• MÜBAHALE AYETİ (5)

    lım" ayeti nâzil olunca Resulüllah (s.a.v.) Ali'yi, Fatıma'yı, Hasan ve Hüseyin aleyhimusselam'ı çağırdı ve buyurdu ki: "Allah'ım! Bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir." 72 Câbir b. Abdullah'tan şöyle nakledilir: "Kendimiz ve kendiniz"den maksat, Resulüllah ve Ali aleyhisselamdır; "Oğullarımız"dan maksat Hasan ve Hüseyin'dir; "Kadınlarımız"dan maksat ise Fatıma'dır." 73 Bu olayda Necran piskoposu da şu itirafı yapmaktadır: "Ben karşımda öyle yüzler görüyorum ki eğer bu yüzlerin sahipleri Allah'tan o dağın yerinden sökülmesini isteseler, Allah o dağı yerinden söker." 74 Bu ayet Ehl-i Beyt'in yeryüzünde yaşayan insanların en hayırlıları olduklarını ortaya koyan ilahi bir beyandır. Bu ayet ve ayetin inişine sebep olan olay Hz. Hasan'ın da içinde bulunduğu Ehl-i Beyt'in yüce konumlarına, üstün kişiliklerine, tartışmasız Allah'ın en sevdiği insanlar olduklarına en açık bir işarettir. Ayette geçen "oğullarımız" ifadesi ile Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in kastedildiği hususunda bütün tefsir bilginleri görüş birliğindedir.75 Zemahşeri, "Bu ayet Ashab-ı Kısa'nın üstünlüğü konusunda daha güçlüsü düşünülemeyecek derecede sağlam bir delildir" demektedir. 76 72 Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 185, Müstedrek-u ala's-Sahihayn, c. 3, s. 150, Fethu'l Bari, c. 7, s. 105 73 Durr'ül Mensur, c. 2, s. 38, 39 74 Nurü'l Ebsar, s. 122, 123; Ruhu'l Beyan Tefsiri, Beydavi Tefsiri, Sahih-i Tirmizî, c. 2, s. 166; Sünen-i Beyhaki, c. 7, s. 63; Sahih-i Müslim, Kitab-u Fedili's-Sahabe, Müsned-i Ahmed, c. 1, s. 85 75 Tefsiru'l Kummi, c. 1, s. 104; el-Hayatu's Siyasiyye li'l İmami'l Hasan, s. 18, 19; el-Mizan fi Tefsiri'l Kur'an, c. 3, s. 368 76 Mecmau'l Beyan, c. 2, s. 452; Tefsir-i Razi, c. 8, s. 80; Hakaiku't Tevil, s. 114
  • MÜBAHALE AYETİ (6)

    Mübahale olayından çıkan sonuçlar: 1- Bu olay göstermektedir ki, mübahale olayında yer alan kişiler tartışmasız Allah Resulü'ne en yakın olan kimselerdir. Nitekim, Peygamberle mübahaleye gelen hıristiyan reisleri de bunu kabul etmişlerdir. 2- Bu olay Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in çocuk yaşta ilahi emaneti yüklenmeye ehil olduklarının en açık kanıtıdır. "Hidayet Önderleri" adlı eserde Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in mübahale olayındaki durumu Hz. İsa ve Hz. Yahya'nın çocukluk dönemlerinde yüklendikleri vazifelere benzetilmektedir: "... İşte Meryem oğlu İsa... Kur'an-ı Kerim şöyle söz ediyor: "Bunun üzerine Meryem eli ile oğlunu göstererek onunla konuşmalarını önerdi. Onlar da, "Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?" dediler. O sırada beşikteki çocuk dile gelerek, "Ben Allah'ın kuluyum, O, bana kitap vererek beni peygamber yaptı" dedi." 77 Yahya Peygamberin durumu da böyle... Nitekim yüce Allah onun hakkında şöyle diyor: "Allah ona, "Ey Yahya, tüm gücünle bu kitaba sarıl..." dedi. Ona daha çocukken hikmet verdik." 78 ... Bu olay yüce Allah'ın sadece Peygamberinin Ehl-i Beyt'ine özgü kıldığı menkıbelerin en faziletlilerinden biridir." 79 3- İslam âlimleri bu mübahale olayından İmam Hasan ile İmam Hüseyin'in ne kadar faziletli oldukları sonucunu çıkarmışlardır. Bu âlimlerden biri olan İbn Ebi Hayyan bu konuda şöyle der: "Bu olay, (mübahale olayı) Hasan ile Hüseyin'in mübahale için ortaya çıkarıldıkları sırada mükellef sayıldıklarına delalet eder. Çünkü mübahale ancak buluğ çağında olan kişiler ile yapılır." 80 77 Meryem, 29, 30 78 Meryem, 12 79 el-Mizan Tefsiri, c. 3, s. 224; Delailu's-Sıdk, c. 3, bölüm 1, s. 84 80 Bkz. İbn Ebi Hayyan, el-Bahru'l Muhit, Mübahale ayetinin tefsiriyle ilgili bölüm
  • MÜBAHALE AYETİ (7)

    Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin; Peygamberimizin Sakif kabilesi ile zımme anlaşması yaptığı zaman şahit gösterildiler. (Burada imamların yanısıra Hz. Ali'nin şahitliği de kayda geçirildi). Rıdvan biatına iştirak ettiler. Peygamberin vefatından sonra, Fedek meselesinde bizzat Hz. Fatıma tarafından şahit gösterildiler. Sakif kabilesiyle yapılan anlaşma ve imamların bu hadisede şahit gösterilmesi olayı hakkında Ebu Ubeyd şunları söyler: "Fıkıh ile ilgili bu hadis Hasan ile Hüseyin`in şahitliklerini ispat ediyor. Bu hadisin benzeri, bazı Tabiin'den de rivayet ediliyor. Bu rivayete göre çocuk yaştaki kişilerin şahitlikleri yazıya geçirilir, bu çocukların nesebleri sorgulanarak kabullenilir. Ve bu uygulama beğeni ile karşılanır. Şimdi de onun Peygamberimizin sünnetinde yer aldığını görüyoruz." 81 Bilindiği gibi bu olay cereyan ettiği sırada imamlar bu sırada henüz beş yaşlarına bile basmamışlardı. Buradan bu iki zatın nasıl bir üstünlüğe sahip olduklarını daha iyi anlayabiliriz. Kaldı ki, "... bu yazı yazılırken sahabelerden Hâlid b. Said b. As, Peygamberimizin yanında idi. Ve yazının katibi Hâlid b. Velid idi. Buna rağmen bu iki kişi bu yazının şahitleri olarak kayda geçirilmemiştir." 82 Öte yandan, imamların Rıdvan biatına da iştirak etmeleri de üzerinde durulması gereken bir olaydır. Bu bağlamda Şeyh Müfid şöyle der: "... Bu iki imamın kemallerinin ve yüce Allah nazarındaki ayrıcalıklarının delillerinden biri, Peygamberimizin onlardan biat almış olmasıdır. Elimizdeki bilgilere göre Peygamberimiz geleceğin bu iki imamından başka hiçbir çocuktan biat almadı..." 83 81 el-Emval, 279, 280; İbn-i Şehraşub, c. 4, s. 12; İkdu'l Ferid ve Medaini'den naklen 82 el-Hayatu's-Siyasiyye li'l İmamil Hasan, Allame Amili, s. 44 83 el-İrşad, s. 219, Fedek, Kazvini, Hamiş, s. 16
  • FEDEK KONUSUNDA HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN’İN ŞAHİTLİKLERİNİN KABUL EDİLMEYİŞİ

    Ancak bütün bu hakikatler ortada olmasına rağmen Fedek meselesinde oğullarını şahit olarak gösteren Hz. Fatıma'nın şahitleri halife tarafından kabul edilmemiştir. Halife, "... Onlar senin oğullarındır" diyerek imamların şahitliklerini reddetmiştir. Ancak Hz. Peygamber, torunları olmasına rağmen Sakif'le yaptığı anlaşmada onları şahit göstermekten çekinmemiştir. Bu durum, üzerinde düşünülmesi gereken bir hadisedir.
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU EHL-İ BEYT’LE VE İMAMLARLA İLGİLİ DİĞER AYETLER EBRAR AYETLERİ:

    "İtaat eden ve iyilikte bulunanlar, şüphe yok ki kaselerle şarap içerler ki kafur ırmağının suyu da karıştırılmıştır bu şaraba. Allah'ın has kullarının içtiği bu şarap, bir kaynaktan çıkar ki onlar, diledikleri gibi, diledikleri yerlerde, onu akıtıp fışkırtırlar. Adaklarını yerine getirir onlar ve şerri her yanı saran, kaplayan günden korkaklar. Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar. Sizi, ancak Allah rızası için doyurmadayız ve sizden istemeyiz ne bir karşılık, ne bir şükür. Şüphe yok ki, biz suratları astıran, azabı pek şiddetli olan gün, Rabbimizden korkarız.
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU EHL-İ BEYT’LE VE İMAMLARLA İLGİLİ DİĞER AYETLER EBRAR AYETLERİ: (2)

    Derken Allah da korumuştur onları, bugünün şerrinden ve yüzlerine bir parlaklık, gönüllerine bir sevinç vermiştir. Ve sabretmelerine karşılık da mükafatları cennettir ve ipeklilerdir. Yaslanırlar orda tahtlara, orda ne güneş görürler, ne zemheri. Ağaçların gölgeleri, yakındır onlara ve meyveleri, adam akıllı ram olmuştur onlara. Ve sunulur onlara gümüş kadehler ve sırça sağraklar. Öylesine sırça ki incecik gümüşten ve hepsini de içecekleri miktara, susuzluklarına göre ölçmüşlerdir adeta. Ve bir kadehle susuzlukları giderilir ki içindeki şaraba zencefil karıştırılmıştır. Orda bulunan ve şarıl-şarıl akan her yana giden, boğazdan kayan selsebil kaynağından. Etraflarından, ölümsüz delikanlılar dolaşır, onları görünce sanırsın ki saçılmış incilerdir. Ne yana baksan nimetler görürsün, ne yana baksan pek büyük ve zevalsiz bir saltanat ve devletler. Üstlerinde de ipincecik yeşil ve ipek elbiseler, kalın ipekten dokunmuş libaslar vardır ve gümüş bilezikler takınırlar ve Rableri, onları, tertemiz bir şarapla suvarır. Şüphe yok ki bu, size bir mükafattır ve çalışmanız makbuldür. Şüphe yok ki biz indirdik Kur'an'ı sana ayet ayet ve zaman zaman. Artık sabret Rabbinin hükmüne ve uyma onlardan suçlu yahut nankör olana. Ve an Rabbinin adını sabah ve akşam.
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU EHL-İ BEYT’LE VE İMAMLARLA İLGİLİ DİĞER AYETLER EBRAR AYETLERİ: (3)

    Ve geceleyin de secde et artık O'na ve tenzih et uzun gecelerde O'nu. Şüphe yok ki bunlar çabucak gelip geçeni severler ve o ağır günü ardlarına atar, bırakır giderler. Biz yarattık onları ve kuvvetlendirdik yaradılışlarını ve dilersek onları değiştiririz de yerlerine onlara benzer başkalarını getiririz. Şüphe yok ki bu bir öğüttür, artık kim dilerse Rabbine doğru bir yol tutar. Ve Allah dilemedikçe onlar dileyemezler; şüphe yok ki Allah her şeyi bilir, hüküm ve hikmet sahibidir. Dilediğini rahmetine alır ve zalimlere gelince, elemli bir azap hazırlanmıştır onlara." 84 Alimler ittifak etmektedirler ki, bu ayetler Hz. Ali (a.s.), Hz. Fatıma (a.s.), Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.)'ın yiyeceklerini miskin, yetim ve esire sadaka vermeleri ile ilgilidir. İbn Abbas'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, bu ayetlerin nüzul sebebi şöyle anlatılır: "Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) küçükken hastalanmışlardı. Peygamberimiz (s.a.v.) ashab-ı kiramdan birkaç kişi ile torunlarını ziyarete geldiler. Bu esnada ziyaretçilerin bazıları Ali (a.s.)'a, "Ya Ali! Çocukların için bir nezir yapmak istemez misin?" dediler. Hz. Ali (a.s.) ve Hz. Fatıma (a.s.) da Allah'ın (c.c.) rızasını talep ve O'na şükretmek ve çocuklarının şifa bulmasını Hak'tan niyaz etmek üzere "üç gün oruç tutmaya" nezir ettiler. Derken çocukları hastalıktan kurtuldular. Bunlar da oruçlarını tutmaya niyet edip, başladılar. Lakin, iftar için yiyecekleri yoktu. Hz. Ali (a.s.), Hayberli Şem'un isminde bir yahudiden üç gün 84 İnsan, 5-31
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU EHL-İ BEYT’LE VE İMAMLARLA İLGİLİ DİĞER AYETLER EBRAR AYETLERİ: (4)

    iftar edebilmek için ödünç olarak üç çömlek arpa aldı. Hz. Fatıma (a.s.) arpanın bir çömleğini öğütüp kendi adetleri kadar, yani 5 tanecik ekmek yaptı. Akşam olmuş, iftarı bekliyorlardı. O sırada bir fakir (miskin) gelip, "Esselamü aleyküm ya Muhammed Ehl-i Beyti! Ben Müslüman bir fakirim. Beni doyurunuz ki Allah da sizleri cennet sofraları ile doyursun" dedi. Onlar da derhal sofralarındaki ekmekleri bu fakir miskine ikram ettiler. Ve Hz. Ali (a.s.) Fatıma'ya (a.s.) hitaben: "Ey insanların en hayırlısının kızı! Ey iman ve şerefin kemaline sahip olan Fatıma! Görüyorsun, ciğerleri parçalayıcı haliyle kapıda duran şu miskin, açlığını bizlere arz ederken, hâl lisanıyla Allah'a naz ve niyaz etmektedir." Hz. Fatıma (a.s.) ise Hz. Ali'ye (a.s.) hitaben şöyle dedi: "Ey amcamoğlu! Emrinize amadeyim. Gerçi o miskini hoşnut edecek ve memnun kılacak bir şeye sahip değilim. Fakat umarım ki aç bir kimseyi doyurmak suretiyle hayırlı insanlardan sayılıp cennete girer ve şefaate ererim." Cümlesi bir lokma almadan sofralarındaki ekmekleri fakir miskine verdiler, kendileri su ile iftar ettiler. Ertesi gün oruçlarına devam ettiler. Fatıma (a.s.) o gün arpanın ikinci ölçeği ile ekmek yaptılar. Akşam yaklaşınca ekmeği sofraya koydular ve iftarı bekliyorlardı. Derken, kapıya bir yetim geldi, "Esselamü aleyküm ya Muhammed Ehl-i Beyti! Ben muhacir çocuklarından bir yetimim. Babam Akabe harbinde şehit oldu. Beni doyurunuz, beni doyurunuz! Allah da sizleri cennet taamları ile doyurur" dedi. Yine ekmeklerini yetime ikram ettiler. Ve su ile iftar ederek o akşam da aç yattılar. Ertesi gün Fatıma (a.s.) üçüncü çömlekteki arpayı ekmek yaptı. Akşam olunca yine sofrayı önlerine koydukları sırada, bu sefer de kapıya bir fakir esir geldi, "Esselamü aleyküm, ey Allah'ın
  • HZ. HASAN’IN DA İÇİNDE BULUNDUĞU EHL-İ BEYT’LE VE İMAMLARLA İLGİLİ DİĞER AYETLER EBRAR AYETLERİ: (5)

    Elçisi'nin (s.a.v.) Ehl-i Beyti! Ben esirlerden biriyim. Bana ikram ediniz. Allah da sizlere cennet taamlarından ikram eylesin" dedi. Bu kez de sofralarındaki yiyeceği esire ikram ettiler. Bu davranışları ile ilgili olarak, İnsan Sûresi'nin 8. ayeti nâzil oldu: "Hakiki mü'minler! Allah'a olan muhabbetlerinden dolayı kendi yiyeceklerini miskine, yetime ve esire ikram ederler." Müfessirler İnsan Sûresi'nde geçen yukarıda yazdığımız ayetlerin tamamının Hz. Fatıma (a.s.), Hz. Ali (a.s.), Hz. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) hakkında nâzil olduğunda ittifaklardır. 85 85 Vahidî "Basit" kitabında, Ebu İshak-ı Sa'lebî kendi tefsirinde bu ayetlerin sadece bu kişiler hakkında olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca, Tefsir-u Keşşaf, c. 4, s. 670; Esbab'un-Nüzul, Vahidî, s. 251, Ruh'ül Beyan, Şeyh İsmail Hakkı, c. 10, s. 268