• TATHİR AYETİNİN ÂL-İ ABÂ İLE İLGİLİ OLDUĞU BAŞKA EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA DA YER ALMAKTADIR (4)

    Sonra Ben abaya doğru ilerledim ve: `Selam Sana ey babacığım, ey Allah'ın Resulü (s.a.v.) acaba Benim de sizinle birlikte abanın altında olmama izin verir misiniz?' dedim. Resûlullah (s.a.v.): `Sana da selam olsun ey kızım ve ey vücudumun parçası, Sana da izin verdim' diyerek karşılık verdi. Ben de abanın altına girdim. Hepimiz abanın altına toplandığımızda babam Resûlullah (s.a.v.) abanın iki yanından tutup sağ eliyle göğe doğru işaret etti ve dedi ki: `Ey Allah'ım, bunlar Benim Ehl-i Beyt'im ve Benim özel yakınlarımdır. Bunların eti benim etimdendir ve kanları benim kanımdandır; bunları inciten şey Beni de incitir, bunları üzen şey Beni de üzer. Ben bunlarla savaşanlarla savaşırım ve bunlarla sulh içinde olanlarla sulh içindeyim; bunların düşmanlarına düşmanım ve bunları sevenleri severim; bunlar hakikaten Bendendirler ve Ben de bunlardanım. Allah'ım Kendi rahmet ve bereketini, ihsan ve bağışını Bana ve bunlara indir ve bunlardan her türlü kötülüğü uzak tut ve bunları tertemiz kıl.' Allah buyurdu ki: `Ey Benim meleklerim ve ey göklerde bulunanlar, bina edilmiş gökyüzünü ve döşenmiş yeryüzünü ve aydınlatan ay ve ışık saçan güneşi, dönen her feleki, akan denizi ve dolaşan gemiyi sadece abanın altında olan bu beş kişinin muhabbeti için yarattım.' Cebrail-i Emin: `Ya Rabbi, abanın altında bulunanlar kimlerdir?' diye sordu. Allah (Azze ve Celle): `Onlar Peygamberin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i ve risâlet madenidirler; onlar Fâtıma, Babası, Kocası ve Çocuklarıdır" buyurdu.
  • TATHİR AYETİNİN ÂL-İ ABÂ İLE İLGİLİ OLDUĞU BAŞKA EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA DA YER ALMAKTADIR (5)

    Cebrail: `Ya Rab, yere inip onların altıncısı olmama izin verir misin?' dedi. Allah-u Teala: `Evet izin verdim' dedi. Bunun üzerine Cebrail-i Emin de yere indi ve: `Es-selamu aleyke ya Resûlullah, yüceler yücesi Allah Sana selam gönderiyor, güzel tebrik ve ikramını Sana iletiyor ve Sana buyuruyor ki: `İzzet ve Celâlime and olsun ki, Ben bina edilmiş gökyüzünü ve döşenmiş yeryüzünü ve aydınlatan ayı ve ışık saçan güneşi ve dönen her feleki ve akan her denizi ve dolaşan her gemiyi sadece Sizin hatırınız, Sizin muhabbetiniz için yarattım' dedi. Allah-u Teala Benim de sizinle birlikte olmam için izin verdi. Ya Resûlullah (s.a.v.) Sen de izin veriyor musun?' dedi. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: `Sana selam olsun ey Allah'ın vahyinin emini, evet Sana izin verdim.' Bunun üzerine Cebrail de bizimle birlikte abanın altına girdi ve Babama dedi ki: `Allah size şöyle vahyetmiştir: `Gerçekten Allah siz Ehl-i Beyt'ten her türlü kötülüğü uzak tutmayı ve sizi tertemiz kılmayı istiyor.' Bu sırada Ali (a.s.): `Ya Resûlallah! Bizim bu abanın altında oturmamızın Allah indinde fazileti nedir?' diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: `Beni hak olarak peygamberlikle gönderen ve insanların kurtarıcısı olarak Beni risâleti için seçen Allah'a and olsun ki, bizim bu haberimiz (böylece abanın altında toplanmamız ile ilgili olay) yeryüzünde sevenlerimizden ve dostlarımızdan bir topluluğun bulunduğu herhangi bir toplantıda söylenecek olursa, onlar dağılıncaya kadar mutlaka onlara rahmet iner ve melekler onların etrafını sarar ve onlara Allah'tan bağış dilerler.'
  • TATHİR AYETİNİN ÂL-İ ABÂ İLE İLGİLİ OLDUĞU BAŞKA EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA DA YER ALMAKTADIR (6)

    Ali (a.s.): `O halde Allah'a and olsun ki biz saadete kavuştuk ve Kâbe'nin Rabbine and olsun ki, bizim sevenlerimiz de mutluluğa kavuştular.' Tekrar Hz. Peygamber (s.a.v.): `Ey Ali! Beni hak üzere peygamber olarak gönderen ve insanların kurtarıcısı olarak risâleti için Beni seçen Allah'a and olsun ki, bizim bu haberimiz bizim sevenlerimizden bir topluluğun bulunduğu herhangi bir mecliste söylenirse ve onların içerisinde müşkülü olan birisi olursa Allah mutlaka giderir; onların içerisinde gamlı biri olursa Allah onun gamını bertaraf eder ve onların içerisinde bir ihtiyacı olan olursa Allah onun ihtiyacını giderir' dedi. Bunu duyunca Ali (a.s.): O zaman Allah'a and olsun ki, biz mutluluk ve saadete kavuştuk ve Kâbe'nin Rabbine and olsun ki, bizim sevenlerimiz de dünyada ve ahirette mutluluk ve saadete kavuştular." 281 281 Ayrıca aynı hadis, Abdullah Bahrani, Evâlimü'l-Ulum ve'l-Maarifet, c. 11, s. 635-642
  • EHL-İ BEYT’İN KİMLER OLDUĞU İLE İLGİLİ HADİSLER

    Hâkim, Mecmâü'l-Beyan'ında şu hadisi nakleder: Peygamber (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Allah (c.c.), peygamberleri muhtelif şecerelerden yaratmıştır (her birini bir şecereden) ama Beni ve Ali'yi bir şecere ve ağaçtan yaratmıştır. Ben o ağacın kökleri mesabesindeyim. Ali ise o ağacın gövdesi. Fâtıma ise o ağacın meyve vermesine bir vesiledir. Hasan ve Hüseyin de bu ağacın meyveleridir. Bize tâbi olanlar da bu ağacın yapraklarıdır. Bu ağacın dallarından birine tutunan kurtuluşa erer. Onu terk eden ve ondan uzaklaşan kimse de helak olur. Birisi tam üç bin yıl Allah'a ibadet dahi etse riyazet ve ibadet sebebiyle su kırbası gibi kupkuru da olsa bizim aileyi sevmediği müddetçe Allah onu yüzü üstü ateşe atacaktır." Resûlullah (s.a.v.) daha sonra meveddet ayetini tilavet buyurdu.
  • EHL-İ BEYT’İN KİMLER OLDUĞU İLE İLGİLİ HADİSLER (2)

    Sünni İbn-i Ebi Şeybe, Abdurrahman b. Avf'dan müstened olarak şöyle nakletmiştir: "Peygamber (s.a.v.) Mekke'nin fethinden sonra Taif şehrini fethetmek için on sekiz veya on dokuz gün bu şehri kuşattı ama Taif fethedilemedi. Bu sırada bir gün veya bir gece yürürken durup: Ey insanlar! (Benim ölümüm yaklaşıyor), itretime iyilik etmenizi tavsiye ediyorum, Kevser havuzunda Bana kavuşacaksınız, nefsimi dinde tutan (Allah'a) and olsun." 282 "Önce en yakın akrabanı uyar." 283 Tefsir kitaplarında bu ayetin nüzul sebebi olarak şu açıklamalar vardır: "Resûlullah (s.a.v.) Abdulmuttaliboğullarını davet ederek onlara yemek yedirdi ve sonra onlara yönelerek buyurdu ki: `Ey Abdulmuttalib oğulları! Vallahi Araplar arasında Benim size getirdiğim şeyden daha hayırlısını getiren bir genç tanımıyorum; Ben sizin için dünya ve ahiretin hayrını getirdim. Allah-u Teala, sizi kendisine davet etmemi emretti Bana; o halde bu konuda hanginiz Benim kardeşim, vasim ve halifem olması için Bana yardımda bulunacak?' Oradaki hiç kimse bu daveti kabul etmedi. O sırada Ali (a.s.), `Ben' dedi. `Ya Resûlallah! Bu hususta Senin yardımcın olacağım.' Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) Ali (a.s.)'ın boynundan tutarak buyurdu ki: Bu Benim kardeşim, vasim ve sizin aranızda halifemdir; O'nu dinleyin ve O'na itaat edin." 284 Sünni eserlerden El-Ma'rifet-ü ve't-Tarih kitabında (c. 1, s. 536) şu hadis vardır: 282 İbn-i Ebi Şeybe, c. 14, s. 508 ve yine Sünni İbn-i Asakir'in Tarih-i Dimaşk adlı eserinden, s. 2, 875 no'lu hadis aynıdır). 283 Şuara, 214 284 Sünni Taberî, Tarih-i Taberî, c. 2, s. 217; ve Muttaki Hindi'nin Kenzü'l-Ummal, c. 13, s.131'de aynı hadis rivayet edilmektedir
  • EHL-İ BEYT’İN KİMLER OLDUĞU İLE İLGİLİ HADİSLER (3)

    Peygamber (s.a.v.) Allah'ın Kitabı'nı tanıttıktan ve ona sarılmanın farz olduğunu bildirdikten sonra şöyle buyurdu: "Ehl-i Beyt'im hakkında size Allah'ı hatırlatıyorum" dedi ve bunu üç defa tekrar etti. Sünni tarih kitaplarından El-Marifet-ü ve't-Tarih'den, Ebuzer Gifarî rivayet ediyor: "Size sadece Resûlullah'tan (s.a.v.) duyduğumu anlatacağım. Peygamberden (s.a.v.) buyurdu ki: Ey insanlar, aranızda iki değerli emanet bırakıyorum; Allah'ın Kitabı ve itretim, Ehl-i Beyt'im. Bunların biri öbüründen daha üstündür, o da Allah'ın Kitabı'dır. Bunlar havuzun başında Bana gelip çatıncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Bunlar Nuh'un gemisine benzer, binmeyen ise boğulur." 285 Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Yıldızlar, yeryüzündekilere boğulmaktan güvencedir. Ehl-i Beyt'im de ümmetime ihtilafa düşmekten güvencedir; dolayısıyla, Arap kabilesinden birisi Ehl-i Beyt'ime muhalefet edecek olursa ihtilafa düşer ve iblisin partisi olur." 286 Sünni Buhari'de şu rivayet vardır: "Resûlullah (s.a.v.) bir gün Hz. Ali (a.s.), Hz. Fâtıma (a.s.), Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) ile oturduğu bir sırada buyurmuştur ki: "Allah'ım bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir. Allah'ım! Onlarla düşman olana düşman ol, onlarla dost olana dost ol!" 287 Sünni Tirmizi'nin Sünen'inde, Hz. Ali (a.s.) Resûlullah'tan şöyle buyurmuştur: 285 El-Marifet-ü ve't-Tarih, c. 1, s. 538 286 Hakim, Müstedrek, c. 3 s. 149 ve Sünni Muttaki Hindi'nin Kenzü'l-Ummal, c. 12, s. 96'da aynı hadis yer almaktadır 287 Buhari, Tarihu'l-Kebir, c. 2, s. 166-167
  • EHL-İ BEYT’TEN MAKSADIN RESÛLULLAH’IN EŞLERİ DE OLDUĞU İDDİASI

    Resûlullah (s.a.v.)'in hadislerinde sabittir ki, Ehl-i Beyt; Hz. Fâtıma, Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Resûlullah'tır (s.a.v.). Ancak farklı eserlerde, Ehl-i Beyt'in kapsamına Resûlullah (s.a.v.)'in eşleri ve hatta Hâşimoğulları'nın dahi dahil olduğu iddiaları vardır. Tathir ayeti sadece Resûlullah (s.a.v.), Hz. Fâtıma (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) hakkında nâzil olduğu ile ilgili hadisleri daha önce vermiştik. Peygamberimizin (s.a.v.) hanımlarından, ayetin evinde nâzil olduğu Ümmü Seleme ve Hz. Aişe, Ehl-i Beyt denilince bu 5 kişi ile sınırlı olduğunu defalarca vurgulamışlardır. Sünni İbn Kesir-i Şafii, Hz. Aişe ile ilgili şu rivayeti aktarır: İbn Hatim der ki: "Bana babam Avam ibn Havşeb'den nakletti ki, onun amcası şöyle demiş: Babamla beraber Hz. Aişe'nin yanına gittik. Ben O'na
  • EHL-İ BEYT’TEN MAKSADIN RESÛLULLAH’IN EŞLERİ DE OLDUĞU İDDİASI (2)

    Hz. Ali (a.s.)'dan sual ettiğimde Hz. Aişe dedi ki: `Sen Bana insanların arasında Resûlullah (s.a.v.)'in en çok sevdiği birinden sual ediyorsun. O'nun nikahı altında Peygamberin (s.a.v.) kızı vardı ve O Peygamber (s.a.v.) insanların en sevgilisi idi. Ben Hz. Peygamberin (s.a.v.) Ali'yi, Fâtıma'yı, Hasan ve Hüseyin'i çağırıp üzerlerine elbisesini attığını, sonra `Allah'ım Benim evimin halkı işte bunlardır onların eksikliğini gider ve onları tertemiz kıl' diye dua ettiğini gördüm.' Hz. Aişe der ki: Ben Hz. Peygambere (s.a.v.) yaklaşıp, `Ey Allah'ın Resulü! Ben Senin evinin halkından değil miyim?' dedim. Hz. Peygamber; `Sen bir kenara çekil çünkü Sen Benim için seçilmişsin' dedi." 289 Ümmü Seleme ise farklı rivayetlerde, Tathir ayetinin kendi evinde indiğini ancak Resûlullah (s.a.v.)'in kendisini tıpkı Hz. Aişe'ye dediği gibi, örtünün altına almadığını belirtmiştir. Ebu Bâsir, İmam Sâdık (a.s.)'dan sahih bir hadisle şöyle nakletmektedir: İmam-ı Sâdık (a.s.) şöyle buyurmuştur: "(Allah, yalnız siz Ehl-i Beyt'ten...) ayeti indiği zaman Ali, eşi ve çocukları Ümmü Seleme'nin evinde idiler. Peygamber (s.a.v.) onları bir parçanın altına alarak arz etti: `Allah'ım! Her peygamberin nübüvvetinin terazisi olan seçkin zümreden özel yakınları vardır. Bu terazi Benim nübüvvetimin içinde bu seçkin Ehl-i Beyt'imin dışında hiç kimse değildir.' Ümmü Seleme (a.s.) dedi ki: `Ey Allah'ın elçisi, yalnızca bu birkaç kişi mi? Yoksa Ben Senin Ehl-i Beyt'inden değil miyim?' şöyle buyurdu: `Benim Ehl-i Beyt'im ve nübüvvetimin terazisi Ali, Fâtıma, Hasan ve Hüseyin'dir." Ancak; Emirü'l-Mü'minînin, "Onların tutumu neticesinde, biz tamamen halkın hafızasından silindik" 290 ifadesinde kastettiği gibi, 289 İbn Kesir, c.12, s. 6524 290 İbn-i Ebi'l-Hadid, Nehcü'l-Belağa Şerhi, c. 9, s. 28-29
  • EHL-İ BEYT’TEN MAKSADIN RESÛLULLAH’IN EŞLERİ DE OLDUĞU İDDİASI (3)

    Resûlullah'ın (s.a.v.) rıhletinden hemen sonra yaşanan gelişmeler göstermiştir ki; Ehl-i Beyt kavramının içi farklı şekillerde doldurulmak istenmiştir. Bu ayet-i kerime Allah Resulü'nün eşleri ile ilgili ayetlerin içinde yer aldığı için "Ehl-i Beyt" kavramının içine Resûlullah'ın (s.a.v.) eşlerinin de girdiğini kabul edenler vardır. Nişaburi, Mukatil, Suyûti bunlardandır. Mukatil, İmam Ali (a.s.)'a karşı şahsi kinini ve düşmanlığını açıkça dile getiren bir kişi idi. Allah'ı insan şekline benzeten bir itikadı vardı. Mukatil ile ilgili olarak İbn-i Hallikan'ın Vefayatî'den naklen, Ebu Hatem b. Hayyan-i Bestî'nin şu ifadeleri vardır: "Mukatil, Kur'an tefsiri hususundaki ilmini yahudilerden ve hıristiyanlardan almıştır. Zira onun, Allah'ın sıfatları hakkındaki görüşleri tıpkı yahudilerin inancına benzemektedir. Allah'ın zatının tıpkı mahlukat gibi olduğuna inanmaktadır. Bununla birlikte hadis nakli hususunda daha çok yalancı biridir." 291 Abdullah b. Abbas (a.s.) ve İkrime gibiler ise Ehl-i Beyt'ten maksadın sadece Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin mübarek eşleri olduğunu iddia etmektedirler. Haricilerden olan İkrime bunu iddia etmiştir. Kendisi açıkça İmam Ali'nin (a.s.) büyük düşmanlarından idi. Bütün Müslümanların kafir olduğuna ve gerçek Müslümanların yalnızca Hariciler olduğuna inanıyordu. İkrime hakkında İbn-i Tavus şöyle demektedir: "Eğer İkrime, takvalı biri olsaydı ve uydurma hadisler nakletmeseydi halk ona yönelir ve ondan da hadisler naklederlerdi." 292 291 Allame Şerefuddin, Kur'an ve Sünnet Işığında Hz. Fâtıma, Kevser yay., s. 11 292 a.g.e.