• BARIŞLA İLGİLİ TARAFLARIN İFADELERİ

    İbn-i Kesir ve diğer bazı tarihçilerin naklettiğine göre Muaviye barışla ilgili şöyle söylemektedir: "Biz bu saltanata razıyız ve ondan hoşnutuz!" 570 Muaviye, İmam Hasan'a yazdığı bir mektupta ise şunları söylüyor: "Senin şöyle bir ayrıcalığın olacak. Kimse sana hükmetmeyecek, senden habersiz bir iş tamamlanmayacak ve hiçbir işte senin görüşüne karşı çıkılmayacak." 571 İmam Hasan ise yaptığı barışın felsefesini defalarca şöyle ifade etmiştir: "Ne bileceksiniz ki ben ne yaptım? Allah'a and olsun ki, yaptığım iş taraftarlarım için dünyada olan her şeyden daha iyidir." Kûfe'deki Ehl-i Beyt taraftarlarının ileri gelenlerinden Beşir Hemedani'ye şunları söylemiştir: "Bu barıştan sizi ölümden kurtarmaktan başka bir amacım yoktu."572 570 İbn-i Kesir Tarihi, c. 6, s. 220 571 İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 13 572 Dineverî, s. 203
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER

    "Hilafet, Peygamberin vefatından sonra liderlik ve Müslümanlara rehberlik etmek hususunda Peygamberin genel naibliği demektir. İnsanlar bu makama karşı mutlak iaatle yükümlüdürler. Bu makamı işgal eden kişi de halka Allah'ın Kitabı ve Peygamberin sünneti doğrultusunda hükmetmekle yükümlüdür." 574 Razi Ali Yasin'in aynı eserinde hilafetin nitelikleri hakkında şu değerlendirmeleri de görüyoruz: "Müslümanlardan bir gruba göre her ne şekilde olursa olsun bu makama gelen ve bu makamı elde eden kişinin halifeliğini kabul etmek bir gelenek ve kabul gören bir kural haline gelmiştir. Bu grup Muaviye'nin halifeliğini kabul etmektedirler. Bu düşünceyi kabul eden Müslümanlar bir halifenin yerine başka bir kişiyi veliaht göstermesini de kabul etmektedirler. İbni Zübeyr'in, Ebu'l Abbas'ın (Saffah, yani kan dökücü) Harun Reşid'in halifeliğini kabul görmesi gibi... 574 İmam Hasan'ın Barışı, s. 208
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (2)

    Bu grup aynı zamanda Müslümanlardan bir grubun, birini halife seçmesini de kabul etmektedirler. Hz. Ömer'in, halife Harun Reşid'in halifeliğini kabul ettikleri gibi... İkinci grup ise, Peygamberin yerine geçecek kimsenin tayini hususunda bizzat risalet sahibinin açık sözlerine başvurmuşlar ve sadece Peygamberin bizzat kendisinin, kendi yerine halife olarak tayin ettiği kişinin halifeliğini kabul etmişlerdir. İşte Müslümanların bu iki grubu kendi görüşleri doğrultusunda hareket etmiş ve neticede iki değişik grup olarak ortaya çıkmışlardır." Burada, eserin yazarı not düşüyor ve şunları ekliyor: "Birinci grup Ehl-i Sünnet'tir. İkinci grup ise Ehl-i Beyt taraftarlarıdır. Ehl-i Beyt taraftarları diyor ki; imamet ancak nass ile olur." 575 "Bu iki grup, halifenin tayin edilmesini gerektiren unsurlar hususunda ihtilaf ettikleri gibi, görevdeki halifeyi değiştirmek ve azletmek mümkün müdür hususunda da ihtilaf etmektedir. Birinci görüşü savunanlara (yani Ehl-i Sünnet'e) göre her zaman bir başkası görevdeki halifeyi alt edebilir veya halifeliği için uygun ortam değiştiğinde her an için görevdeki halife değiştirilebilir. Birilerinin toplanıp onu azletmeleri mümkündür. İkinci görüşe göre ise, Peygamberin tayin ettiği halifeyi hiç kimsenin değiştirmesine ve azletmesine imkan yoktur. Esasen Peygamber tarafından belirlenen halifenin Peygamberin yerine bakmak için uygun olmamak anlamına gelen bir kusur işlemesi söz konusu olamaz, bu yüzden Peygamberin halifesi de tıpkı Peygamber gibi masumiyet sıfatına sahiptir. Yani, Ehl-i Sünnet'e göre, hilafet, kendine özgü şekli ve kararları olan genel bir iktidar ve sulta şeklidir. Ehl-i Beyt taraftarlarına göre ise hilafet, ilahi ve semavî bir makamdır." 576 575 Ara'ul Mutezile es-Siyasiyye, s. 15; Mecelle-i el-Elvah, sayı: 11; Razi Ali Yasin, İmam Hasan'ın Barışı, s. 210 576 İmam Hasan'ın Barışı, s. 211, 212, 213
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (3)

    Her iki görüşün de kabul ettiği iki realite şudur: Birinci anlamıyla hilafet, Peygamberden sonra herkesi ilgilendiren genel egemenlik ve iktidar olarak bir realitedir. Ve bu realiteyi Ehl-i Beyt taraftarları da kabul eder. İkinci anlamıyla hilafet, dinde ümmet ile Peygamber arasında bir aracıdan ibarettir. Ki bu da bir realitedir. (Yani genel anlamda dinî meselelerin öğrenilmesinde başvuru kaynağı Ehl-i Beyt'tir. Ehl-i Beyt Peygamber ile ümmet arasında bir vasıtadır." 577 Öte yandan, hilafet aynı zamanda dünyevî bir otoritedir. İşte Ehl-i Beyt'in değerli imamlarına ait olan bu makam gasp edilmiştir. "... Ehl-i Beyt imamları ve onların gerçek izleyicileri yenilgiye uğratılmışlardır." 578 Bu temel tespitlerden sonra Muaviye'nin hilafeti meselesine şöyle yaklaşabiliriz: İbn-i Abbas'a göre, "Muaviye'de onu hilafet makamına yaklaştıracak hiçbir özellik yoktu." 579 Hz. Aişe de Muaviye'yi hilafet makamına uygunsuz bulup, kınadı. Bunu duyan Muaviye şöyle dedi: "Aişe'ye şaşırdım doğrusu, layık olmadığım bir şeyi elde ettiğime ve hak etmediğim bir makama oturduğuma inanıyor. O ne karışır bu işlere? Allah onu affetsin!"580 Muaviye, Sa'saa b. Suhan el-Abdi'ye sordu: "Beni halifelerden hangisi gibi görüyorsun?" 577 İmam Hasan'ın Barışı, s. 215 578 İmam Hasan'ın Barışı, s. 125 579 Mürucu'z-Zeheb, c. 6, s. 7 580 Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 4, s. 5
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (4)

    Sa'saa şöyle cevap verdi: "Halka zorla hükümet eden, kibirli davranan, yalan ve hile gibi bâtıl yollarla onlara musallat olan kimse nasıl bir halife olabilir ki? Evet ey Muaviye! Yemin ederim ki sen Bedir Savaşı'nda (Müslümanların yanında) bir kılıç vurup (İslam düşmanlarına karşı) bir ok dahi fırlatmadın. O gün sen ve baban müşriklerin ordusundaydınız ve halkı Allah'ın Resulü'ne karşı kışkırtıyordunuz. Sen köle oğlu köleydin, Allah Resulü seni ve babanı azat etti. Ve hilafet azat edilmiş bir köleyle nasıl olur da bağdaşır?" 581 Muaviye'nin dostu Muğiyre b. Şube Muaviye'nin yanından çıkınca oğluna şöyle dedi: "Oğlum, insanların en alçağının yanından geliyorum." 582 Peygamberin kölesi Sefine'den, Ben-i Ümeyye'nin hilafete layık olup olmadığını sordular. O cevaben şöyle dedi: "Yalan söylediler mavi gözlü cariyenin oğulları... Onlar saltanatçıların en şirretlilerindendirler. Ve ilk saltanatçı ise Muaviye'dir." 583 Ebu Bekre, Muaviye'nin bir toplantısına katıldı. Muaviye ona şöyle dedi: "Bir hadis oku ey Ebu Bekre!" İbn-i Said, Ebu Bekre'nin şu hadisi söylediğini rivayet eder: "Resulüllah'tan sonra hilafetin 30 yıl olduğunu ondan sonra ise saltanat olacağını duydum." Ebu Bekre'nin oğlu şöyle diyor: "Ben babamın yanındaydım. Bu hadisten sonra Muaviye bizi tekme tokat dışarı attırdı." 584 İslam tasavvuf tarihinin büyüklerinden Hasan Basrî ise Muaviye ile ilgili şu değerlendirmeleri yapıyor: "Muaviye'de her biri tek başına onun bedbaht ve helak olmasına yetecek dört özellik vardı: 581 Müruc'uz-Zeheb, c. 6, s. 7 582 Müruc'uz-Zeheb, c. 2, s. 342; İbn-i Ebi'l Hadid, c. 2, s. 357 583 en-Nesayih'ul Kafiye, s. 153 584 en-Nesayih'ul Kafiye, s. 159
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (5)

    1- Akılsızları ümmetin sırtına yükledi, o kadar ki hilafeti ümmete meşveret etmeden ele aldı, oysa ümmet arasında sahabe ve faziletli insanlar bulunmaktaydı. 2- İpek elbise giyip, tambur çalan sarhoş oğlu Yezid'i kendisine veliaht tayin etti. 3-Resulüllah'ın, "Çocuk yatak sahibinindir ve zina edenin nasibi taştır" şeklindeki buyruğuna rağmen Ziyad'ı kardeşi ilan etti. Ve ona Ebu Süfyan'ın oğlu diye hitap etti. 4- Hucr'u öldürdü. Yazıklar olsun ona Hucr ve ashabına yaptıklarından dolayı! Yazıklar olsun ona Hucr ve ashabına yaptıklarından dolayı!" 585 İmam Gazzali, kitabında İmam Hasan'ın hilafeti ile ilgili değerlendirmelerden sonra şunları söyler: "... ve hilafet hak etmeden sahiplenen insanların eline düştü." 586 İbn-i Kesir Allah Resulü'nün açık hadisine dayanarak Muaviye'nin hilafetini açıkça reddeder ve şöyle der: "Daha önce dedik ki, Resulüllah'tan sonra hilafet 30 yıl sürecek ve ondan sonra zalim bir saltanat dönemi gelecek. Bu 30 yıl Hasan b. Ali'nin hilafetiyle son buldu. Şu halde Muaviye devri o saltanatın başlangıcıdır." 587 Dımyerî, İmam Hasan'ın hilafet süresini belirttikten sonra şunları yazıyor: "Bu, Resulüllah'ın hilafet için öngördüğü dönemin sonudur. Daha sonra saltanat ve ardından yeryüzünü kibir ve fesada boğan sulta dönemi idi. Gerçekten Resulüllah'ın buyurduğu gibi de oldu." 588 585 Taberî Tarihi, c. 6, s. 157 586 Ferid Vecdi, Dairet'ul Mearif,c. 3, s. 231 587 el-Bidaye ve'n-Nihaye, c. 8, s. 19 588 Hayat'ul Hayavan, c. 1, s. 58
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (6)

    Ehl-i Beyt imamlarına göre imamet hakkına sahip olan zat çok üstün özellik ve makama da sahip olmalıdır ki halka imamlık yapabilsin. Başka bir deyişle imam özeldir, seçilmiştir, kimse onun sahip olduğu makama ve vasıflara sahip olamaz. "... Şu halde imamlık kıyamet gününe kadar Ali'nin evlatlarına özgü bir görev olarak kalacaktır. Çünkü Muhammed (s.a.v)'den sonra peygamber gelmeyecektir. Öyleyse şu cahiller nasıl imam seçebilirler? İmamlık peygamberlerin üstlendikleri bir görev ve vasilerin mirasıdır. Şu cahiller mi onu tayin edecekler? İmamlık Allah'ın ve Resulüllah'ın hilafetidir. Emirü'l-Mümininin makamı, Hasan ve Hüseyin'in mirasıdır. Ümmetin dizgini, dinin önderliği, Müslümanların düzeni, imamlık dünyanın dirliği ve mü'minlerin onurudur. İmamlık, İslam'ın yükselen temeli ve görkemli gövdesidir. Namazın kılınması, zekatın verilmesi, orucun tutulması, haccın yerine getirilmesi, cihadın gerçekleştirilmesi, ganimetlerin çoğaltılması, sadakaların alınıp toplanması, şer'i hadlerin ve hükümlerin uygulanması imam sayesinde mümkün olabilir. İmam, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılar. Allah'ın koyduğu hadleri egemen kılar. Allah'ın dinini savunur. Hikmet, güzel öğüt ve kesin kanıtla insanları Rabbinin dinine davet eder. İmam ufukta doğan bir güneş gibi nuruyla bütün alemi aydınlatır. O, ellerin uzanamadığı, gözlerin kestirmediği erişilmez ufuklardadır. İmam, parıldayan dolunaydır. Parlak bir çıra, aydınlık saçan bir nur, zifiri karanlıklarda, kentlerin girift sokaklarında, çöllerin derinliklerinde ve denizlerin girdaplarında yol gösteren bir rehber, helak olmaktan kurtaran bir kurtarıcıdır. İmam, yollarını kaybedenlerin, doğru yolu bulmak için yüksek bir yerde yakılan kılavuz ateşidir. Dondurucu soğuğa tutulanlar için bir sıcaklıktır. Tehlikeli geçitlerde güvenilir kılavuzdur. O'ndan ayrılan, kesinlikle helak olur. İmam, yağmur yağdıran bir buluttur. Çiseleyen bir yağmurdur. Işık saçan bir güneştir. Tavan işlevini gören bir gök ve döşek
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (7)

    işlevini gören bir yer gibidir. Keskin bir göz, dalları ve yaprakları birbirine girmiş bir bahçe, bir gülistandır. İmam sıcak bir yoldaş ve arkadaş, şefkatli bir baba, öz bir kardeş, evlatlarına düşkün bir ana, felaketlerin dört bir yandan hücum ettiği zamanlarda Allah'ın kullarının sığınağıdır. İmam, Allah'ın yarattığı varlıklar arasındaki emin temsilcisidir. Allah'ın kullarına sunduğu hüccetidir. Allah'ın arzında O'nun halifesidir. Allah'a çağıran bir davetçidir. Allah'ın koyduğu haramların savunucusudur. İmam, insanları günahlardan temizler, ayıplardan arındırır. İlim özelliğiyle belirginleşmiş, yumuşaklık onun karakteristik özelliğidir. Dinin düzeni, Müslümanların onurudur. Münafıkların kinini üzerine çeker. Kafirlerin helak olmasının vesilesidir. İmam zamanının tek adamıdır. Hiç kimse onun düzeyine erişemez. Ve hiçbir alim onunla boy ölçüşemez. O'nun alternatifi olmaz. Benzeri ve eşi olmaz. Fazilet sıfatıyla belirginleşir. Bütün faziletler O'nda toplanmış olur. Ama O, bunları çalışarak veya isteyerek elde etmiş değildir. Bilakis bu faziletleri veren, yüce bahşedici olan Allah tarafından O'na özgü kılınmış özelliklerdir." 589 Bütün bu gerçekler ışığında şunu söyleyebiliriz: Hilafet kesin olarak Hz. Hasan'ın hakkı olmasına rağmen Muaviye çeşitli yollarla bu makamı ondan almıştır. Ancak, Muaviye'nin ne Ehl-i Beyt, ne de Ehl-i Sünnet fıkhına göre hilafete haiz bir özelliği olmadığı gibi yukarıda ifade ettiğimiz İmam Rıza'nın sözlerinde beyan ettiği imamın vasıflarıyla da hiçbir şekilde ilgisi yoktur. Dolayısıyla, Muaviye aslında Hz. Hasan'dan saltanatı gasp etmiştir. Çünkü imamlık bizzat Allah tarafından Ali evlatlarına verilmiştir. Peygamberimizin, "Benden sonra hilafet 30 yıldır, ondan sonra saltanat dönemi gelecektir" hadisi Muaviye'nin halifeliğinin 589 el-Kafi, c. 1, s. 347-351, İmam Rıza'nın konuşması
  • MUAVİYE’NİN HALİFELİĞİ İLE İLGİLİ BAZI GÖRÜŞLER (8)

    hiçbir şekilde sahih olmadığını, yani Hz. Hasan'ın Muaviye'ye aslında saltanatı teslim ettiğini göstermektedir. Hilafet Allah tarafından Ali ve Fatıma evlatlarına bahşedilmiş bir makamdır. Bunu hiç kimsenin gasp etmesi mümkün değildir. Peygamberimiz bu yüzden şöyle buyurmuştur: "Şu iki yavrum otursalar da ayakta da olsalar imamdırlar." (Muaviye'nin daha sonraki yıllarda oğlu Yezid'e, "Bil ki bu makam onların (yani Ehl-i Beyt'in) hakkıdır" dediği de kayıtlarda geçmektedir). Muaviye'nin kendisi de bunu ikrar etmekte ve, "Ben sizin başınıza namaz kılın, oruç tutun diye değil, size hükmetmek için geçtim" demektedir. Yani başka bir ifadeyle, Muaviye'nin halifelikte, Hz. Hasan'ın da saltanatta gözü yoktur. İmam Hasan'ın Muaviye'yi halife olarak vasıflandırmadığını ve ona biat etmediğini de burada bir kez daha hatırlatalım.