• HZ. ALİ’NİN YANINDA ANLAYIŞLI EŞ: HZ. FÂTIMA

    Hz. Fâtıma (a.s.) İslam davasına hizmet eden bir mücahit, bir mürebbiye olduğu halde; bir kadın olduğunu hiçbir zaman unutmamıştır. Bir kadın olarak eşine hizmetini aksatmamış, O'nun eksiklerini kapamış, zor anlarında göğsünü yasladığı bir sığınak olmuştur. Sakife toplantısının ardından yaşananlar bölümünde okuyacağınız gibi, eşi, herkesin karşısında titrediği bir kahraman olduğu halde, O, eşini kendisini siper ederek müdafaa etmiştir. Öyle ki bu savunmayı canı pahasına yapmış, aldığı darbeler neticesi bir daha eski sağlığına kavuşamamış ve bu durum rıhletine sebep olmuştur. Haksızlık karşısında sonuna kadar mücadele ettiğini ileriki bölümlerde göreceğiz. Ancak bu kadar celalli bir yapıya sahip olmasına rağmen, eşinin bir sözü ile sakinleşebiliyor, O'nun dediğine teslim olmasını da biliyordu. Bir insanın hem bu kadar cesur ve şecaatli, hem de bu kadar
  • HZ. ALİ’NİN YANINDA ANLAYIŞLI EŞ: HZ. FÂTIMA (2)

    yumuşak ve düşünceli olması herhalde sadece Hz. Fâtıma (a.s.)'da görülebilecek bir fevkaladeliktir. Sahabelerden İmran b. El-Husayn (r.a.) diyor ki: "Bir gün Hz. Fâtıma-i Zehra (a.s.) Resûlullah'ın (s.a.v.) huzuruna gelmişti. Ben de oradaydım. Hz. Fâtıma'nın (a.s.) mübarek yüzlerinde açlıktan bir sarılık vardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Fâtıma'nın (a.s.) yüzüne baktı, gözlerinden yaş geldi ve mübarek ellerini göğsü üzerine koyarak şu duayı okudu: "Ey açları doyuran Allah'ım! Muhammed'in (s.a.v.) kızı Fâtıma'yı aç bırakma!" İmran der ki: "Bir de baktım ki, o anda Hz. Fâtıma-i Zehra'nın yüzünden o sarılık gitti, yerine güzel bir pembelik geldi. Bir süre sonra Hz. Fâtıma-i Zehra'ya rastladım. Bana dedi ki: Ya İmran! O günden sonra artık Bana açlık musallat olmuyor." 259 Umeys kızı Esma şöyle diyor: "Bir gün Resûlullah (s.a.v.) Fâtıma (a.s.)'ın evini teşrif buyurdu, Hasan ve Hüseyin (a.s.) ise evde değillerdi. Resûlullah onları sordu. Fâtıma (a.s.) cevaben şöyle dedi: `Bugün evimizde yiyecek için bir şey olmadığından Ali dışarı çıkarken, Hasan ve Hüseyin'i de, ağlayıp Senden yemek istemesinler diye kendimle dışarı götürüyorum buyurdu ve onları da kendisiyle götürüp, falan yahudi şahsın yanına gitti.' Resûlullah (s.a.v.) Ali'yi (a.s.) aramak için dışarı çıktı; O'nu bir yahudinin hurmalığında su çekmekle meşgul olduğu halde buldu. Hasan (a.s.) ve Hüseyin'in (a.s.) da oynamakla meşgul olduklarını gördü. Bir miktar hurma da alıp onların yanına gitti ve Ali'ye (a.s.) şöyle buyurdu: `Hava sıcak olmadan, Hasan ve Hüseyin'i eve götürmek istemiyor musun?' 259 Ebu Nuaym, Delaliü'n-Nübüvve, s. 176; Es-Seyyid Ahmed Zihni Dahlan, Siretü'nNebeviyye, c. 3, s. 186
  • HZ. ALİ’NİN YANINDA ANLAYIŞLI EŞ: HZ. FÂTIMA (3)

    Hz. Ali (a.s.) şöyle cevap verdi: `Ya Resûlallah, evden çıktığımda evde hiçbir şey yoktu, sabredin, Fâtıma'ya biraz hurma temin edeyim. Bu yahudiyle, doldurduğum her kovaya karşı bir hurma almak üzere anlaştık.' Bir miktar hurma elde edince de onları eteğine döktü, Hasan (a.s.) ve Hüseyin'i (a.s.) alıp eve döndü." 260 İki şefkatli eş olan Hz. Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma (a.s.) evin işlerini kendi aralarında taksim ettiler. Hz. Fâtıma (a.s.) evin içindeki; yani hamur yapmak, ekmek pişirmek, evi süpürmek gibi işleri yapmayı üstlendi. Hz. Ali (a.s.) da odun getirmek ve yiyecek temin etmek gibi evin dışındaki işleri üstlendi. Bir gün Hz. Ali (a.s.) Hz. Fâtıma (a.s.)'a şöyle dedi: "Ya Fâtıma, evde yiyecek bir şey var mı?" Hz. Fâtıma (a.s.): "Hayır! Allah'a and olsun ki, üç gündür çocuklarım Hasan ve Hüseyin açtırlar. Kendim de bir şey yemedim." Hz. Ali (a.s.): "Neden Bana söylemedin?" Hz. Fâtıma (a.s.): "Babam Resûlullah (s.a.v.), sizden bir şey istememi nehyetmiştir ve buyurmuştur ki: Amcaoğlundan asla bir şey isteme. Bir şey getirdiğinde al, aksi takdirde O'ndan bir şey isteme!" Hz. Ali (a.s.) (bu sözleri duyduktan sonra) evden dışarı çıktı ve yolda birisiyle karşılaştı. Ailesine yiyecek temin etmek için o adamdan bir dinar borç aldı. Bu esnada o sıcak havada Mikdad b. Esved'i çok perişan ve üzgün bir halde gördü. Bunun üzerine ona: "Ne olmuş? Neden bu sıcak vakitte evden dışarı çıkmışsın?" diye sordu. Mikdad: "Açlık beni evden çıkarmıştır; çocuklarımın ağlama seslerini duymaya tahammül edemedim" dedi. 260 Taberî, Zehâirü'l-Ukba, s. 49
  • HZ. ALİ’NİN YANINDA ANLAYIŞLI EŞ: HZ. FÂTIMA (4)

    Ali (a.s.): "Ben de bunun için evden dışarı çıktım. Ben bu dinarı az önce borç aldım, onu sana veriyorum ve seni Kendime tercih ediyorum" buyurdu. Sonra parayı Mikdad'a verdi, Kendisi de eli boş eve geri döndü. Eve girdiğinde Resûlullah (s.a.v.)'in evde oturduğunu, Fâtıma (a.s.)'ın da namaz kılmakla meşgul olduğunu ve aralarında ise üstü kapalı bir şeyin bulunduğunu gördü. Fâtıma (a.s.) namazını bitirdiğinde, yanlarında bulunan şeyin üzerinden örtüyü kaldırınca, içerisi et ve ekmekle dolu bir kase olduğunu gördüler. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Fâtımacığım! Bu yemek sizin için nereden geldi?" Fâtıma (a.s.) cevaben: "Allah tarafından gelmiştir; Allah Teala dilediğine hesapsız rızık verir" dedi. Bu esnada Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Ali (a.s.)'a bakarak şöyle buyurdu: "Senin ve Fâtıma'nın öyküsü gibi olan bir kimsenin öyküsünü beyan edeyim mi?" Hz. Ali (a.s.): "Evet" dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Senin misalin Zekeriya'nın misali gibidir. Zekeriya mihrapta, Meryem'in yanına vardığında, O'nun yanında bir yemek görünce: `Ey Meryem! Bu yemek neredendir?' diye sordu. O da cevaben: `Allah katındandır; Allah istediğine hesapsız rızık verir' dedi." İmam Bâkır şöyle buyurmuştur: Onlar (İmam Ali (a.s.) ve ailesi) o kaptan bir ay boyunca yemek yediler. Bu kap Kaim'in (Hz. Mehdi'nin) içerisinde yemek yiyeceği kabın aynısıdır; bu kap şimdi bizim yanımızdadır." 261 261 Bihârü'l-Envâr, c. 14, s. 198; c. 43, s. 31
  • HZ. ALİ’NİN YANINDA ANLAYIŞLI EŞ: HZ. FÂTIMA (5)

    Hz. Ali (a.s.) anlatıyor: "Medine'de iken bir gün çok fazla acıktım. Yiyecek bir şeyler bulmak için evden çıktım. Gezerken bir kadına rastladım. Kadın kerpiçleri bir araya toplamış bekliyordu. Kadının kerpiçleri ıslatmak istediğini düşündüm. Hemen yanına giderek ona kendisi için su çekebileceğimi söyledim. Her kovaya bir yaş hurma karşılığında kadınla anlaştık. Kuyudan su çekiyor, kerpiçlerin üzerine serpiyordum. On altı kova çektiğimde ellerim kabarmaya başladı. İşi tamamladıktan sonra kadının yanına giderek, `Bu kadar yeter' dedim. Kadın Bana anlaştığımız gibi yaptığım işin karşılığında on altı hurma verdi. Hurmaları alarak eve döndüm. Allah Resulünü (s.a.v.) de davet ederek hurmaları beraber yedik." 262 262 Müsned, c .1, s. 135
  • RESÛLULLAH EN ÇOK SEVDİĞİ İKİ KİŞİNİN DARGINLIĞINA DAYANAMAZDI

    Hz. Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma arasında bir tartışma olmuştu. Bu tartışmadan hemen sonra Allah Resulü (s.a.v.) onların ziyaretine gelmişti. O'na bir şey belli etmemeye çalışıyorlardı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için bir sergi serdiler. Allah Resulü (s.a.v.) o sergiye uzandı. O sırada Hz. Fâtıma (a.s.) Babasına sığınırcasına Allah Resulü'nün (s.a.v.) yanına sokuldu. O'nu gören Hz. Ali (a.s.) da diğer yanına sokuldu. İkisi arasında bir kırgınlık olduğunu hisseden Allah Resulü (s.a.v.), Hz. Ali'nin (a.s.) elini tutarak göğsünün üzerine koydu. Hz. Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma'yı (a.s.) barıştırıncaya kadar öylece kaldı. Daha sonra gülümseyerek evden ayrıldı. Sahabelerin yanına gittiğinde, sevincinin nedenini sordular. Peygamberimiz (s.a.v.), `Niçin sevinmeyeyim ki, biraz önce en sevdiğim iki kişiyi barıştırdım' buyurdu." 263 263 İbn Hacer, İsâbe, 11579
  • HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN’İN DÜNYAYI TEŞRİFLERİ

    Hz. Ali (a.s.) buyurdu ki: "Hasan doğduğunda adını Harb verdim. Peygamber (s.a.v.) yanımıza gelip buyurdu ki: `Bana oğlumu gösteriniz. O'na ne adını verdiniz?' Ben dedim ki: `Adını Harb verdim.' Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: `Hayır bu ad O'nun ismi değildir. O'nun adı Hasan'dır.' Hüseyin (a.s.) doğduğunda da adını Harb verdim. Peygamber (s.a.v.) bize gelip buyurdu ki: `Bana oğlumu gösteriniz. Oğluma ne adını verdiniz?' Dedim ki: `Adını Harb verdim.' Buyurdu ki: `Hayır, O'nun adı Hüseyin'dir.' Sonraları üçüncü oğlum dünyaya geldiğinde ona da Harb adını
  • HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN’İN DÜNYAYI TEŞRİFLERİ (2)

    verdim. Yine Peygamber (s.a.v.) bize gelip buyurdu ki: `Bana oğlumu gösteriniz. Ona ne adını verdiniz?' Ben dedim ki: `Adını Harb verdim.' Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: `Hayır onun adı Muhsin'dir. Zira Harun'un (a.s.) çocuklarının adı Şeber, Şebir ve Müşebbir idi. Ben de aynı adları (Arapça olarak) senin çocuklarına verdim." 264 Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) Efendilerimizin isimlerinin konması meselesiyle ilgili olarak başka bir rivayet de Esma bint-i Amis'dendir. Esma bint-i Amis'den : "Fâtıma (a.s.) Hasan'ı doğurduktan sonra Resûlullah (s.a.v.) bana buyurdu ki, `Ey Esma Bana çocuğumu getir.' Ben de Hasan (a.s.)'ı sarı bez parçasına sarıp verdim. Bunu gören Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki, `Ben sizlere doğan çocukları sarı beze sarmayın diye tenbih etmemiş miydim?' Ben de hemen Hasan'ı beyaz bir beze sarıp geri verdim. Elimden alıp Hasan'ın sağ kulağına ezanı ve sol kulağına ikameti okudu. Sonra Ali'ye buyurdu ki: `Oğluma ne adını verdin?' Ali (a.s.) dedi ki: `Ben Senin önüne geçip O'na bir ad vermedim.' Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: `Ben de O'na ad vermekle Rabbimi geçmeyeceğim'. O sırada Cebrail (a.s.) inip buyurdu ki: `Ey Muhammed! Rabbin Sana selam okur ve buyurur ki: Ali Senden Harun'un Musa'ya olan menzilesindedir. Ancak Senden sonra peygamber yoktur. Oğlunun adını Harun'un oğlunun adı gibi ver. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: `Harun'un oğlu hangi ada sahipti ey Cebrail?' 264 Taberî, Zehâirü'l-Ukba, s. 119
  • HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN’İN DÜNYAYI TEŞRİFLERİ (3)

    Cebrail (a.s.) buyurdu ki: `Harun'un oğlu Şeber adında idi.' Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: `Benim dilim Arapça'dır, buna göre adı nedir?' Cebrail (a.s.) buyurdu ki: `Adını Hasan ver.' Resûlullah (s.a.v.) adını Hasan olarak verdi. Hüseyin doğduğunda adlandırma aynı şekilde cereyan etti. Cebrail (a.s.)'ınip, Harun'un oğlu Şübeyr'in adını Arapça olarak Hüseyin vermesini emretti. Resûlullah (s.a.v.) de bunun üzerine adını Hüseyin verdi." 265 Hz. Peygamber (s.a.v.) kızları Hz. Fâtıma-i Zehra'ya (a.s.) Hz. Hüseyin'in (a.s.) doğumunun 7. günü başının saçlarını yani ana tüylerini, Ensar'dan Ebu Hind El-Beyazi (a.s.)'a tıraş ettirip tarttırarak ağırlığınca gümüş para sadaka vermesini emir buyurmuşlar, Hz. Ali (a.s.) ile Hz. Fâtıma (a.s.) da Hz. Peygamberin (s.a.v.) bu isteğini hemen yerine getirmişlerdir." 266 265 Aynı eser, s. 120 266 Şir'atü'l-İslam, s. 456
  • HZ. FÂTIMA, HZ. ALİ, HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN RESÛLULLAH’IN EHL-İ BEYT’İDİR

    Bugün Resûlullah'ın (s.a.v.) Ehl-i Beyt'i üzerinde müthiş bir karartma vardır. İslam'ı ve sünneti anlamada tek önder olan Ehl-i Beyt'i devre dışı bırakmak, aslında Resûlullah'ı (s.a.v.) devre dışı bırakmak demektir. Ehl-i Beyt Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayette ve Resûlullah'ın hadislerinde övülmüş, önemine dikkat çekilmiştir. Ehl-i Beyt kelime anlamı olarak "ev halkı" mânâsına gelse de, Kur'an ve hadislerde kullanılan mânâsı dikkate alındığında, Resûlullah'a (s.a.v.) en yakın olanlar, O'nun mahremini paylaşanlar anlamındadır. Hz. Fâtıma (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) gerçekten de Resûlullah'ın (s.a.v.) hayatı boyunca en yakınları olmuştur. Bu bir evi paylaşma anlamında değildir. Ehl-i Beyt ifadesi;