• ÖMER BİN SA’D’IN ORDUSUNA SESLENİŞ (4)

    Ey insanlar! Allah-u Teala dünyayı, ehlini hâlden hâle sokan fenâ ve zeval yurdu kıldı. Aldanan kimse, dünyaya aldanan, bedbaht da ona bağlanan kimsedir. O hâlde, sakın bu dünya sizi aldatmasın. Dünya kendisine itimat edenin ümidini kestiği gibi tamah edenin de umudunu boşa çıkarır. Sizin bir iş üzere toplandığınızı görüyorum; bu işle Allah'ı gazaplandırdınız, derken Allah da rahmetini sizden çevirdi ve size azabını gerekli kıldı. Rabbimiz ne güzel bir Rabdır. Siz ise ne güzel kullarsınız. Allah'ın emrine uymaya ikrar ettiniz ve elçisi olan Hz. Muhammed (s.a.v.)'e de iman getirdiniz. Ama daha sonra torunlarını ve Ehl-i Beyt'ini öldürmek için saldırıya geçtiniz. Şeytan sizi sarıp kuşatmıştır; böylelikle de size Yüce Allah'ın zikrini unutturmuştur. Allah sizi ve dileğinizi helak etsin. Biz Allah'tanız ve şüphesiz O'na dönücüleriz." İmam (a.s.) daha sonra şöyle buyurdu: "Bunlar, inandıktan sonra kâfir olan kimselerdir. Bu zâlim kavim, Allah'ın rahmetinden uzak olsun." 535 535 Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 253
  • HİKMETLER

    İmam Hüseyin (a.s.) ne karşısındaki ordudan korkuyor, ne de kıyam kararından vazgeçiyordu. Ancak onda öyle büyük bir Allah korkusu ve hesap verme şuuru vardı ki, karşısındaki askerleri yapacakları katliam için ikaz etmek zorunda hissediyordu. Aşura günü, kendisi için planlanan saldırının vebaline karşı defalarca askerleri uyarmıştır. İmam Hüseyin (a.s.), ordu savaş pozisyonunu aldıktan sonra ikinci bir hutbe daha irad etti. Bu hutbesini irad etmeden önce düşman kuvvetlerinin susmasını ve kendisini dinlemesini istedi. Ancak bunu başaramadı. O sırada şöyle buyurdu: "Yazıklar olsun size! Niçin susup da sözlerimi dinlemiyorsunuz? Halbuki ben sizi doğru yola çağırıyorum. Kim bana uyarsa, doğru yolu bulanlardan, bana isyan eden de helak olanlardan olur. Hepiniz emrime muhalefet ediyor ve sözümü de dinlemiyorsunuz. Evet, aldığınız haram hediyeler ve karnınızı dolduran haram lokmalardan dolayı Allah-u Teala kalplerinizi mühürlemiştir. Yazıklar olsun size, susmak ve dinlemek nedir bilmez misiniz?"
  • HİKMETLER (2)

    Bu sözler karşısında, ordu içinde "Niçin susup da sözlerini dinlemiyorsunuz?" diye birbirini kınama başladı. Sükut sağlandı ve İmam Hüseyin (a.s.) sözlerine şöyle devam etti: "Ey cemaat! Allah sizi helak etsin, kalbinizi kederle doldursun! Şaşkınlık içinde olduğunuz bir hâlde, iştiyakla bizi yardımınıza çağırdınız, olumlu cevap verip süratle imdadınıza koştuk. (Ama siz) aleyhimize kılıç çektiniz; ortak düşmanlarınızın çıkardığı fitne ateşini bizim aleyhimize alevlendirdiniz. Dostlarınızın aleyhine toplanıp, aranızda hiçbir adaleti yaymayan (yararınıza bir adım dahi atmayan) ve kendilerinden ve dünya malından size ulaştıracakları haram bir noktadan ve göz diktiğiniz alçak bir yaşayıştan başka hiç bir şey ummadığınız düşmanlarınıza destek oldunuz. Birazcık yavaş olun. Yazıklar olsun size! Bizden hiçbir şey vâki olmaksızın ve hiçbir hatalı görüş görülmeksizin horlanıp bizi terk ettiniz. Kılıçlar kınında kalpler huzur içerisinde ve reyler sağlam olduğunda çekirge gibi süratle bize yöneldiniz ve sinekler gibi başımıza üşüştünüz. Yüzünüz kara olsun! Şüphesiz sizler ümmetin tağutu, Kur'an'ı terk eden fâsık hiziplerin en son pislikleri, şeytanın balgamı kimselersiniz. Siz Kitabı tahrif eden, Sünneti söndüren, Peygamberin (s.a.v.) evlatlarını öldüren, vasilerin neslini kesen, zinazedeleri nesebe ilhak eden, mü'minleri inciten ve Kur'an'ı parçalayan alaycı önderlerin imdadına koşan kimselersiniz. Sizler şimdi İbn-i Harb'e (Muaviye oğlu Yezid'e) ve onlara uyanlara itimad edip bize yardımda bulunmuyorsunuz. Allah'a and olsun ki, yardım etmemek ve hilekârlık sizin en bâriz sıfatlarınızdandır; damar ve kökleriniz onun üzerine boy salmış, dal ve gövdeniz onu miras edinmiş, gönülleriniz bu kınanmış âdet üzere rüşd etmiş, kalpleriniz bu sıfatlarla dolmuştur.
  • HİKMETLER (3)

    Siz bağ bekçisinin boğazında kalan veya gasıb bir kimsenin tatlı bir lokması olan habis bir meyve gibisiniz. Allah'ın laneti, anlaşma kesinleştikten sonra Allah'ı kefil kılmakla birlikte onu bozanların üzerine olsun! Allah'a and olsun ki, sizler işte o kimselersiniz. Bilin ki, zinazede oğlu zinazede (Ubeydullah bin Ziyad) bizi iki şey; kılıç ve zillet arasında bırakmıştır; zillet ise bizden uzaktır... Ne Allah, ne Peygamberi ve ne de mü'minler bunu kabul ederler ve ne de pâk ve tâhir olan anneler ve izzet-i nefsi olan kimseler, alçak kimselerin itaatını, kerim kişilerin katligâhına tercih etmeyi revâ görürler. Bilin ki, ben hücceti tamamladım ve size olan inzar görevi mi yerine getirdim. Ben aile efradımın azalmasına ve yardımcıların da yardım etmemesine rağmen hedefime doğru yürümekte devam edeceğim." İmam (a.s.) bu sırada şu şiiri okudu: "Eğer düşmanı yenersek, zaten önceden de yeniktiler. Ama eğer yenilirsek, yine gerçekte yenilmiş biz değiliz. Biz korkaklık nedir bilmeyiz fakat başımıza bir takım olaylar gelmiş, devlet başkalarının eline geçmiştir. Bizi alaya almak isteyenlere de ki, kendinize gelin. Çünkü bizim uğradığımız şeye onlar da uğrayacaktır. Ölüm, devesini birisinin kapısından kaldırdığında şüphesiz diğerlerinin kapısına yatıracaktır." Daha sonra İmam (a.s.) şöyle buyurdu: "Bilin, Allah'a and olsun ki, bu savaştan sonra siz ancak süvarinin bineğine bindiği bir süre miktarınca eğlenip durursunuz (arzu-
  • HİKMETLER (4)

    larınıza ulaşırsınız). Nitekim olaylar, bir değirmenin döndüğü gibi sizi döndürür ve bir eksenin sarsıntısı gibi sizi sarsıp mustarip eder. İşte bu, babam Ali (a.s.)'ın, ceddim Resulüllah (s.a.v.)'den naklettiği bir vasiyettir." Ve İmam Hüseyin (r.a.), ellerini göğe kaldırıp, Ömer b. Sa'd'ın ordusuna şöyle beddua etti: "Allah'ım! Onlara bir damla olsun yağmur yağdırma! Onlara Yusuf'un yılları gibi (zor ve kurak) yıllar yaşat, onlara, Sakifli genci (Muhtar veya Haccac) musallat kıl ki, acı (zillet ) kabıyla onları doyursun (onlara kan kustursun) ve onlardan hiç birisini cezasız bırakmasın; katledenleri katletsin, vuranlarını ise vursun; böylece onlardan Ehl-i Beyt'imin ve sevenlerimin intikamını alsın! Zira onlar bizi tekzip ettiler (düşmanlar karşısında bize yardımda bulunmadılar). Ey Allah'ım! Sen bizim Rabbimizsin, Sana tevekkül ederiz. Şüphesiz ki, dönüşümüz Sanadır." 536 İmam Hüseyin (a.s.) savaşın her an başlayacağı bu ortamda irad ettiği hutbeleri ile vazifesini tamamlamıştı. Son olarak Ömer b. Sa'd'ın ordusuna, "... Zorbalardan benim ve sizin Rabbimiz olan Allah'a sığınıyorum" dedi. 537 İmam Hüseyin'in (as) bu son hutbesi ve ikazının içeriği, kendisinin ve ashabının hangi gerekçelerle canları pahasına hakkı ayakta tuttuğunu ve karşısındaki bâtıl ve zalim güruhun vaziyetinin ne olduğunu anlamak bakımından da mânidârdır. 536 Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 7-8 537 İ'lamu'l Vera, c. 1, s. 459
  • İMAM HÜSEYİN’İN (A.S.) ASHABINDAN ZÜHEYR BİN KAYN’IN KÛFELİLER’LE KONUŞMASI

    Kûfeli leşkerler arasında bulunan Kesir b. Abdullahu'ş-Şabi der ki: "Hüseyin'e doğru ilerlediğimiz sırada, Züheyr bin Kayn, uzun kuyruklu bir atın üzerinde silahlanmış olarak bize geldi. "Ey Kûfeliler! Sizi Allah'ın azabı ile uyarıyor, korkutuyorum! Müslüman kardeşini öğütlemesi ve uyarması, Müslüman üzerine düşen bir haktır. Bu âna kadar hepimiz kardeşiz. Tek din, tek millet üzereyiz. Aramıza kılıç düşmesin! Sizler nasihate bizden daha ehliyetli ve elverişlisiniz. Araya kılıç düşerse alakalar kesilir. Biz ayrı bir ümmet oluruz, siz de ayrı bir ümmet olur gidersiniz. Muhakkak ki Allah ne yapıyoruz görülsün diye, bizi de, sizi de, peygamberi olan Muhammed Aleyhisselam'ın zürriyeti ile müptela kılmış, imtihan ediyor. Biz sizi ona yardıma, İbn-i Ziyad azgınını da bırakmaya davet ediyoruz.
  • İMAM HÜSEYİN’İN (A.S.) ASHABINDAN ZÜHEYR BİN KAYN’IN KÛFELİLER’LE KONUŞMASI (2)

    Sizler o ikisinin, İbn-i Ziyad'la babasının ancak kötü bir saltanat sürdüklerini, gözlerinizi çıkardıklarını, ellerinizi ve ayaklarınızı kestiklerini, cesetlerinizi kesip biçtiklerini ve sizleri hurma ağaçlarına yükseltip astıklarını, Hucr b. Adiy ve ashabı, Hani b. Urve ve benzerleri gibi hayırlılarınızı ve Kur'an ehli olanlarınızı öldürdüklerini gördünüz" dedi. Kûfeliler Züheyr'e sövdüler, İbn-i Ziyad'ı övdüler ve ona dua ettiler. "Vallahi, senin adamını ve yanındakileri öldürmedikçe veya onu ve ashabını vali İbn-i Ziyad'a götürüp teslim etmedikçe ayrılmayacağız" dediler. Züheyr b. Kayn onlara, "Ey Allah'ın kulları! Fatıma (a.s.)'ın oğlu, sevgiye ve yardıma, Sümeyye'nin oğlundan daha layık ve müstehaktır. Eğer onlara (Hz. Hüseyin (a.s.) ve Ehl-i Beyt'ine) yardım etmeyecekseniz, bâri onları öldürmekten Allah'a sığınınız! Şu zat ile amcasının oğlunun (Yezid) arasına gerilmeyiniz! Yemin ederim ki, Yezid sizin itaatinizden Hüseyin (a.s.)'ın öldürülmesinden başkasını ister ve bekler" dedi. Şimr b. Zilcevşen, Züheyr b. Kayn'a bir ok attı ve, "Sus! Allah seni sustursun! Uzun sözlerinle bizi bıktırdın artık" dedi. Züheyr b. Kayn, "Ben sana hitab etmiyorum! Sen hayvandan başka bir şey değilsin! Vallahi senin Kitabullah'tan iki ayeti bile doğru dürüst okuyabileceğini sanmam! Kıyamet gününde rezil ve rüsvay olacağını, inletici azaba uğrayacağını sana müjdelerim" dedi. Şimr, "Allah seni de senin adamını da aynı zamanda kahretsin!" dedi. Züheyr, "Sen beni ölümle mi korkutuyorsun? Vallahi, ölümle bir
  • İMAM HÜSEYİN’İN (A.S.) ASHABINDAN ZÜHEYR BİN KAYN’IN KÛFELİLER’LE KONUŞMASI (3)

    arada bulunmak, sizinle temelli kalmaktan daha sevimli ve daha hayırlıdır!" dedikten sonra Kûfeliler'e döndü ve sesini yükselterek: "Ey Allah'ın kulları! Şu şeytan değersiz herif ve benzerleri, sizi sakın dininizde aldatmasın! Vallahi Muhammed Aleyhisselam'ın zürriyetinin ve Ehl-i Beyt'inin kanlarını döken, onların haremlerine saldıran, onlara yardım edenleri öldüren bir kavim, Muhammed Aleyhisselam'ın şefaatine eremez" dedi. Hz. Hüseyin (a.s.), Züheyr'e, "And olsun ki, Firavun hanedanı, mü'min olsaydı, kavimlerine öğüt verir, doğru yola davette onlara yeterlerdi. Sen şunlara öğüt verdin ve gerçekleri tebliğ ettin. Öğüt ve tebliğ fayda verirse verir" dedi. 538 538 Taberî, Tarih, c. 6, s. 243-244
  • HÜRR BİN YEZİD ER-RİYAHÎ’NİN İMAM HÜSEYİN’İN SAFLARINA GEÇMESİ

    İmam Hüseyin (a.s.) karşısında kanını dökmek için birbiri ile yarışan kalabalığa yapacakları işin neticelerini defalarca anlatmıştı. Ancak böyle bir imtihanda gerçekleri görebilmek ve anlatılandan ders çıkarabilmek de bir nasip işidir. Otuz bini aşkın orduda İmam (a.s.)'ın bu sözlerinden etkilenerek saf değiştiren en önemli kişi belki de komutan Hürr olmuştur. Hatırlanacağı gibi Hürr bin Yezid er-Riyahi, İmam (a.s.)'ın kafilesini Kûfe'ye girmeden karşılamış ve Kerbela bölgesine kadar takip etmişti. Ömer b. Sa'd'ın öncü birliğinin komutanı olan Hürr, şimdi imanla küfür arasında bocalıyordu. Nihayet doğru kararı verdi. Hürr, Ömer b. Sa'd'ın ordusundan ayrılarak, İmam (a.s.)'ın yanına ulaştı. "Bu insanların, işi gerçekten seninle savaşmaya vardıracaklarını sanmıyordum, böyle olacağını bilseydim kesinlikle onlarla bera-
  • HÜRR BİN YEZİD ER-RİYAHÎ’NİN İMAM HÜSEYİN’İN SAFLARINA GEÇMESİ (2)

    ber olmazdım. Şimdi size karşı yaptığım işlerden ve sizin hareket etmenize mâni olduğum için huzurunuza gelmiş, tevbe etmek istiyorum. Ölünceye kadar sizi himaye etmeye ve önünüzde şehit olmaya kararlıyım. Acaba tevbem kabul olur mu?" şeklinde İmam (a.s.)'dan özür diledi. İmam (a.s.) ona şöyle buyurdu: "Evet, Allah tevbeni kabul eder, günahlarını da bağışlar." 539 Ve bu tevbeden sonra Hürr gerçekten de kanının son damlasına kadar Hz. Hüseyin (a.s.)'ı savunmuş ve onun gözleri önünde şehit olmuştur. Komutan Hürr'ün, Ubeydullah'ın, İmam Hüseyin (a.s.)'a karşı tavrı ve onunla ilgili emrine kızarak İmam (a.s.)'ın saflarına geçtiği de yazmaktadır. 540 539 İbn-i Esir, Kâmil, c. 3, s. 288 540 Dineverî, s. 235-236; İbn Kesir, c. 8, s. 170, 179-180