• KERBELA BÖLGESİNE DOĞRU YOL ALIYORLAR (2)

    Ben Müslüman toplumu hidayet etmeye ve onlara önderlik yapmaya Ceddimin dinini değiştiren fâsıklardan daha layığım. Biat ettiğinize, beni düşman karşısında yalnız bırakmayacağınıza ve yardımınızı benden esirgemeyeceğinize dâir bana bir çok davet mektuplarınız ve elçileriniz geldi. Bu biate sâdık olduğunuz takdirde, saadet ve insanî değerlere ulaşmış olursunuz. Zira ben, Ali (a.s.)'ın ve Peygamberin (s.a.v.) kızı Fatıma (a.s.)'ın oğluyum. Vücudum siz Müslümanlarla, ailem de sizin ailenizle beraberdir. (Çocuklarınız ve aileniz, benim çocuklarım ve ailem mesabesindedir. Benimle Müslümanların arasında hiçbir ayrılık yoktur). Eğer bunu yapmaz da bana karşı ahdinizi bozar ve kendi biatiniz üzerinde durmazsanız, zaten yeni bir şey yapmış sayılmazsınız. Çünkü babama, kardeşime ve amcam oğlu Müslim'e de aynı muameleyi yaptınız. Sizin sözlerinize güvenen kimse aldanmış olur. Siz, nasibinizi elde etmekte hata eden ve payınızı da boş yere elden çıkaran kimselersiniz. Kim ahdini bozar da sözünün üzerinde durmazsa, yaptığı iş kendi zararına tamam olur. Allah-u Teala beni sizden müstağni kılar, inaşaallah. Vsselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh." 479 479 Ensab'ül Eşraf, c. 3, s. 171
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.), YOLDA MEDİNE’DEN NİÇİN AYRILDIĞINI BİR KEZ DAHA ANLATIYOR

    Kerbela istikametinde yollarına devam ederken, Ebu Hirem adında bir Kûfeli, İmam Hüseyin'e (a.s.), "Ey Resulüllah (s.a.v.)'in torunu! Seni Ceddinin hareminden çıkaran sebep nedir?" diye sordu. Hz. Hüseyin (a.s.) cevaben şöyle buyurdu: "Ey Eba Hirem! Ümeyyeoğulları, çirkin sözlerle benim şahsiyetime dokundular, buna karşı sabrettim. Malımı, servetimi yağmaladılar, yine sabrettim. Fakat kanımı dökmek istediklerinde kendi şehrimi terk etmek zorunda kaldım. Allah'a and olsun ki, bunlar (Ümeyyeoğulları) beni katledeceklerdir. Allah-u Teala da onları büyük bir zillet ve keskin bir kılıca düçâr edecek, kendilerini hor, hakir eden bir kimseyi onlara musallat kılacaktır. O zaman da bir kadının kendi arzuları doğrultusunda halkının mal ve canına hükmettiği Sebe kavminden daha çok hor ve zelil bir duruma düşeceklerdir." 480 480 Luhuf, 62; Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 226
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.)’IN KAFİLESİ İLE YEZİD’İN ORDUSUNUN MUKAYESESİ

    Kerbela katliamı, iman ile küfrün mücadelesidir. İmam Hüseyin (a.s.) ve kafilesinde bulunan 72 kişi imanın, Kur'an'ın ve Sünnet'in temsilcisi idi. Karşısındaki ordu da zâhirde namaz kılan, kelimei tevhid okuyan insanlardan müteşekkildi. Ancak onlar bilmeden imana karşı savaşmışlardır. Ve burada enteresan bir nokta daha vardır. İmam Hüseyin ve Ehl-i Beyt'i, ümmetin nazarından Emevî hükümetince ne kadar gizlenmeye çalışsa da saygınlığa sahiptir. Hürmet görmektedir. Nitekim Kerbela Olayı'nın akabinde gelişen tabloda da bu ortaya çıkmıştır. İmam Zeynelâbidin ve Hz. Zeyneb, Yezid'e, "Ey Yezid" şeklinde hitap edecek ama Yezid dahi buna engel olmayacaktır. Ancak Yezid ve Emevîler aynı saygınlığı asla görmemiştir. Onlara gösterilen sadece makam ve paraya olan bağlılıktan kaynaklanmaktadır. "Ordu askerleri (Kerbela ordusunun askerleri, Deylemî cephe-
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.)’IN KAFİLESİ İLE YEZİD’İN ORDUSUNUN MUKAYESESİ (2)

    sinde savaşmaya hazırlanan ordunun askerleri olsa gerek) gizlice kaçıyor ve Kûfe'de saklanıyorlardı. Ubeydullah Kûfe'ye gidip Hz. Hüseyin ile savaşa gitmekten kaçınan askerleri kendisine getirmesi için yardımcılarından birini (o da Sa'd bin Abdurrahman el-Munkarî idi) yanına çağırdı. Kendisine getirilen askerlerden birisinin boynunu vurdu ve "bu savaşa gitmeyenlerden biriydi" söylentisini yaydırdı. Bundan dolayı da askerler harekete geçip, orduya katıldılar." 481 "Genelde bir komutan bin askerle birlikte yola koyuluyordu ama sadece üç yüz veya dört yüz veya hatta bundan daha da az sayıda olan bir ordu ile Kerbela'ya varıyordu. Çünkü, halk Resulüllah (s.a.v.)'in evladıyla savaşmaktan şiddetle çekiniyorlardı." 482 "İbn-i Ziyad bir komutanı çok sayıda askerle Kerbela'ya gönderdiğinde, "Onların çok az kısmı Kerbela'ya varıyordu. Çünkü onlar Hüseyin (a.s.)'la savaşmaktan hiç hoşlanmadıklarından dolayı ordudan ayrılıp yollarını değiştiriyorlardı." 483 Görülüyor ki, ordudaki askerler, karşısındaki kişilerin hürmetini, Cenab-ı Hak katındaki değerlerini bildikleri halde Ubeydullah'ın eliyle öldürülme korkusu, makam ve para için bunu çiğnemişlerdir. Bu, Hz. Resulüllah'ın (s.a.v.) rıhletinden kısa bir süre içinde ümmetin cahiliye âdetlerine ne de çabuk döndüğünü göstermektedir. 481 Nefesu'l-Mehmum, s. 116 482 Belazurî, Ensab'ul Eşraf, c. 2, s. 179 483 Dineverî, Ahbar'ut-Tuval, s. 254
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) KANINI BİLEREK Mİ AKITTI?

    İmam Hüseyin (a.s.) için kanını bilerek akıttı şeklinde görüşte bulunanlar vardır. Ancak bir düşünün; eğer İmam Hüseyin (a.s.) sessiz kalmaya devam etse ve eceli ile ölseydi bugüne kadar devam eden etkiyi sağlayabilir miydi? Asla. Onun kanı en kıymetli zamanda, en kutsal iş için akmıştır. İmam Hüseyin'in canı pahasına duruşu, küfre, bâtıla ve zulme karşı, Rasulüllah'ın istikametinde hakkı temsil etme duruşudur. Gerçek mü'minlerin ve elbette ki Ehl-i Beyt imamlarının vazifesi, Kur'an ve Sünnet çizgisini diğer nesillere aktarmaktır. İmam Hüseyin (a.s.) için bunun tek yolu ölüme gitmekti ve bunu başarı ile yaptı. Gelinen noktada, ümmetin farklı bir şekilde içinde bulunduğu ters yoldan dönmesi mümkün değildi. Ancak ailesi ile birlikte kanını feda etmesi, ümmetin ayıkmasına sebep olmuştur. Zaten şehadetinden sonra yaşananlar, bunu gösterecektir. Kerbela faciasının yaşandığı gün anlatılırken görülecektir ki, o gün İmam (a.s.)'ın Ehl-i Beyt'inden herkes, "Önce ben kendimi Hüseyin (a.s.) için feda edeyim" diyecektir.
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) KANINI BİLEREK Mİ AKITTI? (2)

    Abbas b. Ali'ye eman verilmesine rağmen onun gösterdiği tavır, Hz. Hüseyin (a.s.)'ın biatini kaldırmasına rağmen tek bir kişinin dahi onu terk etmemesi, Kasım'ın şehadeti, siyahî kölenin Hz. Hüseyin (a.s.)'a olan teslimiyeti hep bunu gösterecektir. İmam Hüseyin ve ashabı, ölümü Cenab-ı Hakkın rızasına, Allah aşkına, muhabbete, Resulüllah (s.a.v.)'e kavuşmaya, doruk noktadaki kulluğa tercih etmişlerdir. Hepsi rızaları ile ölümü tercih etmişlerdir. Bu cepheden bakıldığında, hiçbirinin kanı boşa akmamıştır. Hem, ilay-i kelimatullah uğruna vazifelerini yerine getirmişlerdir, hem de en yüce makama, şehadete tarifi imkansız bir muhabbet ve aşk hâli ile erişmişlerdir.
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) GEÇTİĞİ YERLERDE İNSANLARI YARDIMINA ÇAĞIRIYORDU

    İmam Hüseyin (a.s.) bin kişilik bir ordunun riyasetinde Kerbela bölgesine doğru ilerlerken, yolda karşısına çıkan insanları haklı davasında yanında yer almaya davet ediyordu. Bu daveti yaptığı kişilerden biri Übeydullah bin Hurr-i Cufî'dir. Bu kişi hakkında tarih kitaplarında yer alan bilgilere göre, yol kesen ve çapulcu birisiydi. Aynı zamanda Sıffin Savaşı'nda Muaviye tarafında yer almış ve İmam Ali (a.s.)'ın ordusuna karşı savaşmıştır. İmam Hüseyin (a.s.) işte böyle bir adamı tevbeye ve kendine yardım ederek cennete davet etmiştir. Görüşmeye ilk olarak, müezzini olan Haccac bin Mesruk'u göndererek onunla konuşturmuştur: "Ey Hürr'ün oğlu! Eğer kabul edecek olursan sana çok değerli bir hediye getirdim. Şimdi İmam buraya gelmiş, büyük bir sevaba ve saadete ulaşman için kendisine yardımda bulunmanı istiyor. Eğer onun emri altında düşmanlarla savaşırsan hadsiz, hesapsız bir sevaba erişir, öldürülsen de şehadet makamına ulaşmış olursun."
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) GEÇTİĞİ YERLERDE İNSANLARI YARDIMINA ÇAĞIRIYORDU (2)

    Ubeydullah ibn-i Hürr cevaben şöyle dedi: "Ben Kûfe şehrinden çıktığımda o şehrin halkının ekseriyetinin ona ve sevenlerine karşı savaşa hazırlandıklarını bizzat müşahade ettim. Onun bu savaşta öldürüleceğine dâir yakînim vardır. Benim ona yardım edecek gücüm yok, bu yüzden benim onu, onun da beni görmesini istemiyorum." Bu sözler kendisine ulaştığında İmam (a.s.) ashabından birkaç kişiyle birlikte Ubeydullah'ın yanına gitti. Ubeydullah'ın kendisi bu görüşmeyi şu şekilde anlatıyor: "İmam (a.s.)'la karşılaştığımda ömrümde ondan daha güzel ve daha göz alıcı bir şahıs görmedim. Aynı zamanda onun kadar da hiçbir kimseye acımadığımı gördüm. Hazret hareket ettiğinde birkaç çocuğun da onun etrafını sardığını gördüm ki, bu manzarayı asla unutamıyorum. İmam (a.s.)'ın çehresine baktığımda sakalının çok siyah olduğunu gördüm. Hazrete, "Tabii rengi mi, yoksa boyamış mısınız?" diye sordum. İmam, "Ey Hürr'ün oğlu! İhtiyarlık çabuk ulaştı" diye cevap verdi. Ben, İmam'ın bu sözünden boya sürdüğünü anladım. İmam (a.s.) ona hitaben şöyle buyurdu: "Ey Hürr'ün oğlu! Sizin Kûfe şehrinizin halkı bana yardım edeceklerine dâir toplanıp ahd ettiklerini yazdılar ve onların şehrine hareket etmem için bana ricada bulundular. Ama gerçek onların zannettikleri gibi değildir; senin işlediğin çok günahlar var, acaba tevbe ederek bu günahları temizlemek istemiyor musun?" Ubeydullah, "Nasıl tevbe edeyim" dedi. İmam, "Peygamberin (s.a.v.) torununa yardım et ve O'nun düşmanlarına karşı savaş" buyurdu. Ubeydullah şöyle cevap verdi: "Allah'a and olsun ki, ben se-
  • İMAM HÜSEYİN (A.S.) GEÇTİĞİ YERLERDE İNSANLARI YARDIMINA ÇAĞIRIYORDU (3)

    nin emrine uyanın ebedî saadete ulaşacağına inanıyorum, ama benim yardımımın sana bir faydası olacağına sanmıyorum. Çünkü Kûfe'de sizi desteklemeye ve size yardım etmeye karar almış bir kimse görmedim. Allah rızası için beni bu işte mâzur gör, zira ben ölümden şiddetle kaçıyorum. Ama ben "mulhike" ismindeki ünlü atımı huzurunuzda size takdim ediyorum. Öyle bir at ki, şimdiye kadar onunla takip ettiğim her düşmana ulaştığım gibi beni takip eden düşmanın elinden de kurtulmuşumdur." İmam Ubeydullah (a.s.)'a şöyle cevap verdi: "Bizim yolumuzda canını esirgedikten sonra artık bizim ne sana ihtiyacımız var, ne de atına..." İmam daha sonra şu cümleyi ekleyerek buyurdu: "Sen bana nasihat ettiğin gibi ben de sana nasihat ediyorum, o da bizim yardım dileme seslerimizi duymaman ve savaşımızı görmemen için uzaklaşabildiğin kadar kendini bizlerden uzaklaştır. Zira, Allah'a and olsun ki, kim bizim yardım dileme sesimizi duyar da yardımımıza koşmazsa, Allah-u Teala onu cehennem ateşine atacaktır." 484 484 Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 226-227
  • İMAM (A.S.)’IN FERYADINA YETİŞMEMEK

    İmam Hüseyin (a.s.) yoluna devam ederken, Ben-i Mekatil bölgesinde yanına gelen Amr bin Kays'ı, Muşrifi ve amcasının oğlu huzura çıktılar. İmam (a.s.) onlara hitaben şöyle buyurdu: "Bana yardım etmek için mi geldiniz?" "Hayır, çünkü bir taraftan bizim çoluk çocuğumuz çoktur, diğer taraftan da halkın ticaret malı bizim yanımızdadır, kaderinizin nereye ulaşacağını bilmiyoruz ve halkın malının bizim elimizde zâyi olması da doğru değildir" dediler. Burada İmam (a.s.) onlara hitaben şöyle buyurdu: "Feryadımızı duymamanız, karartımızı görmemeniz için bu bölgeden uzaklaşın. Çünkü kim feryadımızı duyar veya karartımızı görür de bize olumlu cevap vermezse veya feryadımıza yetişip de yardım etmezse, Allah Teala'nın kendisini yüz üstü cehenneme atmasını hak etmiştir." 485 485 elKeşî, er-Rical, s. 74