• MUAVİYE’YE BİAT KONUSU

    İmam Hasan'ın Muaviye'nin saltanatı karşısındaki duruşu bağlamında Kuleyni şöyle yazmaktadır: "İmam Hasan Muaviye'ye onu Emirü'l-Mü'minin olarak vasıflandırmayacağını da şart koşmuştur." 590 İbn Babeveyh'in ve başkalarının naklettiği bir rivayet de şöyledir: "İmam Hasan Muaviye'ye onun yanında herhangi bir olayla ilgili olarak tanıklık etmeyeceğini şart koştu." 591 Öte yandan Dineverî, el-İmamet'u ve's-Siyase adlı kitabında, "İmam Hasan Muaviye'ye imamet unvanıyla biat etti" demektedir. Ancak, pek çok âlim bunu kabul etmemektedirler. Bu noktada Razi Ali Yasin, Muaviye'nin kendi sözünü delil olarak getirmektedir. 590 İmam Hasan'ın Barışı, s. 325 591 İlel'uş-Şerayi, s. 81
  • MUAVİYE’YE BİAT KONUSU (2)

    "Barış yaptıktan sonra Muaviye, "Ben namaz ve zekat için sizinle savaşmadım. Bu işten amacım sadece size hükümdarlık etmekti" demekle dinî bir halife olmadığını, aksine halkın namaz ve zekatıyla işi olamayan ve bütün gayretini halka hükümranlık etmeye harcayan diğer padişahlar gibi bir padişah olduğunu kanıtlamış oldu, yine İmam Hasan'a, "Senden habersiz bir iş yapılmayacak" demekle, ayrıca oğlu Yezid'e Peygamber evlatları hakkında "gerçekten hak onlarındır" demekle, İmam Hasan'ın yüce makamını itiraf etmiş ve karşı çıkılmaması gereken otoritesini kabul etmiştir. Bu da hilafet makamından ve otoritesinden başka bir şey değildir."592 Kaynakların pek çoğu ise barış konusunu ele alırken "hükümetten çekilme" tabirini kullanmaktadır. 593 Yani bu düşüncedekilere göre, anlaşma maddesinde geçen "işin teslimi" ifadesi saltanatın tesliminden ibaretti. İmam Hasan, Muaviye'yi halife veya imam olarak kabul etmemişti. 592 Razi Ali Yâsin, İmam Hasan'ın Barışı, s. 329 593 Muhtasar-u Tarih'il Arab ve't-Temeddun'il İslamî, s. 61
  • HARİCÎLERLE SAVAŞ KONUSU

    İmam Hasan Medine'ye dönerken Irak'ın bazı köşe bucağında Harici isyanı yeniden başlamıştı. Muaviye Hz. Hasan'dan Haricîlerle savaşmak için kendisine yardım etmesini istedi. İmam, bu sırada Kadisiyye'ye kadar gelmişti. Muaviye'ye cevaben şu mektubu gönderdi: "Ben eğer kıble ehli ile savaşmak isteseydim önce seninle savaşmam gerekirdi." 594 Başka bir rivayette ise Hz. Hasan'ın Muaviye'ye şöyle dediği nakledilir: "Seninle savaşmak bana caiz iken onu ümmetin maslahatı ve aralarındaki bağlılığı korumak için terk etmiş iken senin yanında savaşmamı mı istiyorsun?" 595 Esasen İmam Ali, Haricîlerle kendisinden sonra savaşılmaması konusunda şunları söylemekteydi: "Benden sonra Haricilerle savaşmayın. Bunun delili de şudur ki; hakkı arayıp hataya düşen (Haricîler) bâtılı arayıp da onu elde eden (Muaviye) gibi olamaz." (Resul Câferiyan, Masum İmamların Siyasî ve Fikrî Hayatı) 594 İbn-i Esir, el-Kamil, c. 3, s. 208; Hayatu'l İmam Hasan b. Ali, c. 2, s. 279 595 Belazurî, Ensab'ul Eşraf, c. 2, s. 46
  • HARİCÎLERLE SAVAŞ KONUSU (2)

    İmam Hasan anlaşmadan sonra Kûfe'de bir müddet kalmış, ancak huzuru olmadığı için Medine'ye gitmeyi tercih etmiştir. Zira Kûfe'de İmam'a karşı ciddi baskılar uygulanıyordu. Öyle ki, İmam'ın bizzat bulunduğu meclislerde bile İmam Ali'ye açıkça hakaretler yağdırılmaktaydı. 596 İmam Hasan'ın Medine'ye dönmesi de kendisi açısından pek olumlu olmamıştı. O dönemde Mervan, Medine Valisi idi. Hz. Hasan'a karşı her türlü saygısızlığı yapıyordu. Hatta İmam'ın yakın arkadaşlarının dahi kendisini ziyaret etmesine izin vermiyordu. Mervan, İmam Hasan'ın huzurunda Hz. Ali'ye hakarette bulunmaktan zevk alır, hatta bazı adamlarını Hasan'a hakarette bulunmaya zorlardı. 597 596 el-İrşad, Şeyh Müfid, s. 173 597 Tarih'ul Hulefa, Suyutî, s. 190
  • MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ

    Muaviye'nin saltanat dönemine dair Medainî'de şunlar kaydedilmektedir: "Muaviye yönetimde iken yani Hz. Ali'nin şehadeti ve İmam Hasan ile barış anlaşması yaptıktan sonra hacca gitti. Medine halkının yanı sıra, Ensar'ın büyüklerinden olan Süleym b. Kays, İbn-i Sa'd da Muaviye'yi karşılamaya gitti. Muaviye ile Kays arasında bir takım şeyler konuşuldu. Ve söz dönüp dolaşıp hilafet meselesine geldi. Kays şöyle dedi: "Allah'a and olsun ki, Ali ve evlatları varken Ensar, Arap ve Acem'den hiç kimsenin hilafet hakkı yoktur." Bu söze çok sinirlenen Muaviye emrindeki valilere şu talimatı gönderdi: "Biliniz ki, bundan böyle Ali ve soyunun hadislerini rivayet edip yazanlar emniyet ve güven içinde yaşayamayacaklardır." O günden sonra katipler bulundukları her ortamda, bütün vaazlarında Hz. Ali ve evlatlarının adını kötülükle andılar, onları yerip lanetlediler.
  • MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ (2)

    Sonra, Muaviye bir grup Kureyşli'nin yanından geçerken orada bulunan Abdullah b. Abbas dışında hepsi ayağa kalkıp saygı gösterisinde bulundular. Bu durum karşısında Muaviye şöyle dedi: "Ey Abbas oğlu! Senin diğer arkadaşların gibi ayağa kalkmana mani olan şey Sıffin Savaşı'ndan dolayı bana duyduğun kinden başka bir şey değildir. Ey Abbas oğlu! Amcamın oğlu Osman mazlum bir şekilde öldürüldü." İbn-i Abbas şöyle dedi: "Ömer b. Hattab da mazlumca öldürüldü. Öyleyse hükümeti onun varislerine ver, işte bu onun oğludur." Muaviye, "Ömer'i kâfir biri öldürdü" dedi. İbn-i Abbas, "Öyleyse Osman'ı kim öldürdü?" diye sordu. Muaviye, "Müslümanlar" dedi. "Bu senin delillerini daha iyi çürütür. Çünkü onu Müslümanlar öldürmüş ve öylece bırakmışlar ise bu onların doğru yaptıklarını gösterir." "Biz tüm nahiyelere Ali ve soyunun övülmesini yasaklayan bir ferman gönderdik. Diline sahip ol ey İbn-i Abbas!" İbn-i Abbas: "Bize Kur'an okumayı mı yasaklıyorsun?" Muaviye: "Hayır." "Öyleyse Kur'an yorumunu yasaklamaktasın." Muaviye, "Evet" dedi. İbn-i Abbas: "Acaba Kur'an'ı okumak mı, yoksa ona amel etmek mi daha elzemdir?" "Amel daha elzemdir." "O zaman Allah'ın söylediklerini bilmeden O'nun için nasıl amel edebiliriz?"
  • MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ (3)

    "Kur'an'ın mânâsının sen ve soydaşlarına göre tefsir etmeyen birilerinden sor." "Kur'an benim soyuma nâzil olduğu halde, onun yorumunu Ebu Süfyan ve Ebu Muayt'ın soyuna mı sormam gerekiyor?" "Kur'an'ı okuyun fakat Allah'ın sizin hakkınızda indirdiği ve Allah Resulü'nün bu konuda söylediklerini rivayet etmeyin. Başka şeyler rivayet edin." "Allah şöyle buyurmaktadır: Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır." Muaviye şöyle dedi: "Ey Abbas'ın oğlu! Kendini intikam almamdan koru ve benim aleyhime konuşmaktan sakın! Ama mutlaka bir şey söylemek istiyorsan gizlice söyle ki başkaları onu duymasın." Sonra Muaviye sarayına döndü. Bela ve musibetler her yerde Ali'yi sevenlerin üstüne yağmur gibi yağmaya başladı. Tüm şehirler arasında en ağır baskıyı Kûfe yaşıyordu. Zira bu şehirdeki Ehl-i Beyt taraftarlarının sayısı oldukça fazla idi. Muaviye, Ziyad b. Ebih'i iş başına getirip Basra ve Kûfe'yi ona emanet etti. O da Ehl-i Beyt taraftarlarını takibe almakta ve sorguya çekmekteydi. Kendisi de bu şehirden biri olduğundan dolayı Ehl-i Beyt taraftarlarını iyi tanıyordu. Bu yüzden Ehl-i Beyt taraftarları herhangi bir taşın altında gizlenmiş olsalar dahi onlara çok rahat bir şekilde ulaşabiliyordu. Kimini öldürdü, kimini evsiz-barksız, ve perişan bıraktı. Kalplerde acı vardı. Kiminin el ve ayaklarını kesti. Ve dar ağacında idam etti. Kiminin de gözlerini oydu. Muaviye tüm şehirlerdeki kadılara ve valilere Hz. Ali'nin faziletlerini rivayet edenlerin ve onun üstünlüğü hakkında söz söyleyenlerin şahitliklerini kabul etmemeleri yönünde bir emir gönderdi. Yine aynı şekilde kendi eli altındaki şehirlerde bulunan gö-
  • MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ (4)

    revlilerine şöyle yazdı: "Osman taraftarları ve sevenlerine ve onun faziletleri hakkında hadis rivayet edenlere, onun üstün olduğunu savunanlara aranızda hürmet edin ve diğerlerine karşı daha üstün tutun. Ve onların isimlerini yazıp bana gönderin." Bu kişilerin hepsi için bir çok hediyeler gönderdi. Durum öyle bir hâl aldı ki, artık halk arasında bu yüzden rekabet başladı. Her yer bu tip insanlarla dolup taştı. Daha sonra tekrar görevlilerine şöyle bir yazı gönderdi: "Osman hakkında hadisler çoğalmıştır. Benim mektubum size ulaştıktan sonra halkı Ebubekir ve Ömer hakkında hadis rivayet etmeye çağırın." Gönderilen bu emir kadılar ve yöneticiler tarafından halka okundu ve halk onların faziletleri hakkında hadis rivayet etmeye başladılar. Sonra tüm bu halifeleri öven hadisleri bir araya toplayıp kitap haline getirdiler. Bu kitabı İslam beldelerinde minberlerde okunması ve medreselerde öğrencilere ders verilmesi için çoğalttılar. Çocuklara Kur'an-ı Kerim okudukları gibi, bu hadisleri de okumaları ve rivayet etmeleri emredildi. Durum öyle bir hâl almıştı ki artık cariye ve köleler dahi bunları öğrenmek durumundaydılar. Sonra Muaviye bütün şehirlerin yöneticilerine emir gönderdi: "Ali ve soyunu sevdiğine şahitlik edenleri öldürün." Ve Muaviye ardından şöyle yazdı: "Ali'yi sevdiğini söyleyen kişileri şahit olmasa dahi öldürün." Bu gelen emir üzerine artık şüphe ve iftira üzerine niceleri öldürüldü. Öyle ki, bazen yanlışlıkla ağzından bir şey kaçıranları dahi öldürmeye başladılar. Artık belalar gündün güne daha da şiddetleniyor ve düşmanların sayısı gittikçe artıyordu. Uydurma hadisler rivayet ediliyor ve halk da bu şekilde yetişiyor ve bu yalanlardan başka hiçbir şey öğrenemiyordu.
  • MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ (5)

    Tüm bunlardan daha kötü olan durum ise, riyakâr Kur'an kârileri kendilerini zühd ve huşû içinde gösteriş maksatlı ibadete vermiş olanlardı. Bu tabaka hakimler nezdinde bir yer edinmek amacı ile yaptıkları bu işler doğrultusunda yalanlarla insanları kandırıp para, mal, mülk sahibi oldular. Yavaş yavaş uydurma hadisler onları doğru sanan kitlelere ulaştı. Ve onlar da hadislerin doğruluğu zannı ile öğrenip başkalarına rivayet eder oldular. Artık bu hadisler dindar grubun eline de ulaşmıştı. Oysa bu dindarlar, yalanı caiz bilmez ancak doğru bildikleri rivayetleri kabul ederlerdi. Eğer yanlış olduğunu bilselerdi bunları okuyup rivayet etmezlerdi. Hasan b. Ali'nin vefatıyla beraber fitne, şiddet ve bela had safhaya ulaştı." Ebu'l Hasan Medainî de İbn-i Ebi'l Hadid'in rivayetini aynen nakletmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: İşler bu minval üzere devam ederken Hasan b. Ali vefat etti. Fitne ve belalar daha da artmaya başladı. Artık Ali'nin sevenlerinden can korkusu ile sesini çıkarmayanlar veya evsiz-barksız kalıp göçebe hâlini alanlardan başka kimse kalmamıştı." 598 Ebul Hasan Ali b. Muhammed b. Ebi Yusuf el-Medaini, "el-Ahdas" kitabında şöyle yazar: "Cemaat yılından (yani İmam Hasan'la Muaviye'nin barış yılı) sonra Muaviye bütün valilerine şu fermanı yolladı: "Ebu Turab (Hz. Ali) ve ailesinin faziletleri hakkında hadis nakledenlerin can güvenlikleri kalmamıştır." Bu fermanın ardından hatipler her bölge ve şehirde her minberde Ali'ye lanet edip, onun ve ailesinin hakkında kötü sözler söylemeye başladılar. Bu dönemde en çok zor durumda alanlar Kûfelilerdi. Zira bu şehirde Hz. Ali'yi seven pek çok kişi yaşıyordu." 599 Muaviye, Muğiyre'den sonra Ziyad'ı Kûfe'ye vali olarak atadı. O da halkı sarayının kapısının önünde toplayıp Ali'ye lanet etmeye zorluyor, bundan kaçınanları kılıçtan geçiriyordu." 600 598 İmam Hasan'ın Barışı, s. 381, 382; İbn-i Ebi'l Hadid, Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 3, s. 15, 16 599 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 15 600 Mesudî, İbn-i Esir hamişinde, c. 6, s. 99
  • MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ (6)

    Muaviye'nin saltanat dönemindeki bu uygulamaların sayısız örneğini Süleym b. Kays, Taberî, Mesudî, İbn-i Ebi'l Hadid yazmaktadır. Tabiin'in büyüklerinden olan Süleym b. Kays şunları yazıyor: "Muaviye'nin ölümünden bir yıl önce Hüseyin b. Ali, Abdullah b. Abbas ve Abdullah b. Câfer hacca gittiler. İmam Hüseyin, Ben-i Haşim ve taraftarlarından oluşan kadınlı-erkekli, Ensar'la birlikte geldi kendisi ve soyunu tanıyanları bir araya topladı. Daha sonra Allah Resulü'nün sahabelerinden ibadeti ile meşhur olup bu yıl hacca Allah'ın evini ziyarete gelenleri bulup yanına getirmeleri için bir kaç kişi görevlendirdi. Mina'da İmam Hüseyin'in çadırında 700'den fazla erkek topluluğu, 200 civarında sahabe bir araya geldiler. İmam hutbe için ayağa kalktı: "Bu zorbanın bize ve taraftarlarımıza karşı aldığı tutumu hepiniz görmekte ve bilmektesiniz. Şimdi size soruyorum, eğer doğru söylersem tasdik, yalan söylersen tekzib ediniz. Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinleyin ve yazın. Sonra kendi şehirlerinize ve beldelerinize döndüğünüz vakit güvendiğiniz kimseleri bize yönelmeleri için davette bulunun. Zira ben bu işin unutulması ve hakkın ortadan kalkıp yenilmesinden endişe etmekteyim ve kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır." Daha sonra haklarında nâzil olan ayetleri okudu. Ve tefsir etti. Allah Resulü'nün, babası, annesi ve kardeşi hakkında buyurduklarını nakletti. Bunları dinleyen sahabeler "Evet, doğrudur. Bunları kendimiz de gördük ve duyduk" dediler. Tabiin'den olanlar da "Evet, bunları bize kabul ettiğimiz ve güvendiğimiz sahabeler nakletmişlerdi" dediler. Sonra imam şöyle buyurdu: "Öyleyse sizi Allah adına yemine veriyorum ki bunları dinine ve kendine güvendiğiniz kimselere anlatınız." 601 601 İmam Hasan'ın Barışı, s. 383, 384