• SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ İMAM ALİ’NİN PERSPEKTİFİNDEN İMAM HASAN’IN BARIŞI (2)

    Ama Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) neden bir gün dahi Muaviye'nin hükümetini kabul etmeye razı olmadığı, oysa İmam Hasan'ın (a.s.) buna razı olduğu yönündeki sorunuza gelince; siz bu ikisini karıştırıyorsunuz. Hz. Ali (a.s.) Muaviye'nin bir gün kendinden sonraki halife ve kendisi tarafından atanmış bir kişi olarak hükümet etmesine razı değildi; fakat İmam Hasan (a.s.) Muaviye'yi kendi yerine halife etmek değil, kendisi kenara çekilmek istiyor. İmam Hasan'ın (a.s.) barışı kenar çekiliştir, taahhüt ediş değil... Bu antlaşmada hilafetin adı bile geçmemiştir, Emirü'lMü'minin'den bahsedilmemiş, Resulüllah'ın (s.a.v.) yerine geçecek olan halifeden söz edilmemiştir. Mevzu bizim kenara çekilmemizdir; işin sorumluluğu onun üzerinedir; fakat şahsen bu işe layık olmayan ama doğru bir şekilde yapmayı taahhüt eden bu adamın, işi doğru bir şekilde yapması şartıyla oluşmuştur bu. O hâlde bu ikisi çok farklıdır. Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.), Muaviye gibi birinin benim tarafımdan ve benim temsilcim olarak bir yerde kalmasına razı olmam buyurmuştur. Böyle bir şeye İmam Hasan (a.s.) da razı değildir ve barış şartları da böyle bir şeyi içermemektedir. Diğer bir sual şudur: Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.) İmam Hasan'a (a.s.) Muaviye'ye karşı nasıl davranması gerektiğiyle ilgili bir vasiyette bulunmuş muydu? Cevap olarak deriz ki: Bugüne kadar Emirü'l-Mü'minin Ali'nin vasiyetlerinde bu konuda bir şey söylediğine rastladığımı hatırlamıyorum; fakat durum açıktı; tarih sayfalarında kalmasa bile durum açıktı; Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.) sonuna kadar Muaviye'yle savaştan yanaydı, hatta Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) durumunun karışık olduğu son dönemlerde bile Hz. Ali'yi (a.s.) rahatsız eden şey Muaviye'nin durumuydu. İmam aslında Muaviye'yle savaşarak onu ortadan kaldırmak gerektiğine inanıyordu. İmam Ali'nin (a.s.) şehadeti Muaviye'yle yeni bir savaşa girmesine engel oldu.
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ

    Nehcü'l Belaga'daki meşhur bir hutbede Hz. Ali'nin halkı cihada davet ettiği ve sonra Sıffin'de öldürülen sâdık ashabını anarak şöyle buyurduğu geçer: "Nerede doğru yolda yürüyüp hak üzere giden kardeşlerim? Nerede Ammar? Nerede İbn Teyhan? Nerede Zu'ş-Şehadeteyn? (Huzeyme b. Sabit el-Ensarî)" İmam sonra ağladı. O bu hutbeyi cuma namazında okuyup insanları hareket etmeye davet etti. Fakat yazıyorlar ki, sonraki cumaya ulaşmadan darbe alarak şehit oldu. İmam Hasan (a.s.) da ilk önce Muaviye'yle savaşmaya kararlıydı, fakat ashabının başında geçenleri görüp onların hazır olmadığına ve iç ihtilaflara dikkat edince savaşmaktan vazgeçip barış yapmaya karar verdi. Yani İmam Hasan (a.s.) bu savaşın utanç verici bir savaş olduğunu, o insanlarla savaşa gitmenin rezillikten başka bir şey olmadığını gördü. "Sabat"ta kendi ashabı gelerek mızraklarla ayağına vurdular. İmam Hüseyin'in (a.s.) hareketinin büyük imtiyazlarında biri, Hazretin tüm şiddet ve sıkıntılar karşısında direnen, iman bakımından güçlü bir çekirdek oluşturmasıydı. Tarih onlardan birinin bile düşman ordusuna sığındığını yazmıyor; fakat tarih düşman ordusundan büyük bir grubun Aşura Günü onlara katıldığını yazıyor; yani İmam Hüseyin'in (a.s.) ashabından bir (veya iki) kişi dışında hiç kimse zaaf göstermemiştir. O da Zahhak b. Abdullah Maşrikî'dir. Zahhak başından beri İmam Hüseyin'e (a.s.) şöyle dedi: "Ben varlığımın size bir yararı olacağını ihtimal verdiğim sürece sizinle birlikteyim; fakat size en küçük bir yararım dokunmayacağını bildiğim anda ayrılacağım. Ben bu şartla sizinle birlikteyim." Zahhak bu şartla İmam Hüseyin'le (a.s.) birlikte gitmeye razı oldu; İmam da kabul etti. Aşura Gününe kadar, o son anlara kadar kaldı. Sonra İmam Hüseyin'in (a.s.) huzuruna gelip, "Ben size koş-
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ (2)

    tuğum şarta göre şimdi gidebilirim; çünkü arktık varlığımın size bir yararı dokunmayacağını hissediyorum" dedi. İmam (a.s.) "Gitmek istiyorsan git" buyurdu. Zahhak'ın hızlı koşan mükemmel bir atı vardı. Atına binip hazırlamak için birkaç kırbaç vurdu. Etrafı sarılmıştı. Bir nokta seçti. Aniden düşmana doğru atını mahmuzladı; fakat saldırmak için değil, düşman ordusunu yarıp kaçmak için. Düşman içine dalıp dışarı çıktı. Bir grup onu takip etti. Tam yakalanmak üzereyken tesadüfen takip edenler arasında bir tanış çıktı; "Ona dokunmayın. O savaşmak istemiyor, kaçmak istiyor" dedi. Onlar da takip etmekten vazgeçtiler. Fakat ondan başka hiç kimse zaaf göstermedi. Ama İmam Hasan'ın (a.s.) ashabı zaaf gösterdiler; rezalet çıkardılar. (İmam Hasan (a.s.) barış yapmasaydı) kendi ashabı tarafından neredeyse utanç verici bir şekilde öldürülecekti. Dolayısıyla bunlar arasında fark vardır. Maksat, Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) yine de savaşmaya kararlı olduğudur; İmam Hasan (a.s.) da ilk başta savaşmaya kararlıydı; fakat Kûfe halkından gördüğü şeyler savaşa devam etmesini engelledi. Hatta İmam Hasan (a.s.) o az sayıda gelip şehrin dışına çıkanlara da "Nuhayle"ye gidin buyurdu. Kendisi de hutbe okuyarak halkı savaşa davet etti. İmam (a.s.) hutbe okuyunca bir kişi bile olumlu cevap vermedi. Bunun üzerine Udey b. Hatem ayağa kalkarak halkı kınadıktan sonra, "Ben hareket ettim" dedi. Udey ve ona bağlı olan bin kişi hareket edince diğerleri de hareket ettiler. Sonra İmam Hasan (a.s) da hareket edip Nuhayle'ye gitti. On gün orada kaldı. Fakat sadece dört bin kişi toplandı. İmam (a.s.) tekrar gelip halkı seferber etti. Bu defa büyük bir kalabalık geldi. Fakat oracıkta zaaf gösterdiler. Başlarından bir grubuna para verdiler, onlar da akşamleyin kaçıp gittiler. Bir grubu başka bir şekilde ve bir grubu da diğer bir şekilde; bunun üzerine İmam (a.s.) artık iftiharla savaşma zemini olmadığını gördü. (ve bu koşullar altında savaşmaktansa sulh yapmayı tercih etti)
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ

    Ayrıca şu sualleri de cevaplamak yerinde olacaktır: Soru: İmam Hasan (a.s.) barış yapamayacak olsaydı tarih, neden barış yaparak antlaşmada kendi şartlarını ileri sürmedin diye Hazret'i kınardı dediniz. Fakat bu söz doğru gözükmüyor; çünkü halk İmam Hasan'a (a.s.) imzalanmış boş bir kâğıdın gönderilmesini bir hile olarak kabul ediyordu; nasılsa ben senin sözlerini kabul etmiyorum, sen istediğini yaz anlamındaydı. Aslında halk Muaviye'yi Hz. Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) zamanında tanımıştı... Cevap: Tesadüfen imzalanmış o boş kâğıtta Muaviye başka bir hile de yapabilirdi. Şöyle ki, İmam Hasan'ın (a.s.) istediği şartların İslamî mi, yoksa gayr-i İslamî şeyler olduğunu çıkarmak için olabilirdi. Çünkü Muaviye kendi durum ve konumu açısından (gerçekte de böyleydi) İmam Hasan'ın (a.s.) ne istediğini bilmek istiyordu. (Bu işi hem İmam Hasan (a.s.) istiyordu, hem de Muaviye) Onun şartlarının kendi yararına mı, Müslümanların yararına mı, olduğunu görmek istiyordu. Biz bütün şartların Müslümanların yararına olduğunu gördük. İmam Hasan (a.s.) bunun dışında ne bir şey yapabilirdi ve ne de yapardı. Siz, halkın bunun hile olduğunu kabul ettiğini diyorsunuz. Halbuki halk, Muaviye'ye "Ne iyi adam!" diyorlardı. (Ve İmam Hasan (a.s)'a da:) "Sözünü söyle de senin ne istediğini görelim" diyorlardı. Acaba, "Yalnız ben halife olayım" mı diyorsun, yoksa başka bir şey mi istiyorsun? Başka bir şey istiyorsan, bu zaten gerçekten Müslümanları saadete ulaştırmaya hazırdır. Halk, Muaviye'yi Hz. Ali'nin (a.s.) döneminde tanıyorlardı diyenler çıkabilir. Aslında halk Muaviye'yi kötü bir adam ama iyi bir yönetici olarak tanıyorlardı. Kûfe halkının gevşemesinin nedenlerinden biri de budur işte.
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ (2)

    Onlar, "Muaviye kötü bir adam olsa da eli altındakilere iyi davranıyor. Şam halkına nasıl davrandığını görmüyor musunuz? Şamlılar ondan ne kadar da razılar!" diyorlardı. Muaviye'yi tanıyanlara göre, o, her ne kadar kötü bir insan olsa da iyi bir yöneticidir. Yönetime o geçecek olursa Kûfe halkıyla diğer insanlar arasında fark gözetmez şeklinde tanımışlardı. Hele bir de Muaviye sabırlı ve tahammüllü bir kişi olarak tanınmıştı. Muaviye'nin siyasi bir sabrı vardı; nitekim tarihçiler, Kûfeliler hakkında siyasi sabrını gündeme geçiremedi, bunu gündeme geçirecek olsaydı manevi açıdan da başarı sağlardı, diye onu eleştirmişlerdi. Muaviye siyasi sabrıyla meşhurdu. İnsanlar gidip ona küfrediyorlardı; o ise gülüyor, sonunda da para veriyor ve onları cezbediyordu. Hükümet için bundan daha iyisi bulunmaz, kötü bir kişi olsa da varsın olsun diyorlardı. İmam Hasan (a.s.) da bu nedenle (barış yapmaya karar verdi; sanki halka diyordu ki:) "Pekâlâ; işleri iyi yapması için biz bu kötü adamı getirdik; görün bakalım beklediğiniz gibi bu kötü adam işleri iyi yapacak mı?" Kesinlikle Muaviye zalim bir yönetici olarak tanınmamıştı; sadece makamperest ve koltuk sevdalısı bir kişi olarak tanınmıştı. Muaviye'yi ve onun nasıl bir yönetici olduğunu gerçekten İmam Hasan'ın (a.s.) barış dönemi tanıttı. Şöyle bir soru da konuşulanlar arasındadır: Barış antlaşmasını İmam Hüseyin (a.s.) da imzaladı mı? Ve acaba İmam Hüseyin (a.s.) İmam Hasan'ın (a.s) barışına itiraz etti mi? Buna cevap olarak şunları söylemekte fayda var: Ben hiçbir yerde İmam Hüseyin'in (a.s.) barış antlaşmasını imzaladığını görmüş değilim; İmam Hüseyin'in (a.s.) imzalamasına gerek yoktu. Çünkü o dönemde İmam Hüseyin (a.s.) İmam Hasan'a (a.s.) tâbi ve teslim olan bir kişiydi. İmam Hasan'ın (a.s.) yaptığı her şeyi kabul ve teyit ediyordu.
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ

    Hatta İmam Hasan'ın (a.s.) barış yapmasına karşı olan bir grup İmam Hüseyin'e (a.s.) gelerek; "Biz bu antlaşmayı kabul etmiyoruz; gelip sana biat edelim mi?" dediler. İmam Hüseyin (a.s): "Hayır; kardeşim İmam Hasan (a.s.) ne yaparsa o benim kabulümdür ve ona tâbiyim" buyurdu. Tarih açısından İmam Hüseyin'in (a.s.) İmam Hasan'ın (a.s.) yaptığı barışa yüzde yüz tâbi olduğu kesindir. (Tarih açısından diyorum; yoksa imamet açısından biz bunları ayıramayız) Yani İmam Hüseyin (a.s.) bu barışa en küçük bir muhalefette bulunduğu ve ben bu barıştan yana değilim diye itiraz ettiğine rastlanılmış değildir ve böyle bir kayıt da herhangi bir yerde mevcut değildir."542 542 Murtaza Mutahari, Ehl-i Beyt İmamlarının Siyasî Tutumları, s. 52-96
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ ANTLAŞMANIN NİTELİĞİNİN TAHLİLİ

    Taberî ve İbn Esir şöyle demişlerdir: "Muaviye altını mühürlediği boş bir sayfayı İmam Hasan'a gönderip altına şu notu düştü: "Seçim senin bu sayfaya istediğin her şartı yazabilirsin." 543 Ancak tarihçiler İmam Hasan'ın o yaprağa ne yazdığını açıklamamışlardır. Anlaşma maddelerine tekrar dönecek olursak, elimizdeki kaynaklarda iki tarafın imzasına sunulan anlaşma metnindeki bazı bölümler şu şekildedir: Madde-1: Allah'ın Kitabı'na, Peygamberin sünnetine ve gerçek halifelerin uygulamalarına uygun amel etmek şartıyla hükümet Muaviye'ye bırakılacak. Madde-2: Muaviye'den sonra hükümet Hasan'ın ona bir şey olur ya da beklenmedik bir gelişme yaşanırsa Hüseyin'indir. Kendisinden sonraki halifeyi seçme hakkı yoktur. 543 Taberî Tarihi, c. 6, s. 93; İbn-i Esir, c. 3, s. 162
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ ANTLAŞMANIN NİTELİĞİNİN TAHLİLİ (2)

    (Yani Hz. Hasan, iktidarı Muaviye'ye sınırsız bir şekilde terk etmiş değildir. Hz. Hasan'ın yaptığı anlaşma Muaviye hayatta olduğu sürece geçerli olacaktır. Ancak daha sonra da izah edeceğimiz gibi Muaviye bu şartların hiçbirisine uymamış ve oğlu Yezid'i veliaht ilan etmiştir). Madde-3: Muaviye namazlarda Emirü'l-Mü'minin'e küfür ve laneti terk etmeli ve Ali'yi ancak iyilikle yâd etmeli. İbn-i Ebi'l Hadid'in Şerh-u Nehcü'l Belaga, 4. cilt, sayfa 115'de, ayrıca, Ebu'l Ferec el-İsfehani'nin Mekatil'ut-Talibiyyin kitabının 26. sayfasında böyle anlatılmaktadır. Ancak diğer tarihçiler bu konuda şöyle der: "İmam Hasan, Muaviye'den Hz. Ali'ye sövmemesini istedi. Muaviye bunu kabul etmedi, fakat İmam Hasan'ın hazır bulunduğu ortamlarda onun duyabileceği şekilde sövülmemesini kabul etti." İbn Esir diyor ki: "Muaviye daha sonra buna bile vefa etmedi." Ve bu gelenek maalesef doksan yıl devam etti. 544 Madde-4: Beş milyon dirhem mal varlığı bulunan Kûfe beytülmalına hükümet dokunmayacak. Muaviye her yıl 2 milyon dirhem Hüseyin'e gönderecek, bağış ve hediyeler konusunda Ben-i Hasim (Haşimoğulları) Ben-i Ümeyye'den imtiyazlı sayılacak. Cemel ve Sıffin savaşlarında Emirü'l-Mümininin safında şehit olanların yakınlarına 1 milyon dirhem dağıtılacak. Ve bu harcamaların tümü Darabcerd bölgesi gelirlerinden karşılanacaktır. 545 Madde-5: Halk, Şam, Irak, Yemen, Hicaz, kısaca Allah'ın yeryüzünün tümünde güvenlikte olacak, ırk ayrımı olmayacak. Muaviye onların hatalarını görmezlikten gelecek. Hiç kimseyi geçmiş hataları için cezalandırmayacak. Irak halkına yönelik eski kinini terk edecek. 546 544 İmam Hasan'ın Barışı, s. 89 545 Medainî, Şerh-u Nehcü'l Belaga, c. 4, s. 8; Feth'ul Bari, Sahih-i Buhari şerhi; İbn-i Akil, en-Nesayih'ul Kafiye, s. 156; Biharu'l Envar, c. 10, s. 115; Umdet'ut-Talib, İbn'ul Muhenna, s. 52; Ayan'üş-Şia, c. 4, s. 43; Ebu'l Ferec el-İsfahanî, Mekatil'ut-Talibiyyin, s. 26 546 Mekatil'ut-Talibiyyin, s. 26; Nehcü'l Belaga Şerhi, c. 4, s. 15; Biharu'l Envar, c. 10, s. 101;
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ

    Maddenin devamı şöyledir: "Ali dostları her yerde emniyet ve huzur içinde olacak, taraftarlarına eziyet edilmeyecek, can, mal, namus ve evlatları için endişede olmayacaklar, kimse onları takip etmeyecek, zarar vermeyecek, hak sahibinin hakkı kendisine ulaşacak ve ellerindekiler geri alınmayacaktır." 547 "Hasan b. Ali, kardeşi Hüseyin b. Ali ve Allah Resulü'nün Ehl-i Beyt'inden hiçbirine gizlide veya açıkta suikast tertiplenmeyecek, İslam âleminin hiçbir yerinde korku ve tehdit altında kalmayacaklar." 548 Suyutî anlaşma şartlarına, "hilafetin Muaviye'nin ölümü halinde Hasan'a iade edilmesi" maddesini de ekler. Aynı madde el-İmame ve's-Siyase'de de geçmektedir. 549 Ancak diğer bazı kaynaklarda ise şöyle geçmektedir: "Muaviye kendinden sonra kimseyi yerine tayin etmeyecek, aksine bu iş ondan sonra Müslümanların şûrası ile tesbit olunacaktır." 550 Ancak her ne şekilde olursa olsun Muaviye zaten bu şarta hiçbir şeklide riayet etmemiş, hükümete geçtikten kısa süre sonra oğlu Yezid'i veliaht olarak tayin etmiştir. İbn-i Kuteybe şöyle yazıyor: "Daha sonra Muaviye'nin elçisi Abdullah b. Amir, İmam Hasan'ın şartlarını olduğu gibi Muaviye'ye yazıp gönderdi. Muaviye hepsini kendi el yazısı ile bir sayfaya yazıp mühürledi. Sağlam taahhüt ve yeminlerle anlaşmayı teyit etti, Şam ileri gelenlerinin hepsini şahit gösterdi. Ve tekrar elçisi Abdullah'a gönderdi. O da İmam Hasan'a teslim etti. 551 Dineverî, s. 200 547 Taberî, c. 6, s. 97; İbn-i Esir, c. 3, s. 166; Mekatil'ut-Talibiyyin, s. 26; Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 15 548 Biharu'l Envar, c. 10, s. 115; en-Nesayih'ul Kafiye, s. 156 549 el-İmame ve's-Siyase, c. 1, s. 140 550 Savaik, s. 136 551 el-İmame ve's-Siyase, s. 200
  • SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ (2)

    Diğer tarihçiler Muaviye'nin anlaşmanın sonuna eklediği ve ahdine vefa edeceğine dair Allah'a yemin ettiği metni şu şeklide yazmışlardır: "Allah'a ve Allah'ın kullarını bağlı olmaya mecbur kıldığı her şeye yemin olsun ki, Muaviye b. Ebu Süfyan bu anlaşmanın maddelerine uyacaktır." Bu anlaşma en sahih rivayetlere göre Hicri 41 yılının cemaziyelevvel ayının ortasında gerçeklemiştir. 552 552 Biharu'l Envar, c. 10, s. 155