• HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ

    Hicretin 40. yılı Ramazan ayının 21. gecesi Hz. Ali şehadete ulaştı. O gecenin sabahı Kûfe halkı şehrin büyük camiinde toplanmıştı. İmam Hasan minbere çıkarak şu konuşmayı yaptı: "Dün gece eşsiz bir insan ayrıldı aramızdan. Geçmiş ve gelecek nesiller arasında ilim ve amelde onun benzeri yoktu. Çok sevdiği Allah Resulü'nün safında nice savaşlara katıldı. İslam'ı ve Peygamberi savunmak için mücahitçe gayret gösterdi. Savaşlarda Peygamber onu daima baş komutan yapar o da daima zaferle dönerdi. Dünyanın beyazıyla sarısından (gümüşle altını kastediyor) geriye bıraktığı miktar sadece 700 dirhemdi. Ve bu da ona düşen miktardı. Bununla, ailesine yardımcı olacak bir hizmetkar temin etmeyi düşünüyordu." Hz. Hasan bu son cümleyi söylerken kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Orada bulunan cemaat de ağlamaya başladı. Hz. Hasan ardından şunları söyledi: "İnsanları Allah'a davet eden, onları uyaran ve onlara müjdeleyici olarak gönderilen Resulüllah'ın evladıyım ben! O parlak peygamberlik meşalesinden size vuran bir ışığım ben! Yüce Allah'ın her çeşit hata ve kötülüğü kendilerinden uzaklaştırıp tathir ettiği,
  • HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ (2)

    tertemiz kıldığı ve bizzat Kur'an-ı Kerim'in emriyle sevilmesi farz olan o ailenin (Ehl-i Beyt'in) bir ferdiyim ben! Kur'an şöyle buyuruyor: "Ey Peygamber! Ümmetine de ki, yaptığım elçilik görevine karşılık, ailemi sevmenizden başka bir ücret istemiyorum sizden." 416 İmam "Meveddet" adıyla meşhur olup, Ehl-i Beyt'i sevmeyi emreden bu ayeti okuduktan sonra oturdu. Bu sırada Ubeydullah b. Abbas ayağa kalkarak, "Ey cemaat!" diye haykırdı ve İmam Hasan'ı göstererek, "Bu sizin Peygamberinizin evladı, İmam Ali'nin vasisi ve şimdi imamınızdır işte... Ona biat edin" dedi. Ardından camideki kalabalık, gruplar halinde gelerek Hz. Hasan'a biat etmeye başladı. 417 Bu olay Hicret'in kırkıncı yılı, Ramazan ayının yirmi birine rastlayan Cuma günü yani Hz. Ali'nin öldüğü gün geçekleşti. 418 Biat töreni tamamlandıktan sonra Hz. Hasan minberden indi. Valiler listesini düzenledi. Ordu komutanlarını görevlendirdi. Devletin önemli işlerini gözden geçirdi. Abdullah b. Abbas'ı Basra Valiliğine tayin etti. 419 Bazıları, "Kûfe halkı kimi halife seçeceği konusunda kararsızdı, Hz. Ali'nin vefatından iki gün sonra Hz. Hasan'a biat edildi" diyorlarsa da, gerçek şudur ki, halk Hz. Hasan'a Hz. Ali'nin defnedildiği gün biat etti. Kimse ona biat etme noktasında tereddüt göstermedi. Bu biat olayı umumi ve içtimaî bir olay şeklinde serbest biat yoluyla gerçekleşti. Ve insanlar ikinci kez kendi rızalarıyla bir halifeye biat ettiler. (Daha önce de İmam Ali'ye bu şekilde biat edilmişti). Basra, Medain ve baştan başa Irak Hz. Hasan'a biat etmeyi kabul etti. Bunların dışında bu bölgelerde yaşayan Ensar ve Muhacirler'in 416 Şûra, 23 417 el-İrşad, Şeyh Müfid, s. 169, 170; İbn-i Ebi'l Hadid, Nehcü'l Belaga Şerhi, c. 16, s. 30 418 Şerh-u Nehcü'l Belaga, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 4, s. 11 419 Makatilu't-Talibiyyin, s. 35
  • HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ (3)

    ileri gelenleri de Hz. Hasan'a biat etti. Sadece Muaviye ve ona tâbi olanlar Hz. Hasan'a biat etmekten kaçındı. Yine bazı kaynaklarda iddia edildiği gibi halk Hz. Hasan'a tereddüt içinde veya bir takım zorlamalarla biat etmiş olmadığı gibi, halife olduktan hemen sonra halkın, "babasının öldürülmesini kendisine hatırlattıkları ve Muaviye ile savaşmaya onu mecbur ettikleri" iddiaları da kesinlikle doğru değildir. Zira İmam Hasan halkı cihada çıkmaya zorla ikna edebilmiştir. Öte yandan, Zühri gibi Emevi yanlısı olduğu kesin olarak bilinen bazı tarihçiler daha da ileri giderek Hz. Hasan'ın kendine bir takım çıkarlar elde etmek için halife olmak istediğini, hilafete seçilirken barış yaptığı ile barış, savaş yaptığı ile savaş yapma şartı ile biat aldığı, böylece hilafeti Muaviye'ye devretmek için hazırlık yaptığını bile söylemektedirler. 420 Ancak bu iddialar büyük bir saptırmadır. Ne ilmî, ne tarihî, ne dinî hiçbir ispatı ve dayanağı yoktur. Daha önce ayrıntılı olarak ifade ettiğimiz gibi, Zühri Emevi yanlısı bir tarihçi idi. Bu hanedan ile yakın ilişkileri vardı. Abdülmelik b. Mervan fetva konusunda ona başvururdu. Emevi halifesi Hişam döneminde ise halifenin çocuklarına hocalık yapmış, onlardan hiç ayrılmamıştır. 421 Sonraki olaylar şöyle gelişmiştir: "... Biattan sonra Hz. Hasan, bir hutbe irad etti. Bu hutbenin bir bölümünde şunları söyledi: "... Biz Allah'ın galip hizbiyiz. Peygamberin yakın akrabaları ve O'nun tertemiz Ehl-i Beyt'iyiz. Resulüllah'ın ümmet arasındaki iki değerli emanetinden birisi ve içinde her şeyin açıklaması bulu420 İbn-i Sihab el-Zühri, el-Meğazi en-Nebeviyye, s. 147; yine Zühri kanalıyla Taberî ve İbnu'l Cevzî 421 Michael Lecker, biografical notes on İbn-i Sihab el-Zuhri; Talat Koçyiğit, Zühri, s. 643, 647
  • HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ (4)

    nan ve hiçbir taraftan bâtıla yer olmayan Kur'an'ın ikincisi biziz. O halde Kur'an'ın tefsiri için bizden yardım alınması gerekir, çünkü Kur'an'ın tevili için biz zanlara yönelmeyiz. Biz Kur'an'ın gerçeklerine yakînle ulaşırız. Bize itaat edin, çünkü bize itaat farzdır ve bize itaat Allah ve Resulü'ne itaat sayılmaktadır. Allah buyurmuştur ki, "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin Resulü'ne ve sizden olan ulu'l emr'e (emir sahiplerine) itaat edin ve eğer bir şeyde ihtilaf edecek olursanız, onu Allaha ve Resulü'ne götürün." Yine buyurmuştur ki, "Halbuki onu Resule ve içlerinden olan ulu'l emr'e götürselerdi, onların arasından o işin iç yüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi ve onlara gerçeği bildirirlerdi." İmam hutbesine şöyle devam etti: "Sakın şeytanın propagandalarını dinlemeyiniz. Çünkü o apaçık sizin düşmanınızdır. Aksi durumda şeytanın kendilerine, "bugün insanlardın hiçbiri size galip gelemez, ben sizin arkanızdayım" dediği, iki grup karşılaştığında da onlara sırt dönerek, "ben sizden beriyim ben sizin görmediklerinizi görüyorum. Yakında mızrak ve kılıçlara yem, demirlere ve oklara hedef olacaksınız. O gün artık ondan önce iman getirmeyenlerin veya imanlarında bir hayır kazanmayanların iman getirmesinin bir yararı olmaz" dediği dostlarından olursunuz." 422 Bazı kaynaklar olayları saptırmak suretiyle Hz. Hasan'ın bir çok aday arasından sıyrılıp hilafet için ön plana çıktığını söylemektedir. Onlara göre Hz. Hasan'ın kendisini hilafete taşıyacak ciddi bir siyasi başarısı yoktur. Onu hilafete taşıyan nedenleri başka yerde aramak gerekir. Bu yersiz iddialara verilecek ilk ve en güzel cevap Allah Resulü'nün Gadr-i Hum hutbesindeki şu ifadeleridir: "... Benden sonra Ali Allah'ın emriyle sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet 422 Biharu'l Envar, c. 10, s. 99 ve Tarih-i Mesudî
  • HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ (5)

    makamı ondan sonra da Allah ve Resulü ile görüşeceğiniz güne kadar onun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır." "... Ey insanlar, Ali ve onun soyundan olan temiz çocuklarım, sıkl-i asğardır (daha küçük değerli emanet) ve Kur'an ise sıkl-i ekberdir (daha büyük değerli emanet). Bu ikisinden her biri diğerini haber vermekte ve onunla uyum içinde bulunmaktadır. Onlar Kevser havuzunun başında yanıma gelinceye kadar, asla birbirinden ayrılmazlar. Biliniz ki onlar, insanlar arasında Allah'ın emin kulları ve yeryüzündeki hakimleridir." Bu ifadeler hiçbir yoruma ve izaha yer bırakmayacak kadar açıktır. Allah Resulü hutbesinde hilafetin ve imametin Hz. Ali evlatlarının hakkı olduğunu açıkça beyan ediyor. Bütün bu ilahi gerçekler ortada iken bazı kaynaklarda Hz. Hasan'ın hilafeti hak edecek hiçbir vasfının bulunmadığı iddia edilebilmektedir. O Hz. Hasan ki Peygamberin, abasının altına aldığı ve "Ehl-i Beyt'im" olarak vasfettiği dört kişiden biridir. Hz. Hasan ki, Allah'ın "tertemiz ve günahsız" olduğunu beyan ettiği Ehl-i Beyt'in bir mensubudur. Ümmü Seleme'den şöyle nakledilir: "Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister" ayeti inince Resulüllah birini; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'in peşine gönderdi ve "Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir" buyurdu. 423 Bütün bunların ötesinde, Hz. Hasan bir devlet adamı ve lider olarak da üstün vasıflara sahip bir şahsiyetti. Hz. Ali'nin sağlığında gösterdiği siyasi başarıları daha önce ifade emiştik. Bazıları Hz. Hasan'ın halife seçildiği güne kadar hayatıyla ilgili fazla bir bilgi olmadığını yazarlar ki bu doğru değildir. Örneğin Zehebî'de şu ifadeleri görüyoruz: "Hz. Hasan'ın Peygamberin ve423 El-Müstedrek-u Ala's-Sahihayn, c. 3, s. 158; Sünen'ül-Kübra, Beyhakî, c. 7, s. 63
  • HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ (6)

    fatından sonra halife seçilinceye kadar olan hayatıyla ilgili bilinenler Hz. Ömer divan teşkilatını kurduğu sırada, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i babalarının "farizasına" katarak, her birine beş bin dirhem hisse ayırdığı, 424 bir diğer hadise de Hz. Osman'a baş kaldıranlara karşı, halifeyi savunmak için Hz. Osman'ın yanında ona yardım etmek için kalan şahısların arasında Hz. Hasan'ın isminin de yer aldığına dair haberlerdir." 425 Öte yandan, Hz. Hasan'ın tarihî bir şahsiyet olarak hiçbir başarıya imza atmamış olduğu da bir yalan ve iftiradır. Daha evvel Hz. Hasan'ın Cemel ve Sıffin hadiselerindeki diplomatik başarılarından, olayları yönlendirmedeki becerisinden bahsettik. Hz. Hasan çok güçlü bir hatip, çağdaşlarının ve yaşıtlarının içinde eşi benzeri olmayan örnek bir şahsiyetti. Kûfe'de onu sevmeyen hemen hiç kimse yoktu. Bu sebeple herkes onun hilafetini gönülden kabullenmişti. Amr b. İshak onun hakkında şöyle der: "Hasan b. Ali kadar konuşunca susmamasını temenni ettiğim bir kişi hiç olmadı. Onun ağzından kaba bir söz çıktığını hiç duymadım." 426 Ebu'l Esved Dueli ise onunla alakalı şunları söylüyor: "O, gerçekten her türlü noksanlıktan arınmış yüce bir ahlaka sahipti. Zekasının parlaklığı, asaleti ve temiz karakteri bakımından katıksız saf Araplardan biri idi." 427 Abdullah b. Zübeyr'in İmam Hasan hakkında şunları söylediğini görüyoruz: "Heybeti ve derecesinin yüceliği bakımından kadınlar Hasan b. Ali gibi birini doğurmadı." 428 424 Zehebî, a.g.e., III, 259 425 Zehebî, a.g.e., III, 260 426 Biharu'l Envar, c. 43, s. 358 427 Hayatu'l İmam Hasan, c. 2, s. 247 428 el-Bidayet-u ve'n-Nihaye, c. 8, s. 37
  • HZ. HASAN’IN HALİFELİĞİ (7)

    Muhammed b. İshak ise Hz. Hasan hakkında şunları yazar: "İmam Hasan'ın şeref bakımından Peygamberden sonra eriştiği dereceye hiç kimse erişememiştir." 429 Bunlar Hz. Hasan'la ilgili yaşıtlarının ve tarihçilerin ifadelerinden sadece bir kaçıdır. Böyle bir insanın hilafeti hak edecek herhangi bir vasfının olmadığı, adayların arasından sıyrılarak (ki bu adayların kimler olduğu da kaynaklarda zikredilmemiştir) halife olduğu gibi iddialar mesnetsiz, taraflı ve maksatlı ifadelerdir. 429 Tarihu'l Hulefa, İbn-i Şehraşub, c. 2, s. 148
  • BİAT GÜNLERİNDE KÛFE’NİN DURUMU

    Sa'saa b. Suhan el-Abdi, Kûfe şehrini şöyle tasvir ediyor: "... İslam'ın merkezi sayılacak bir şehirdir. Söz sanatının sergilendiği bir mekan, sancaktar ve rehberlerin makamıdır. Burada kötü huylu, dik başlı, ve pis karakterli birtakım insanlar, emir sahiplerine itaat etmekten kaçınan ve başına buyruk hareket eden bir tavır sergileseler de halkın geneli bu gibi kötü huylu insanlardan uzak ve kanaatkardırlar." 430 Kûfe Irak'ın fethinden sonra kurulmuştur. Hz. Ali Cemel Savaşı'ndan sonra H. 36 yılında Kûfe'ye hicret edip orayı hükümet merkezi yapmıştır. Hz. Ali, Receb ayının 12'sinde Kûfe'ye girmiştir. Bu tarihten sonra Kûfe hızla bayındırlaşmaya başladı. Kûfe hilafet merkezi olunca bütün Müslümanların ileri gelenleri oraya yöneldiler. Yemen ve Hicaz'dan Arap kabileleri, Medain ve İran'dan Fars muhacirler buraya yerleştiler. Kûfe'nin ticari pazar430 Mesudî, İbn-i Esir Tarihi haşiyesi, c. 4, s. 118
  • BİAT GÜNLERİNDE KÛFE’NİN DURUMU (2)

    ları gelişti. İlim tahsili canlandı. Şehrin etrafında bağlar, bostanlar, otlaklar ve köyler oluştu. Ve uzun süre bilim, tarih ve edebiyatta ileri gelen kişilerin yetiştiği bir ilim merkezi işlevini gördü. Kûfe genel olarak Peygamberin Ehl-i Beyt'ini izleyen bir görüntüde idi. Ancak bu şehrin sakinleri farklı unsurlardandı. Ve bu durum ileriki zamanlarda fitne ateşinin körüklenmesine yol açtı. Biat günü Kûfe halkı, görüş birliği içindeydi. Hz. Hasan herkes tarafından çok seviliyor ve sayılıyordu. İbn-i Kesir şöyle demektedir: "Halk onu babasından daha fazla seviyordu." 431 O günlerde Kûfe'de İmam Hasan'dan daha takvalı ve bütün iyi sıfatları kendinde taşıyan birisi daha yoktu. Dolayısıyla bütün farklı görüşleri ve herkesin memnuniyetini kendinde toplayan tek kişi Hz. Hasan'dı. 432 431 el-Bidayet-u ve'n-Nihaye, c. 8, s. 41 432 Razi Ali Yasin, İmam Hasan'ın Barışı, s. 85
  • KÛFE’DE FARKLI GÖRÜŞLER

    Kûfe'de birbirine ters düşen görüşler ve farklı temayüller de mevcuttu. Bu temayüller ve özellikle de maddi çıkar beklentileri bazı grupların bozgunculuk yapmalarına neden oldu. Bu grupların fitne çıkarmasındaki asıl sebep, Hz. Hasan'ın iktidarında maddi çıkar sağlamaktan ümitlerinin olmayışıydı. Bu manzaraya Muaviye'den gelen maddi tekliflerin de eklendiğini düşünürsek durum daha iyi anlaşılır. Kûfelilere karşı, Şam hükümetinin en büyük silahı para ve dünyevî vaatlerdi. 433 İmam Hasan'a biat edildiği günlerde karşısında yer alan halk kitlesi birkaç gruba ayrılıyordu. 433 Razi Ali Yasin, İmam Hasan'ın Barışı, s. 87