• MEVEDDET AYETİ

    "De ki: Ben peygamberliğimi tebliğime karşılık sizden yakınlarıma (Ehl-i Beytim'e) sevgiden başka bir ücret istemiyorum." 86 Bu ayet Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin'i ve onların pak soyunu sevmek hususunda nâzil olan meveddet ayetidir. Abdullah b. Abbas'ın verdiği bilgiye göre, Peygamberimizin yakınlarını sevmeyi teşvik eden ayet (Meveddet ayeti) nâzil olduğunda bazı sahabeler, Müslümanlar tarafından itaat edilmeleri gerektiği vurgulanan söz konusu yakınlarından kimlerin kastedildiğini sordular. Peygamberimiz bu soruya, "Onlar, Ali, Fatıma ve onların iki oğullarıdır (yani Hasan ve Hüseyin)" diye cevap verdi. 87 İmam Şafii, Ehl-i Beyt'i sevmenin farz olduğuna işaret ederek şu beyitleri söylemektedir: "Ey süvari! Mina'da taşlamada dur 86 Şûra, 23 87 el-Kebir, ed-Durrü'l Mensur ve Taberî tefsirleri, Meveddet ayetinin tefsiri bölümü
  • MEVEDDET AYETİ (2)

    Duran ve hareket edenlere duyur Seher vakti Mina'ya akınca hacılar Fırat'ın akışı gibi bir akınla Âl-i Muhammedi sevmek Rafizilikse eğer Şahid olsun Rafiziliğime insanlar, cinler." 88 İmam Şafii daha sonra Ehl-i Beyt hakkında inen Meveddet ayetine işaret ediyor ve şöyle diyor: "Ey Resulüllah'ın Ehl-i Beyt'i! Sizin sevginiz farzdır Allah'ın indirdiği Kur'an'da da." 89 İbn-i Kesir, tefsirinde şöyle yazmaktadır: "... Buharî ve başkalarının Said İbn Cübeyr'den rivayet etmiş oldukları bir açıklama anlam olarak şöyledir: Ben sizden buna karşılık Beni akrabalarım içinde sevmenizden, onlara iyilik etmezinden başka bir ücret istemem. Süddi'nin Ebu Deylem'den rivayetine göre o, şöyle anlatıyor; Hz. Hüseyin'in oğlu Ali, esir olarak getirilip Şam'da yüksek bir yere çıkarılmıştı. Şamlılardan birisi kalkıp, "Sizi katleden, kökünüzü kurutan ve fitnenin iki boynuzunu kıran Allah'a hamdolsun" dedi. Hz. Hüseyin'in oğlu Ali, "Sen Kur'an okudun mu?" diye sordu. Adam, "Evet" diye cevapladı. "Âl-i Hamim'i okudun mu?" sorusuna da adam, "Kur'an'ı okudum fakat Âl-i Hamim'i okumadım" diye cevap verdi. Ali İbn Hüseyin: "De ki: Ben, sizden risaletimi tebliğe karşılık; akrabalarıma sevgiden başka bir ücret istemem" ayetini okumadın mı?" diye sordu. Adam, "Onlar siz misiniz?" dedi de, Ali İbn Hüseyin, "Evet" diye cevapladı. 88 Tefsir-i Razi, c. 27, s. 166 89 Savaik'ul Muhrika, İbn Hacer, s. 148-175, Şerhü'l Mevahib, Zerkanî, c. 7, s. 7; İs'afu'rRağibin, Sabban, s. 119
  • MEVEDDET AYETİ (3)

    Ayette kastedilen kişilerin Ehl-i Beyt, yani Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olduğu bütün kaynakların kabul ettiği bir hakikattir. Ancak bu hakikatle çelişen bazı ifadeler de mevcuttur. Şöyle ki: İbn-i Kesir'de bu ayetle ilgili olarak şu rivayetleri görüyoruz: İbn Ebu Hâtim'in Ali İbn Hüseyin kanalıyla ibn Abbas'tan rivayetine göre; o şöyle demiştir: "De ki; Ben, sizden buna karşılık; akrabalıkta sevgiden başka bir ücret istemem" ayeti nâzil olduğunda, "Ey Allah'ın elçisi, Allah'ın sevilmelerini emrettikleri kimlerdir?" dediler de, Hz. Peygamber, "Fatıma ve çocuğu" buyurdu. Bu hadisin isnadı zayıftır ve isnadında bilinmeyen bir râvi vardır. Ayrıca hadis yalan haberler uyduran şii bir şeyhten rivayet edilmektedir. (Ki o, Hüseynel-Aşkar olup burada onun haberi kabule şayan değildir). Bu ayetin Medine'de nâzil olduğunu söylemek ise zaten uzak bir ihtimaldir. Çünkü ayet Mekke'de nâzil olmuştur ve o zamanda Fatıma'nın hiçbir çocuğu dünyada yoktu. Zira Hz. Ali ile evlenmesi Hicret'in ikinci senesinde Bedir harbinden sonradır. Bu ayetin tefsirinde doğru olan; bu ümmetin en bilgini, Kur'an'ın tercümanı Abdullah İbn Abbas'ın açıklaması olup, İbn Abbas'ın bu açıklamasını Buhari rivayet etmektedir. (Böylece burada ayette kastedilen yakınlardan maksadın Ehl-i Beyt yani Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin olmadığı iddia edilmektedir.) İbn-i Kesir devamla şöyle demektedir: "Ayrıca Ehl-i Beyt'in vasileri, onlara iyilikle emir, hürmet ve ikramda bulunmada elbette inkar edilecek değildir. Zira onlar tertemiz bir zürriyetten, övünme, haseb ve neseb yönüyle yeryüzündeki en şerefli ailedendirler. Özellikle apaçık ve sahih sünnet-i nebeviyyeye tâbi oldukları takdirde... Nitekim onların selefi Abbas ve oğulları, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'i ile zürriyeti böyledir. Allah cümlesinden razı olsun. Sahih bir hadiste belirtildiğine göre; Allah Resulü (s.a.v.) bir hutbesinde şöyle buyurmuştur: "Sizin aranızda iki şey
  • MEVEDDET AYETİ (4)

    bırakıyorum ki; bunlar Allah'ın Kitabı, neslim ve yakın akrabalarımdır. Havz-ı Kevser'ime gelinceye kadar bu ikisi birbirinden asla ayrılmayacaklardır." 90 Ancak bu eksik ve taraflı bir yaklaşımdır. "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum" karşılığında ücret istenmeyen şey, risaletin tebliğ edilmesi ve dinî davettir. Allah, Nuh, Hud, Sâlih, Lut ve Şuayb (a.s.) gibi, Peygamberimizden önceki birçok peygamberle ilgili olarak da bu ifadeye yer vermiştir. Bu peygamberlerin her biri ümmetlerine bu şekilde hitap etmiştir: "Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim âlemlerin Rabbine aittir." 91 Bir ayette Peygamberimizle (s.a.v.) ilgili olarak şöyle buyurulmuştur: "Halbuki Sen bunun için onlardan bir ücret istemiyorsun."92 Ayrıca Peygamberimize bu gerçeği insanlara söylemesi yönünde değişik ifadelerle emirler yöneltilmiştir. "De ki: Buna karşılık Ben sizden bir ücret istemiyorum." 93 "De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir." 94 "De ki: Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Bu âlemler için ancak bir öğüttür." 95 Böylece, bu ayette, ücret istemeyişin gerekçesi olarak, bunun âlemler için bir öğüt olması gösteriliyor. Dolayısıyla bu, bütün insanlara yönelik bir mesajdır, bütün insanlar içinde belli bir gruba özgü kılınamadığı için de, buna karşılık bir ücret talep edilemez. Bir ayette de şöyle buyurulmuştur: "De ki: Buna karşılık, sizden Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler olmanız dışında 90 Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, c. 13, s. 7097-7099 91 Şuara, 109, 127, 145, 164, 180 92 Yusuf, 104 93 Sa'd, 86 94 Sebe, 47 95 En'am, 90
  • MEVEDDET AYETİ (5)

    herhangi bir ücret istemiyorum." 96 Bu ayetin anlamı, "sizden birinizin, Rabbine giden yolu tutması başka..." şeklindedir. Yani, "Benim çağrımı kendi isteğiyle kabul etmesi başka. İşte benim ücretim budur. Davetimin gerisinde maddi beklenti gibi herhangi bir ücret talebi yoktur." Tefsirini sunduğumuz bu sûrede ise yüce Allah şöyle buyuruyor: "De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum." 97 Böylece, Peygamberimizin (s.a.v.) davetinin, risaletinin ücreti olarak akrabalık sevgisi öngörülüyor. Bu anlamı içeren diğer ayetlerin içeriğinden kesin olarak anlaşılan bir husus, bu sevginin, ya davetin tümüne icabet etmekle veya özellikle önemsenen bir kısmıyla ilgili olduğudur. Cümledeki istisnanın zahiri, her iki durumda da mutasıl, yani öncesiyle irtibatlı, dolayısıyla sevginin risaletin ücreti olmasıyla bağlantılı olduğunu gösteriyor. Bu bakımdan bazı müfessirlerin istisnanın, öncesinden kopuk, münkati olduğunu göstermek için ileri sürdükleri zorlama ürünü açıklamalara itibar etmemek gerekir. Akrabalık sevgisinin anlamıyla ilgili, müfessirlerin açıklamaları arasında farklılıklar vardır. 1- Bazıları -bu görüş müfessirlerin çoğunluğuna nispet edilmiştirdemişlerdir ki: Burada hitap, Kureyş'e yöneliktir. İstenen ücret de kendilerinin akrabası olması hasebiyle Hz. Peygamberi (s.a.v.) sevmeleridir. Çünkü Kureyşliler, bazı rivayetlerde de ifade edildiği gibi, ilahlarını reddediyor diye Hz. Peygamberi (s.a.v.) yalancılıkla suçluyor, ona buğzediyorlardı. Bunun üzere yüce Allah, Peygamberine (s.a.v.) onlardan şunu istemesini emretti: "Şayet Bana inanmıyorsanız, bari akrabanız olmam hasebiyle Beni sevin, Bana buğzetmeyin..." Dolayısıyla, ayette geçen el-Kurba kelimesi el-karabeh anlamında masdardır. Cümledeki "fi" harf-i cerri de manaya "nedensellik" katmaya yöneliktir. 96 Furkan, 57 97 Şûra, 23
  • MEVEDDET AYETİ (6)

    Bu görüşe vereceğimiz cevap şudur: Ücret kavramının anlamı, ancak bir iş karşılığında olması durumunda gerçekleşebilir. Ücret veren kimse, sahip kılındığı bir işe karşılık olarak ve yapılan işe de denk olması koşuluyla iş yapan kimseye mal ve benzeri bir şey verir. Kureyş'ten ücret talep etmeye gelince... Bunlar Peygamberimizi yalanlıyor, O'nun davetini inkar ediyorlardı. Onlardan ücret talep olmasının geçerli olması için, onların da Peygambere (s.a.v.) iman etmeleri gerekir. Çünkü Peygamberi (s.a.v.) yalanladıkları ve davetini inkar ettikleri sürece O'ndan bir şey almış olamazlar, dolayısıyla almadıkları bir şeyin ücretini vermeleri de söz konusu olmaz. Buna karşılık Kureyşliler O'na iman etmiş olsalardı ki -nübüvvet dinin üç ana prensibinden biridiro zaman da Peygambere (s.a.v.) buğzetmeleri tasavvur edilmez. Dolayısıyla, bu açıdan da sevginin risaletin ücreti olarak ileri sürülmesinin ve bu ücretin onlardan talep edilmesinin bir anlamı olmaz. Kısacası, ücret istenen kimselerin kafir olması durumunda ücret kavramının anlamı gerçekleşmiş olamaz. İman etmeleri durumunda da buğz etmeleri söz konusu olmaz. Bu durumda da sevgi istenmesine gerek yoktur. Aslında bu problem, cümledeki istisna edatının münkati kabul edilmesi halinde de geçerlidir. Çünkü onlardan ücret talep etme olayı, her durumda ancak onların mü'min olmaları açısından geçerli olabilir. İstisnadan sonra, yeni açıklamanın önceki cümlenin tüm bağlarından kopmasını gerektirir. Bu nokta üzerinden iyice düşünmek gerekir. 2- Bazılarına göre, akrabalık sevgisinden maksat, geçmiş akrabalık bağlarıdır ve hitap da Ensar'a yöneliktir. Nitekim söylendiğine göre, maddi sıkıntılarını gidermesi için Peygamberimize (s.a.v.) bir miktar mal getirmişlerdi. Ayet nâzil oldu ve bu yardım girişimi reddedildi. Rivayetlere göre, Peygamberimizle (s.a.v.) Ensar arasında Selma bint-i Zeyd en-Neccariye aracılığıyla ve de annesi Amine'nin dayıları aracılığıyla akrabalık bağı vardı.
  • MEVEDDET AYETİ (7)

    Bu görüşe vereceğimiz cevap şudur: Ensar'ın Peygamberimize (s.a.v.) yönelik sevgisi o kadar açıktır ki, hiç kimse bundan kuşku duyamaz. Yurtlarına hicret etmesini isteyenler kendileridir. Canlarını, mallarını ve oğullarını O'na feda ettiler. O'nun başarısı için ellerinden gelen her türlü çabayı sarf etmekten geri durmadılar. Nitekim yüce Allah bir çok ayette onlardan övgüyle söz etmiştir: "Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler." 98 İşte Ensar'ın Muhacirler'e yönelik sevgisi bu düzeydeydi. Bu sevgiyi de Peygamberden (s.a.v.) dolayı besliyorlardı. Bir de onların Peygamber'e (s.a.v.) yönelik sevgilerini düşünün! Ensar'ın Peygamber'e (s.a.v.) yönelik sevgisi bu düzeyde iken, Peygamber'in (s.a.v.) onların sevgilerini kazanmak için akrabalık, hem de bu uzak akrabalık bağını kullanmasının ne anlamı olabilir?! Kaldı ki, Araplar katın cihetiyle olaşan akrabalık bağına bu boyutlarda önem vermezlerdi. Nitekim bir Arap şairi şöyle demiştir: "Bizim oğullarımız oğullarımızın oğullarıdır. Kızlarımıza gelince, onların oğulları yabancı adamların oğullarıdır." Bir diğeri de şöyle demiştir: "Anneler kap gibidir/Emanet konulan. Soy ise babanındır." Kadınlara akrabalık içinde yer veren İslam'dır. İslam, oğulların çocuklarıyla kızların çocuklarının eşit olduklarına ilişkin anlayışı yerleştirmiştir. 3- Bazı müfessirlere göre, hitap Kureyş'e yöneliktir, akrabalık sevgisinden maksat da, akrabalığın neden olduğu sevgidir. Ancak bununla, ilk değerlendirmede söylendiği gibi, Kureyş'in sevgisi değil, Peygamberin sevgisi kastedilmiştir. Cümledeki istisna da öncesinden kopuk, münkatidir. Buna göre cümlenin anlamı: "Sizi cennet bahçelerine kavuşturacak, orada ebedi kalmanızı sağlaya98 Haşr, 9
  • MEVEDDET AYETİ (8)

    cak hidayete çağırmama karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Sizden bir karşılık beklemiyorum. Akrabalarım olarak size duyduğum sevgi, beni size yol göstermeye ve bu nimetlere ulaştırmak için çabalamaya yöneltti." Bu yorum, yüce Allah'ın, davet ve hidayet yolunda Peygamber (s.a.v.) için belirlediği yetki sınırlarıyla uyuşmuyor. Çünkü yüce Allah Kur'an'ın bir çok yerinde insanları hidayete erdirme yetkisinin kendisine ait olduğunu, bu hususta Peygamberin (s.a.v.) bir yetkisinin olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden insanların inkar etmelerinden, davetini reddetmelerinden dolayı üzülmemesini, görevinin, açıkça duyurmaktan, tebliğ etmekten başka bir şey olmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla, Hz. Peygamberin (s.a.v.), akrabalık sevgisinden dolayı birini hidayete erdirmek, bir başkasını da buğzettiği veya istemediği için hidayetten yoksun bırakmak gibi bir yetkisi yoktur. Bütün bunlar ortada dururken, yüce Allah'ın: "De ki... istemiyorum" ifadesiyle Peygamberden, Kureyş kafirlerine, kendilerini davet etmesini, hidayete ermeleri için çalışmasını gerektiren şeyin, kendilerinden ücret talebi değil, kendilerine yönelik akrabalıktan kaynaklanan sevgi olduğunu haber vermesini istediğini ileri sürmek hangi mantığa sığar? 4- Bazılarına göre bundan maksat, kişilerin akrabalarını sevmesidir. Hitap da Kureyş'e veya bütün insanlara yöneliktir. Dolayısıyla kast edilen anlam şudur: "Size yönelttiğim çağrı karşılığında, akrabalarınızı sevmenizden başka bir ücret istemiyorum." Şu kadarı var ki, mutlak olarak herkesin akrabasını sevmesi İslam'ın teşvik ettiği bir şey değildir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsaAllah'a ve Resulü'ne düşman olanlarla dostluk ettiğin göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları
  • MEVEDDET AYETİ (9)

    desteklemiştir." 99 Bu ayetin bağlamı "akrabalık sevgisi" ifadesinin genelliğini veya mutlağını tahsis edici veya kayıtlandırıcı bir içeriğe sahip olmasına elverişli değildir. Dolayısıyla ayetten,100 risaletin ücreti olarak mü'min akrabaların sevilmesi şeklinde bir anlamı çıkaramayız. Kaldı ki, söylendiği türden bir özel sevgi de Kureyş'e veya bütün insanlara yönelik bir hitapla örtüşmez. Bilakis, İslam'ın teşvik ettiği şey, insanların Allah için birbirlerini sevmeleridir. Bu bağlamda akrabalığın bir özelliği olamaz. Akrabalığa ve sıla-i rahme büyük bir önem verildiği doğrudur; ancak bu, sıla-i rahim ve mal sevgisine rağmen akrabalara vermek niteliğindedir. Akrabaları sevme adına belirginleşen bir husus değildir. Çünkü sadece Allah için sevmek vardır. Dolayısıyla, "ayette geçen akrabalık sevgisi, akrabalarla ilişkileri sürdürmekten, mal vermek suretiyle onlara iyilik etmekten kinayedir" demenin mantıklı bir dayanağı yoktur. Çünkü ayette, bununla, İslam'ın teşvik ettiği Allah için sevmeye aykırı da olsa, ifadenin gerçek anlamının kastedilmesini engelleyen bir husus söz konusu değildir. 5- Bazılarına göre, ayette geçen "el-kurba" kelimesi, Allah'a yaklaşma anlamında kullanılmıştır. Yaklaşma sevgisi de, itaat ve yaklaşma şeklinde Allah'a yönelik sevgiyi göstermek anlamındadır. Dolayısıyla cümlenin anlamı şöyledir: "Size yönelttiğim çağrıya karşılık, yaklaşma çabası içine girmek suretiyle Allah'a sevginizi göstermenizden başka bir ücret istemiyorum." Bu anlamı esas aldığımız zaman "akrabalık sevgisinden başka" ifadesine belirsizlik hakim olur. Böyle olunca da müşriklere yönelik hitabın bağlamında böyle bir ifadeye yer vermek uygun düşmez. Özellikle, bu ifadenin anlam kapsamına yaklaşma çabasıyla Allah'a sevgi göstermek -veya O'nun sevgisine nail olmakhususu 99 Mücadele, 22 100 Şûra, 23
  • MEVEDDET AYETİ (10)

    da girdiği zaman bu kapalılık daha da belirginleşir. Çünkü müşrikler zaten Allah'a yaklaşmak suretiyle O'na sevgi ifade etmeyi inkar etmiyorlar. Bilakis, putlarına sundukları ibadeti, O'na yaklaşmaya dönük ve sevgi ifade amacıyla gerçekleştirdiklerini söylemektedirler. Nitekim Kur'an onların şöyle dediklerini bize bildirmektedir: "Onlara, bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz."101 "Bunlar, Allah katında bizim şefaatçılarımızdır." 102 Dolayısıyla, "sırf Allah'a yönelik ibadet etmek" gibi bir kayıt koymadan, Allah'a yaklaşma çabası yoluyla O'na yönelik sevgilerini göstermelerini istemek, işlediği şirkin, Allah'a yaklaşma çabası şeklinde bir tür sevgi ifadesi olduğunu düşünen birinden ücret olarak böyle bir şeyi talep etmek, bu şekilde kapalı bir anlamı içeren bir ifadeyle onlara hitap etmek -üstelik ifadenin bağlamı da Peygamberimizin kendini, onları tevhid dinine davet etmeye adaması ve bu davete karşılık onlardan herhangi bir ücret talep etmediğinin vurgulanmasıdırsağlam bir edebî zevkin kabul edeceği bir üslup değildir. Kaldı ki, ayette kullanılan ifade "el-Meveddeh"dir, "et-Teveddut" değildir. Şu halde el-Meveddeh kelimesiyle, onların yaklaşma çabası şeklinde tezahür eden, Allah'a yönelik sevgileridir. Kur'an'da el-Meveddeh kelimesinin, kulların Allah'a yönelik sevgileri anlamında kullanıldığının bir örneği yoktur. Buna karşılık aksi anlama dair örnekler vermek mümkündür: "Muhakkak ki Rabbim çok merhametlidir, çok sever." 103 "O çok bağışlayan ve çok sevendir." 104 Bunun nedeni, el-Mevveddeh kelimesinin, sevilenin durumunun gözetilmesi, onun araştırılması ve irdelenmesi anlamı101 Zümer, 3 102 Yunus, 18 103 Hud, 90 104 Buruc, 14