• HZ. FÂTIMA, HZ. ALİ, HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN RESÛLULLAH’IN EHL-İ BEYT’İDİR (2)

    O'nun hâli ile hâllenme, davasını anlama ve sahip çıkma ve Kendinden sonra bu vazifeyi bir mânâda omuzlayarak devam ettirme olarak düşünülmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) ömrünün son anlarını dahi hanımları ile değil, bu dört insan ile geçirmiştir. Bunları bizzat yetiştirmiş, eğitmiş ve nazarında terbiye etmiştir. Ancak Resûlullah'ın (s.a.v.) bu dört insana bu kadar kıymet vermesi yine Kur'an ayetleri ile bizzat Cenab-ı Hak tarafından övülmelerindendir. Onlar, ayetle sabittir ki, masumdurlar, her türlü pislikten korunmuşlardır. Cennetle müjdelenmişlerdir, insanlık âleminin en üstünüdürler.
  • 1- MÜBAHALE AYETİ

    "Artık Sana gelen bunca ilimden sonra onun hakkında Seninle çekişip tartışmalara girişirlerse, de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım, biz bizzat gelelim, siz de gelin. Ondan sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın laneti yalan söyleyenlerin üstüne olsun." 267 Sünni eserlerden, Hariciler de dahil olmak üzere tüm İslam mezhepleri Resûlullah (s.a.v.)'in Necran hıristiyanları ile mubaheleye giderken yanında sadece Hz. Fâtıma (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) ve Hz. Hasan'ın (a.s.) bulunduğu noktasında hem fikirdir. 268 Ve yine Sünni Beyhakî'nin, "Delailü'n-Nübüvve" adlı eserinde de el-Kelbi yoluyla Ebu Salih ve İbn Abbas senediyle gelen rivayette şöyle denilmektedir: 267 Âl-i İmran, 61 268 Müslim, Sahih, c. 4, 1871; Sünni Vahidi, Esbabu'n-Nüzûl, s. 60; Tefsir-i Alusî, c. 3, s.188- 189; Tefsir-u Nesefî, c. 1, s. 221
  • 1- MÜBAHALE AYETİ (2)

    "Necran hıristiyanlarının heyeti, soylularından teşekkül eden on dört kişi olarak Resûlullah'ın (s.a.v.) huzuruna vardılar. Aralarında büyükleri olan es-Seyyid ve ondan sonra görüş sahipleri bulunan El-Akıb da vardı. Resûlullah (s.a.v.) her ikisine de: `İslam olunuz' deyince her ikisi de, `Biz İslam olmuşuz' dediler. Peygamber (s.a.v.): `Hayır, sizler İslam olmuş değilsiniz', deyince şöyle dediler: `Aksine biz Senden önce İslam olmuşuz' diye cevap verdiler. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: `Yalan söylediniz, sizleri bunda bulunan üç şey İslam'a girmekten alıkoymaktadır: Haç'a ibadet etmeniz, domuz eti yemeniz ve Allah'ın çocuğu olduğunu iddia etmenizdir.' Bunun üzerine Yüce Allah'ın `Hakikat şu ki, Allah katında İsa'nın durumu Adem'in durumu gibidir' ayeti nâzil oldu. Bu ayeti onlara okuyunca: `Senin ne söylediğini bilmiyoruz' demeye başladılar. Tekrar: `Sana ilim geldikten sonra kim seninle tartışırsa..." ayeti nâzil oldu. Bu sefer Allah Resulü (s.a.v.) onlara şöyle dedi: `Yüce Allah Bana şunu emretmiş bulunuyor; şayet İslam'ı kabul etmiyor iseniz sizinle mübahele yapacağım.' Onlar: `Ey Ebe'l-Kâsım! Sen bize bir süre mühlet ver, gidip konu üzerinde gereğince düşünelim, sonra tekrar Sana geliriz' dediler. Bundan sonra birbirleriyle baş başa kaldılar ve kendi aralarında konuştular. Es-Seyyid, El-Akıb'a şöyle dedi: `Allah'a and olsun, siz de biliyorsunuz ki, bu adam mürsel bir peygamberdir. Şayet O'nunla lanetleşecek olursanız bu sizin kökünüzün kuruması demektir. Herhangi bir peygamberle lanetleşen her
  • 1- MÜBAHALE AYETİ (3)

    bir kavmin, mutlaka büyükleri yok olur ve küçüklerinin de soyu devam etmez. Şayet sizler O'na tâbi olmayacaksanız ve ancak dininize bağlı kalmaya devam edecekseniz O'nunla anlaşma yapınız ve ülkenize geri dönünüz.' Bu sırada Resûlullah (s.a.v.) de Ali (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) ve Fâtıma (a.s.) ile beraber dışarı çıkmış ve onlara şöyle demişti: `Ben dua edince sizler de amin deyiniz.' Ancak Necranlılar O'nunla lanetleşmeyi kabul etmediler, cizye vermek üzere O'nunla barış yaptılar. Eş-Şâbî'den gelen rivayete göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: `Şayet lanetleşmiş olsalardı, ağacın üzerindeki kuşlara varıncaya kadar Necran halkının helak olacağına dair Bana müjde verilmişti.' Necranlıların papazı, Resûlullah'ın (s.a.v.) Ali (a.s.), Fâtıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) ile birlikte geldiğini görünce: `Ey hıristiyanlar topluluğu, ben öyle yüzler görüyorum ki, eğer bunlar Allah'tan bir dağı yerinden oynatmasını isteyecek olursa mutlaka onların istediğini kabul edip bu dağı yerinde oynatır, sakın bunlarla lanetleşmeye kalkışmayın, helak olursunuz' dedi." 269 Sa'd b. Ebi Vakkas der ki: "De ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, ayeti nâzil olunca, Resûlullah (s.a.v.), Ali'yi (a.s.), Fâtıma'yı (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.) çağırdı ve buyurdu ki: Allah'ım bunlar Benim Ehli Beyt'imdir." 270 Sünni Suyûtî'de de bu konuda rivayet vardır: "Cabir b. Abdullah şöyle nakleder: `Kendimiz ve kendinizden' maksat, Resûlullah (s.a.v.) ve Ali'dir (a.s.). `Oğullarımızdan' mak269 Said Havva, El-Esas fi't-Tefsir, c. 2, s. 346 270 Sünni Nişaburî, El-Müstedrek-u ala's-Sahihayn, c. 3, s. 150; aynı rivayet Sünni İbn Hacer Askalani'nin Fethu'l-Bârî, c. 7, s. 105 eserinde de yer almaktadır.
  • 1- MÜBAHALE AYETİ (4)

    sat Hasan (a.s.) ve Hüseyin'dir (a.s.). `Kadınlarımızdan' maksat ise Fâtıma'dır (a.s.)." 271 Mübahele ayetinde "oğullarımız, nefislerimiz ve kadınlarımız" ifadeleri hep çoğul olarak verilmesine rağmen, Resûlullah (s.a.v.) yanında oğullardan Hz. Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.), nefislerden Hz. Ali'yi (a.s.) ve kadınlardan sadece Hz. Fâtıma'yı (a.s.) almıştır. Buradaki nükte ile ilgili olarak, bu beş kişinin İslam dinini temsil eden en seçkin beş kişi olması gösterilmektedir. Bunların katılımı tüm Müslümanların katılımı mânâsına gelmekte idi. Bu ayet Hz. Ali'ye `Peygamberin nefsi' olarak hitap etmiştir. Bu mânâda Hz. Ali (a.s.), Resûlullah'ı (s.a.v.) hayatında ve ölümünden sonra tam anlamıyla temsil edebilecek tek ve en kâmil kişidir. 272 Tabii ki peygamberlik makamı bundan istisnadır. Sünni Fahri Râzi mübahele olayını şöyle nakletmektedir: Resûlullah (s.a.v.) Necran Hıristiyanlarına delillerini açıkladı. Ama onlar kendi cehaletleri yüzünden ısrar ettiler. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Gerçekten Allah Bana emretmiştir ki, sizler hücceti kabul etmediğiniz takdirde sizinle mübahale edeyim." Onlar: "Ey Ebe'l-Kâsım, (müsaade ver ki) biz dönüp bu mesele hakkında düşünelim, sonra Senin yanına gelelim" dediler. Onlar geri döndüklerinde görüş sahibi olarak kabul ettikleri büyüklerine; "Ey Mesih'in kulu senin görüşün nedir?" diye sordular. O da: "Ey Hıristiyanlar! Muhammed Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir. O, Hz. İsa hususunda doğru olan şeyleri getirmiştir" dedi. 271 Suyûti, Durrü'l-Mensur, c. 2, s. 38-39 272 Et-Teşeyyu, Abdullah Ğureyfî, sy. 224
  • 1- MÜBAHALE AYETİ (5)

    Mübahele günü Resûlullah (s.a.v.) Hüseyin'i kucağına almış, Hasan'ın elinden tutmuş ve Fâtıma (a.s.) Resûlullah'ın (s.a.v.) arkasından, Ali (a.s.) da Fâtıma'nın (a.s.) arkasından hareket ediyordu. Resûlullah (s.a.v.) bunlara: "Ben dua ettiğimde siz `amin' deyin" buyurdu. Bu hâli gören Necran Hıristiyanlarının din adamı: "Ey Hıristiyan topluluğu, ben öyle (nurlu) yüzler görüyorum ki, eğer Allah'tan dağın yerinden oynamasını isteseler, Allah onların yüzünün suyu hürmetine o dağı yerinden oynatır; (sakın) bunlarla mübahale etmeyin, yoksa helak olursunuz ve kıyamet gününe kadar artık yeryüzünde bir Hıristiyan bile kalmaz." 273 273 Fahri Razi, Tefsir-i Kebir, c. 8, s. 85
  • 2. EBRAR AYETLERİ

    "İtaat eden ve iyilikte bulunanlar, şüphe yok ki kaselerle şarap içerler ki Kâfur ırmağının suyu da karıştırılmıştır bu şaraba. Allah'ın has kullarının içtiği bu şarap, bir kaynaktan çıkar ki onlar, diledikleri gibi, diledikleri yerlerde, onu akıtıp fışkırtırlar. Adaklarını yerine getirir onlar ve şerri her yanı saran, kaplayan günden korkarlar. Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar. Sizi, ancak Allah rızası için doyurmadayız ve sizden istemeyiz, ne bir karşılık, ne bir şükür. Şüphe yok ki, biz suratları astıran, azabı pek şiddetli olan gün, Rabbimizden korkarız. Derken Allah da korumuştur onları, bugünün şerrinden ve yüzlerine bir parlaklık, gönüllerine bir sevinçtir, vermiştir.
  • 2. EBRAR AYETLERİ (2)

    Ve sabretmelerine karşılık da mükafatları cennettir ve ipeklilerdir. Yaslanırlar orada tahtlara, orada ne güneş görürler, ne zemheri. Ağaçların gölgeleri yakındır onlara ve meyveleri adamakıllı râm olmuştur onlara. Ve sunulur onlara gümüş kadehler ve sırça sağraklar. Öylesine sırça ki incecik gümüşten ve hepsini de içecekleri miktara, susuzluklarına göre ölçmüşlerdir âdeta. Ve bir kadehle susuzlukları giderilir ki içindeki şaraba zencefil karıştırılmıştır. Orada bulunan ve şarıl-şarıl akan her yana giden, boğazdan kayan selsebil kaynağından. Etraflarından, ölümsüz delikanlılar dolaşır, onları görünce sanırsın ki, saçılmış incilerdir. Ne yana baksan nimetler görürsün, ne yana baksan pek büyük ve zevalsiz bir saltanat ve devletler. Üstlerinde ipincecik yeşil ve ipek elbiseler, kalın ipekten dokunmuş libaslar vardır ve gümüş bilezikler takınırlar ve Rableri, onları, tertemiz bir şarapla suvarır. Şüphe yok ki bu, size bir mükafattır ve çalışmanız makbuldür. Şüphe yok ki Biz indirdik Kur'an'ı Sana ayet ayet ve zaman zaman. Artık sabret Rabbinin hükmüne ve uyma onlardan suçlu yahut nankör olana. Ve an Rabbinin adını sabah ve akşam. Ve geceleyin de secde et artık O'na ve tenzih et uzun gecelerde O'nu.
  • 2. EBRAR AYETLERİ (3)

    Şüphe yok ki bunlar çabucak gelip geçeni severler ve o ağır günü artlarına atar, bırakır giderler. Biz yarattık onları ve kuvvetlendirdik yaradılışlarını ve dilersek onları değiştiririz de, yerlerine, onlara benzer başkalarını getiririz, Şüphe yok ki bu bir öğüttür, artık kim dilerse Rabbine doğru bir yol tutar. Ve Allah dilemedikçe onlar dileyemezler; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. Dilediğini rahmetine alır ve zâlimlere gelince; elemli bir azap hazırlanmıştır onlara..." 274 Ehl-i Beyt âlimleri ittifak etmektedirler ki, bu ayetler Hz. Ali (a.s.), Hz. Fâtıma (a.s.), Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin'in (a.s.) yiyeceklerini miskin, yetim ve esire sadaka vermeleri ile ilgilidir. İbn-i Abbas'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, bu ayetlerin nüzul sebebi şöyle anlatılır: "Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) küçükken hastalanmışlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) ashab-ı kiramdan birkaç kişi ile torunlarını ziyarete geldiler. Bu esnada ziyaretçilerin bazıları Ali (a.s.)'a, `Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak istemez misin' dediler. Hz. Ali (a.s.) ve Hz. Fâtıma (a.s.) da Allah'ın (c.c.) rızasını talep ve O'na şükür etmek ve çocuklarının şifa bulmasını Hak'tan niyaz etmek üzere üç gün oruç tutmaya nezir ettiler. Derken çocukları hastalıktan kurtuldular. Onlar da oruçlarını tutmaya niyet edip, başladılar. Lakin, iftar için yiyecekleri yoktu. Hz. Ali (a.s.), Hayberli Şem'un isminde bir yahudiden üç gün iftar edebilmek için ödünç olarak üç çömlek arpa aldı. Hz. Fâtıma (a.s.) arpanın bir çömleğini öğütüp kendi adetleri kadar, yani 5 ta274 İnsan: 5-31