• HÜRR, İMAM HÜSEYİN’İN (A.S.) YANINDA YER ALMALARI İÇİN KÛFELİLER’LE KONUŞUYOR

    Komutan Hürr, Hz. Hüseyin (a.s.) ile görüştükten sonra, Kûfeli arkadaşlarının yanına vardı. Onlara, "Hüseyin (a.s.)'ın size yapmış olduğu tekliflerden birisini kabul etmez misiniz ki, Allah sizi onunla çarpışmaktan alıkoysun?" dedi. Hürr'ün arkadaşları, "Şu emir, başkumandan Ömer b. Sa'd ile görüş" dediler. Hürr, Ömer b. Sa'd'`a da daha önce arkadaşlarına söylediği sözler gibi sözler söyledi. Ömer b. Sa'd, "Eğer ben, bunun bir yolunu, çaresini bulabilseydim, yapmayı çok arzu eder ve yapardım" dedi. Hürr, Kûfeliler'e dönüp, "Ey anaları ağlayasıca Kûfeliler! Siz onu davet ettiniz, yanınıza gelince bıraktınız. Onun önünde kendiniz çarpışacağınızı söylediniz. Sonra da onu öldürmek için üzerine atıldınız! Kendisine insafsızlık ettiniz. Onu hapsettiniz, her tarafından çepeçevre kuşattınız.
  • HÜRR, İMAM HÜSEYİN’İN (A.S.) YANINDA YER ALMALARI İÇİN KÛFELİLER’LE KONUŞUYOR (2)

    Onu kendisinin ve Ehl-i Beyt'inin sığınabileceği, Allah'ın geniş yerlerine yönelip gitmekten men ettiniz. O, kendisine ne bir fayda sağlamaya ne de bir zararı kaldırmaya kâdir olmayan bir esir gibi; önünüzde elinizde sabahladı! Onu ve onun kadınlarını, çocuklarını ve ashabını; yahudilerin, mecusîlerin ve nasranîlerin serbestçe içtikleri, köy domuz ve köpeklerinin içinde yuvarlandıkları Fırat suyundan da mahrum ettiniz! Sizler onları böyle susuzluktan cansız düşürmekle, Muhammed Aleyhisselam'ın arkasından, O'nun zürriyetine karşı ne kötü, ne çirkin hareket ettiniz! Eğer siz bu gününüz, bu saatinizde üzerinde bulunduğunuz kötülüklerden vazgeçip tevbe etmeyecek olursanız, Allah da sizi susuzluktan yanıp kavrulacağınız kıyamet gününde sulamayacaktır! " deyince piyadeler Hürr'ün üzerine yürüdüler ve onu oka tutular. Bunun üzerine Hürr geri döndü ve Hz. Hüseyin (a.s.)'ın önünde durdu. 541 541 Taberî, Tarih, c. 6, s. 244-245
  • AŞURA GÜNÜ’NDE YAPILAN BEDDUA

    Hürr bin Yezid erRiyahî, nasıl İmam Hüseyin'in (a.s.) konuşmalarından etkilenerek imanla ve şehadetle şereflenmişse, bazıları da bu hutbeler karşısında kendi azaplarını arttırmışlardır. Aşura gününde İmam Hüseyin (a.s.)'ın hutbeleri karşısında ona karşı inatlaşarak küfürde ısrar edenlerden üçü nefsine engel olamadı ve İmam (a.s.)'la sözlü mücadeleye girişti. İmam (a.s.)'ı inciten bu harekete karşı bu kişilere beddua etmiştir. Bu kişilerden birisi Muhammed b.Eş'as'tır. İmam (a.s.) konuşmalarından bir netice almadığını ve halkın ona karşı saldırıya geçtiğini görünce yüzünü göğe doğru kaldırıp şöyle niyazda bulundu: "Allah'ım! Biz Peygamberin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i, O'nun torunları ve yakınlarıyız. Allah'ım! Bize zulmeden ve hakkımızı gasp eden kimseleri zelil ve mahvet! Şüphesiz sen, kullarının duasını duyan ve onlara en yakın olansın." Ordunun önünde olan Muhammed b. Eş'as, İmam (a.s.)'ın bedduasını duyunca ileri çıkıp, "Seninle Muhammed (s.a.v.)'in arasında ne gibi bir yakınlık var" dedi.
  • AŞURA GÜNÜ’NDE YAPILAN BEDDUA (2)

    İmam (a.s.) bu açık inkar ve inadı onda görünce şöyle beddua etti: "Allah'ım! Onun bugün acil bir şekilde zillete uğramasını bana göster." Muhammed b. Eş'as hakkındaki bu dua derhal müstecab oldu, o çok geçmeksizin def-i hacet için ordudan ayrılıp biraz uzaklaştıktan sonra bir köşede oturuverdi. O sırada siyah bir akrep onu soktu ve böylece avret yerleri açık bir şekilde helak oldu. 542 İmam Hüseyin (a.s.)'ın bedduasına uğrayan bir diğer kişi de Abdullah bin Havze-i Temimî'dir. Bu kişi çadırlara yaklaşarak, "Hüseyin sizin aranızda mı?" diye sormuştur. Bu soruyu birkaç kere tekrarladıktan sonra ashabdan bir zât, "İşte bu Hüseyin (a.s.)'dır. Ne istiyorsun?" diye cevap verdi. Abdullah bin Havze, İmam (a.s.)'a hitaben, "Seni cehennemle müjdeliyorum" dedi. İmam (a.s.) ona cevaben şöyle buyurdu: "Yalan söyledin, çünkü ben bağışlayan, kerim, itaat edilen ve şefaat kabul eden Allah'a doğru gidiyorum; sen kimsin?" Abdullah, "Ben Havze'nin oğluyum" dedi. Bu sırada İmam (a.s.) ellerini göğe doğru açıp ona şöyle beddua etti: "Allah'ım! Onu cehenneme doğru çek!" İbn-i Havze, İmam'ın bedduasına sinirlenip atına bir kırbaç vurdu, bunun üzerine at hızla koşmaya başlayınca o atının arkasından yere düştüğü zaman ayağı eyerin üzengisine takıldı, at ürküp onu sağa sola vurmaya başladı, daha sonra İbn-i Havze'nin parçalanmış yarı canlı bedenini içerisinde ateş yakılmış bir çukura attı. İmam (a.s.) bu durumu görünce, duası müstecab olduğu için şükür secdesine kapandı. 543 542 Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 249 543 Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 294; Ensab'ul Eşraf, c. 3, s. 191
  • AŞURA GÜNÜ’NDE YAPILAN BEDDUA (3)

    Ve yine Aşura günü İmam (a.s.)'ın ashabının Fırat nehrinin suyundan mahrum olmasına uğraşan Abdullah bin Hasin-i Azudî, İmam Hüseyin (a.s.)'ın bedduasına mâruz kalmıştır. İmam (a.s.), "Allah'ım! Onu susuzluk ateşi ile öldür ve ebedî olarak affetme" buyurmuştur . Bu kişi, Aşura faciasının ardından içebildiği kadar su içiyor ama susuzluğunu gideremiyordu ve sonunda bu yüzden helakete uğradı. 544 İmam (a.s.) ile münakaşa eden iki kişi hakkındaki beddua gözler önünde yerine gelmişti. Ancak bu manzaraları seyreden Ömer b. Sa'd hâlen savaşmakta ısrarlı idi. Onun bu ısrarcı tavrı karşısında en sonunda İmam Hüseyin (a.s.), Ömer b. Sa'd'a şöyle dedi: "Ey Ömer! Beni öldürürsen, şu soysuzun oğlunun seni Rey ve Cürcan eyaletlerinin valisi mi yapacağını sanıyorsun? Allah'a yemin ederim ki, bununla sevinemeyeceksin. Bu karara bağlanmış bir sözdür. Şimdi ne yapacaksan yap! Çünkü benden sonra dünyada ve ahirette mutluluk yüzü göremeyeceksin. Kûfe'deki bir sazlıkta çocukların, kesilmiş başınla oynadıklarını, tekmelemek için yarıştıklarını görür gibiyim." İbn-i Sa'd öfkelenerek yüzünü İmam (a.s.)'dan çevirdi. 545 Savaş başlamadan evvel, Kûfeli bir komutan olan Amr bin Haccac, emrinde bulunan askerleri İmam (a.s.)'a karşı savaşmaya teşvik etmek için şöyle bağırıyordu: "Ey insanlar! Dinden çıkan ve (Müslümanların) cemaatinden ayrılan kimseye karşı savaşın." İmam (a.s.), bu sözleri duyduğunda şöyle buyurdu: "Ey Amr! Yazıklar olsun sana! Halkı bunlar Allah'ın dininden çıkmıştır bahanesi ile bizim aleyhimize ve bize karşı savaşmaya teşvik mi ediyorsun? Acaba evinde vahiy nâzil olan, cihad ve istikameti ile İslam 544 Ensab'ül Eşraf, c. 3, s. 181 545 Maktelu'l Hüseyin, Mukarrem, s. 289
  • VE İLK OK ATILIYOR, SAVAŞ BAŞLIYOR

    Rasulüllah'ın mübarek torunu İmam Hüseyin (a.s.) haklı davasından vazgeçmiyor ama savaşı başlatan taraf da olmak istemiyordu. Her zaman savunma pozisyonunda hareket etmiş, hatta işin savaşa dönüşmeden neticelenmesi için de büyük mücadeleler vermişti. Ancak özellikle yapılan son konuşmalara sinirlenen Ömer b. Sa'd, daha fazla beklemeyerek ilk oku fırlattı. Amacı İmam Hüseyin (a.s.)'ı ne pahasına olursa olsun öldürmekti. Kerbela'da Ömer b. Sa'd'ın ordusu, Amr b. el-Haccac, Şimr b. Zilcevşen, Kays b. Eş'as, Azra b. Kays ve Şebes b. Rib'i de komutan olarak birliklerin başında idi. 547 Onların da olduğu bir ortamda Ömer b. Sa'd ilk oku çadırlara doğru fırlattı ve, "Şahit olun! İlk oku ben atıyorum" dedi. 548 Ondan cesaret alan askerler de çadırlara ok atmaya başladılar. 547 Dineverî, s. 235 548 el-İrşad, c. 2, s. 101
  • VE İLK OK ATILIYOR, SAVAŞ BAŞLIYOR (2)

    İmam Hüseyin (a.s.) ve ashabı artık cennetin kapılarının kendilerine aralandığını hissediyorlardı. İmam Hüseyin (a.s.) Tasua gecesinde bahsettiği ölümü şimdi yine tarif ediyordu: "Ey yüce insanlar! Kendisinden kurtulması mümkün olmayan ölüme hazırlanın. Şüphesiz ki bu oklar, onların sizlere gönderdikleri ölüm elçileridir. Allah'a and olsun ki, siz ile cennet ve cehennem arasında ancak ölüm köprüsü vardır; bu köprü sizleri cennete, onları ise cehenneme götürür." 549 İmam Hüseyin (a.s.)'ın az olan ashabının verdiği mücadele öyle görülmeye değerdi ki, "o ashabdan biri on kişi, yirmi kişi öldürmeden öldürülmüyordu." 550 Savaşın iyice kızıştığı bir anda ok taarruzunun altında cesaretinden, ümidinden ve Cenab-ı Hakka olan güveninden zerre yitirmeyen İmam Hüseyin (a.s.) ashabına şöyle seslendi: "Yahudiler, Allah'a evlat isnat ettiklerinde Allah'ın gazabı onların hakkında şiddetli oldu, Hıristiyanlar da Allah'ı üçün üçüncüsü kıldıklarında, Allah'ın gazabı onların hakkında da şiddetli oldu. Mecusiler (ateşe tapanlar) de Allah'ı bırakıp güneşe, aya taptıklarında yine, Allah'ın gazabı onların hakkında şiddetli oldu, başka bir kavim de kendi peygamberlerinin torununu öldürmeye karar alıp ittifak ettiklerinde Allah'ın gazabı onların hakkında da şiddetli oldu. Allah'a and olsun, bilin ki ben kendi kanımla boyanıp Allah'la mülakat edinceye kadar, onların isteklerinin hiçbirine müspet cevap vermeyeceğim." Ve son olarak şunları buyurdu: "Acaba feryadımıza yetişip 549 el-Luhuf, s. 89 550 Siretu'l-Eimmeti'l-İsna Aşer, c. 2, s. 76
  • VE İLK OK ATILIYOR, SAVAŞ BAŞLIYOR (3)

    bize yardımda bulunacak bir kimse yok mudur? Acaba Resulüllah (s.a.v.)'in haremini (Ehl-i Beyt'ini) savunacak bir kişi yok mudur?" 551 Bu konuşma ashab üzerinde büyük bir tesir yaptı. Kanlarını feda etmekten kaçınmayan bu erler, İmam'ın mübarek bedenine karşı kendilerini daha da iştiyakla siper etmeye başladılar. Düşman saflarından ciddi kayıplar da verdiriyorlardı. Öyle ki, Ömer b. Sa'd'ın adamları, tek tek savaşırsak onlar bizi alt edecekler, onlara hep beraber saldırmalıyız, şeklinde karar aldılar. Saldırılar o kadar yoğunlaşmıştı ki, savaş alanına çıkan her ashab, kısa bir süre sonra diğer kardeşlerinin gözleri önünde gülümseyerek şehadet şerbetini içiyordu. 551 Maktel-i Mukarrem, s. 239
  • KERBELA’DA ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇEN CANLAR

    Artık savaş tüm şiddeti ile yaşanmaya başlamıştı. İmam Hüseyin (a.s.) bu şuurla savaşıyor ve askerlerine cesaret veriyordu. Ashabı onun yanına geliyor, son defa kendisini selamlıyor ve ondan aldıkları izinle birkaç dakika içinde kanlara boyanarak şehadet şerbetini içiyorlardı. Ama başta kendisi olmak üzere kimsede üzüntü veya korku eseri kalmamıştı. Herkes, en mutlu sona kanını, canını feda ederek kavuştuğunun farkındaydı. "Selam olsun sana ey Resulüllah (s.a.v.)'in torunu" diyerek son kez selam veriyor, savaş meydanına girmek için izin istiyorlardı. İmam Hüseyin (a.s.), "Sana da selam olsun, biz de senin arkandan geliyoruz" şeklinde izin veriyordu. Ve her izin verdiğinin ardından şu ayeti okuyordu: "Onlardan bazıları Allah ile yaptıkları ahide (Allah'ın yolunda şehit olmaya) sadakat gösterdiler, onlardan bazıları da beklemektedirler ve onlar ahidlerini hiçbir şeyle değiştirmediler."