• HZ. HASAN’IN PARA KARŞILIĞI HİLAFETİ MUAVİYE’YE TESLİM ETTİĞİ İDDİALARI

    Hz. Hasan hakkındaki asılsız iddialara değinmeden evvel şu gerçeği ifade etmemiz yerinde olur: Hz. Hasan hakkında (ve Ehl-i Beyt'in tamamı hakkında) yazılan ve söylenen her şeyi değerlendirirken ölçümüz, Kur'an-ı Kerim'in şu ayeti, Yüce Allah'ın şu beyanı olmalıdır: "Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden her türlü günah kirini gidermek ve sizi termemiz yapmak ister." 553 Bu ayet-i kerime açıkça beyan etmektedir ki, Ehl-i Beyt yani Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Fatıma ve Hz. Ali her türlü günah kirinden arınmış ve masum kullardır. Buna göre her türlü günahtan uzak olduğu bizzat Allah tarafından beyan edilen Hz. Hasan'ın hilafeti para karşılığı sattığını iddia etmek bir yana, buna ihtimal vermek dahi bir vebaldir. Meselenin dinî boyutu budur. Ve tarihî belgeler de bu hakikati destekler mahiyettedir. 553 Ahzab, 33
  • HZ. HASAN’IN PARA KARŞILIĞI HİLAFETİ MUAVİYE’YE TESLİM ETTİĞİ İDDİALARI (2)

    Şöyle ki; kaynaklarda beyan edildiğine göre, İmam Hasan Muaviye'nin anlaşma metnine maddi bir takım şartlar da koyduğunu görünce şartları kendisine getiren Abdullah b. Nufel'e şöyle demişti: "Muaviye'nin bana vermeyi taahhüt ettiği mallar da beytülmalden olduğu için onun Müslümanların beytülmalinde böyle bir yetkisi yoktur." Ancak Emevi yanlısı olduğunu daha önce de beyan ettiğimiz bir tarihçi olan Zühri barışın asıl sebebinin bu Darabcerd maliyatını almak olduğunu söylemiştir. 554 Bu bir iftiradır. Çünkü İmam Hasan zaten bu maddeyi en başta kabul etmemiştir. Ancak daha sonra Cemel ve Sıffin savaşlarında şehit olanların ailelerinin geçimini sağlamak için bu şart anlaşmaya konmuştur. Ve anlaşma metnine de, "Cemel ve Sıffin savaşlarında İmam Ali'nin safında şehit olanların ailelerine 1 milyon dirhem dağıtılacak" şeklinde yazılmıştır. Esasen Muaviye, karakteri gereği rüşvet ile iş görmeye yatkın bir insandı. Bu sebeple herkese olduğu gibi İmam Hasan'a da zaman zaman yüksek miktarda paralar teklif ettiği ve o büyük zatı bile satın almaya çalıştığı bir hakikattir. Yani Muaviye barışı kabullendirmek için İmam Hasan'a para teklifinde bulunmuştur. Şöyle ki, Muaviye sulhu kabullendirmek için İmam'a her yıl Darabcerd ve Fasa'nın maliyetine ilaveten bir milyon dirhem teslim etmeye hazır olduğunu bildirmişti. 555 Daha sonra kasıtlı bazı tarihçiler bunu da anlaşmanın maddelerinden biriymiş gibi naklettiler. Ve bu madde tarihî kayıtlara bu şekilde girdi. 554 Taberî, c. 4, s. 125; Tabakat'ul Kübra, s. 168 555 Ensab'ul Eşraf, Belazurî, s. 42
  • HZ. HASAN’IN PARA KARŞILIĞI HİLAFETİ MUAVİYE’YE TESLİM ETTİĞİ İDDİALARI (3)

    Öte yandan, bu şartın varlığını kabul etsek bile, Peygamberin ve O'nun Ehl-i Beyt'inin ve akrabalarının ganimetler üzerindeki payı ve hakkı konusunda Allah Resulü'nün sağlığında yaptığı uygulamayı iyi anlamak gerekmektedir. "Hz. Peygamber döneminde çeşitli gazvelerde ele geçirilen mallar beş kısma bölünürdü. Bunların beşte dördü savaşa katılan askerlere pay edilirdi." 556 "Geri kalan beşte bir hisse ise daha sonra beş kısma ayrılarak biri Hz. Peygambere, biri yakın akrabaları olan Haşim ve Muttaliboğullarına, diğer üç kısım da yetim, düşkün ve yolculara dağıtılırdı." 557 "Hz. Peygamberden sonra halife olan Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman ganimet mallarından ayrılan beşte bir hisseyi sadece adı geçen son üç sınıfa dağıtırlardı." 558 Bu durum, beşte bir hissede yer alan Peygamber ve yakınlarına ait kısımların O'nun vefatı ile geçerliliğini kaybettiği mânâsına gelmektedir. Hz. Ali halife olunca beşte bir hisse yüzünden ihtilaf çıkmasını önlemek için eski uygulamada (yani kendinden önceki üç halifenin uygulamasında) bir değişiklik yapmadı. 559 Hz. Hasan, sadece Darabcerd eyaletinin vergilerinin Cemel ve Sıffin savaşlarında İmam Ali'nin yanında savaşan askerlerin ailelerine verilmesi maddesini anlaşmaya koymuştu. Ancak daha sonra yine Muaviye'nin kışkırtması ile bu bölge halkı bunların adı geçen kimselere vermeyeceklerini söylediler. Taberi şöyle yazıyor: "Basra halkı Darabcerd bölgesi vergilerinin Hasan'a ulaşmasını engelleyip, bu bizim hakkımızdır dediler." 560 556 Ebu Yusuf, el-Harac, s. 19; Nebravî, Tarih, s. 142 557 Ebu Yusuf, el-Harac, s. 19; Ebu Ubeyd, el-Emval, s. 336; Maverdî, el-Ahkam, s. 126, 127 558 Ebu Yusuf, el-Harac, s. 21; Nebravî, Tarih, s. 143 559 Ebu Yusuf, el-Harac, s. 21; Ebu Ubeyd, el-Emval, s. 332 560 Taberî Tarihi, c. 6, s. 95
  • HZ. HASAN’IN PARA KARŞILIĞI HİLAFETİ MUAVİYE’YE TESLİM ETTİĞİ İDDİALARI (4)

    "Onların yani Basra halkının engellemesi de Muaviye'nin emriyle idi." 561 Sonuç olarak şunu diyebiliriz ki, Hz. Hasan'ı bu anlaşmaya etrafındaki insanlar mecbur bırakmış, ancak Peygamber evladı şartlar gereği yaptığı bu anlaşmada asla bir dünya menfaati gütmemiştir. Müslümanları elinden geldiği kadar Emevilerin şerrinden korumaya çalışmıştır. Bunun aksini iddia etmek Peygamberin nesline yapılan büyük bir iftira ve vebaldir. 561 İbn-i Esir, c. 3, s. 612
  • TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ

    Taraflar yaptıkları anlaşmayı Müslümanların önünde ilan etmek ve barışı tescil etmek için Kûfe'de bir araya geldiler. Halk Kûfe Camii'ne çağrıldı. İlk konuşmacı Muaviye'ydi. Minbere çıktı. Ebu'l Ferec el-İsfahanî rivayet senedi ile birlikte; Habib b. Ebi Sabit'ten Muaviye'nin konuşmasında Hz. Ali'yi anarak ona küfrettiğini ve ardından İmam Hasan'a da yakışıksız sözler söylediğini nakletmektedir. 562 Ebu İshak es-Sebii şöyle nakletmektedir: "Bilin ki, Hasan b. Ali'ye verdiğim sözler ve her taahhüt şu iki ayağımın altındadır. Ona bağlı kalmayacağım!" Ebu İshak ardından kendi şahsi görüşü olarak şunları ekliyor: "And olsun Allah'a, o, hilekâr ve düzenbaz idi." 563 (Bu olayı nakleden Ebu İshak es-Sebii denilen zat, Tabiin'in büyüklerindendir. Her gece Kur'an'ı baştan sona okurdu. Zamanın562 Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 4, s. 16 563 Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 4, s. 16
  • TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ (2)

    da ondan daha çok ibadet eden ve hadis rivayeti konusunda ondan daha güvenilir biri daha yoktu). Tarihî kaynaklar Muaviye'nin konuşmasının bazı bölümlerini nakletmişlerdir. Yâkubî bu konuşmadan bazı notları şöyle naklediyor: "... bütün bunlardan sonra hiç şüphesiz Peygamberinden sonra ayrılığa düşen her ümmette bâtıl hakka galip olmuştur." Yâkubî diyor ki: "Muaviye birden bu sözün kendi zararına olduğunu fark etti. Bu nedenle şöyle ekledi. Bir tek bu ümmet hariç ki bu ümmette hak bâtıla galip geldi." 564 Konuşmanın bir bölümünü Medainî şöyle naklediyor: "Ey Kûfe halkı! Sanıyorsunuz ki ben namaz, zekat, ve hac uğruna mı sizinle savaştım? Hayır! Ben sizin bütün bunları yerine getirdiğinizi biliyordum. Ben sırf hükümet etmek ve işlerinizin yularını elime geçirmek için sizinle harb etmeye kakıştım. Şimdi siz hoşlanmasanız da Allah beni bu arzuma kavuşturmuştur. Şimdi bilmiş olasınız ki bu fitnede akıtılmış olan her kan hederdir ve biriyle yapmış olduğum her antlaşma ayağımın altındadır! Şu üç şeyi yerine getirmeleri halkın yararınadır. Vergileri zamanında ödemek, zamanında asker göndermek, ve düşmanla evinde çarpışmak. Çünkü eğer siz onlara gitmezseniz, onlar size gelirler." Muaviye konuşmasını bitirip minberden indikten sonra bir an her tarafa sessizlik çöktü. O sırada Murtaza Mutehari'nin ifadesiyle, "Görünüm, ahlak, ve heybet bakımından herkesten çok Resulüllah'a benzeyen Peygamberin torunu göründü. Ki Kûfe Camii'nin minberine babasının tarafından ilerlemeye başladı." Hz. Hasan hazırlıksız konuşma yapmak konusunda herkesten daha yetenekli, büyük hatiplerden bile daha güçlü bir konuşmacı idi. Hitabesine şu sözlerle başladı: 564 Tarih, Yâkubî, c. 2, s. 192
  • TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ (3)

    "Bütün övenlerin övdüğü gibi Allah'ı övgüyle anarım. Tanıkların tanıklık ettiği gibi Allah'tan başka ilah olmadığına tanıklık ederim. Yine tanıklık ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. O'nu, halkı doğru yola iletmek üzere göndermiş ve vahyinin güvenilir taşıyıcısı kılmıştır. Allah'ın selamı ve rahmeti O'na ve soyuna olsun. Şimdi, and olsun Allah'a insanlar için halkın hayrını en çok isteyen kişi olduğumu umuyorum, şükürler olsun ki hiçbir Müslümana karşı kalbimde kin taşımıyor, hiçbir Müslümanın kötülüğünü istemiyorum. Bilin ki, birlik ve beraberlik halinde hoşlanmadığınız durum, yalnız başına ve dağınıklık halinde hoşlandığınız durumdan (sizin için) daha iyidir. Bilin ki, benim sizin için düşündüğüm sizin kendiniz için düşündüğünüzden daha iyidir. O halde, emrime karşı çıkmayın, görüşümü reddetmeyin. Allah, beni ve sizi bağışlasın ve bizi sevdiği ve razı olduğu şeye yöneltsin." 565 Sonra şöyle dedi: "Ey millet! Allah sizi bizim ilkimizle doğru yola iletti. Sonuncumuzla da kanlarınızı korudu. Şüphesiz, bu işin de bir süresi vardır. Dünya değişim ve dolaşım halindedir. Aziz ve yüce Allah, Peygamberi Muhammed'e şöyle buyurmuştur: "De ki: Size vaat edilen yakın mı uzak mı bilmiyorum. Hiç kuşkusuz O, sözün açığını da bilir, gizli tuttuklarınızı da bilir. Bilmiyorum, belki, de bu sizi denemek ve bir zamana kadar faydalandırmak içindir."566 Daha sonra şöyle devam etti: "... Muaviye, meseleyi benim onu hilafete layık gördüğüm, kendimi ise bu işe layık görmediğim şeklinde lanse ediyor. Yalan söylüyor. Biz, aziz ve yüce Allah'ın Kitabı'nda ve Resulü'nün hükmüyle hükümete herkesten daha layığız, ancak Resulüllah'ın vefatı anından itibaren sürekli zulme maruz kalmış, haksızlığa uğramışız. 565 el-İrşad, Şeyh Müfid, s. 169 566 Enbiya, 109-111
  • TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ (4)

    Bizimle, bize zulmederek bize musallat olan, halkı bize karşı kışkırtan, payımız ve nasibimizi bizden esirgeyen ve Resulüllah'ın annemize verdiğini onun elinden alan kimseler arasında Allah hüküm verecektir. And olsun Allah'a eğer halk Resulüllah vefat edince babama biat etseydi, gök onların üzerine rahmetini yağdırır, yer bereketini onlardan esirgemezdi. Ve sen ey Muaviye! Hilafete göz dikemezdin fakat hilafet asıl mahallinden uzaklaşınca Kureyş kendi arasında onun üstünde çekişmeye başladı. Böylece azatlı köleler ve evlatları yani sen ve dostların da ona göz koydular. Oysa Resulüllah, "İçlerinde daha bilgili biri bulunduğu halde yuları ona değil de başka birine teslim eden bir millet, sürekli geriler, çöker, sonunda başladığı ilk noktaya geri döner" buyurmuştur. İsrailoğulları, Musa'nın halifesi olduğunu bildikleri halde Harun'u terk edip Samiri'ye uydular. İslam ümmeti de babamı terk edip başkalarına uydu. Halbuki Resulüllah'ın defalarca ona, "Sen bana göre peygamberlik dışında tıpkı Musa'ya göre Harun gibisin" buyurduğunu duymuşlardı. Gadr-i Hum günü Resulüllah'ın babamı yerine tayin ettiğini görmüşler, bunu oradakilerin orada olmayanlara iletmelerini emrettiğine tanık olmuşlardı. Resulüllah, kavmini Allah'a davet ettiği halde onlardan kaçıp mağaraya sığındı, oysa kendisine yardım edenler olsaydı asla kaçmazdı. Babam halka Allah adına yemin ettirip onlardan yardım istemiş, ancak olumlu cevap alamayınca işten elini çekmişti. Allah, yardımcısız kalıp güçsüz düşen ve canı tehlikede olan Harun'a genişlik bahşetti. Onu kınamadı. Yardımcısız kalınca mağaraya kaçan Resulüllah'ı da serbest bıraktı. O'nu sorguya çekmedi. Bu ümmet tarafından himaye edilmeyip, yardım görmeyen ben ve babam da Allah katında sorumlu tutulmayacağız, hesaba çekilmeyeceğiz, bunlar Allah'ın belirlemiş olduğu sünnetler, kurallardır, birbiri ardınca gerçekleşen benzer durumlardır."
  • TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ (5)

    Sonra şunları ekledi: "Muhammed'i hak olarak gönderen Allah'a and olsun ki, kim bizim hakkımızdan bir şey eksiltirse Allah onun amelini eksiltir. Yine hangi güç bize hakim olursa sonunda galip olan taraf biz olacağız, bunun haberini bir süre sonra öğreneceksiniz." Daha sonra babasına ettiği küfrü kendisine iade etmek üzere Muaviye'ye dönerek şöyle dedi: "Ey Ali'nin adını anan! Ben Hasan'ım, babam da Ali'dir. Sen ise Muaviye'sin, baban da Sahr'dır. Benim annem Fatıma'dır. Senin annen Hint'tir. Benim ceddim Resulüllah'tır. Senin ninen Fetile'dir. Allah biz ikimizden adı şanı daha alçak, küfür ve nifak sabıkası daha çok olana lanet etsin!" Râvi diyor ki, "İmam'ın bu tel'inine cami cemaatinden bir çok kimse yüksek sesle, Âmin, dedi." 567 Daha sonra minberden inen İmam Hasan Medine'ye doğru hareket etti. Ehl-i Beyt taraftarlarının ileri gelenlerinden Müseyyib b. Neciyye el-Fezari ile Zabyan b. Ammare et-Teymî, onu uğurlamaya geldiler, İmam Hasan şöyle konuştu: "Hamd Allah'a ki işine egemendir. Eğer bütün varlıklar olacak bir şeyi önlemek için toplansalar bunu yapamazlar." Sonra Müseyyib konuştu ve Peygamberin Ehl-i Beyt'ine karşı samimiyetlerini dile getirdi. İmam Hüseyin, "Müseyyib! Biz, senin bizi sevdiğini biliyoruz" dedi. İmam Hasan da ekledi: "Babamdan duydum. Resulüllah, "Kim bir kavmi severse onlarla birlikte olacaktır" buyurmuştur." Sonra Müseyyib ve Zabyan, İmam'ın Kûfe'ye geri dönmesini istediler. "Bunun imkanı yok" buyurdu. Ertesi gün Kûfe'den çıktı. Kûfe halkı gözyaşlarına boğularak onu uğurladılar. Böylece barıştan sonra İmam Hasan Kûfe'de birkaç günden fazla kalmadı. 567 Mesudî, İbn-i Esir Haşiyesi, c. 6, s. 41, 42; Biharu'l Envar, c. 10, s. 114
  • TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ (6)

    Hıyre mevkiine vardığında Kûfe'ye dönerek şu şiiri okudu: "Nefret ve kinden dostların diyarını terk etmedim. Onlardı benim haremimi savunanlar." 568 Muhammed evlatlarının Kûfe'den çıkmasından sonra Allah vebayı, toplu ölümleri bu şehre musallat etti. Bu, Kûfe'nin o tertemiz insanlara yaptığı kötü muamelenin cezası olarak tattığı ilk azaptı. Kentin Emevi valisi Muğiyre b. Şube veba korkusundan kaçtı. Bir süre sonra kente döndüğünde bir suikast sonucu öldü. 569 568 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 6 569 Müruc'uz-Zeheb, Mesudî Tarih-i İbn-i Esir'in Haşiyesi, c. 6, s. 97; Murtaza Mutahari, İmam Hasan'ın Barışı, s. 345