• HZ. HASAN HAKKINDAKİ HADİSLER (6)

    Vakıdî şöyle yazar: "Resulüllah Sakif için zimme antlaşması yaptı. Bu ahidnameyi Hâlid b. Said yazdı. Allah'ın selamı her ikisinin üzerine olsun, Hasan'la Hüseyin de şahit olarak kaydedildiler." 51 İmam Hasan'ın Resulüllah katındaki değeri o kadar fazlaydı ki yaşça çok küçük olmasına rağmen Allah Resulü onu şahit olarak tutmuştu. Tirmizî ise kendi Sünen'in de Ümmü Seleme'den şöyle rivayet ediyor: "Resulüllah, abasını Hasan, Hüseyin, Ali ve Fatıma'nın üzerine örterek buyurdu ki; "Allah'ım, bunlar Benim Ehl-i Beyt'im ve yakın akrabalarımdır. Onlardan her türlü kötülüğü gider ve onları tertemiz kıl." Ümmü Seleme diyor ki; "Ben de onlardan mıyım ya Resulallah?" diye sordum. Resulüllah, "Sen hayır üzeresin" buyurdu. 52 Bir başka rivayette Rasulullah şöyle buyurdu: "Ben güneş gibiyim, Ali ay ve Ehl-i Beyt'im yıldızlar gibi. Onlardan hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz." 53 Süleym b. Kays şöyle rivayet etmiştir: "Emirü'l-Mü'minin Ali oğlu Hasan'a vasiyet ettiği sırada yanındaydım. Ali şöyle dedi: "Ey oğlum! Resulüllah bana, imamlığı sana vasiyet etmemi, kitaplarımı ve silahlarımı sana vermemi emretti. Ayrıca bana, senin de ölmek üzere olduğun zaman, bunları kardeşin Hüseyin'e vermeni tavsiye etmemi emretti." 54 51 İbn Sa'd, Tabakat'ül Kübra, c. 1, s. 33 52 Sünen-i Tirmizî, c. 5, s. 351, Kitab-u Tefsir, c. 5 s. 663, Kitabü'l-Menakıb, s. 669 53 Evâli'l-Liâli, c. 4, s. 86 54 Kuleyni, el-Kafi, c. 1, s. 549
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU İMAMLARLA İLGİLİ HADİSLER

    Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdular: "... Ey insanlar, Ali ve onun soyundan olan temiz çocuklarım, sıkl-i asğardır (daha küçük değerli emanet) ve Kur'an ise sıkl-i ekberdir (daha büyük değerli emanet). Bu ikisinden her biri, diğerini haber vermekte ve onunla uyum içinde bulunmaktadır. Onlar Kevser havuzumun başında yanıma gelinceye kadar, asla birbirinden ayrılmazlar. Biliniz ki onlar, insanlar arasında Allah'ın emin kulları ve yeryüzündeki hakimleridir..." 55 İmam Ali er-Rıza, babaları kanalı ile Resulüllah'tan (s.a.v.) şöyle nakletmiştir: "Ben Allah'ın yarattıklarının efendisiyim. Ben Cebrail, Mikail, İsrafil, Arş'ın taşıyıcısı meleklerden ve bütün mukarreb meleklerden ve Allah'ın peygamber ve resullerinden üstünüm. Şefaatin ve değerli (Kevser) havuzun sahibiyim ben. Ben ve Ali bu ümmetin 55 Gadr-i Hum Hutbesi, Prof. Dr. Haydar Baş, İmam Ali, s. 201
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU İMAMLARLA İLGİLİ HADİSLER (2)

    iki babalarıyız. Kim bizi tanırsa, Allah'ı tanımıştır. Ve kim bizi inkar ederse Allah'ı inkar etmiştir. Benim ümmetimin iki peygamber torunu ve cennet gençlerinin efendisi olan Hasan ve Hüseyin, Ali'dendir. Hüseyin'in evladından ise yüce imamlar olacaktır ki onlara itaat etmek Bana itaat etmektir. Onlara karşı gelmek Bana karşı gelmektir" 56 "... Benim ümmetimin iki peygamber torunu ve cennet gençlerinin efendisi olan Hasan ve Hüseyin, Ali'dendir. Hüseyin'in evladından ise dokuz imam olacaktır ki onlara itaat etmek Bana itaat etmektir. Onlara karşı gelmek Bana karşı gelmektir. Onların dokuzuncusu, onların Kaimi ve Mehdisi olacaktır." 57 Abdullah İbn-i Abbas'dan şöyle nakledilmiştir: Resulüllah buyurdu ki: "Ben, Ali, Hasan, Hüseyin ve Hüseyin'in dokuz (imam olan) evladı, tertemiz ve masumdurlar." 58 56 1001 Hadis Işığında İmam Ali, A. R. Sabiri, Kemalü'd-Din s. 261 57 1001 Hadis Işığında İmam Ali, A. R. Sabiri, Kemalü'd-Din, s. 261 58 1001 Hadis Işığında İmam Ali, A. R. Sabiri, s. 232; İsbatü'l-Hüdat, c. 1, s. 510; Kemalü'dDin, s. 280; Kiyafetü'l Eser, s. 19; Biharu'l Envar, c. 25, s. 201
  • HZ. HASAN HAKKINDAKİ AYETLER

    Hz. Hasan'ın da içinde olduğu Ehl-i Beyt hakkında pek çok ayet nâzil olmuştur. 59 Öncelikle Ehl-i Beyt kavramı üzerinde duralım. Ehl kelimesi izafet olduğu şeyle tanımlanır. Ehl'ül-Kura (şehir halkı) veya Ehl'ül-Kitap (kitaba uyanlar veya onu okuyanlar gibi). Beyt kelimesi ev anlamındadır. Ehl-i Beyt ifadesi ise bir kişinin yakınları ve soydaşlarını ifade eder. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de Hz. İbrahim'in evlatlarına ve evlatlarının evlatlarına Ehl-i Beyt tabiri kullanılmıştır. "Allah'ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun ey Ehl-i Beyt!'' 60 Müslümanlar arasında Ehl-i Beyt kelimesi naslara uyularak Resulüllah'ın evlatları hakkında kullanılmıştır. Kitap ve Sünnet'te Ehl-i Beyt kelimesinin özel bir anlamı vardır. Ehl-i Beyt'ten mak59 Gaye'tul-Meram, s. 287 60 Hud, 73
  • HZ. HASAN HAKKINDAKİ AYETLER (2)

    sat, Resulüllah'ın kızı Fatıma, torunları Hasan ve Hüseyin ve İmam Ali'dir. Tathir ayeti bu kişiler için nâzil olmuştur: "Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği def etmek ve sizi tertemiz yapmak ister." 61 Ehl-i Beyt ifadesinde kastedilen ev kelimesi sıradan bir evi değil, risalet ve peygamberlik evini ifade eder. Ehl-i Beyt, peygamberlik evinde eğitilen, terbiye edilen, küçük büyük her şeyi tanıyan, eşyanın hakikatini bilen, herkesi kuşatan, ilim sahibi kimselerdir ki bunlar; Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'dir." 62 Ehl-i Beyt hakkında inen ayetler, Kur'an'ın dörtte birini teşkil eder. 63 Bu ayetlerin bazıları şunlardır: 61 Ahzab, 33 62 İmam Ali, Prof. Dr. Haydar Baş, s. 5-17 63 İbn-i Asakir, Savaik, fasıl 3, bâb 9, s. 76
  • TATHİR AYETİ

    Ümmü Seleme'den şöyle nakledilir: "Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister" ayeti inince Resulüllah birini; Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'in peşine gönderdi ve, "Bunlar benim Ehl-i Beyt'imdir" buyurdu." 64 Müslim, Sahih'inde kendi senediyle Hz. Aişe'den şöyle naklediyor: "Resulüllah, üzerinde siyah kıldan dokunmuş bir aba olduğu halde dışarı çıktı. O sırada Hasan b. Ali yanına geldi. O'nu abanın altına aldı, Hüseyin b. Ali yanına geldi onu da abanın altına aldı. Sonra Fatıma geldi, onu da abanın altına aldı. Daha sonra Ali geldi Resulüllah onu da abanın altına alarak, "Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği def etmek ve sizi tertemiz kılmak ister" ayetini okudu." (Bu Kesa Hadisi olarak bilinir.) 65 Tathir ayeti nâzil olduktan sonra İmam-ı Ali'nin şöyle dediği rivayet ediliyor: "Bunun üzerine Resulüllah buyurdu ki, `Ya Ali! Bu ayet senin, iki torunum (Hasan ve Hüseyin) ve senin evlatlarından olan imamlar hakkında nâzil olmuştur." 66 64 el-Müstedrek-u Ala's-Sahihayn, c. 3, s. 158, Sünen'ül­Kübra, Beyhaki, c. 7, s. 63 65 Sahih-i Müslim, Fezail'us-Sahabe, c. 4, s. 1883/2224 66 Kifayetü'l Eser fin-Ness-i Ala'l Eimmet `il İsna Aşer, s. 156
  • MÜBAHALE AYETİ

    "Kim Sana gelen ilimden sonra Seninle tartışmaya kalkarsa, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım ve sonra dua edelim de Allah'ın laneti yalancıların üzerine olsun." 67 Ayetin inişi şu şekilde olmuştur: Resul-i Ekrem, Necran hıristiyanlarını İslam'a davet ettikten sonra, onların büyük âlimlerinden olan Seyyid, Akıb, Casilik, Alkame ve 70 kişiyi aşkın bir grup, 300 kişiye ulaşan takipçileriyle beraber Medine'ye geldiler. Resulüllah'la yaptıkları birkaç ilmî münazarada, sabit ve muhkem delillerle gereken cevapları alarak yenilgiye uğradılar. Zira Resulüllah'ın delilleri, onların elinde bulunan güvenilir kitaplardandı. O kitaplarla kendi haklılığını, Hz. İsa'nın Hz. Peygamberin alamet ve nişaneleri hakkında söylediği sözleri ve zuhur edeceği ile ilgili olarak haber verdiğini onlara anlattı. Hıristiyanlar, Hz. İsa'nın verdiği haberlere göre böyle bir 67 Âl-i İmran, 61
  • MÜBAHALE AYETİ (2)

    zuhurun bekleyişi içindeydiler. Buna göre o (Resul) deveye binmiş halde (Mekke'de bulunan) Faran dağlarından zahir olacak, İyr ve Uhud (Medine) arasında hicret edecektir. Hz. Resulüllah'ın delilleri öyle güçlüydü ki, teslim olmaktan başka cevapları yoktu. Ancak makam ve mevki sevgisi onların teslim olmasına engel oluyordu. Onlar İslam'ı kabul etmediklerinden Resulüllah Allah'ın emri üzerine doğrunun yalancıdan ayırt edilmesi için onlara mübahale (karşılıklı beddua) yapılması önerisinde bulundu. Rivayete göre Resulüllah kendisine inen ve onları mübahaleye davet eden ayeti okudu. Ayet şöyledir: "Artık Sana gelen bunca ilimden sonra onun hakkında Seninle çekişip tartışmalara girişirlerse, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı kadınlarınızı, canlarımızı ve canlarınızı çağıralım sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım." 68 Hıristiyanlar da bu öneriyi kabullenip, bu işin yarına bırakılmasını söylediler. Hz. Peygamber de bunu kabul etti. Belirtilen gün olan ertesi gün, hıristiyanların hepsi, yetmişten fazla alimin eşliğinde Medine'nin çıkışında, Resulüllah'ın çok büyük ve kalabalık bir toplulukla onları yıldırmak ve korkutmak için geleceğini bekliyorlardı. Aniden Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah; sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde gelerek, hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altında oturdu. Bunların dışında kimse onlarla birlikte gelmemişti. Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, mütercimlerden Muhammed ile gelenlerin kim olduklarını sordu. Mütercimler: "O genç damadı ve amcasının oğlu Ali b. Ebi Tâlib'dir, o kadın O'nun kızı Fatıma, iki çocuk ise O'nun torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin'dir" dediler. 68 Âl-i İmran, 61
  • MÜBAHALE AYETİ (3)

    Piskopos bu durumu görünce hıristiyan âlimlerine şöyle dedi: "Bakınız, Muhammed nasıl da mutmain bir halde en yakınlarını, evlatlarını ve en çok sevdiği azizlerini mübahaleye getirip onları belaya mâruz bıraktı. Allah'a and olsun ki, eğer O'nun tereddüdü veya korkusu olsaydı, asla onları getirmez ve mübahaleden vazgeçerdi veya en azından ailesinden olan sevdiklerini bu hadiseden uzak tutardı. Onunla mübahale yapmamız kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri'nden korkmasaydım O'na iman ederdim. Öyleyse O'nun isteklerini kabullenerek anlaşıp, şehrimize dönelim. Onların hepsi, "Söylediklerin doğrudur" deyip piskoposu tasdik ettiler. Daha sonra piskopos Peygambere, "Biz Seninle mübahale yapmıyor, anlaşmak istiyoruz" dedi. Hz. Peygamber de onların bu teklifini kabul etti. Resulüllah bu olay üzerine şöyle buyurdu: "Canımı elinde tutan Allah'a and olsun ki, azap ve bela Necranlıların başları üzerinde dolaşıyordu, eğer lanetleşmeye kalkışsalardı maymun ve domuz şekline dönüşürlerdi. Bütün vadi ateşle dolar ve Allah bütün Necran ehlini yok ederdi." 69 İbn-i Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle diyor: "Ebubekir İbn Merdûyeh diyor ki, bize Süleyman ibn Ahmed... Câbir'den rivâyet etti ki o şöyle dedi: Âkıb ve Tayyib Resulüllah (s.a.v)'e geldiler. Hz. Peygamber onları lanetleşmeye çağırdı. Onlar da ertesi günü lanetleşmek üzere sözleştiler. Ertesi günü Resulüllah (s.a.v.) Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'in elinden tutarak geldi ve gelmeleri için onlara haber gönderdi. Fakat gelmediler ve haracı kabul ettiler. 69 Abdullah Ğureyfi, et-Teşeyyu, s. 224; Keşfü'l Yakîn, s. 213; el-İrşad s. 89; Zemahşeri, elKeşşaf, ilgili ayet; Fahrettin Razî, Tefsirü'l Kebir, ilgili ayet; Nuru'l Ebsar s. 100; Tefsir-i Taberî c. 3, s. 212­213; Esbab'ün-Nüzûl, Vahidi, c. 74­75; et-Teraif, s. 42; Müslim b. Haccac, Sahih; Ebu Nuaym İsfahani, Hilyetü'l Evliya; Ebu Muayyid Harezmî, Menakıb; Süleyman Belhi elHanefî, Yenabiu'l Mevedde; Sibt b. Cevzi, Tezkire; İbn-i Hacer-i Mekki, es-Savaik'ul Muhrika
  • MÜBAHALE AYETİ (4)

    Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Beni gönderen Allah'a yemin olsun ki, eğer hayır deselerdi vadi tepelerine ateş yağdıracaktı." Câbir der ki: İşte onlar hakkında, "... Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarınızı ve kadınlarımızı..." ayeti nâzil oldu. Yine Câbir diyor ki: Ayetteki, "Kendimizi ve kendinizi" kavli ile Resulüllah (s.a.v.) ve Ali İbn Ebi Tâlib, "oğullarınızı" kavli ile Hasan ile Hüseyin, "kadınlarınızı" kavli ile de Hz. Fatıma kastedilmiştir.70 Bu ayet, Resulüllah ile, kendilerinin hak üzere olduklarını ve kendi dinlerinin geçerliğini iddia eden Necran hıristiyanlarının elçileri arasında geçen tartışma üzerine inmiştir. Bu ayetin inişiyle Resulüllah, onları mubahaleye (lanetleşmeye) davet etmiş ve sonuçta onların iddiasını gırtlaklarına çevirmiş, onları delille susturmuş ve burhanla onlara gâlip gelmiştir; onlar da acılı azaba ve ebedi lanete yakîn ettikten sonra Resulüllah ve Ehl-i Beyt'iyle mübahale etmekten sakınarak bunun karşısında sulh yapmayı ve cizye ödemeyi seçmişlerdir. Bu olay, teferruat ve ayrıntılarını anlatmaya gerek kalmayacak kadar meşhurdur. Tarih, hadis ve tefsir kitaplarında bu olay çok detaylı bir şekilde beyan edilmiştir. Burada önemli olan, Allah Teala'nın bu ayette o yüce makama seçtiği kişilerin kimlerin olduğu ve bu ilahî seçimin medlûllarının beyanıdır. Tefsir, hadis ve tarih kitaplarına göre, Resulüllah'ın, Allah'ın emriyle bu ayetin örneklerine seçtiği kişiler, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin'dir. Bunlardan başkası bu ayetin kapsamına girmez. 71 Sa'd b. Ebi Vakkas der ki: "De ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıra70 Hadislerle Kur'an-ı Kerim Tefsiri, İbn Kesir, c. 4, s. 1271 71 Sahih-i Müslim, c. 4, 1871, Sünen-i Tırmizî c. 5, s. 225, Mesabin'us-Sünne, c. 4, s. 183, elKâmil fi't-Tarih, c. 2, s. 293, Esbabu'n-Nuzül, Vahid, s. 60, Tefsir-ur-Razi, c. 8, s. 81, Tefsir-ü Zemahşeri, c .1, s. 368, Tefsir'ül Kurtubî, c. 4, s. 104, Tefsir-ü Nesefi, c. 1, s. 221