• MUAVİYE’NİN OĞLU YEZİD’İ VELİAHT TAYİN ETMESİ (5)

    "Muaviye ikinci günün sabahı oturmuş, katiplerini de emirlerini yazmaları için duyacakları şekilde oturtmuş ve perdedara, her ne kadar yakın biri olsa da, kimseye giriş izni vermemesini emrettikten sonra, birini, Hüseyin b. Ali (a.s.) ve Abdullah b. Abbas'ı çağırtmak için gönderdi. İbn-i Abbas daha erken geldi. Muaviye onu sol tarafına oturtup biraz sohbet ettikten sonra, Hüseyin (a.s.) geldi. Onu da sağ tarafına oturtup, İmam Hasan'ın çocuklarının hâlini, yaşlarını sordu. Hüseyin de onun sorularına cevap verdi. Sonra Muaviye bir konuşma yaptı. Önce Allah'ı ve Resulü'nü methetti, daha sonra Şeyheyn'i (Ebubekir ve Ömer) ve Osman'ı yâd etti. Ondan sonra Yezid hakkında ve ona biatı toplamakla toplumun bünyesindeki gediği kapatmaya çalıştığı hakkında konuştu. Onun, Kur'an ve Sünnet hakkındaki bilgisini ve hilm sahibi olduğunu (!) siyaset ve tartışma açısından kendilerinden üstün olduğunu anlattı. Kendileri yaşça ondan daha büyük ve akrabalık bakımından daha önde olsalar da Yezid'in dirayetli olduğunu söyledi. Bir de Resulüllah'ın (s.a.v.), Zat'us-Selâsil Savaşı'nda Amr b. As'ı Ebubekir'e, Ömer'e ve sahabelerinin büyüklerine komutan olarak atamasını kanıt gösterdi ve ardından onlardan cevap istedi. İbn-i Abbas söze başlamak isteyince, İmam Hüseyin (a.s.) ona; "Bekle! Onun amacı benim ve hakkı daha fazla çiğnenen yine benim" dedi ve ayağa kalktı, Allah-u Teâlâ'yı methedip, Resul'üne salat ve selamdan sonra şöyle dedi: "Resulüllah'ın (s.a.v.) sıfatlarını saymaya kalkan kimse, sözü ne kadar uzatsa da, O'nun fazilet deryasından bir damladan fazlasını beyan edemez. Ben, Peygamber'den sonra vasisi hakkındaki yanıltmacanı anladım ve sözünü kısa kestin, sözü biate getirmekten kaçındın! Yazıklar olsun ey Muaviye! Tan yerinin ağartısı, gecenin karanlığını yarmıştır ve güneş lambaların ışığını silmiştir... Sen bu sözde, bazılarını ifrat derecesine övdün, bir makamı, birtakım kimselere mahsus kıldın ve bu konuda aşırıya kaçtın. Bir hakkı, sahibinden geri alıp cimrilik ettin, zulmettin, tecavüz ve saldırmayı
  • MUAVİYE’NİN OĞLU YEZİD’İ VELİAHT TAYİN ETMESİ (6)

    revâ gördün. Bir kimsenin hakkı olan unvanından payını kendisine vermedin, böylece şeytan nasibini fazlasıyla almış oldu. Yezid'in, marifetinin ve Muhammed ümmeti için siyasetinin hakkında söylediklerine gelince; bu sözlerle halkı onun hakkında yanıltmak istediğini anladım. Sanki tanınmamış birinden söz ediyor veya gizli kalmış bir şeyi açıklıyormuşsun! Ya da senden başka kimsenin bilmediği bir şeyden haber veriyormuşsun gibi! Yezid'in kendisi kapasitesini ve dirayetini göstermiştir! En iyisi onun hakkında, kendisinin peşinde olduğu iftiharları açıkla. Örneğin av köpekleriyle oynamasını, yarış güvercinleriyle uğraşmasını, şarkıcı kadınları, çalgıcıları bir araya getirmesini ve türlü türlü eğlenceler tertiplemesini anlat... O zaman daha doğru konuşmuş olursun... Düşündüğün şeyden vazgeç! Bu halkın günah ve vebalini bundan fazla kendinle beraber Allah'ın huzuruna götürmen, senin yararına olmaz! Allah'a and olsun, o kadar zalimane bâtıl yola dalmış ve halka öylesine zulmetmişsin ki, artık insanlara gına geldi... Halbuki ölümle aranda, bir göz açıp kapama kadar mesafe var... Ömrünün kalan bu bölümünde, kaçışın olmadığı ceza günü için azık olacak işlerle uğraş. Resulüllah (s.a.v.) döneminde o adamın, bahsettiğin topluluğa komutan oluşundan söz ediyorsun... O zaman bu makam Amr'a havale edilince, o topluluk, bu işi kendilerine ayıp bilip, onun öne geçmesini kabul etmeyerek yaptığı işleri saydılar. Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Öyleyse ey Muhacir topluluğu! Onun bundan sonra size hükmetme hakkı yok." O hassas dönemde ve doğru iş yapmaya en ihtiyaç duyulan şartlarda iptal edilen bu uygulamayı nasıl delil gösteriyorsun? Ya da Tabiin olan birini nasıl sahabeyle aynı tutuyorsun? Halbuki etrafında, Resulüllah'ın itimat ettiği, dinine yakınlığına güvendiği kimseler bulunuyor. Sen bu insanları, zalim ve sapık bir şahsa itaat etmeye çağırıyorsun. Halkı şüpheye düşürmek, geride kalan yakınlarını dünyada bahtiyar etmek, kendini ise ahirette bedbaht etmek için! Şüphesiz bu, apaçık bir hüsrandır. Allah'tan, beni ve sizi affetmesini diliyorum."
  • MUAVİYE’NİN OĞLU YEZİD’İ VELİAHT TAYİN ETMESİ (7)

    Râvi şöyle der: "Muaviye, İbn-i Abbas'ı şöyle süzdükten sonra, "Ne diyor bu, ey Abbas'ın oğlu! Herhalde senin kalbinden geçenler de bunlardan az değil!' dedi. İbn-i Abbas şöyle dedi: "And olsun ki, o, Peygamber'in evladı, Ashab-ı Kisa'dan biri ve o pak ailenin bir ferdidir. Düşündüğün şeyden vazgeç. Bu kadar halk sana yeter. Allah'ın hükmünü bekleyelim, o en iyi hükmedendir." İbn-i Esir ve diğer tarihçilerin yazdığına göre, bu konuşmadan sonra Muaviye Mekke'ye hareket etti ve ondan önce İmam Hüseyin (a.s.), Abdullah b. Zübeyr, Abdurrahman b. Ebubekir ve Ömer'in oğlu Abdullah Mekke'ye gitmişlerdi. Muaviye, Mekke'de ikametin son günlerinde, bu grubu çağırıp onlara şöyle dedi: "Önceden söylemeyi uygun gördüm, bildiğiniz üzere baştan uyaranın mazereti geçerlidir. Bundan önce aranızda hutbe irad ettiğim zaman, aranızdan biri aniden kalkar, halkın karşısında sözümü tekzib ettiğinde, ben buna tahammül eder ve geçiştirirdim. Şimdi halkla aramda bir mesele var. Yemin ediyorum eğer sizlerden biri muhalefete kalkışırsa, söz söylemeye yeltenirse, bir kelime cevap işitmeden kılıçları tepesinde görür. Canınızı düşünün!" O sırada muhafızların komutanını çağırıp şöyle dedi: "Bunlardan her birinin başına iki kılıçlı adam koyulsun. Hangisi olumlu veya olumsuz konuşmaya kalkarsa, hemen kılıçlar başlarına indirilecek!" Daha sonra hep birlikte oradan ayrıldılar. Muaviye minbere çıktı. Allah'a hamd ü senâdan sonra söyle dedi: "Bunlar Müslümanların önde gelenleri, ümmetin seçkinleridir. Hiçbir iş onların görüşü olmadan yapılmaz ve onlarla meşveret edilmeksizin hiçbir hüküm verilmez. Bunlar razı olup Yezid'e biat ettiler! Hadi, bismillah hepiniz biat edin!" Ve halk biat etti. 611 611 Dineverî, c. 1, s. 168, 172
  • HZ. HASAN’IN ZEHİRLENMESİ

    Hz. Hasan'ın (ra) zehirlenmesi ve son anlarındaki şehadet belirtileri konusunda Ebubekir Hadramî şöyle rivayet etmiştir: "Eş'as b. Kays el-Kindî'nin kızı Cude, Hasan b. Ali ve onun cariyesine zehir verdi. Cariyesi zehiri kustu. Fakat zehir, Hasan'ın midesinde kaldı, şişti. Ve sonunda vefat etti." 612 Ebu Bâsir, İmam Câfer'den şöyle rivayet etmiştir: "Hasan b. Ali vefat ettiği zaman kırk yedi yaşındaydı. Ve hicretin ellinci senesiydi. Resulüllah'tan sonra kırk sene yaşadı." 613 Kaynaklarda geçtiğine göre, Muaviye, Mervan b. Hakem'i İmam Hasan'ın eşlerinden olan Eş'as b. Kays el Kindî'in kızı olan Cude ile görüşüp imamı zehirletmesini sağlamak üzere görevlendirdi. Cude'ye bu hizmetine karşılık Hasan'ın ölümünden sonra Yezid'le evlendirileceği vaat edildi ve peşin olarak da bin dirhem para verildi. Cude'nin babası Eş'as Müslümanlığı kabul ettikten sonra ir612 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 837 613 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 837
  • HZ. HASAN’IN ZEHİRLENMESİ (2)

    tidat eden ve sonra tekrar şartların zoruyla Müslüman olan ünlü bir münafık idi. İmam Câfer şöyle buyurur: "Eş'as, İmam Ali'nin kanına ortak oldu. Kızı Hasan'ı zehirledi. Oğlu Muhammed'in eli de Hüseyin'in kanına bulaştı." 614 Bu şekilde anlaşmanın son maddesi de Muaviye tarafından ihlal edilmiş oldu. Ebu Sasan Hasin b. Münzir şöyle der: "Muaviye, İmam Hasan'a verdiği sözlerin hiçbirine sâdık kalmadı. Hucr ve dostlarını şehit etti. Kendinden sonra halife seçme konusunu mü'minler şûrasına bırakmayıp oğlu Yezid'i veliaht tayin etti ve İmam Hasan'ı zehirledi." 615 İbn-i Haldun gibi sayıları fazla olmayan bazı kimseler Hz. Hasan'ın Muaviye tarafından zehirlendiği iddialarını kabul etmez ve şöyle yazar: "Hasan b. Ali'nin Muaviye'nin eliyle zehirlendiği rivayeti Şia tarafından uydurulmuştur. Bu iş Muaviye'den beklenemez." 616 Ancak, Hz. Hasan'ın Muaviye'nin emriyle zehirlendiğini yazan kaynaklar pek çoktur. İçlerinde Sünni alimlerin eserleri de vardır. Bu, kaynaklardan bazıları şunlardır: el-İstiab, c. 1, s. 374; Tezkiret'ül Havas, s. 222; İbn-i Ebi'l Hadid, Nehcü'l Belaga Şerhi, c. 4, s. 17; el-İsabe; el-İrşad; Taberî'nin eseri olan Delail'ul İmame; Makatil'ut-Tabiin adlı eserlerin yazarları Şa'bi ve Yâkubî; İbni Sa'd, Tabakat adlı eserinde; Medainî; İbn-i Asakir; Vakıdî; İbni Esir; Mesudî; Seyyid Murtaza, Tenzih'ul Enbiya adlı eserinde; Şeyh Tusî, el-Emali adlı eserinde; Şerif Razi, şiir divanında;Hakim, el-Müstedrek adlı eserinde... "el-Bed-u ve'l Hitam" adlı eserin yazarı şunları kaydeder: "Hasan Hicri 49 yılında vefat etti. Eş'as kızı Cude ona zehir verdi. Bu 614 İmam Hasan'ın Barışı, s. 440 615 Belazurî, Ensabu'l Eşraf, c. 2, s. 47, 48 616 el-İber, İbn-i Haldun, c. 2, s. 187
  • HZ. HASAN’IN ZEHİRLENMESİ (3)

    zehiri de Muaviye göndermişti. Bu hizmeti karşılığında Cude'yi oğlu Yezid'le evlendireceğini vaad etmişti. Ancak daha sonra bu sözünü tutmadı." İbn-i Sa'd "Tabakat" adlı eserinde şunları yazar: "Muaviye defalarca Hasan'ı zehirledi..." Medainî diyor ki: "... Hasan'a dört kere zehir verildi." Hakim, "el-Müstedrek" adlı eserinde şunları yazar: "Hasan b. Ali'ye defalarca zehir verildi. Her defasında kurtuldu. Fakat son olayda ciğeri parçalandı. Ve öldü." 617 Yâkubî şunları yazıyor: "Ölmek üzere iken kardeşi Hüseyin'e şunları söyledi: "Kardeşim! Bu üçüncü ve son keredir ki bana zehir verildi. Hiçbiri bu son zehir kadar etkili değildi. Bugün artık öleceğim. Dünyadan ayrıldığım zaman beni Resulüllah'ın yanına defnet. Çünkü hiç kimse benden daha fazla O'na komşu olmaya layık değildir. Ama biri bu hususta sana karşı çıkarsa bir tek damla kan dahi dökülmesine meydan verme..." İbn-i Abdulbirr şöyle yazar: "Hüseyin kardeşi Hasan'ın yanına geldi. Hasan ona şöyle dedi: "Kardeşim! Bugüne kadar üç kere bana zehir verildi. Ama hiçbiri bu seferki kadar etkili değildi. Şu anda ciğerim mahvolmuştur." Hüseyin sordu: "Kardeşim! Sana kim zehir verdi?" Dedi ki, "Niçin soruyorsun? Yoksa onlarla savaşmak mı istiyorsun? Onları Allah'a havale et." Taberi, "Delail'ul İmame" adlı eserinin 61. sayfasında şunları yazar: "Hasan'ın ölüm sebebi Muaviye'nin onu yetmiş kere zehirlemesiydi. Bu girişimlerin hiçbirinde zehir etkisini göstermemişti. So617 el-Müstedrek, c. 6, s. 5
  • HZ. HASAN’IN ZEHİRLENMESİ (4)

    nunda bir adamını Eş'as b. Kays'ın kızı Cude'nin yanına gönderdi. Yirmi bin dinar ve Kûfe'de on parça arazi verdi. Ayrıca Hasan'ın ölümünden sonra oğlu Yezid ile evlendireceğini vaad etti. Kadın Hasan'ı un ve şekere karıştırılmış zehirli altın yongasıyla zehirledi." 618 Taberî, İmam Hasan'a defalarca zehir yedirildiğini, her defasında kurtulduğunu ancak son defasında ciğeri parçalanarak bu parçaların ağzından geldiğini ve bu şekilde dünyadan göçtüğünü yazmaktadır. (Taberî bunu, Ümmü Bekir bint-i Musavver'den rivayet etmiştir). İmam Hasan'ın şehadetindeki bir acı hakikat de şudur: Muaviye Cude'yi ikna etmesi için Mervan b. Hakem'i görevlendirmişti. Halbuki İmam Hasan, Cemel Savaşı'nda esir düşen ve Basra'da bir kadının evinde saklanan Mervan'ı kurtarmak için çok uğraşmıştı. Bu olay Mesudî'de ve İbn-i Esir haşiyesinde ve Şerh-u Nehcü'l Belaga'da ayrıntılı olarak anlatılır. Şerif Razi Nehcü'l Belaga Şerhi'nin 1. cildinin 121. sayfasında şunları anlatıyor: "Anlatıldığına göre, Cemel Savaşı'nda Mervan b. Hakem esir düşer. İmam Hasan ve İmam Hüseyin, Hz. Ali'nin yanında onun için şefaatçilik ederler. Ve İmam da onu serbest bırakır. İmam Hasan ve İmam Hüseyin derler ki: "Mervan sana biat etmek istiyor ey Emirü'l-Mü'minin!" İmam Ali şöyle der: "O bana Osman'ın öldürülmesinden sonra biat etmemiş miydi? Onun eli Yahudi elidir. (Araplar ihanet eden elleri ve düzenbaz insanları yahudi eli olarak nitelendirirler) Şimdi biat eder, biraz sonra biatine ihanet eder. Haberiniz olsun ki, o bir zaman iktidara gelecektir. Ama bir köpeğin burnunu yalaması kadar kısa sürecektir egemenliği... O dört koyunun babasıdır. Bu ümmet onun ve oğullarının sebep olduğu kanlı bir gün görecektir." 618 İmam Hasan'ın Barışı, s. 444, 445
  • HZ. HASAN’IN SON ANLARI

    İmam Hasan'ın durumu ağırlaştığı ve ağrıları şiddetlendiğinde ağrılar içinde kıvranmaya başladı. "Beni evin damına çıkarın da gökyüzünün melekûtunu seyredeyim" dedi. Kendisini dama çıkardılar. Başını göğe kaldırdı ve Rabbine yalvarmaya başladı: "Allah'ım, canımı Sana sunuyor ve mükafatımı Senin katından umuyorum. Bu ise canlar arasında benzerini göremediğim en değerli şeyimdir. Allah'ım, ölüm anında mûnisim ol ve beni mezarda yalnız bırakma!" Ardından şöyle buyurdu: "Onun içeceği (verdiği zehir) tüm vücudumu kuşattı. Allah'a yemin ederim ki, verdiği hiçbir sözü tutmadı ve söylediği hiçbir şeyi de doğru söylemedi." Arkasından Kur'an ayetleri okumaya ve Allah'a yalvarmaya koyuldu. Bu şekilde ruhunu teslim etti. 619 619 Hidayet Önderleri, İmam Hasan'ın Şehadeti bahsi, s. 247
  • HZ. HASAN’IN ŞEHADETİNİN ARDINDAN

    Mervan'ın habercisi Muaviye'ye, İmam Hasan'ın zehirlenerek öldüğü haberini verdi. Muaviye sevincini gizleyemedi. Yüksek sesle tekbir getirdi. Saray halkı da tekbir getirdiler. Muaviye'nin karısı Fahite bu sesler üzerine odasından çıkarak ne olduğunu sordu. Muaviye, İmam Hasan'ın öldüğünü söyledi. Fahite, "Müslümanların Serveri ve Peygamberin kızının oğlu dünyadan ayrıldı demek!" dedi. Muaviye şöyle cevap verdi: "O gerçekten de senin söylediğin gibi idi. Onun için ağlamaları yerindedir." İbn-i Kuteybe bu rivayete şu eklemeleri yapar: "Muaviye Hz. Hasan'ın ölüm haberini alınca sevinç gösterilerinde bulundu ve secdeye kapandı. Yanında bulunan kimseler de secdeye kapandılar. Abdullah b. Abbas olup bitenleri haber alınca Muaviye'nin yanına gitti ve Muaviye'ye şöyle dedi: