MUAVİYE’NİN SALTANAT DÖNEMİ (5)


Tüm bunlardan daha kötü olan durum ise, riyakâr Kur'an kârileri kendilerini zühd ve huşû içinde gösteriş maksatlı ibadete vermiş olanlardı. Bu tabaka hakimler nezdinde bir yer edinmek amacı ile yaptıkları bu işler doğrultusunda yalanlarla insanları kandırıp para, mal, mülk sahibi oldular. Yavaş yavaş uydurma hadisler onları doğru sanan kitlelere ulaştı. Ve onlar da hadislerin doğruluğu zannı ile öğrenip başkalarına rivayet eder oldular. Artık bu hadisler dindar grubun eline de ulaşmıştı. Oysa bu dindarlar, yalanı caiz bilmez ancak doğru bildikleri rivayetleri kabul ederlerdi. Eğer yanlış olduğunu bilselerdi bunları okuyup rivayet etmezlerdi. Hasan b. Ali'nin vefatıyla beraber fitne, şiddet ve bela had safhaya ulaştı." Ebu'l Hasan Medainî de İbn-i Ebi'l Hadid'in rivayetini aynen nakletmiş ve şu açıklamayı yapmıştır: İşler bu minval üzere devam ederken Hasan b. Ali vefat etti. Fitne ve belalar daha da artmaya başladı. Artık Ali'nin sevenlerinden can korkusu ile sesini çıkarmayanlar veya evsiz-barksız kalıp göçebe hâlini alanlardan başka kimse kalmamıştı." 598 Ebul Hasan Ali b. Muhammed b. Ebi Yusuf el-Medaini, "el-Ahdas" kitabında şöyle yazar: "Cemaat yılından (yani İmam Hasan'la Muaviye'nin barış yılı) sonra Muaviye bütün valilerine şu fermanı yolladı: "Ebu Turab (Hz. Ali) ve ailesinin faziletleri hakkında hadis nakledenlerin can güvenlikleri kalmamıştır." Bu fermanın ardından hatipler her bölge ve şehirde her minberde Ali'ye lanet edip, onun ve ailesinin hakkında kötü sözler söylemeye başladılar. Bu dönemde en çok zor durumda alanlar Kûfelilerdi. Zira bu şehirde Hz. Ali'yi seven pek çok kişi yaşıyordu." 599 Muaviye, Muğiyre'den sonra Ziyad'ı Kûfe'ye vali olarak atadı. O da halkı sarayının kapısının önünde toplayıp Ali'ye lanet etmeye zorluyor, bundan kaçınanları kılıçtan geçiriyordu." 600 598 İmam Hasan'ın Barışı, s. 381, 382; İbn-i Ebi'l Hadid, Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 3, s. 15, 16 599 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 15 600 Mesudî, İbn-i Esir hamişinde, c. 6, s. 99