TARAFLARIN KÛFE’DE BİRARAYA GELMESİ (4)
Bizimle, bize zulmederek bize musallat olan, halkı bize karşı kışkırtan, payımız ve nasibimizi bizden esirgeyen ve Resulüllah'ın annemize verdiğini onun elinden alan kimseler arasında Allah hüküm verecektir. And olsun Allah'a eğer halk Resulüllah vefat edince babama biat etseydi, gök onların üzerine rahmetini yağdırır, yer bereketini onlardan esirgemezdi. Ve sen ey Muaviye! Hilafete göz dikemezdin fakat hilafet asıl mahallinden uzaklaşınca Kureyş kendi arasında onun üstünde çekişmeye başladı. Böylece azatlı köleler ve evlatları yani sen ve dostların da ona göz koydular. Oysa Resulüllah, "İçlerinde daha bilgili biri bulunduğu halde yuları ona değil de başka birine teslim eden bir millet, sürekli geriler, çöker, sonunda başladığı ilk noktaya geri döner" buyurmuştur. İsrailoğulları, Musa'nın halifesi olduğunu bildikleri halde Harun'u terk edip Samiri'ye uydular. İslam ümmeti de babamı terk edip başkalarına uydu. Halbuki Resulüllah'ın defalarca ona, "Sen bana göre peygamberlik dışında tıpkı Musa'ya göre Harun gibisin" buyurduğunu duymuşlardı. Gadr-i Hum günü Resulüllah'ın babamı yerine tayin ettiğini görmüşler, bunu oradakilerin orada olmayanlara iletmelerini emrettiğine tanık olmuşlardı. Resulüllah, kavmini Allah'a davet ettiği halde onlardan kaçıp mağaraya sığındı, oysa kendisine yardım edenler olsaydı asla kaçmazdı. Babam halka Allah adına yemin ettirip onlardan yardım istemiş, ancak olumlu cevap alamayınca işten elini çekmişti. Allah, yardımcısız kalıp güçsüz düşen ve canı tehlikede olan Harun'a genişlik bahşetti. Onu kınamadı. Yardımcısız kalınca mağaraya kaçan Resulüllah'ı da serbest bıraktı. O'nu sorguya çekmedi. Bu ümmet tarafından himaye edilmeyip, yardım görmeyen ben ve babam da Allah katında sorumlu tutulmayacağız, hesaba çekilmeyeceğiz, bunlar Allah'ın belirlemiş olduğu sünnetler, kurallardır, birbiri ardınca gerçekleşen benzer durumlardır."
