• SAVAŞA DOĞRU

    Ebu'l Ferec elİsfehanî ise şunları kaydediyor: "Hasan b. Ali'nin yaptığı ilk iş, ordudaki mücahidlerin maaşlarını yüz yüz artırmak oldu." Daha önce de Hz. Ali, Cemel Savaşı'nda böyle yapmıştı. O da hilafetinin başında bu yönteme başvurmuş ve ondan sonra da diğer halifeler ona uymuşlardı. el-İsfehanî ardından şunları yazıyor: "İmam Hasan, Harb. b. Abdullah el-Ezdî aracılığıyla Muaviye'ye şöyle bir mektup gönderdi: "Emirü'l-Mü'minin Ali oğlu Hasan'dan Ebu Süfyan oğlu Muaviye'ye! Selam olsun sana. Kendisinden başka ilah olamayan Allah'a hamd olsun... İmdi... Allah diri olanları Allah'ın azabından kokutması ve kafirlere hücceti tamamlaması için Muhammed'i âlemlere rahmet, mü'minlere minnet ve bütün insanlara bir elçi olarak seçti. O da Allah'ın elçiliğini hakkıyla yerine getirdi. O'nun emrine uygun davrandı. Sonra kusur ve gevşeklik
  • SAVAŞA DOĞRU (2)

    yapmadığı, O'nun vasıtasıyla hakkı ortaya çıkarıp şirki yerle bir ettiği halde Allah onu katına aldı. Ve Kureyş'i O'na has kılarak, "bu Kur'an seni ve kavmini hatırlatır" buyurdu. Bu dünyadan göçünce de O'ndan sonra kimin iktidara geleceği hususunda Araplar arasında ihtilaf çıktı. Kureyş dedi ki, "Biz O'nun akrabaları, yakınları ve soyunun koruyucularıyız. Dolayısıyla O'ndan sonra hükümete gelmek ve hilafeti ele almak konusunda bizimle tartışmanız doğru değil." Araplar, Kureyş'in bu delilini kabul edip onların isteklerini kabul ettiler, onları ağırlayarak, hükümet makamını onlara teslim ettiler. Sonra biz de Kureyş'e onların Araplara söylediklerini söyledik fakat onlar bize karşı Araplar gibi insaflı davranmadılar. Kureyşliler istidlal güçleri ve düşman çetelerinden birinin davranması sonucu hükümeti elde ettiler. Fakat sıra bizim istidlalimiz ve onların insafına gelince, bizden uzak durdular ve bize karşı zulüm, düşmanlık ve haksızlıkta el birlik olup bize sulta kurdular. Ve yönetimi ele geçirdiler. Evet, biz onlarla Allah'ın huzurunda görüşeceğiz, bizim sahibimiz ve yardımcımız O'dur. Biz o gün birilerinin bizim hakkımızı gasp etmesine ve bizim ailemize ait olan hükümete el uzatmasına çok şaşırmıştık. Fakat onlar faziletli ve İslam dininde saygın mazileri olan kimseler oldukları için münafıklar ve din düşmanlarının bu vesileyle dine bir zarar vermelerine veya onda bir fesat çıkarmak için bir yol bulmalarına engel olmak gayesiyle onlarla kavga etmekten sakındık. Fakat bugün insanlar, senin bu makama el uzatmana şaşırıyorsa yeridir, çünkü senin ne İslamî bir faziletin var, ne iyi ve güzel bir eser bırakmışsın, dolayısıyla hiçbir açıdan bu makama layık değilsin. Dahası, sen düşman çetelerinden birinin çocuğu, Kureyş içinde Resulüllah'a ve Kur'an'a karşı savaşan en büyük düşmanlardan birinin oğlusun... Allah senin şerrinden ümmeti koruyacak ve yakın-
  • SAVAŞA DOĞRU (3)

    da O'nun huzuruna çıkarak kimin akıbetinin hayır üzere olduğunu göreceksin, vallahi yakın bir zamanda Rabbinle buluşacaksın! Ve O senin yaptıklarının cezasını verecektir. Bil ki Allah kullarına zulmetmez. Babam Ali vefat edince, -Allah'ın rahmeti öldüğü gün, İslam'la kendisini şereflendirdiği gün ve tekrar dirilerek mezardan çıkacağı gün onun üzerine olsunMüslümanlar yönetimi bana tevdi etler. Allah'tan, bu geçici dünyada, ahiret yurdunda O'nun bize yönelik kerem ve ikramlarının eksilmesine neden olacak bir şeyi vermemesini niyaz ediyorum. Beni sana mektup yazmaya zorlayan şey, Allah'ın huzurunda senin hakkında mazur olmak istememdir. Eğer sen de benim söylediklerine uyacak olursan, büyük bir yarar elde edeceksin ve Müslümanlar ıslah olacak ve büyük menfaatlere kavuşacaklardır. O halde, bâtıla uymaktan vazgeç ve diğer insanlar gibi bana biat et... Çünkü sen de biliyorsun ki ben hilafete senden daha layığım. Allah'tan kork azgınlığı bırak ve Müslümanların kanını dökme! Vallahi bundan fazla zulmederek insanların kanını kendinle birlikte Allah'ın huzuruna götürmek senin yararına değil, itaat ve uzlaşma yolunu tut, hilafet konusunda hilafete ehil ve ona senden daha layık olanla savaşma. Böyle davranacak olursan Allah fitneyi yatıştırır, Müslümanların birliğini korur ve onların arasını ıslah eder. Eğer sapıklığını sürdürür ve savaştan başka bir şeye yanaşmazsan aramızda Allah'ın hükmetmesi için Müslümanları senin üzerine göndererek seni ilahi muhakemeye çekeceğim. Allah en iyi hükmedendir." 442 Muaviye bu mektuba şu cevabı verdi: "... Biliyorsun ki ben senden daha uzun süre yöneticilikle meşgulüm. Bu ümmet için tecrübe bakımından senden daha kıdemli442 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, s. 4, s. 12
  • SAVAŞA DOĞRU (4)

    yim. Yaşça da senden daha büyüğüm. Benden istediğin makam için bana olumlu cevap vermeye sen daha uygunsun. O halde benim itaat kapsamıma gir. Benden sonra görev senindir. Irak Beytü'lMal'indeki para miktarı neye varırsa varsın senindir. Onu istediğin yere götürürsün. Irak'ta istediğin bir bölgenin haracı senindir. Bu senin geçim masrafların için harcayacağın bir gelirdir. Her yıl onu güvendiğin bir adamın tahsil edip sana getirsin. Kötü muameleye uğramayacağını garanti ediyorum. Sana danışmadan devlet işlerinde uygulama yapılmayacak. Allah'a ibadet maksadıyla yaptığın herhangi bir işe engel olunmayacaktır..." 443 443 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 13
  • HZ. HASAN’IN MUAVİYE’YE KARŞI UYGULADIĞI METOD

    Hz. Hasan, Muaviye'ye karşı babasının yolunu izliyordu. Sağlığında Hz. Ali oğluna özel bir ilgi ve alaka göstermiş, yakından ilgilenmişti. İbn-i Kesir bu durumu şöyle yazıyor: "Babasının ona (yani Hz. Hasan'a) özel bir ilgisi vardı ve ona çok değer veriyor, onu yüceltiyordu." 444 Hz. Hasan'ın Muaviye'yle mücadele tarzı babasınınkinin aynısı idi. Hz. Ali'nin savaş konusundaki en önemli taktiği "Hiçbir zaman birini savaş çağırma, eğer birisi seni savaşmaya çağıracak olursa da kabul et. Çünkü savaşı körükleyen mütecavizdir. Mütecavizin ise yıkılması kaçınılmazdır" prensibiydi. Hz. Ali büyük bir gereklilik olmadıkça savaşmaktan yana değildir. Cemel, Sıffin, Nehrevan vb. Hz. Ali'nin hayatı boyunca yaptığı savaşları incelersek, elçiler göndermek suretiyle karşı tarafı defalarca barışa davet ettiğini görürüz. Hz. Ali ancak barışa giden bütün yollar kapandığında savaş başlatmıştır. 444 İbn-i Kesir, c. 8, s. 36, 37
  • HZ. HASAN’IN MUAVİYE’YE KARŞI UYGULADIĞI METOD (2)

    Ancak, Muaviye ve etrafındakiler geçmişte Hz. Ali'ye biat etmedikleri gibi, Hz. Hasan'a da seçilmiş halife olmasına rağmen biat etmediler. Hz. Hasan'ın nasihat içerikle mektuplarının bu konuda hiçbir yararının olmadığını görüyoruz. Muaviye'nin Hz. Ali'nin hilafeti boyunca ısrarla gündemde tuttuğu Hz. Osman'ın kanını talep etme olayının da Hz. Ali'nin şehadetiyle beraber, artık geçerliliğini kaybettiğini, gündeme getirilmez olduğu söylenmektedir. Ali Yâsin bu konuda şöyle diyor: "... Muaviye, şimdi İmam Hasan'ın yani Osman'ın öldürüldüğü gün, evinin kapısında durarak onu savunan ve bu yolda (tarihçilerin tümünün söylediği gibi) bedeni kana boyanan kişiyle karşı karşıyaydı." Taktaki, İmam Hasan'ın Osman'ı savunması hakkında şöyle der: "... Osman'ı savunmak için amansız bir savaş verdi. Hatta Osman'ın kendisi ona engel oluyordu. Ama o savaşa devam ediyor ve kendi canını tehlikeye atıyordu. İnsanların Osman'dan kaçtıkları, akrabalarının bile onu bırakıp kaçtığı bir sırada oluyordu bütün bunlar..." (Bu konuda daha geniş bilgi için Abdullah Aili'nin Kitab-u Eyyam'il Hüseyin adlı eserine bakılabilir). Muaviye'nin İmam'a yazdığı bir diğer mektup da şöyledir: "... Ölümün alçak ve düşük insanların elinden olmasından kork ve bizi yumuşatmaktan ümidini kes! Bil ki benden sona hilafet senin hakkındır. Çünkü sen ona herkesten daha layıksın..." 445 Hz. Hasan hilafetinin ilk dönemlerinde, taraftarlarının sabırsızca savaşı istedikleri bir zamanda savaşı düşünmedi, barış için her türlü yolu denedi. Çünkü Hz. Hasan, babası İmam Ali gibi savaşa ancak zaruri durumlarda başvurulacak bir yol olarak bakıyordu. Ancak Muaviye ve etrafındakilerin biat etmemekte kararlı oldukları da bir gerçekti. 445 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 13, 10
  • HZ. HASAN’IN MUAVİYE’YE KARŞI UYGULADIĞI METOD (3)

    Bu noktada Muaviye'nin Hz. Ali'yle olan mücadelesinde de asıl niyetinin Hz. Osman'ın kanını talep etmek değil halifelik olduğunu açıkça görmek mümkündür. Zira yukarıda da ifade edildiği gibi Hz. Ali'nin vefatıyla birlikte Hz. Osman'ın öldürülmesi olayı artık dile getirilmez olmuş, Muaviye Hz. Osman'ı hayatı pahasına savunan ve Müslümanların ittifakıyla seçilmiş halife olan Hz. Hasan'a biat etmemiş, mevcut otoriteye isyan etmiştir.
  • HZ. HASAN’IN SAVAŞ EMRİ VERMESİ

    Hiçbir şekilde seçilmiş halife olan Hz. Hasan'a biat etmeye yanaşmayan Muaviye, Irak'a saldırmak için hazırlıklar yapmaya girişti. "Muaviye, bütün aşiretlerin ve orduların toplanması için genel seferberlik ilan etti. Emri altındaki bütün bölgelere "bu mektubu alır almaz, bütün imkanlarınızla beraber bana doğru harekete geçin" şeklinde mektuplar yazdı." 446 Muaviye Hz. Hasan'ın bütün ikazlarına rağmen egemenlik alanını genişletme hevesine düşmüş, Irak'a doğru Cisri Menbic'e kadar ilerlemişti. Çünkü Muaviye için Hz. Ali'nin şehadeti yararlanılabilecek güzel bir fırsattı. Bu sebeple Hz. Hasan'a biat etmek şöyle dursun, ona karşı güç toplamaya başladı. Bu olay Yâkubî'nin beyanıyla Hz. Ali'nin şehadetinden 18 gün sonra gerçekleşmiştir. 447 446 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 13 447 Tarih-i Yâkubî, c. 2, s. 191
  • HZ. HASAN’IN SAVAŞ EMRİ VERMESİ (2)

    Öte yandan, Muaviye valilere yazdığı mektuplarda Kûfelilerin kendileri ve etrafları için can güvenliği istediklerini söylemekteydi. "Hidayet Önderleri" adlı eserde beyan edildiğine göre, "Eğer bu ifadeler doğru ise bu Kûfelilerin İmam Hasan'a yaptıkları ilk kalleşliktir." 448 Muaviye, bütün valilerine gönderdiği resmi yazının bir bölümünde şöyle demektedir: " ... İmdi! Düşmanınıza ve halifenizin katillerine yönelik yeterli karşılığını ve yardımını size bahşeden, onları yok eden Allah'a hamd olsun. Yüce Allah kendi lütfuyla Ali b. Ebi Tâlib'e kullarından birini gönderdi. O kul ona suikast düzenleyip onu öldürdü. Bu olay sonunda taraftarlarını bölünmüş ve çatışmalı bir durumda bıraktı. Bize onların önderlerinin ve ileri gelenlerinin kendileri ve aşiretleri için can güvenliği isteyen mektupları geldi. Bu mektubum size geldiğinde gayretlerinizle, asakirlerinizle ve güzel hazırlıklarınızla bana yönelin. Hamd olsun ki öcünüzü aldınız. Emelinize ulaştınız. Allah saldırganları ve hakkı çiğneyenleri helak etti." 449 Muaviye'nin bu mektubunu alan valiler halkı İmam Hasan'a karşı savaşa girişmeye teşvik ettiler. Kısa bir süre sonra büyük bir askerî güç Muaviye'ye katıldı. Muaviye bunları Irak'a doğru hareket ettirdi. Ve ordunun komutasını kendi üzerine aldı. Şam'da vekil olarak Dahhak b. Kays el-Fehri'yi bıraktı. Kendisiyle birlikte sefere çıkan ordunun sayısı altmış bin kişi idi. Muaviye bu ordunun başında çölü geçti. Ve Menbiç köprüsüne varınca orada mola verdi. Ve işini sağlamlaştırmaya koyuldu..." 450 Hz. Hasan bu noktada, savaştan başka bir yol kalmadığını anlamıştı ve savaş emri verdi, savaş isteyen Muaviye'ye karşılık vererek cihat ilan etti. Hucr b. Adiyy'i valilerine ve halka göndererek 448 Hidayet Önderleri, s. 164 449 Makatilu't-Talibiyyin, s. 38, 39 450 Hayatu'l İmam Hasan, c. 2, s. 71
  • HZ. HASAN’IN SAVAŞ EMRİ VERMESİ (3)

    sefere hazırlanmalarını emretti. Yüksek sesli biri halkı cemaatle namaz kılmaya çağırdı. İmam Hasan duyuruyu yapan kişiye, "İnsanların toplanmasından hoşnut olduğun zaman bana haber ver" dedi. Az sonra Said b. Kays el-Hemdanî, imamın yanına gelerek "cemaatin karşısına çık" dedi. İmam da evinden ayrılarak minbere çıktı. Allah'a hamd ü senâdan sonra şöyle dedi: "İmdi! Yüce Allah cihadı kullarına farz kıldı. Ve onu "istenmeyen bir iş" olarak adlandırdı. Sonra cihada çıkan mü'minlere "sabredin hiç şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir" dedi. 451 Ey insanlar! Hoşunuza gitmeyen durumlara karşı sabretmedikçe isteklerinizi elde edemezsiniz. Aldığım habere göre Muaviye üzerine yürümeye karar verdiğimiz yolunda bir haber almış ve bunun için harekete geçmiştir. Allah'ın rahmeti üzerinize olsun. Nuhayle'de karargâhınıza çıkın." Kaynaklarda beyan edildiği üzere, imamın bu çağrısına cemaat suskunlukla cevap verdi ve kimseden bir ses çıkmadı. 452 Tarihçiler bu olayı şöyle yazmıştır: "Bunun üzerine herkes sustu. Hiç kimseden çıt çıkmadı ve hiç kimse Hz. Hasan'a cevap vermedi." 453 Kûfe halkı bu şekilde Peygamber torununa karşı iki yüzlü bir tavır takınmış oluyordu. Hz. Hasan'ın ve Ehl-i Beyt'in yarenlerinden Adiyy b. Hatem ayağa kalkarak şöyle dedi: "Ben Hatem'in oğluyum. Subhanallah, hayret doğrusu! Ne çirkin bir durum bu! İmamınıza, Peygamberinizin kızının oğlunun çağrısına cevap vermiyor musunuz? Dilleri rahat zamanlarda pabuç gibi (keskin kılıç gibi) fakat iş ciddiye binince tilkiler gibi oradan oraya kaçan (hile yapıp yan çizen) mısır hatipleri nerede? Allah'ın gazabından korkmuyor musunuz? Bu davranışınızın ayıbını ve utancını hiç düşünmüyor musunuz?" 451 Sulh-u İmami'l Hasan, s. 65 452 Ayanu'ş-Şia, c. 4, s. 19 453 Razi Ali Yasin, Hz. Hasan'ın Barışı, s. 120