• ZÜBEYR BİN HASSAN’IN ŞEHADETİ

    "Öteki taraftan da Zübeyr bin Hassan, Kerbela sultanından izin istedi... Atının hafif rüzgar cilveleri ile yıldırım gibi atılarak düşman saflarını ağaçların yaprakları gibi titretti. Allah'a hamd ü senâdan ve zaferi için dua ettikten sonra ismini ve kimliğini bildirip, "Ey fitne ve fücur salan, ey alçak, ey gaddar fırka!" diye bağırdı. Bahtsız Sam, o bahtiyar Zübeyr'i görünce öğüt vermeye kalkarak dedi ki: "Ey savaş divanının süvarisi! Ey muharebe meydanının namlı kişisi! Bu ne uygunsuz bir tedbirdir. Bu ne hiç de doğru olmayan bir düşüncedir. Öyle ki, malını, çoluk çocuğunu, aileni bırakarak bu mağlup asker topluluğunun arasına girmişsin. Yücelik şerefine zilleti tercih etmişsin!" Zübeyr de ona şu cevabı verdi: "Ey namert, ebedî saadet nübüvvet hanedanına hizmet etmektir. Daimî izzet, velilik soyuna tâbi olmaktır." Bahtsız Sam, sözü uzatmak istedi ise de Zübeyr buna izin vermedi. Bir vuruşta canını cehenneme yolladı. Sonra, "Karşıma pehlivan isterim" dedi.
  • ZÜBEYR BİN HASSAN’IN ŞEHADETİ (2)

    Irak ve Şam ehli o namlı kişiden öyle bir korkuya kapılmıştı ki, şecaat meydanında atını dolandırmaya ve onun karşısına çıkmaya gücü yetmedi. Ömer b. Sa'd bu hâli görünce askerine siyaset gözü ile dedi ki: "Ey namertler! Bu ne ürkeklik ki sizi kaplıyor. Bu ne korku ki, sizden geliyor!" Arap başkanları arasında bin döğüşçü ile eşit tutulan Kaab Nah'i oğlu Nasr adında biri ortaya çıktı. Zübeyr'in karşısında durdu. Kendi kendisine öğünerek, ipe sapa gelmez sözler söyleyerek naralar savurdu. O da Zübeyr'e öğütte bulunarak dedi ki: "Ey yegâne gözü pek insan! Ey mert döğüşçü! Niçin inadı bırakmıyorsun? Yüceliğe erişip, akranın ve emsalin arasında ünlü olmuyorsun?" Zübeyr şu cevabı verdi: "Ey bahtsız insan! Ben velilik bahçesinden dilek rüzgarını ele geçirmişimdir. Bana Yezid'in dikenliğinde yetişen nedamet fidanı gerekmez. Çünkü ben bilirim ki, onun yaprakları dalalet gölgesi yayar, yemişi isyan lezzetindedir." Zübeyr bir vuruşta onu da öldürdü. Askerin öncüsü olan yayaların saflarına daldı. Onları dağıttı, sonra yine ortaya geldi, "Savaşçı istiyorum" dedi. Sa'd oğlu, askerin saflarında güven duyduğu Hacerü'l-Ahcar'a seslendi: "Ey Şam ordusunun başbuğu! Senden başkası bu pehlivana karşı duramaz." Hacerü'l-Ahcar, Zübeyr'in karşısına çıktı, tatlı bir sesle: "Ey Arap seçkini, ey yüce soylu baş süvari! Ben buraya muharebe için gelmedim. Nasihat için geldim. Ne yazık ki, senin gibi namlı bir kişi izzet ve güç sahibi iken âciz bir hâle düşmüş olsun! Ali oğlu Hüseyin bu anda mağluptur. Dünya saadeti Yezid'e erişmiştir. Yüksek himmet şunu icap ettirir ki, zilletin alçak yerinden kalk. Yüceliğin tepesine çık. İhaneti bırak, yüksek mertebeyi dile."
  • ZÜBEYR BİN HASSAN’IN ŞEHADETİ (3)

    Zübeyr ona cevap verdi: "Ey izzete düşkün adam! Ebedî dünyada Âl-i Mustafa'nın yanında bulunmak gerekir. Onlardan başkasına hizmet, hemen hemen günah ve yanlış bir harekettir." Bu sözler üzerine Hasan oğlu Zübeyr hücuma geçti ve Hacerü'l Ahcar'a doğru yürüdü. O da geri geri kaçtı. Zübeyr arkasından yürüdü. Pusuya geldiler. Üç yüz Haricî namert pusudan çıktı. Şehsüvarı ortaya aldılar. Ok yağmuruna tuttular. O rahmet göklerinin meleği şeytanların hücumunu düşünmedi. Şehitlik saadetinin zevkiyle coştu. En sonunda savaş esnasında düşman hücumu arttırınca Rabi oğlu Şis fırsat buldu. O kahramanı tehlikeli bir şekilde yaraladı. O da ona hücum etti. O bahtsızı alt etti. Sonra o şecaat ormanının arslanı yaralı hâli ile elli savaşçı ile boğuştu. Onları öldürdü. En sonunda yaralarından akan kanlardan dolayı gücü kesildi. Hz. İmam Hüseyin (a.s.) onun bu hâlini gördü. Zübeyr'in vücudunda doksan tane yara vardı... Hz. Hüseyin atından indi. Onun saadetli başını dizinin üzerine koydu. Zübeyr onun can bahşeden kokusundan yeni bir hayat buldu. Hz. İmam Hüseyin (a.s.), "Ey şehitlik bahçesinin üstünde uçan kuş! Gönlünün sırrını aç, benimle konuş" dedi. Zübeyr, "Ey Hüseyin (a.s.), benim için bir bardak şerbet hazırlanmıştır. Sabret, onu içtikten sonra konuşayım!" dedi. Hz. Hüseyin (a.s.) ashab ve yakınlarına, "Bu şerbet cennet şerbetidir ki, Zübeyr'e sunulmuştur!" dedi. 562 562 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 379-384
  • EBU SEMAME-İ SAİDÎ’NİN ŞEHADETİ

    "Ebu Semame, Hz. Ali (a.s.) ile beraber bütün savaşlarda yer almış cesaretli bir mü'mindi. Babası Hz. Ali (a.s.)'ın şehadetinden sonra, Hz. Hasan (a.s.)'ın yanında yer almıştır. Kûfe de bulunduğu sırada, İmam Hüseyin'e Mekke'ye mektup yazarak yardım isteyenler arasında idi. Müslim bin Akil'e de yardım eden Ebu Semame, Kerbela günü de İmam Hüseyin (a.s.)'ın saflarında ömrünü İslam uğruna feda etmiştir. Ebu Semame, İmam Hüseyin (a.s.) ile birlikte ok yağmuru altında öğle namazını kıldı. Çünkü Kûfe ordusu namaz için savaşa ara verilmesine izi vermemişlerdi. "Öğle farizasını edâ ettikten sonra herkesten önce İmam (a.s.)'ın yanına gelip şöyle dedi: "Ya Eba Abdullah! Canım sana feda olsun, ben şehit olan ashabına kavuşmaya karar aldım ve kendimi bir kenara çekip ailen arasında yalnız kalıp öldürülmeni görmek istemiyorum." İmam (a.s.) cevaben şöyle buyurdu: "Düşmana doğru ilerle, biz de yakında sana kavuşacağız."
  • HZ. BERİR’İN ŞEHADETİ

    "Dört bir yana cevelan gösterdi. Karşı döğüşçüleri korkuttu. Düşman askeri âciz kalmıştı. En sonunda Yezid bin Muakkıl'a türlü kahramanlık adları vererek onu Berir'i öldürmek için hırslandırdılar. En sonunda o mel'un da ortaya çıktı. Berir'in arkasında durdu. Hücuma geçmek için, "Ey Berir! Sen yolunu sapıtmışlardansın. Sen bu zamanın imamı olan Yezid'e karşı duruyorsun!" Berir de ona şu cevabı verdi: "Ey zâlim! Gel seninle birlikte beddua edelim, yolunu şaşırmış kimselere belalar insin, diyelim." O mel'un bunu kabul etti. İki taraf da duaya başladı. "İlahi, hakkı üstün, bâtılı alt et" dediler. Duaları bitince Yezid bin Muakkıl, Berir'e bir kılıç savurdu. Fakat başarı gösterip ona bir zarar veremedi. Berir yıldırım saçan kılıcını hak ile bâtılın mihenk taşı yaparak o namerde indirdi ve onu öldürdü. En sonunda Bahteri adında bir bahtsızın kılıç darbesi ile şehadet mertebesine ulaştı." 564 564 Fuzuli Kerbela Şehitleri, s. 387
  • HABİB BİN MEZAHİR’İN ŞEHİT EDİLİŞİ

    Habib bin Mezahir, Resulüllah (s.a.v.)'i görmüş bir sahabedir. İmam Ali (a.s.) ile de tüm savaşlara katılmış cengaver bir sahabidir. İmam Hüseyin (a.s.) öğle namazı için ara istediği zaman, Hasin bin Numeyr isminde birisi yüksek bir sesle, "Bu ne namazıdır, sizin namazınız kabul değildir!" dedi. Habib bin Mezahir bu sözü duyar duymaz çıkıp Hasin'e hitaben şöyle dedi: "Resulüllah (s.a.v.)'in torununun namazı kabul olmayacak da senin mi namazın kabul olacak ey eşek!" Hasin bu sözü duyunca Habib'e saldırdı; dostlarından bir kaçı da onun yardımına koştu. Öte yandan birkaç kişi de Habib'in yardımına koştu. Derken aralarında bir çatışma başladı. Habib yaşlı olmasına rağmen düşmanlarından bir kaçını öldürdü ve şehit edildi.
  • İMAM’A NAMAZ İÇİN SİPER OLAN ERLER

    Kûfeliler'in namaz kılmaları için müsaade etmemeleri karşısında İmam (a.s.) bir grup ashabı ile atılan okların altında öğle namazına durdu. Bu esnada, Said bin Abdullah ve Amr b. Kurza-i Ka'bi kendilerini İmam (a.s.)'a siper ederek saf oldular. Ancak her ikisi de namaz biter bitmez yere yığıldılar. Amr b. Kurza, ölmek üzere iken İmam (a.s.)'a şunu sordu: "Ey Resulüllah (s.a.v.)'in torunu! Ben de vazifemi tamamen yaptım mı acaba?" İmam (a.s.) ona şöyle cevap verdi: "Evet, sen de cennette benim önümde olacaksın." Burada İmam (a.s.) şu cümleyi de sözlerine ekledi: "Ey Amr! Benim selamımı Resulüllah (s.a.v.)'e ilet ve benim de senin hemen ardından kendisine kavuşacağımı söyle." 565 Ve İmam (a.s.) ashabından bu iki kişinin şehadetinin ardından diğerlerine dönerek şöyle buyurdu: "Ey kerim insanlar! İşte cennetin 565 (Luhuf, 95; Kâmil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 290)
  • AYNI ANDA ŞEHİT EDİLEN DÖRT YİĞİT

    Ömer b. Halidü's-Saydavî, Câbir b. Hâris, Ömer b. Halid'in azadlıları Sa'd b. Mücemmi b. Abdullahu'l-Aizi, çarpışmanın başlarında kılıçlarını sıyırıp Kûfe leşkerinin içlerine dalmışlardı. Kûfe leşkeri onları ortalarına aldılar. Onların arkadaşları ile irtibatlarını kestiler. Abbas b. Ali onları kurtarmak için hücuma geçti ise de kurtaramadı. Kûfe leşkerleri onların hepsini bir yerde şehit ettiler." 567 567 Taberî, Tarih, c. 6, s. 255