• KERBELA TOPRAĞINDA HÜZÜN VE GAM…

    İmam Hüseyin (a.s.), Kerbela bölgesinde konaklama kararı aldığında tarihler Muharrem'ul-Haram ayının ikisini gösteriyordu. Resulüllah (s.a.v.)'in rıhletinin ardından henüz yarım asır geçmişti. Ancak Kur'an ve Sünnet çizgisinden sapmalar o boyuta ulaşmıştı ki, kısa bir süre sonra Hz. Peygamberin (s.a.v.) "Oğlum" dediği bu şerefli insan, "Allah rızasını umanlar!" tarafından bu topraklarda şehit edilecekti. Ceddi Hz. Peygamberin (s.a.v.) ve babası İmam Ali (a.s.)'ın naklettiği hadiselerin vukû bulmasına sayılı günler kalmıştı. Ama o (a.s.), ilayi kelimatullah için çıktığı bu yolda en ufak bir korku veya pişmanlık yaşamadı. İmam Hüseyin (a.s.), eşyalarını indirdikten sonra Ehl-i Beyt'ine ve çadırındaki yakınlarına bir hutbe irad etti: "Allah'a hamd, Peygambere (s.a.v.) salat ve selamdan sonra... İşte başımıza gelen olayı görmektesiniz. Gerçekten dünyanın durumu değişmiş, kötülükleri âşikâr olmuş, iyilik ve faziletleri ortadan kalkmıştır.
  • KERBELA TOPRAĞINDA HÜZÜN VE GAM… (2)

    İnsanî faziletlerden ancak, kabın içerisinde kalan su damlacıkları kadar pek az bir şey kalmıştır. Halk zillet ve utanç dolu bir hayat sürmektedir. Hak üzere amel edilmediğini ve bâtıldan kaçınılmadığını görmüyor musunuz? Böyle bir durumda mü'min Allah'a kavuşmayı (şehid olmayı) istemekte haklıdır. Ben böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum, zâlimlerle yaşamayı ise alçaklık. İnsanlar dünya kuludur,din ise dillerinde dolaşır, dinin sayesinde geçimleri iyi olduğu müddetçe onu savunurlar, zorluklarla imtihan edildiklerinde ise dindarlar azalır." 491 "Böyle bir ortamda ölümü saadet biliyorum" diyen İmam Hüseyin (a.s.) geride kalan kardeşine ve Ben-i Hâşim kabilesine mensup olanlara son bir aelam gönderdi: "Bismillahirrahmanirrahim. Hüseyin bin Ali'den Muhammed bin Hanefiyye'ye ve onun beraberindeki Ben-i Hâşim'den olan kişilere. Allah'a hamd ve Peygambere (s.a.v.) salat ve selamdan sonra... Dünya güya hiç vücuda gelmemiş ve ahiret ise ebedîdir." 492 491 Maktel-i Harezmî, c. 2, s. 5 492 İbn-i Kavleveyh, Kâmil'uz-Ziyarat, s. 75
  • İBN-İ ZİYAD’IN TAVRI

    İbn-i Ziyad Kûfe halkının tekrar İmam Hüseyin (a.s.)'ın yanında yer almasından çekiniyordu. Mümkün olduğunca İmam'ı Kûfe'ye girmeden etkisiz hâle getirmenin hesabındaydı. Hürr bin Yezid erRiyahî kendisine, Hz. Hüseyin (a.s.)'ı Kerbela bölgesinde kıstırdığını haber edince, İmam Hüseyin (a.s.)'a bir mektup gönderdi: "Ben sizin Kerbela bölgesine vardığınızdan haberdar oldum. emir'ül müminin Yezid bin Muaviye, seni öldürmedikçe veya benim emrime ve Yezid bin Muaviye'nin hükümetine boyun eğdiğini görmedikçe başımı yastığa koyup da rahat etmememi ve karnımı doyurmamamı emretmiştir. Vesselam." İmam (a.s.), İbn-i Ziyad'ın mektubunu okuduğunda mektubu yere atıp şöyle buyurdu: "Halkın rızasını, Allah'ın gazabına tercih eden bir kavim kurtuluşa ermez." Elçi mektubun cevabını istediğinde, İmam (a.s.) şu cevabı buyurdu: "İbn-i Ziyad'ın mektubuna vereceğim bir cevap yoktur. Çünkü Allah'ın azabı onun hakkında sabit olmuştur." 493 493 Bihar'ul Envar, c. 10, s. 189
  • ÖMER B. SA’D, 30 BİN KİŞİLİK ORDU İLE KERBELA’YA GİDİYOR

    Tarihin kaydettiği en acımasız katliamlardan biridir Kerbela faciası. Düşünün bir kere, bir tarafta Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ciğerparesi, Müslümanların İmamı, İmam Hüseyin (a.s.) ve ailesi, yakınları; diğer tarafta bin kişilik bir süvari ordusu... İmam (a.s.)'ın boyun eğmemekte kararlı kıyamı karşısında mutlaka öldürülmesine karar verenler bu orduyu da az buldu ki, 30 bin kişilik ayrı bir takviye kuvvet gönderiyorlar. 75 kişilik nur kafilesi karşısında 30 bini aşkın askerden oluşan dev ordu... Bu dengesizlik küfrün imanın karşısındaki korkusundan başka bir şey değildir. Kûfe Valisi İbn-i Ziyad, Ömer b. Sa'd'ı Kûfeliler'den dört bin kişilik bir kuvvetle Rey valiliğine tayin etmişti. Ancak Hürr komutasındaki bin kişilik bir ordunun Hz. Hüseyin (a.s.) karşısında yeterli olmayacağını düşünerek Ömer b. Sa'd'ı, Rey'den önce Kerbela'ya yolladı. Ömer b. Sa'd Hz. Hüseyin (a.s.) ile mücadele etmek istemese de hayatı boyunca istediği valilik makamı uğruna bu savaşta yer almayı kabul etmiştir.
  • ÖMER B. SA’D, 30 BİN KİŞİLİK ORDU İLE KERBELA’YA GİDİYOR (2)

    "Önce Hüseyin'in üstüne git. Onlarla aramızda olan işi hallet. Sonra da kendi işinin başına git" dedi. Ömer b. Sa'd, "Allah sana iyilikler versin, eğer benim bu işten bağışlanmamı uygun görürsen beni bağışla" dedi. İbn-i Ziyad, "Olur! Rey valiliğine tayin hakkındaki buyruğumuzu bize geri ver!" dedi. Ömer b. Sa'd, "Ne için?" diye sordu. İbn-i Ziyad, "Hüseyin'in üzerine gitmediğin için!" dedi. Ömer b. Sa'd, "Bana bir gün mühlet ver, bir düşüneyim bakayım" dedi. Ömer, İbn-i Ziyad'ın yanından evine dönüp öğütçülerini çağırdı. Danıştığı kimselerden kendisini bu işten sakındırmayan bir kimse çıkmadı. Kız kardeşinin oğlu Hamza b. Muğire b. Şu'be, "Ey dayı! Allah aşkına Hüseyin (a.s.)'ın üzerine gidip de Rabbine karşı günaha girme! Hüseyin (a.s.)'la aranızdaki akrabalık hukukunu çiğneme! Vallahi yeryüzünün bütün mülk ve saltanatı senin olsa da, onlardan ve hatta bütün dünyadan çıkıp gitmen, senin için, Hüseyin'in kanını dökmüş olarak Allah'ın huzuruna çıkmandan daha hayırlıdır!" dedi. Abdullah b. Yesarü'l Cühenî der ki: "Hüseyin'in üzerine gitmesi kendisine emredildiği zaman, Ömer b. Sa'd'ın yanına varmıştım. Ömer b. Sa'd, "Vali bana Hüseyin (a.s.)'ın yanına gitmemi emretti. Gitmekten kaçındım" dedi. "Allah seni isabet ettirmiş, doğru yola götürmüş. Ayrıl, sakın yapma, Hüseyin (a.s.)'ın üzerine gitme!" dedim.
  • ÖMER B. SA’D, 30 BİN KİŞİLİK ORDU İLE KERBELA’YA GİDİYOR (3)

    Ömer b. Sa'd tekrar İbn-i Ziyad'ın yanına vardı, "Allah sana iyilikler versin. Sen beni şu Rey valiliğine tayin ettin ve benim için bir buyrultu yazdın. Herkes bunu işitti. Hakkımda bu buyruğunu yerine getirmeyi uygun görürsen yerine getirsen, beni Rey'e göndersen de, Hüseyin (a.s.)'ın üzerine şu askerler arasındaki Kûfe eşrafından birisini yollasan olmaz mı? Ben harb fenninde filan filan kişilerden daha bilgili ve yeterli değilim!" dedi. İbn-i Ziyad, "Kûfeliler'in eşrafını bana öğretmeye kalkma! Ben göndereceğim kimseler hakkında sana danışacak değilim! Leşkerlerimize gideceksen git! Gitmeyeceksen Rey valiliği hakkındaki buyrultumuzu bize geri ver!" dedi.494 Bu tehdit karşısında Rey valiliğinden vazgeçemeyen İbn-i Sa'd bu işe râzı oldu. Ömer b. Sa'd komutasındaki ordu, vakit kaybetmeden Kerbela bölgesine ulaştı. İbn-i Sa'd önce Kurre bin Süfyan el-Hanzalî'yi İmam'ın neden buraya geldiğini anlaması için ona gönderdi. İmam (a.s.), elçiye kendisine yazılan yardım istekleri için geldiğini ama halkın şu anda karar değiştirdiğini söyledi. Geri dönmek istediğini de bildirdi. 494 Taberî, Tarih, c. 6, s. 232-233
  • SUSUZLUK İMTİHANI…

    Ömer b. Sa'd İbn-i Ziyad'a aralarında geçen konuşmalarla ilgili olarak şu notu yolladı: "Bismillahirrahmanirrahim. İmdi, Hüseyin (a.s.)'ın bulunduğu yere indim. Kendisine elçi salıp buraya ne için geldiğini, ne istediğini sordum. Şu beldeler halkı bana yazı yazdılar. Elçi saldılar. Yanlarına gelmemi istediler. Ben de geldim. Eğer onlar beni istemiyorlarsa ve bana gönderdikleri elçilerinden başka görüşte iseler, döner giderim, diyor." 495 Ubeydullah ise, cevabî mektubunda, Yezid'e biatin teklif edilmesini emretti. 496 Aynı zamanda başka bir emirle de İmam (a.s.)'ın kafilesinin su ile bağlantısının kesilmesini de emretti. Öyle ki, İbn-i Sa'd'ın askerleri, Fırat nehrinin kenarındaki çadırlarla suyun arası495 Taberî, Tarih, c. 6, s. 234 496 Dineverî, s. 233
  • SUSUZLUK İMTİHANI… (2)

    nı kesecek kadar çadırlara yaklaştılar. Bu, İbn-i Ziyad'in Ömer b. Sa'd'a emri idi: "Hüseyin ve arkadaşlarının su ile temaslarını kes! Onlar bir damla su dahi tadamasınlar." 497 Ömer b. Sa'd, Amr b. el-Haccac'ı 500 kişilik bir süvari birliği ile Fırat'ın kıyısına göndererek su ile bağlantılarını kesmiştir. 498 Ubeydullah'ın biat emrini reddeden Hz. Hüseyin (a.s.)'a karşı sinirlendiği ve Ömer b. Sa'd komutasındaki birliklere takviye yolladığı yazmaktadır. 499 "Su ile bağlantılarının kesildiği bu hadise İmam Hüseyin (a.s.)'ın şehadetinden üç gün önce idi." 500 İmam Hüseyin (a.s.) bu kuşatma altında ümidini, cesaretini ve kararlı tavrını hiç değiştirmedi. "Ancak susuzlukları dayanılmaz bir hâl alınca, Hz. Hüseyin (a.s.) kardeşi Abbas b. Ali'yi çağırdı. Onu otuz atlı ve yirmi piyade ile suya yolladı. Suya gidenlerin yanlarında yirmi kırba vardı. Nafi b. Hilal, elinde bayrak olduğu halde, onların önünde ilerlediler, suya yaklaştılar. Amr b. Haccac, Nafi b. Hilal'e, "Ne için geldin?" diye sordu. Nafi b. Hilal, "Bizi men ettiğiniz şu sudan içelim diye geldik" dedi. "Buyur, siz istediğiniz kadar içebilirsiniz" dedi. Nafi b. Hilal, "Hayır! Vallahi, Hüseyin susamış ve ashabından olan kişiler ona bakıp dururlarken, ben ondan bir damla bile içmem!" dedi. 497 İ'lamu'l Vera, c. 1, s. 452 498 Dineverî, s. 234 499 Belazurî, Ensab, c. 3, s. 387; Dineverî, s. 234 500 Dineverî, Kitab'ul Ahbar, s. 255
  • SUSUZLUK İMTİHANI… (3)

    Amr b. Haccac, "Onların su içmelerine yol yoktur. Çünkü biz buraya onları sudan men etmek için koyulduk" dedi. Nafi b. Hilal piyade arkadaşlarından yanına gelmiş olanlara, "Kırbalarınızı doldurunuz" dedi. Piyadeler kırbalarını doldurmaya koyulunca, Amr b. Haccac ile arkadaşlarına saldırarak onları piyadelere saldırıdan men ettiler; doldurulan su kırbalarının karargâhlarına ulaştırılmasını sağladılar. Nafi b. Hilal, Amr b.Haccac'ın adamlarından ve Su'da kabilesinden bir adamı kavga sırasında hafifçe mızraklamıştı. Ona mühim bir şey yapmadığını sanıyordu. Sonradan yarası deşilip, adam öldü." 501 501 Taberî, Tarih, c. 6, s. 234-235