MEVEDDET AYETİ (8)


cak hidayete çağırmama karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Sizden bir karşılık beklemiyorum. Akrabalarım olarak size duyduğum sevgi, beni size yol göstermeye ve bu nimetlere ulaştırmak için çabalamaya yöneltti." Bu yorum, yüce Allah'ın, davet ve hidayet yolunda Peygamber (s.a.v.) için belirlediği yetki sınırlarıyla uyuşmuyor. Çünkü yüce Allah Kur'an'ın bir çok yerinde insanları hidayete erdirme yetkisinin kendisine ait olduğunu, bu hususta Peygamberin (s.a.v.) bir yetkisinin olmadığını belirtmiştir. Bu yüzden insanların inkar etmelerinden, davetini reddetmelerinden dolayı üzülmemesini, görevinin, açıkça duyurmaktan, tebliğ etmekten başka bir şey olmadığını vurgulamıştır. Dolayısıyla, Hz. Peygamberin (s.a.v.), akrabalık sevgisinden dolayı birini hidayete erdirmek, bir başkasını da buğzettiği veya istemediği için hidayetten yoksun bırakmak gibi bir yetkisi yoktur. Bütün bunlar ortada dururken, yüce Allah'ın: "De ki... istemiyorum" ifadesiyle Peygamberden, Kureyş kafirlerine, kendilerini davet etmesini, hidayete ermeleri için çalışmasını gerektiren şeyin, kendilerinden ücret talebi değil, kendilerine yönelik akrabalıktan kaynaklanan sevgi olduğunu haber vermesini istediğini ileri sürmek hangi mantığa sığar? 4- Bazılarına göre bundan maksat, kişilerin akrabalarını sevmesidir. Hitap da Kureyş'e veya bütün insanlara yöneliktir. Dolayısıyla kast edilen anlam şudur: "Size yönelttiğim çağrı karşılığında, akrabalarınızı sevmenizden başka bir ücret istemiyorum." Şu kadarı var ki, mutlak olarak herkesin akrabasını sevmesi İslam'ın teşvik ettiği bir şey değildir. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsaAllah'a ve Resulü'ne düşman olanlarla dostluk ettiğin göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları