• SÜNNİ VE EHL-İ BEYT ÂLİMLERİ ARASINDAKİ `PEYGAMBERİN EŞLERİ DAHİL Mİ’ TARTIŞMASI

    Bu ayetin Peygamberin (s.a.v.) hanımları ile ilgili olduğu konusunda söylenenlerle ilgili Ehl-i Beyt ve Sünni âlimlerin görüşlerini Allame Abdul Hüseyin Şerefuddin'in eserinden verelim: 293 Sünni âlimler, "Önceki ayetler Peygamberin (s.a.v.) eşleri hakkındadır. O halde bu ayet de önceki ayetler gibi Peygamberin (s.a.v.) eşleri hususundadır. Zira ayetlerin akışı ve zuhuru bunu gerektirmektedir" diye iddia etmektedirler. Ehl-i Beyt âlimleri buna cevap olarak, `bu nas karşısında içtihat etmek demektir', diyorlar. Zira içtihat sahih nasların olmadığı zaman söz konusu olur. Ama bu hususta mütevatir hadisler ile sarih naslar mevcuttur. O halde içtihat etmek doğru değildir. Ehl-i Beyt âlimleri bu konuda şunu da söylemektedirler: Eğer bu ayet de önceki ayetler gibi Peygamberin (s.a.v.) eşleri hakkında olsaydı cümleler arasında teniz zamirine riayet edilmesi gerekirdi. 293 s.12-14
  • SÜNNİ VE EHL-İ BEYT ÂLİMLERİ ARASINDAKİ `PEYGAMBERİN EŞLERİ DAHİL Mİ’ TARTIŞMASI (2)

    Yani "ankum ve yutahhirukum" kelimesi yerine "ankunne ve yutahhirukunne" denilmesi gerekirdi. Nitekim Peygamberin (s.a.v.) hanımları hakkında olan önceki ayetlerde müennes kipi kullanılmıştır. O halde hitap kiplerinin müzekker lafzı sûretinde kullanılması bu inancın bâtıl olduğunun delilidir. 3- Ehl-i Beyt âlimleri şu hususa da değinmektedirler: Arapçada sözün güzellik ve belagatine sebep olan cihetlerden biri de birbiriyle irtibatı olan iki cümle arasında yabancı bir cümlenin yer almasıdır. Kur'an'da bu mesele oldukça fazla görülmektedir. Örneğin, Allah-u Teala Mısır azizinin karısına olan hitabını anlatırken şöyle buyuruyor: "(Kocası) doğrusu bu, sizin düzeninizden (biri) dir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür, dedi. Yusuf sen bundan yüz çevir. Sen de (kadın) günahın dolayısıyla bağışlanma dile." 294 Bu ayetlerdeki "Yusuf Sen bundan yüz çevir" ayeti önceki ve sonraki ayetlere yabancı bir ayettir. Yani onlardan ayrı bir cümledir. Yine, şu ayet: "(Belkıs) dedi ki: Gerçekten hükümdarlar bir ülkeye girdikleri zaman orasını bozguna uğratırlar. Ve halkından onur sahibi olanları hor ve aşağılık kılarlar. İşte onlar böyle yaparlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de bir bakayım elçiler neyle dönerler." 295 Bu ayette geçen, "işte onlar böyle yaparlar" ifadesi önceki ve sonraki ayetlere yabancı bir ayettir. Zira bu ayet Allah'ın kelamıdır ki, Belkıs'ın sözleri arasında yer almıştır. Yani Allah Belkıs'ın sözünü naklettikten sonra onu tasdik eder mahiyette "işte onlar böyle yaparlar" buyurmaktadır. "Hayır, yıldızların yer (mevki)lerine yemin ederim. Şüphesiz eğer bilirseniz bu gerçekten büyük bir yemindir. Hiç tartışmasız bu Kur'an-ı Kerim'dir." 296 294 Yûsuf, 28-29 295 Nahl, 34-35 296 Vâkıa, 75-77
  • SÜNNİ VE EHL-İ BEYT ÂLİMLERİ ARASINDAKİ `PEYGAMBERİN EŞLERİ DAHİL Mİ’ TARTIŞMASI (3)

    Görüldüğü gibi, "şüphesiz eğer bilirseniz bu gerçekten büyük bir yemindir" ayeti önceki ve sonraki ayete yabancı bir ayettir ki bu ayetin kendisi de yabancıdır. Yani onunla ilgisi yoktur. Yabancı ayet yabancı ayet içerisinde gelmiştir. Arapça'da buna "muterize cümlesi" denmektedir. Yani Tathir ayeti de Resûlullah (s.a.v.)'in eşleri hakkında nâzil olan ayetler arasında "muterize" olarak yer almıştır. Tathir ayetinin mezkur ayetler arasında "muterize" olarak yer almasının nüktesi ise; beş mukaddes zatın makamına gösterilen inayet ve teveccühtür. Yani Allah-u Teala Peygamberinin (s.a.v.) diliyle bir takım emir ve nehiylerde bulunuyor ve Resûlullah'ın (s.a.v.) eşlerine öğüt ve nasihatlerde bulunuyor. Çünkü Allah Peygamberin (s.a.v.) eşlerinin Ehl-i Beyt'in kınanmasına, lekelenmesine veyahut münafıkların bunlara dil uzatmalarına vesile olmalarını istemiyor. Yani bu beş mukaddes zatın takva, iffet ve şerafet dergahı her türlü kötülük pislik ve uygunsuzluklardan beri ve münezzeh olmalıdır. Gerçekten de bu mesele Kur'an'ın mucizesinden ve apaçık belagat örneklerinden biridir. Eğer bu muterize cümle ayetlerin arasına getirilmeseydi Kur'an'ın bu yönü kâmil olmayacaktı. Sünni âlimlerden Allame İbn-i Hacer-i Heysemî'nin "Es-Savâik" adlı kitabında Sa'lebi'den naklen yazdığına göre "Ehl-i Beyt'ten maksat Haşimoğulları'dır" diye iddia edenler vardır. Sünni, Sahih-i Müslim'de ve Camiu'l-Usûl'de şöyle rivayet edilir: "Hasin b. Semure, Zeyd b. Erkam'a: "Hz. Peygamberin (s.a.v.) hanımları da Ehl-i Beyt'ten midir?" diye sorduğunda Zeyd şöyle dedi: "Allah-u Teala'ya and olsun ki hayır; çünkü kadın bir müddet eşiyle olur, boşanınca babasının evine döner ve babasının ailesine katılır, böylece kocasından bütünüyle kopar. Peygamber-i
  • SÜNNİ VE EHL-İ BEYT ÂLİMLERİ ARASINDAKİ `PEYGAMBERİN EŞLERİ DAHİL Mİ’ TARTIŞMASI (4)

    Ekrem'in (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i kendisine sadaka verilmesinin haram olduğu kimselerdir. Onlar hangi eve gitseler, nereye gitseler Hz. Peygamberin Ehl-i Beyt'i olmaktan çıkmazlar." Yani Ben-i Hâşim olanların sadaka almamalarından yola çıkarak bu hadisi de kendilerine dayanak göstermektedirler. Ehl-i Beyt âlimleri buna cevap olarak: Sahih-i Müslim'de bu rivayetin yer aldığı bölüme bakacak olursanız bu olayın mezkur ayetin tefsiri ile hiçbir ilgisinin olmadığı anlaşılır, demektedirler. Belki Zeyd b. Erkam'a sorulan soru Resûlullah'ın (s.a.v.), "Ben sizlere iki değerli şey bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız müddetçe asla sapmazsınız. Bunlar Allah'ın kitabı ve benim Ehl-i Beyt'imdir" hadisi ile ilgilidir. Hakikatte ona bu hadisteki Ehl-i Beyt'ten maksadın kimler olduğu sorulmuştur. O da nakledildiği şekilde cevap vermiştir. Eğer "Zeyd'in beyanı ayet-i kerimenin tefsiri ile alakalıdır" denirse, Zeyd'in bu tefsiri (ki reyine göre yapılan tefsirdir) apaçık deliller ile sahih nas ve mütevatir hadisler ile boy ölçüşür. Bu konuda bir de, Ehl-i Beyt kavramını tamamen genişleterek, "Resûlullah (s.a.v.)'in eşleri, köle ve cariyeleri, kadın-erkek bütün akrabası, Resûlullah (s.a.v.)'e hizmet eden, O'na uyup, O'nun yolundan ayrılmayan herkes Ehl-i Beytin içine girer" diyenler vardır. 297 297 Habib-i Şirbini, Tefsir, c. 3, s. 230
  • ÖZELLİKLE “BEŞ KİŞİ”NİN İŞARET EDİLMESİNİN HİKMETİ

    Ehl-i Sünnet âlimlerince Ehl-i Beyt kavramının içine Âl-i Abâ olan beş kişinin dışındaki kişilerin de dahil edilmesi ile ilgili olarak bir de şunu belirtmeliyiz: Ehl-i Beyt âlimlerinden Allame Abdu'l-Hüseyin Şerefuddin'in rivayeti: "Ve yine eğer Peygamber (s.a.v.), Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin'den (a.s.) başkasını da kastetmiş olsa idi şöyle buyurması gerekirdi: `Allah'ım bunlar benim Ehl-i Beyt'imdedir.' Yani tab'iz için olan `min' lafzını kullanırdı. O zaman da manası şöyle olurdu: `Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imin bir parçasıdır.' Ama Resûlullah böyle buyurmadı. `Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir' buyurdu." 298 Resûlullah'ın (s.a.v.) hayatında Ehl-i Beyt kavramının içini yalnızca Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ile doldurması bir şeyin işaretidir. 298 Allame Abdu'l-Hüseyin Şerefuddin, s. 15
  • ÖZELLİKLE “BEŞ KİŞİ”NİN İŞARET EDİLMESİNİN HİKMETİ (2)

    Ehl-i Beyt âlimlerinden Lenkarani bu noktada şu yorumu yapmaktadır: "Bu ayetin amacı, İslam'ın geleceğini kurumsallaştırmaktır." 299 Resûlullah (s.a.v.), Kendinden sonra İslam dinini emanet ettiği beş kişiyi ifade etmektedir. "Beş kişiyi işaret eden hadisler" İslam'ın gelecekteki rehberlerini tanıtmak hedefi üzeredir." 300 Tefsir-i Burhan'da İmam Sâdık (a.s.)'dan şöyle bir rivayet yer almaktadır: "Allah'ın Resulü (s.a.v.) sessiz kalarak Ehl-i Beyt'i tanıtmamış olsa idi, filanın oğlu yahut falanın oğlu Tathir ayetinin kendilerini de içine aldığını yahut sadece kendileri ile sınırlandırılmış olduğunu iddia edeceklerdi." 301 Kaldı ki, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) açıkça ve defalarca beyan etmesine rağmen çeşitli iddialar ortaya atılarak Ehl-i Beyt'in kapsamı beş kişinin dışına taşınmak istenmiştir. Sünni İbn Meğazalî, Ebu Said El-Hudrî'den şöyle rivayet etmektedir: "Şanı yüce olan Allah'ın buyurmuş olduğu şu ayetteki, "İki denizi birbirine kavuşmak üzere bırakıverdi. Fakat, ikisi arasında hadlerini tecavüz ve hususiyetlerini ifna etmeye mâni bir berzah vardır... bu iki denizden inci ve mercan çıkar" 302 `İki deniz'den maksat Ali ve Fâtıma'dır. İkisi arasında duran berzah ise Resûlullah'tır (s.a.v.). İki denizden çıkan inci ve mercan ise Hasan ve Hüseyin'dir." 303 299 Ayetullah Uzma Muhammed Fazıl Lenkaranî, Ehl-i Beyt, s. 89 300 a. g. e., s. 91 301 Tefsir-i Burhan, c. 3 302 Rahman, 19-22 303 Ebu'l-Hasan Ali bin Muhammed ibn Meğazilî, Menakib-ü Ali bin Ebi Tâlib Aleyhisselam, s. 339, Sünni bir eserdir
  • EHL-İ BEYT CENNETTEKİLERİN EN İYİSİDİR

    Sünni Abdurrahman bin El-Kemal Celaleddin El-Suyûtî, Durrü'l-Mensur kitabında, (c. 1, sy. 147) şunları yazmaktadır: Ayet-i kerimede "Adem, Rabbinden bir takım kelimeler telakki etti ve alıp hıfzetti. Bu kelimelerle tevbe edip yalvardı" buyurulur. 304 Abdullah bin Abbas, Resûlullah (s.a.v.)'e sordu ki: `Adem, Allah'a hangi kelimelerle yalvardı da O'nu bağışladı?' Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: Adem, Allah'a şöyle yalvarmıştı: `Ey Rabbim, Muhammed (s.a.v.), Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) hakkı için Beni bağışla.' Allah da bu yalvarışından dolayı O'nun tövbesini kabul etti." Bihârü'l-Envâr'dan: Bir adam kendisinin Ehl-i Beyt'in gerçek taraftarlarından olup olmadığını öğrenmek için hanımından Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yanına giderek bu konu hakkında bilgi almasını istedi. 304 Bakara, 37
  • EHL-İ BEYT CENNETTEKİLERİN EN İYİSİDİR (2)

    Kadın Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gidip durumunu anlattığında Hz. Fâtıma (a.s.) o kadına şöyle buyurdular: "Kocana de ki, eğer emrettiğimiz şeyleri yerine getiriyor, sakındırdığımız şeylerden de uzak duruyor isen bizim taraftarlarımızdansın, aksi takdirde bizim taraftarlarımızdan değilsin." Kadın evine dönerek Hz. Fâtıma'nın (a.s.) sözlerini kocasına iletti. Kocası, Fâtıma'nın (a.s.) sözlerini duyar duymaz üzüntüden ıstırapla şöyle feryad etti: "Vay benim hâlime! İnsan günah ve hataya bulaşmayabilir mi? Durum böyle ise o zaman ben daima cehennem ateşinde yanacağım. Çünkü onların tarafından olmayan kimse, ebedi olarak cehennemde kalacaktır." Kadın tekrar Hz. Fâtıma'nın (a.s.) huzuruna gelerek kocasının üzüntüsünü ve sözlerini anlattı: Hz. Fâtıma (a.s.) şöyle buyurdular: "Kocana de ki, durum düşündüğü gibi değildir. Bizim taraftarlarımız cennet ehlinin en iyileridir. Bizi seven, dostlarımızı dost edinen ve düşmanlarımızla düşman olan herkes cennet ehlidir. Ama kalbi ve diliyle, biz Ehl-i Beyt'e teslim olmasına rağmen emir ve nehiylerimize uymayıp günah işleyen kimse bizim taraftarlarımızdan olamaz. Ama yine de onlar, bela ve musibetler vasıtasıyla, kıyamet gününü çeşitli zorlukları veya cehennemin üst tabakasında azabı tatmakla günahlardan arındırıldıktan sonra, bize olan iman ve muhabbetlerinden dolayı onları oradan kurtarıp kendi yanımıza götüreceğiz." 305 Sünni Suyûti'nin eserinden bir rivayet şöyledir: İbn-i Abbas Resûlullah'ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor: 305 Bihârü'l-Envâr, c. 68, s. 155
  • EHL-İ BEYT CENNETTEKİLERİN EN İYİSİDİR (3)

    "Allah-u Teala halkı iki kısma taksim etti, Beni de onların en iyisinde kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor: "Ashab-ı Yemin, ne (kutludur o) Ashab-ı Yemin." 306 Yine buyuruyor ki:"Ashab-ı Şimal, ne (mutsuzdurlar o) Ashab-ı Şimal." 307 Ben Ashab-ı Yemin'den ve onların en üstünüyüm. Daha sonra Allah-u Teala onları üç gruba taksim etti ve Beni onların en üstünü kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor: `İşte o Ashab-ı Meymene olanlar, ne (kutlu) Ashab-ı Meymene'dir. Ashab-ı Meş'eme olanlar da ne (mutsuz ve uğursuz) Ashab-ı Meş'eme'dir. Yarışıp öne geçenler de öne geçmiş öncülerdir.' 308 Ben öne geçmiş öncülerden ve onların en üstünüyüm. Daha sonra o üç kısmı kabilelere taksim etti ve Beni onların en iyisinde karar kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor: `Ey insanlar! Gerçekten biz sizi bir erkek ve dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler olarak kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en üstün (kerim) olanınız takvaca en ileride olanınızdır.' 309 Ben Adem ve evlatlarının takvaca en ileride olanı ve onların en üstünüyüm. Ama bununla iftihar etmiyorum. Daha sonra o kabileleri ailelere taksim etti ve Beni en üstün ailede kıldı. Nitekim şöyle buyuruyor: `Şüphesiz, Allah siz Ehl-i Beyt'ten kir ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak istiyor.' 310 Bu yüzden ben ve Ehl-i Beyt'im günah ve masumiyetten masumuz." 311 306 Vâkıâ, 27 307 Vâkıâ, 41 308 Vâkıa, 8-10 309 Hucûrat, 13 310 Ahzab, 33 311 Ed-Durrü'l-Mensur, c. 5, s. 199
  • EHL-İ BEYT’İ SEVMENİN ÜSTÜNLÜKLERİ

    Sünni Zemahşerî'nin eseri Keşşaf'dan: "Bilin ki, kim Âl-i Muhammed'in (Ehl-i Beyt) sevgisi üzere (onların hâlleri ile hâllenerek) ölürse şehit olarak ölmüştür. Bilin ki kim Âl-i Muhammed'in sevgisi ile ölürse, günahları bağışlanmış olarak ölmüştür. Bilin ki kim, Âl-i Muhammed'in sevgisi üzere ölürse tevbe etmiş olarak ölmüştür. Bilin ki kim Âl-i Muhammed'in sevgisi üzere ölürse iman-ı kâmil bir mü'min olarak ölmüştür. Bilin ki kim, Âl-i Muhammed'in sevgisi üzere ölürse ölüm meleği, sonra da Nekir ve Münker onu cennetle müjdeler. Bilin ki kim Âl-i Muhammed'in sevgisi üzere ölürse, gelinin kocasının evine uğurlandığı gibi o da cennete uğurlanır." 312 312 Zemahşerî, Keşşaf, c. 4, s. 220