e benzediğini ve öldürülmesi gerektiğini söyleyen ilk kişiydin. Şimdi ne oldu da bu sözünden dönüyorsun?" Hz. Aişe şöyle cevap verdi: "Osman'ın katilleri onu tevbe ettirip öyle öldürdüler. Osman hakkında herkes bir şey söylüyordu ben de söyledim. Ama benim son sözüm, ilk sözümden daha doğru." Aişe Mescidü'l-Haram'a gelince devesinden indi ve Hicri İsmail'in yanına gelerek önüne bir perde çektirdi. Sonra halka hitaben şöyle dedi: "Ey Müslümanlar! Osman suçsuz yere öldürüldü. Ben ise onun intikamını alacağım."1307.. Hz. Aişe ile birlikte hareket etme kararı alan Talha ve Zübeyr'in niyeti Şam'a gitmekti. Ancak Ümeyyeoğulları'ndan olan Yemen ve Basra valileri Muaviye'nin Şam'daki güçlü ordusunu böyle bir ayaklanmaya bulaştırmak istemiyorlardı. Bu sebeple, Talha ve Zübeyr'i bu fikirlerinden caydırdılar ve Basra'ya gitmeye ikna ettiler.1308.. 1307 Tarih-i Taberi c. 3, s. 172 1308 Taberi, Tarih c. 4, s. 450, Müruc, c. 2, s. 366