MÜBAHALE AYETİ (2)
zuhurun bekleyişi içindeydiler. Buna göre o (Resul) deveye binmiş halde (Mekke'de bulunan) Faran dağlarından zahir olacak, İyr ve Uhud (Medine) arasında hicret edecektir. Hz. Resulüllah'ın delilleri öyle güçlüydü ki, teslim olmaktan başka cevapları yoktu. Ancak makam ve mevki sevgisi onların teslim olmasına engel oluyordu. Onlar İslam'ı kabul etmediklerinden Resulüllah Allah'ın emri üzerine doğrunun yalancıdan ayırt edilmesi için onlara mübahale (karşılıklı beddua) yapılması önerisinde bulundu. Rivayete göre Resulüllah kendisine inen ve onları mübahaleye davet eden ayeti okudu. Ayet şöyledir: "Artık Sana gelen bunca ilimden sonra onun hakkında Seninle çekişip tartışmalara girişirlerse, de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı kadınlarınızı, canlarımızı ve canlarınızı çağıralım sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım." 68 Hıristiyanlar da bu öneriyi kabullenip, bu işin yarına bırakılmasını söylediler. Hz. Peygamber de bunu kabul etti. Belirtilen gün olan ertesi gün, hıristiyanların hepsi, yetmişten fazla alimin eşliğinde Medine'nin çıkışında, Resulüllah'ın çok büyük ve kalabalık bir toplulukla onları yıldırmak ve korkutmak için geleceğini bekliyorlardı. Aniden Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah; sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde gelerek, hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altında oturdu. Bunların dışında kimse onlarla birlikte gelmemişti. Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, mütercimlerden Muhammed ile gelenlerin kim olduklarını sordu. Mütercimler: "O genç damadı ve amcasının oğlu Ali b. Ebi Tâlib'dir, o kadın O'nun kızı Fatıma, iki çocuk ise O'nun torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin'dir" dediler. 68 Âl-i İmran, 61
