• TÜM DÜŞMAN KUMANDANLARI KERBELA’DA TOPLANIYOR (4)

    Bana göre yarın düşmanla karşılaşacağımız gündür. Artık ben size izin veriyorum, siz serbestsiniz, biatimi sizden kaldırdım; Allah hepinizi hayırla mükafatlandırsın; bu gecenin karanlığından yararlanarak her biriniz Ehl-i Beyt'imden birisinin elini tutup kendi köy ve şehirlerinize dağılın, kendinizi ölümden kurtarın, çünkü bu insanlar sadece beni takip ediyorlar, beni ele geçirirlerse artık diğerleri ile işi olmaz, onlardan vazgeçerler." 516 516 Taberî, c. 7, s. 321-322; Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 246
  • HİKMETLER

    İmam Hüseyin (a.s.), Tasua Günü'ne kadar geçen yolculukları boyunca yanında yer alan ailesini ve yakın dostlarını defalarca başlarına gelecek akıbet konusunda uyarmıştır. Ancak Tasua günü ve gecesinde yapmış olduğu konuşmalar artık onların üzerinden biatini kaldırdığı ve ölmemek için kendini terk etmeleri şeklinde idi. Burada müthiş bir incelik vardır. İmam (a.s.) yanındaki ashabına karşı indallahda, "ben bunları ikaz etmiştim" diyebilmek için son âna kadar onları serbest bırakmıştır. Ölüme giden bu insanlar şehadet şerbeti ile şereflenecek de olsa, İmam Hüseyin (a.s.) onlara karşı zerre vebal almamak için defalarca ashabını yanından ayrılması ve kendilerini bu akıbetten kurtarmaları için ikaz etmiştir. Buradaki ikinci bir nükte de; İmam (a.s.) karşısındaki on binlerce kişilik orduya karşı 72 kişilik ashabı ile kendini müdafaa edecek olmasıdır. Bu az insanların arasında kendine yardımı olmayacakların şimdiden yanından ayrılmasını istemekte idi. Bu cesarette ve kararlılıkta olmayanların ertesi gün faydası olamazdı. Israrla, "öldürüleceksiniz, gidin" demesinin bir nedeni de bu idi.
  • ASHAB, İMAM (A.S.)’I KORUMAK İÇİN ÖLMEYİ, YAŞAMAYA TERCİH EDİYOR

    Rasulüllah'ın torunu İmam Hüseyin'in (a.s.) ashabından biatini kaldırdığını söylediği ve gitmelerine izin verdiği konuşmasının ardından ilk söz alan kardeşi Abbas bin Ali oldu, "Allah böyle bir günü bize göstermesin ki, biz seni yalnız bırakıp da şehrimize geri dönelim." İmam, Akil'in çocuklarına bakıp, "Müslim in öldürülmesi size yeter. Ben size izin verdim, gidin, artık burada kalmayın" dedi. 517 Dediler ki: "Sübhanallah! İnsanlar bize ne diyecek? Biz onlara ne cevap vereceğiz? En büyüğümüzü, efendimizi, amcamızı, hem de amcaların en hayırlıların oğullarını yalnız bıraktık, onlarla beraber bir tek ok atmadık, onların yanında bir tek mızrak fırlatmadık, onların yanı başında bir tek kılıç sallamadık, şimdi de onlara neler yapıldığını bilmiyoruz mu diyeceğiz? Hayır! Allah'a and olsun ki, bunu yapamayız. Tam tersine, can517 Luhuf, s. 81; Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 247
  • ASHAB, İMAM (A.S.)’I KORUMAK İÇİN ÖLMEYİ, YAŞAMAYA TERCİH EDİYOR (2)

    larımızı, mallarımızı ve ailelerimizi sana feda edeceğiz; seninle aynı akıbete varmak için seninle omuz omuza savaşacağız. Senden sonraki bir hayatı Allah kahretsin." Sonra Müslim bin Avsece el-Esedî kalktı ve şöyle dedi: "Şu düşmanlar senin etrafını sarmışken, biz seni yalnız mı bırakacağız? Sonra senin hakkını edâ etme hususunda Allah'a ne bahane sunarız? Hayır, Allah hiçbir zaman böyle bir şeyi bana göstermesin. Ben mızrağımı onların göğüslerinde parçalayıncaya kadar savaşacağım. Kabzası elimde durduğu sürece kılıcımı onların bedenlerine daldıracağım, elimde silahım olmasa, bu sefer onlara taş atacağım. Seninle birlikte ölürüm ama seni yalnız bırakmam." Ardından Said bin Abdullah el-Hanefî ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Hayır! Allah'a yemin ederim ki, ey Resulüllah (s.a.v.)'in oğlu, seni hiçbir zaman yalnız başına bırakmayız. Ta ki, Yüce Allah Resulü Muhammed (s.a.v.)'in seninle ilgili vasiyetine uyduğumuzu bilinceye kadar. Allah'a yemin ederim ki, eğer bilsem ki, senin uğrunda öldürüleceğim, sonra tekrar diriltileceğim, sonra ateşe atılacağım, sonra küllerim havaya savrulacak ve bu uygulama yetmiş kere tekrarlanacak, ecelim senin yolunda doluncaya kadar senden ayrılmam. Ne diye bu fedakarlığı yapmayayım ki? Değil mi ki, bir kere öldürüleceğim, sonra ebediyen tükenmeyen bir lütuf ve ikrama nâil olacağım!" Sonra Züheyr b. Kayn ayağa kalktı ve şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, ey Resulüllah (s.a.v.)'in oğlu, yüce Allah'ın seni ve kardeşlerinden, çocuklarından ve ailenden şu gençleri öldürülmekten koruması için bin kere öldürülüp diriltilmeyi isterim." Arkadaşlarından geri kalanlar da buna benzer sözler söylediler: "Canlarımız sana feda olsun! Ellerimizle ve yüzlerimizle seni koruyacağız. Senin önünde öldürüldüğümüz zaman, Rabbimize ver-
  • ASHAB, İMAM (A.S.)’I KORUMAK İÇİN ÖLMEYİ, YAŞAMAYA TERCİH EDİYOR (3)

    diğimiz sözü yerine getirmiş ve sorumluluğumuzun gereğini yapmış oluruz."518 İmam Hüseyin (a.s.) ashabından kendisini yalnız bırakmayacaklarına dair bu emin sözleri duyduktan sonra ertesi gün yaşanacaklarla ilgili gerçekleri şu dua cümlesiyle açıklamaya başladı: "Allah hepinize en güzel mükafatı versin." Haraic-i Ravendî'nin nakline göre: "İmam (a.s.) onların gözlerinden perdeyi kaldırdı. Onların her biri cennetteki yerlerini ve kendileri için hazırlanmış olan nimetleri müşahade ettiler." 519 İmam Hüseyin (a.s.)'ın ashabından Nafi bin Hilal'den o gece ile ilgili şöyle bir nakil vardır: "İmam (a.s.) etrafındaki çölü şöyle bir gözden geçirdikten sonra çadırlara doğru dönüp Zeyneb-i Kübra'nın çadırına girdi; ben de çadırların dışarısında nöbet bekliyordum. Zeyneb i Kübra (a.s.), "Kardeşim! Yaranlarını denemiş misin; onların niyet ve sebatlarını öğrenmiş misin? Sakın zorluk ânında senden el çekerek düşmanlar arasında seni yalnız bırakmasınlar!" diyordu. İmam (a.s.) Hz. Zeyneb'e cevaben şöyle buyurdu: "Evet, Allah'a and olsun ki, ben onları denedim; onları yiğit ve dayanıklı gördüm. Onlar benim yanımda öldürülmeye, çocuğun annesinin memesine ünsiyet edindiği gibi ünsiyet edinmişlerdir." 520 518 el-İrşad, c. 2, s. 93 519 Maktel-i Mukarrem, s. 258 520 Maktel-i Mukarrem, s. 262
  • TASUA GECESİ

    Ebu Cemile, Abdullah b. Ebu Câfer'den şöyle rivayet etmiştir: "Bana kardeşim anlattı, o İmam Câfer'den duymuş, o da babası Muhammed Bakır'dan dinlemiş: "Ali b. Hüseyin (Zeynelâbidin) babasının vefat ettiği gece, ona şerbet götürdü ve dedi ki: "Babacığım, bu şerbeti iç." Dedi ki: "Oğulcuğum! Bu öleceğim gecedir. Ve bu gece Resulüllah (s.a.v.) de vefat etmişti." 521 Öleceğini bildiği hâlde savaş hazırlıklarına son derece dikkat eden İmam Hüseyin (a.s.), kendilerini daha iyi savunabilmek için çadırları birbirine iplerle bağlattı. Böylece çadırlar arasından gelebilecek bir düşman saldırısını engelledi. Ertesi sabah ise askerlerini de çadırlar önünde saf tutacak şekilde ayarladı. Bu sayede düşmanın sadece ön saftan saldırabileceği tek cepheli bir savunma hazırlamış oldu. 521 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 451
  • TASUA GECESİNDE BIRAKILAN VASİYET

    Tasua akşamında herkes yarınki şehadet mertebesine erişmenin heyecanı içindeydi. Öleceklerini bilerek savaşacak, kanların son damlasına kadar Resulüllah (s.a.v.)'in oğlunu koruyacaklardı. İmam Seccad (a.s.)'dan o gece ile ilgili olarak şöyle nakledilmiştir: "Aşura gecesi babam dostlarından birkaç kişiyle birlikte çadırda oturmuşlardı. Ebuzer'in kölesi Cevn ise, İmam (a.s.)'ın kılıcını düzeltiyordu. İmam (a.s.) bu şiiri terennüm etmeye başladı: "Yazıklar olsun dostluğuna ey felek! Sabah ve ikindi sırlarında ne kadar da Dost ve taliplerine ölüm indiriyorsun? İşler sadece Allah'a havale edilir
  • TASUA GECESİNDE BIRAKILAN VASİYET (2)

    Ve her canlı bu yolun yolcusudur." İmam Seccad (a.s.) daha sonra şöyle dedi: "Ben İmam (a.s.)'ın bu şiirinden şehadet haberini ilan ettiğini anladım, bunun için gözlerim yaşla doldu ama kendimi tuttum. Fakat yatağımın kenarında oturan ve bu şiirleri duyan halam Zeyneb (a.s.), İmam (a.s.)'ın ashabı dağılır dağılmaz İmam'ın çadırına gelip, şöyle dedi: "Yazıklar olsun bana! Keşke ölseydim de böyle bir gün görmeseydim. Ey ölenlerimin yadigârı! Ey kalanlarımın sığınağı! Bu olay adeta bütün büyüklerimizin (babam Ali (a.s.), annem Zehra (a.s.) ve kardeşim Hasan) musibetlerini canlandırdı." İmam (a.s.), Zeyneb-i Kübra'yı teselli etti ve ona sabretmeyi de tavsiye ederek şöyle buyurdu: "Ey bacım! Allah'ın takdirine sabret. Bil ki, yeryüzünün ehli ölecektir, göklerin ehli de bâki kalmayacaktır. Yeryüzünü kendi kudreti ile yaratan ve insanları diriltecek olan Yüce Allah'ın zâtından başka bütün varlıklar yok olucudur. Ve O Allah tektir. Babam, annem ve kardeşim Hasan (a.s.) benden daha iyi idiler. Buna rağmen hepsi ahirete göç ettiler. Resulüllah (s.a.v.)'de benim için ve her Müslüman için güzel bir örnek vardır. Resulüllah (s.a.v.) de Bekâ âlemine göç etti. Ey bacım! Ümmü Gülsüm (a.s.), ey Fatıma (a.s.), ey Rubab! Ben öldüğümde sakın yakanızı parçalamayın, yüzünüzü tırmalamayın ve size yakışmayacak bir söz söylemeyin." 522 O gece gelişen olaylar Taberî'nin Tarih'inde şu şekilde yer almıştır: 522 Ensab'ul Eşraf, c. 3, s. 185
  • TASUA GECESİNDE BIRAKILAN VASİYET (3)

    "Hz. Hüseyin (a.s.)'ın hasta oğlu Ali (Zeynelâbidin) der ki: "Yatsı vakti oturuyordum. Halam Zeyneb de yanımda bulunuyor, hastalığıma bakıyordu. Babam yanımdan ayrılıp, kendi çadırındaki ashabının yanına gitti. Ebuzer Gifari'nin azadlısı Huveyy de yanında idi. Huveyy kılıcını biliyor ve eğrisini doğrultuyordu. Babam, "Ey zaman! Bıktım senin arkadaşlığından! Senin nice sabah ve akşamlarına tâlip olanlar, ölmüş gitmişlerdir. Zaten zaman iyi ve sâlih kişileri tüketmeye doymaz. İşler ancak Celil olan Allah'a rücû eder. Her canlı ahiret yoluna çekilir gider" diyordu. Bunu iki-üç kere tekrarlayınca, babamın bununla ne demek istediğini anladım. Hıçkırmaya başladım. Gözyaşlarımı tuttum. Salmayıp susmayı tercih ettim. Üzerimize bir belanın gelip çattığını anladım. Halam Zeyneb de benim işittiklerimi işitmişti. Kadınlar yufka yürekli sabırsız olurlar, üzüntülerini içlerinde tutamazlar, üstlerini başlarını çeker, yırtar, açarlar. Halam, "Eyvah, kayboldu o. Ne olur ölüm, beni öldür de bugün hayatıma son ver! Anam Fatıma (a.s.), babam Ali (a.s.), kardeşim Hasan... hepsi öldüler! Geriye artanlar, artılar kaldı!" diyordu. Babam Hüseyin (a.s.) ona baktı, "Ey kardeşim, şeytan senin usluluğunu gidermesin" dedi. Halam, "Babam, anam sana kurban olsun ey Ebu Abdullah! Ben kendimi sana feda etmek istiyorum" dedi. Tasaları geri geldi, gözleri yaşla doldu. Babam ona, "Geceleyin bağırıp çağırmayı bıraksan da, biraz yatıp uyusan olmaz mı" dedi. Halam, "Yazık olsun bana! Demek sen gasp olundun gittin! Bu benim kalbimi yaraladı. Çok ağır ve çetin geldi bana" diyerek ellerini yüzüne vurmaya, üstünü başını yırtmaya başladı. En sonunda bayılıp arkası üzere yere yığıldı.
  • TASUA GECESİNDE BIRAKILAN VASİYET (4)

    Babam Hüseyin (a.s.) onun yanına vardı, ayılınca ona, "Ey kardeşim Allah'tan kork! Sen Allah'ın öğrettiği şekilde musibete katlan, inna lillahi ve inna ileyhi raciun, de! İyi bil ki, yeryüzü halkı hep ölürler, gök halkı kalırlar. Yeri kudretiyle yaratan, yarattıklarını öldükten sonra dirilten, bir ve tek olan Allah'ın zâtından başka her şey yok olucudur. Babam benden hayırlı idi. Annem de benden hayırlı idi. Kardeşim de benden hayırlı idi. Benim için de, onlar için de ve her Müslüman için de, Resulüllah (s.a.v.) güzel bir örnektir" diyerek ona böyle ve buna benzer daha başka sözlerle sabır tavsiye ettikten sonra, "Ey kardeşim! Sana and veriyorum. Yeminimden çekin de ben öldüğüm zaman benim için üstünü başını yrtma, yüzünü tırmalama, benim için ah vah etmeyi, helak olmayı bırak" dedi. Onu getirip yanıma oturttu. Kendisi ashabının yanına gitti. Çadırlarını birbirlerine yaklaştırmalarını, çadır iplerini birbirine geçirip dolaştırmalarını, çadırlar arasında düşmanlarını tek yönden karşılayacak şekilde çıkış kapısı bırakmalarını emretti." 523 523 Taberî, Tarih, c. 6, s. 239-240