• MEVEDDET AYETİ (11)

    nı da çağrıştırması olabilir. Hatta bazıları -Ragıb el-İsfahanî'nin anlattığına göresöyle demişlerdir: "Allah'ın kullarını sevmesi (elMeveddeh), onları gözetmesi demektir." Şu halde önceki problem henüz giderilmiş değildir. Eğer akrabalık sevgisi, Allah'a yaklaşma (kulluk sunma) çabası içinde insanların birbirlerini sevmesi, yani Allah'a yönelik ibadetin, yaklaşma çabasının sevgiye sebep olması şeklinde anlamlandırılırsa, müşriklerin de kendi inançlarına göre, aralarında böyle bir sevgi vardır. 6- Bazı müfessirler ise, ayette geçen "akrabalık sevgisi" ifadesini, Peygamberin (s.a.v.) akrabalarını, yani Ehl-i Beyt'ini (a.s.) sevmek şeklinde yorumlamışlar. Bu anlamı destekleyen rivayetler Ehl-i Sünnet kaynaklarında yer almaktadır. Bu ayetin, Ehl-i Beyt'i sevmek ve onları dost edinmek anlamında olduğuna dair rivayetler ise Ehl-i Beyt kaynaklarında çokça yer alır. Gerek Sünni ve gerekse Ehl-i Beyt kaynaklarında yer alan ve Ehl-i Beyt'i sevmenin vacipliğine dair mütevatir düzeyine ulaşmış rivayetler de bu açıklamayı desteklemektedir. Sakeleyn ve Sefine hadisleri gibi, Resulüllah'tan rivayet edilen, Sünnî ve Ehl-i Beyt kaynaklarında yer alan ve mütevatir derecesinde kabul edilen, Kur'an'ın anlaşılması, dinin temel ve ayrıntı hükümlerinin kavranması ve Kur'an hakikatlerinin açıklanması hususunda Ehl-i Beyt'e başvurulması anlamını ifade eden rivayetler üzerinde yeterince düşünüldüğü zaman, Ehl-i Beyt'i sevmenin vacip kılınmasının ve bunun risaletin ücreti olarak belirlenmesinin, ilmî bir merci kimliğine sahip olmalarından dolayı, insanları onlara doğru yöneltmenin, onlara doğru dönmelerini istemenin sebebi olduğu hususunda en küçük bir kuşku kalmaz. Dolayısıyla, risaletin ücreti olarak farz kılınmış sevgi, kalıcılığı ve sürekliliği açısından, dinî davetin ötesinde bir olgu değildir. Bu bakımdan, üzerinde durduğumuz bu ayet, ifade ettiği anlam itibariyle, risalete karşılık ücret talep edilmesini olumsuzlayan ayetlerin ifade ettiği anlamla çelişki oluşturmamaktadır.
  • MEVEDDET AYETİ (12)

    Bu taktirde ayetin anlamı şu şekilde belirginleşmektedir: "Davetime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Şu kadarı var ki, yüce Allah size, mü'minlerin genelini, bu arada Benim akrabalarımı sevmezini vacip kılmıştır. Ben, sizin akrabalarımı sevmenizi, risaletimin bir ücreti olarak kabul ediyorum. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur: "İman edip de iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için çok merhametli olan Allah, bir sevgi yaratacaktır." 105 "Mü'min erkeklerle mü'min kadınlar da birbirlerinin velileridir."106 Bundan da anlaşılıyor ki, bu yoruma itiraz eden bu davranış, peygamberlik müessesesine yakışmaz. Çünkü bu açıdan bir töhmet mahiyetindedir. "Bilindiği gibi dünyanın peşinde olanların çoğu, bir şey yaparken, buna karşılık olarak çocuklarının ve akrabalarının yararlanacağı bir karşılık isterler" diyenlerin bu değerlendirmeleri yersizdir. Bunun "Sen bunun için onlardan bir ücret istemiyorsun" 107 ayetinin içeriğiyle de çeliştiği yönündeki yaklaşımları da yanlıştır. Yanlışlığın gerekçesine gelince, bu sevginin ücret olarak nitelendirilmesi ve bu ismin verilmesi, davet açısından bir isimlendirmedir. Gerçekte bu ayet, daha önce de vurguladığımız gibi, risalete karşılık ücret istenmesini olumsuzlayan diğer ayetlerin ifade ettikleri anlamdan fazla bir anlam ifade etmemektedir. Sonra bu sevginin sağladığı yarar da yine kendilerine dönmektedir. Dolayısıyla bu açıdan da nübüvvet müessesesinin töhmet altında kalması söz konusu olamaz. Kaldı ki, üzerinde durduğumuz ayet, Medine döneminde inmiş bir ayettir. Muhataplar da Müslümanlardır. Kendisine iman ettikten, O'nun masumiyetini tasdik ettikten sonra, ilahi masumiyetle hatadan masun kılınan Peygamberlerini, Rablerinden getirdiği bir 105 Meryem, 96 106 Tevbe, 71 107 Yusuf, 104
  • MEVEDDET AYETİ (13)

    husustan dolayı itham etmeleri caiz değildir. Eğer Peygamberlerini bu emirden dolayı itham etmeleri, bunu peygamberliğin şanına yakıştırmaları ve kendilerine böyle bir hitabın yöneltilmiş olmasını uygun görmemeleri caiz olsaydı, bu yaklaşım Kur'an'da yer alan bir çok hitapla ilgili olarak da geçerli olurdu. Peygamber'e mutlak itaati öngören ayetleri, savaş ganimetlerinin Allah ve Resulü'ne ait olduğuna delalet eden ayetleri, Peygamber'in akrabalarına humus (gelirin beşte biri) vermenin gerekliliğine delalet eden ayetleri, kadınlarla evlilik hususunda Peygamber'e tanınan ayrıcalığı buna örnek verebiliriz. Öte yandan yüce Allah, bir sonra ki ayette bu suçlamayı reddediyor ve şöyle buyuruyor: "Yoksa onlar, Allah'a karşı yalan uydurdu mu derler? Allah dilerse Senin kalbini de mühürler." 108 Diyelim ki, sözü edilen türden suçlamaları bertaraf etmek için ayeti bu anlamdan başka bir anlamla yorumladık; ya Sünnî ve Ehli Beyt kaynaklarda yer alan, Peygamberin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'ini sevmenin vacipliğini ifade eden sayılmayacak kadar çok mütevatir rivayetin bulunmasını ne ile izah edeceğiz? Bu yorumun, "Sen bunun için onlardan bir ücret istemiyorsun" ayetiyle çelişmesi meselesine gelince, yukarıda sunduğumuz açıklamalarla, bu yaklaşımın da yersiz ve isabetsiz olduğu ortaya çıkmıştır. Söz konusu ayetin anlamı, risalete karşılık ücret istenmesini olumsuzlayan ayetlerle mukayese edildiğinde, aşağıdaki ayete benzer bir konumda belirginleşir: "De ki: Buna karşılık, sizden Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen kimseler olmanız dışında herhangi bir ücret istemiyorum." 109 El-Keşşaf adlı tefsirin müellifi de bu yorumu benimsedikten sonra şunları söylüyor: "Eğer desen ki: Akrabaların sevgisinden başka veya akrabalar için sevgi başka, denilseydi ya, akrabalık sevgisi denilmesinin anlamı nedir? 108 Şûra, 23 109 Furkan, 57
  • MEVEDDET AYETİ (14)

    Buna cevap olarak derim ki: Burada akrabalar sevginin yeri ve karar kıldığı mekan olarak öngörülmüş. Bu tıpkı şöyle demene benziyor: Bende falan oğullarının sevgisi var. Bende onlara karşı şiddetli bir istek ve sevgi var. Bunu söylerken, onları seviyorum, demek istiyorsun. Diyorsun ki, onlar sevgimin yeri ve mekanıdırlar." 110 Aslında ifade edilmek istenen şey, ayette geçen, Allah ve Resulü'ne itaat etmekten maksat, Ali (a.s.)'ın ve ondan sonraki imamların velayetlerini kabul etmektir. Yoksa, aynı ifadenin ayetin orijinal metninde yer aldığı şeklinde bir anlam kastedilmemiştir."111 "Ey inananlar! Allah'tan korkun, doğrularla beraber olun" 112 Bu ayet hakkında İmam Muhammed Bâkır şöyle diyor: "Yani Âl-i Muhammed ile birlikte olun." 113 Abdullah b. Ömer ise bu ayet hakkında şöyle söylüyor: "Allah, Muhammed ashabının tümüne Allah'tan korkmalarını emretmiş ve sonra da, "doğrularla beraber olun" buyurmuştur. Burada doğrular olarak Muhammed ve Ehl-i Beyt'i kastedilmiştir." 114 Ebu Bâsir şöyle rivayet etmiştir: "Câfer-i Sâdık'a Allah'ın, "Ve işte Biz emrimizle Sana böylece Ruh'u gönderdik de vahyettik. Ne kitap nedir bilirdin ve ne de iman..." 115 ayetini sordum. Buyurdu ki: "Bu ayette geçen "ruh"tan maksat Allah'ın yarattığı varlıklardan biridir. Ve bu varlık Mikail ve Cebrail denen meleklerden daha büyüktür. Bu ruh her zaman Resulüllah ile beraberdi. O'na bazı şeyleri haber verir, O'na kıla110 el-Mizan, Şûra, 23. ayet tefsirinden 111 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 754, 757 112 Tevbe, 119 113 Tercemet-u İmam Ali min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c. 2, s. 421 114 Menakıb-ı Ali-i Ebu Tâlib, İbn-i Şehraşub, c. 3, s. 11 115 Şûra, 52
  • MEVEDDET AYETİ (15)

    vuzluk ederdi. Resulüllah'tan sonra da imamlarla beraberdir." 116 "Bilmiyorsanız zikir ehline sorun." 117 İmam Muhammed Bâkır şöyle buyuruyor: "Bu ayet nâzil olunca İmam Ali buyurdu ki; "Zikir ehli biziz, ulu Allah Kitabında bizi kastetmiştir." 118 Abdurrahman b. Kesir şöyle rivayet etmiştir: "Ebu Abdullah'a (Câfer-i Sâdık), "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun" ayetinin tefsirini sordum. Buyurdu ki: "Zikirden maksat Muhammed (s.a.v.)'dir. Biz de, bilinmeyen şeylerin sorulması gereken ehliyiz." Dedim ki, "Bu Kur'an Senin için ve kavmin için bir zikirdir. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız." 119 İmam Câfer buyurdu ki: "Burada kastedilen biziz. Biz, zikir ehliyiz. Biz sorulan kimseleriz." 120 el-Veşşa şöyle rivayet ediyor: İmam Rıza'ya bir soru yöneltim ve dedim ki: "Sana kurban olayım, "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun" ayetinin anlamı nedir?" Buyurdu ki: "Biz zikir ehliyiz ve bilinmeyen şeylerin sorulması gerekenler biziz." Dedim ki: "Siz sorulanlar biz de soranlar mıyız?" İmam Rıza, "evet" dedi. 116 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 473 117 Nahl, 43 118 Tefsir-i Taberî, c. 14, s. 108, Hasais'ul Vahy-il Mubin, s. 229 119 Zuhruf, 44 120 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 362
  • MEVEDDET AYETİ (16)

    Dedim ki: "Size sormamız bizim üzerimize bir hak mıdır?" O, "evet" dedi. O zaman ben, "Sizin de cevap vermeniz sizin üzerinize bir hak mıdır?" İmam Rıza, "Hayır, bu bize kalmış, dilersek yaparız, dilemezsek yapmayız. Allah'ın şu ayetini duymadın mı: `İşte bu bizim bağışımızdır. İster ver, ister tut. Hesapsızdır.' 121 buyurdu." 122 "Bu Kur'an Senin için ve kavmin için bir zikirdir. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız." 123 Ebu Bâsir diyor ki, "İmam Câfer'den bu ayeti sordum. Buyurdu ki; "Resulüllah zikirdir, O'nun Ehl-i Beyt'i de sorulanlardır. Onlar zikir ehlidir." 124 "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür" 125 Muhammed Bâkır Hazretleri bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur: "Bilenlerden maksat biz Ehl-i Beyt'iz, bilmeyenlerden maksat düşmanlarımızdır. Akıl sahipleri ise bizi sevenlerdir." 126 "Sen ancak bir uyarıcısın, her toplumun bir yol göstericisi vardır." 127 İmam Muhammed Bâkır bu hususta şöyle diyor: "Uyarıcı Resulüllah'tır. Bizden her zaman insanları Allah'ın Peygamberi'nin getirdiği şeylere hidayet eden bir yol gösterici vardır. Resulüllah'tan sonra yol gösterici Ali'dir ve onun ardından birbirinden sonra gelen vasilerdir." 128 121 Sa'd, 39 122 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 363, 364 123 Zuhruf, 44 124 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 364 125 Zümer, 9 126 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 366 127 Ra'd, 7 128 Usul-ü Kâfi, c. 1, s. 191, 192
  • MEVEDDET AYETİ (17)

    "O'nun tevilini Allah ve ilimde ileri gidenlerden başka kimse bilmez." 129 İmam Câfer-i Sâdık buyuruyor ki: "İlimde ileri gidenler, Emirü'lMü'minin Ali ve ondan sonraki imamlardır." 130 Büreyd b. Muaviye şöyle rivayet etmektedir: "İmam Câfer bu ayetle ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: "Resulüllah ilimde derinleşenlerin en üstünüdür. Allah O'na indirdiği ayetlerin ve tevillerin tümünü öğretmiştir. O'na bir şey indirip de tevilini öğretmemiş olması düşünülemez. O'ndan sonraki vasiler de bunun tümünü bilirler, Kur'an'ın tevilini bilmeyenlerse, âlim onlara bu hususta bir açıklamada bulunduğu zaman Allah onların şu şekilde bir tavır takındıklarını bize bildirmektedir: "Biz ona iman ettik. Bunların tümü Rabbimizdendir derler." 131 Kur'an'ın bazı açıklamaları özel, bazısı genel, bazısı muhkem, bazısı müteşabih, bir kısım nasih, bir kısmı mensuhtur. İlimde derinleşenler bunları bilirler." 132 "Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerindeki apaçık ayetlerdir." 133 Ebu Bâsir şöyle rivayet etmiştir: "İmam Muhammed Bâkır'ın bu ayetle ilgili olarak eliyle göğsünü işaret ederek kendilerinin kastedildiğini ima ettiğini gördüm."134 Harun b. Hamza şöyle rivayet etmiştir: İmam Câfer-i Sâdık'tan şöyle işittim: "Kur'an, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerindeki apaçık ayetlerdir... Burada özellikle imamlar kastedilmiştir." 135 129 Âl-i İmran, 7 130 Usul-ü Kâfi, c. 1, s. 213 131 Âl-i İmran, 7 132 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 367 133 Ankebut, 49 134 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 374 135 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 375
  • MEVEDDET AYETİ (18)

    "Sonra, Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras bıraktık. Onlardan kimi kendisine zulmeder. Kimi ortadadır. Kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçmek için yarışır." 136 Sâlim şöyle rivayet etmiştir: "Muhammed Bâkır Hazretleri bu ayetin izahında şöyle buyurmaktadır: "Hayırlarda öne geçmek için yarışan imamdır. Ortada duran, imamı bilen kimsedir. Kendine zulmeden ise imamı bilmeyen kimsedir." 137 "Her insan topluluğunu imamıyla çağırdığımız gün..." 138 Muhammed Bâkır'dan şöyle rivayet edilmiştir: "Bu ayet nâzil olunca Müslümanlar dediler ki, "Ya Resulallah, Sen bütün insanların imamı değil misin?" Resulüllah buyurdu ki: "Ben Allah tarafından bütün insanlara gönderilmiş bir elçiyim. Ancak Benden sonra Allah tarafından Benim Ehl-i Beyt'imden insanlara imamlar gönderilecektir. Bunlar insanlar arasında ortaya çıkacaktır. İnsanlar tarafından yalanlanacaklar, küfrün ve sapıklığın önderleri ve taraftarları onlara haksızlık edeceklerdir. Kim Ehl-i Beyt imamlarını veli edinse, onlara tâbi olsa, onları doğrulasa o Bendendir. Benimle beraberdir. Ve Benimle karşılaşacaktır. Haberiniz olsun! Kim onlara haksızlık etse, onları yalanlasa, o Benden değildir. Benimle beraber olamaz ve Ben ondan beriyim." 139 "Her biri için ana, baba ve akrabanın bıraktığından varisler kıldık. Yeminlerinizin bağladığı kimselere de paylarını verin. Çünkü Allah her şeyi görmektedir." 140 Hasan b. Mahbub şöyle rivayet etmiştir: 136 Fatır, 32 137 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 361 138 İsra, 71 139 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 378 140 Nisa, 33
  • MEVEDDET AYETİ (19)

    "İmam Ali b. Musa'dan bu ayetin anlamını sordum. Buyurdu ki: Burada imamlar kastedilmiştir. Allah onlarla yeminlerinizi bağlamıştır." 141 "Şüphesiz ki bu Kur'an en doğru yola iletir." 142 İmam Câfer-i Sâdık bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmaktadır: "Kur'an imama yöneltir." 143 Esbağ b. Nübate şöyle rivayet etmiştir: "Emirü'l-Mü'minin Ali şöyle buyurdu: "Şu topluluğa ne oluyor ki Resulüllah'ın sünnetini değiştirdiler, O'nun vasisinden yüz çevirdiler? Üstelik bunu yaparken üzerlerine bir azabın inmesinden korkmuyorlar." Sonra, "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık veren ve sonunda kavimlerini helak yurduna, cehenneme sürükleyenleri gördün mü?" 144 ayetini okudu." 145 Ebu Yusuf el-Bezzaz şöyle rivayet etmiştir: "Câfer Sâdık, "Allah'ın nimetlerini hatırlayın" 146 ayetini okudu ve dedi ki: "Burada geçen Allah'ın nimetleriyle kastedilen nedir biliyor musun?" Ben "hayır" dedim. İmam Câfer buyurdu ki: "Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük nimet kastedilmiştir. O da biz Ehl-i Beyt'in velayetidir." 147 141 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 384 142 İsra, 9 143 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 384 144 İbrahim, 28 145 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 384 146 Araf, 69 147 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 385
  • MEVEDDET AYETİ (20)

    Abdurrahman b. Kesir şöyle rivayet etmiştir: "Câfer Sâdık'a, "Allah'ın nimetine nankörlükle karşılık verenleri görmedin mi?" 148 ayetinin anlamını sordum. Buyurdu ki: "Burada Resulüllah'a karşı savaşan, O'na savaş açan ve vasisi ile ilgili vasiyetini inkar eden bütün Kureyş kabilesi mensupları kastedilmiştir." 149 "İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır. Onlar, hâlâ gözler önünde duran bir yol üzerindedirler." 150 Esbat'ın anlattığına göre, "Bir gün İmam Câfer'in huzurunda bulunuyordum. Bir adam bu ayetin anlamını sordu. İmam buyurdu ki: İbret alanlar bizleriz ve bizim yolumuz gözler önündeki dosdoğru yoldur." 151 Yâkub b. Şuayb şöyle rivayet etmiştir: "Câfer Sâdık'a, "... yapacağınızı yapın! Amelinizi Allah da, Resulü de, mü'minler de görecektir" 152 ayetinden sordum. Buyurdu ki: "Ayette geçen mü'minlerden maksat imamlardır." 153 Muhammed b. Müslim şöyle rivayet etmiştir: "İmam Câfer'e, "Şüphesiz Rabbimiz Allah'tır deyip sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin..." 154 ayetinin anlamını sordum. Buyurdu ki: "Birbirinin ardı sıra gelen imamlara bağlılık yolunda yürüyenlerin üzerine melekler iner, onlara, "Korkmayın, üzülmeyin size vaad olunan cennetle sevinin derler." 155 148 İbrahim, 28 149 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 386 150 Hicr, 75, 76 151 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 386 152 Tevbe, 105 153 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 387 154 Fussilet, 30 155 Fussilet, 30