• RESULÜLLAH (S.A.V.) OĞLU İBRAHİM’İ HZ. HÜSEYİN (A.S.) İÇİN FEDA ETMİŞTİR

    Bir gün Hazreti Muhammed (s.a.v.), Hazreti Hüseyin (a.s.)'ı bir dizi üstüne ve İbrahim'i de öteki dizi üstüne almış okşamaktaydı. Cebrail de orada bulunuyordu. "Ya Resulallah! Hazreti Allah bu iki inci tanesini bir ipliğe bu kadar düzgünce dizip bir araya getirmez. Birinin kaldırılmasına rıza göstermek gerek" dedi. Hazreti Muhammed (s.a.v.) dedi ki: "Eğer İbrahim ölürse Beni büyük bir elem boğar fakat Hüseyin ölürse bana, Ali Murtaza'ya ve Fatımat'üz-Zehra'ya ıstırabı düşer. Bana has musibeti herkese gelen musibete ihtiyar ederim." Bu olaydan üç gün geçmişti ki İbrahim öldü. Allah rahmet eylesin. Ondan sonra, Hazreti Muhammed (s.a.v.), ne zaman Hazreti Hüseyin (a.s.)'ı elinden tutup ona güzel sözler söylese şöyle derdi: "Merhaba ey sevgili oğlumu fedası ettiğim ciğer köşem." 133 133 Bkz. Şevahid'ün Nübüvve
  • EN SEVGİLİ İKİ TORUN

    Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Harun (a.s.) oğullarına Şeber ve Şübeyr adlarını vermişti. Ben de Hasan ve Hüseyin'e Harun'un vermiş olduğu isimleri verdim." 134 Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Hasan ve Hüseyin'i seven Beni sevmiştir. Onlara buğzeden de Bana buğzetmiştir." 135 Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Meclisinizden ancak Hasan, Hüseyin ve zürriyetleri için ayağa kalkınız." 136 Resulüllah (s.a.v.) buyurdu ki: "Ben, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin kıyamet gününde Arş'ın altında bir kubbe içindeyiz." 137 134 Muttakiyy-i Hindî, Muntehab'ul Kenz, s. 106 135 a.g.e., s. 107 136 a.g.e., s. 107 137 el-Heysemî, Mecma'uz-Zevaid, s. 174
  • EN SEVGİLİ İKİ TORUN (2)

    "Enes b. Mâlik'ten rivayet edilmiştir: "Hz. Peygamber (s.a.v.) bir kimse için ahidnâme yazmıştı. Bir gün o şahıs Peygamber (s.a.v.) namaz kılarken huzuruna geldi. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'ın bazen onun boynuna, bazen de sırtına çıktıklarını, kimi zaman da önünden ve arkasından çıktıklarını gördü. Resulüllah (s.a.v.) namazı bitirir bitirmez o adam şöyle dedi: "Hasaneyn sizin namazınızı engellemediler mi?" Peygamber (s.a.v.) bu cümleyi işitince sinirlendi ve "Ahidnameni Bana ver" buyurdu. Aldıktan sonra şöyle buyurdu: "Her kim bizim küçüğümüze merhamet etmez, büyüğümüze de saygı göstermezse, bizden değildir; Ben ondan olmadığım gibi o da Benden değildir." 138 "Ebu Eyyub el-Ensarî Hazretleri bir gün Resul-i Ekrem'in (s.a.v.) huzuruna girmişti. O esnada Hasan (a.s.) ile Hz. Hüseyin (a.s.) O'nun yanında oynuyorlardı. Hazreti Peygambere (s.a.v.), "Onları seviyor musun ey Allah'ın Resulü?" diye sordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu soruya şöyle cevap verdi: "Nasıl sevmem, bu ikisi Benim dünyadaki reyhanlarımdır." 139 "Hazreti Peygamber bir yemeğe davetliydi. Ashab-ı kiram ile yolda giderken gözü torununa ilişti. Hüseyin (a.s.) oynuyordu. Bu sırada Hz. Peygamber (s.a.v.) birlikte yürüdüğü sahabesinden ayrılarak Hüseyin (a.s.)'a ulaşmak istedi. Hüseyin (a.s.)'ı yakalamak için biraz uğraştı. Nihayet onu yakalayıp kucakladı, şefkatle bağrına basıp öptü ve, "Hüseyin Bendendir, Ben de Hüseyin'den" buyurdu." 140 138 Taberî, Zehairu'l-Ukba, s. 132 139 Suyutî, Tarih'ul Hulefa, s. 188 140 Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 4, s. 172, Tirmızî, Menâkıb, 31
  • EN SEVGİLİ İKİ TORUN (3)

    "Bir gün Hazreti Muhammed (s.a.v.) sahabe ile bir çarşıdan geçerken bir çocuk topluluğu gördü. Bunlardan birisini tutup okşadı. Çocuklar sordular: "Ya Resulallah! Bu iltifatınızla aramızda baş tacı kılınan ergin çocuk, ne yakınlık ve ne nispetle şefkatinize mazhar oldu?" Hazreti Muhammed (s.a.v.) cevap verdi: "Bu çocuk, bir gün Hüseyin'im ile şakalaşırken onun ayağının tozunu, gözlerine sürdü. O günden beri bu çocuğa sevgi bağladım, ona ana ve babasına şefaatçi bulunuyorum." Hazreti Ali (a.s.)'dan nakledilen bir rivayete göre: "Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün Hz. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'ın ellerinden tuttu ve şöyle dedi: "Bir kimse Beni severse ve şu ikisini (Hasan ve Hüseyin) bir de bunların anasını ve babasını (Hz. Fatıma ve İmam Ali) severse, kıyamet gününde dereceleri Benimle beraber olur." 141 "Hz. Resulüllah (s.a.v.) Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'ı defalarca bağrına basar, onları öper koklardı." 142 "Bir gün Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.), Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in yanında güreş yapıyorlardı. Hazreti Muhammed (s.a.v.), "Hey Hasan tut Hüseyin'i" diyordu. Hz. Fatıma (a.s.) da orada idi. Sordu: "Ya Resulallah! Hasan büyük kardeştir. Şaşılacak şey bu ki, küçük kardeşe arkadaşlık edeceğine büyük kardeşe yardım ediyorsun." Hazreti Muhammed (s.a.v.) Fatıma (a.s.)'a cevap verdi: "Ey Fatıma! Ona Cibril-i Emin yardım etmektedir." 143 "Hazreti Peygamber (s.a.v.) minberde iken Hazreti Hasan (a.s.) 141 Tirmizî, Sünen, Menâkıb, 31; İbn Sa'd, Tabakat, c. 3, s. 19-20 142 Taberi, Zehairu'l-Ukba, s. 122 143 İbnü'l Esir, Usdü'l Gabe fi Ma'rifeti's-Sahabe, c. 2, s. 20
  • EN SEVGİLİ İKİ TORUN (4)

    ve Hüseyin (a.s.)'ın düşe kalka mescide girdiğini görünce konuşmasını yarıda keserek aşağı inip onları kucaklayıp, "Cenab-ı Hak mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihan vesilesidir" 144 buyurmakla ne kadar doğru söylemiş! Bu iki küçüğü düşe kalka görünce, dayanamadım sözümü kestim" demiş ve hutbesine kaldığı yerden devam etmiştir." 145 "Hüseyin (a.s.) şunu anlatmıştır: "Bir gün sevgili dedemin hizmetinde idim. Ve Kaab oğlu Ubeyde orada hazır bulunuyordu. Hazreti Resul buyurdu ki: "Ya Hüseyin! Ya Abdullah'ın babası! Sen gökyüzünün ve arzın ziynetisin." O zaman Kaab oğlu Ubeyde sordu: "Ya Resulallah! Gök ve yeryüzüne Senden başka ziynet veren var mı?" Hazreti Muhammed (s.a.v.) buyurdu: "Ey Kaab oğlu Ubey! Allah (c.c.) hakkı için söylerim ki, Benim ruhum O'nun kudretinin avucu içindedir. Oğlum Hüseyin yeryüzü merkezinin ziynetidir. Ondan daha da fazlası eflakin katlarının süsüdür. Gerçekten adı Arş'ın sol sütununa `doğru yol göstericilerinin çırağı' kelimeleriyle İbni'l Hasan yazılmıştır." 146 "Bir gün bir bedevi, Hazreti Muhammed (s.a.v.)'e bir ceylan yavrusu hediye getirmişti. Hazreti Muhammed (s.a.v.), İmam Hasan (a.s.)'a verdi ve İmam Hüseyin (a.s.) bunu öğrenince dedesinin yanına gelerek dedi ki: "Ey dedeciğim! Bana da bir ceylan yavrusu ver." Çocuğu hiçbir bahane ile teselli edemediler. Ağlamaya başladı. Hazreti Muhammed (s.a.v.) şaşırmıştı. Birden sahradan dişi bir ceylanın, yavrusunu önüne katarak kendi tarafına süratle geldiğini gördü. Hazreti Muhammed (s.a.v.)'in yanına gelen ceylan açık bir 144 Tebağün, 15 145 Tirmizî, Sünen, Menâkıb, 31; Nesaî, Sünen, Cum'a, 30 146 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 261-262
  • EN SEVGİLİ İKİ TORUN (5)

    dille, "Ya Resulallah! Allah (c.c.) bana keramet ile yavru ihsan etti. Birini avcı tuttu. Biri benimle kalmıştı. Onu emzirmekle uğraşırken gökten bir ses geldi: "Ey dişi ceylan! Bir yavrunu İmam Hasan (a.s.)'a verdiler. Şimdi de Hüseyin (a.s.), Hazreti Muhammed (s.a.v.)'den bir ceylan yavrusu istemektedir. Ağlayıp duruyor. Durma, bu yavrunu da ona götür, yetiştir. Bu üzüntüyü onun gönlünden sil. Yoksa gözyaşlarının seli, Arş'ın binasına titreme salar ve melalinin tesiri melekleri baygın ve takatsiz düşürür." Hazreti Muhammed (s.a.v.) bu haberden sevindi. Ceylan yavrusunu İmam Hüseyin (a.s.)'a verdi. Gönlünü teselli etti." 147 "Bir gün Hazreti Resul (s.a.v.) Fatıma (a.s.)'ın hücresine hâlini sormak için gelip, "Ey çocuğum hâlin nedir?" dedi. Fatıma (a.s.), "Ya Resulallah! Allah'a mihnet olsun ki, fakirliğimiz son haddine vardı. Evimizde üç gün var ki aşımızdan eser yok!" dedi. Hazreti Muhammed (s.a.v), "Allahümmenzil ala Muhammedin ve Ehl-i Beytihi kema enzelte ala Meryeme bint-i İmran (Allah'ım! İmran kızı Meryem'e nasıl salat ve salavat yapmışsan Muhammed'e ve Ehl-i Beyt'ine de öyle yap)" diye dua etti. Sonra, "Ey Fatıma! Mutfağa yüzünü çevir, git, neler göreceğine bak!" dedi. Fatıma (a.s.) mutfağa doğru gitti. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) da ardından ilerlediler. Cevahirle süslü bir kâse içinde bir miktar yemek gördüler. Fatıma (a.s.) o kâseyi getirdi. Hazreti Resul (s.a.v.)'in önüne koydu. Hazreti Muhammed şöyle buyurdu: "Kulu bismillah -besmele ile yiyiniz-" O anda Nebi (s.a.v.), Ali (a.s.), Fatıma (a.s.), Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.) o yemeği yemeğe başladılar. 147 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 263
  • EN SEVGİLİ İKİ TORUN (6)

    Rivayet edilmiştir ki, yedi gün o yemekten yenilmiş durulmuştu. Yemek yine de tükenmemişti. Bir gün İmam Hasan (a.s.) hücreden çıkıp eline biraz da o yemekten almıştı. Bunu bir yahudi kadın görüp ondan istedi. İmam Hasan (a.s.) iyi yaradılış huyundan dolayı yemekten esirgemedi, yahudi kadına sundu. Fakat o anda kâse de, yemek de ortadan kayboldu. Hazreti Muhammed (s.a.v.), "Eğer bu hâlet meydana gelmeseydi yemek hiçbir zaman bitmeyecek, aralıksız devam edecekti" buyurmuştur." 148 "Çocukluk zamanında bir gün mazlum Hazreti Hüseyin (a.s.) mahalle çocukları ile oyun oynarken Hazreti Muhammed (s.a.v.) orada bulunduğundan, Hazreti Hüseyin (a.s.)'ı tutmak istemişti. Hüseyin (a.s.) Peygamberden (s.a.v.) kaçarak sağa sola yüz tutmaktaydı. Hazreti Muhammed (s.a.v.) arkasından giderek sordu: "Ya Hüseyin! Bu ne ürküş, bu ne kaçıştır?" Hazreti Hüseyin (a.s.) cevap verdi: "Ya Resulallah! Bu ürküp kaçma değildir. Belki muhabbet zincirini daha da harekete geçirmektir." 149 148 Dürer-i Mearic 149 Nuru'l-Eimme
  • RESULÜLLAH’IN (S.A.V) RIHLETİNDE İMAM HÜSEYİN (A.S.)

    Dedesi Hz. Peygamberin (s.a.v.) ahirete göçeceği hastalığa yakalandığı zaman İmam Hüseyin (a.s.) henüz altı yaşındaydı. O yaşına rağmen yaşadığı acı ile dünyası kararmıştır. Annesi Hz. Fatıma (a.s.), babası Hz. Ali (a.s.) ve ağabeyi Hz. Hasan (a.s.) ile son anlarında O'nun yanından ayrılmamıştır. Bu rıhletten sonra annesi Hz. Fatıma (a.s.)'ın bir daha yüzü gülmemiş, Hz. Fatıma (a.s.) ömrünün geri kalan günlerini Hasan ve Hüseyin ile beraber Baki Mezarlığı'nda ağlayarak geçirmiştir. Resulüllah (s.a.v.), on dört gün hasta yatağında kalmıştır. Bu süre içinde "Ehl-i Beyt'im" dediği bu dört kişi O'nun yanından hiç ayrılmamıştır. Siyer kitapları incelendiğinde görülecektir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) vaktinin çoğunu Ehl-i Beyt'i ile geçirmiştir. "Oğullarım" dediği Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'ı eğiten, yetiştiren ilk kişi de O (s.a.v.) olmuştur.
  • RESULÜLLAH’IN (S.A.V) RIHLETİNDE İMAM HÜSEYİN (A.S.) (2)

    Dünyadaki reyhanlarının anne ve babasını da koruyan, kollayan yine dedeleri Resulüllah (s.a.v.) idi. Ancak şimdi O (s.a.v.) öbür âleme göçmek üzere... Ve hepsi yalnız, hepsi kimsesiz kalacaklardır... "Hastalığının son zamanlarında Murtaza (a.s.) da oradaydı, "Ya Resulallah! Rüyamda gördüm ki, bir zırh giymiştim. Üzerimden çıkardılar" dedi. Hazreti Muhammed (s.a.v.), "O zırh Bendim ki, bütün kötülükten senin koruyucundum. Benim göçüp gitme vaktim yaklaşmıştır. Sen yalnız kalacak ve bir çok belaya uğrayacaksın. Ey Ali! Sakın ıstıraba düşünce sabırdan başka bir yol tutmayasın" buyurdu. Bu sırada Hz. Fatıma (a.s.) da ağlamaya başladı, "Ya Resulallah! Rüyamda gördüm ki, elimde Mushaf yaprağı vardı, ansızın elimden kayboldu" dedi. Hazreti Muhammed (s.a.v.) buyurdu ki: "Ey Fatıma! O yaprak Bendim. Gözünün önünden kaybolsam gerek." Bu sırada Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) geldiler. "Ey sevgili dedemiz! Biz rüyamızda gördük ki, havada bir tahtırevan uçuyordu. Biz da onun altında baş açık yürüyorduk" dediler. Hazreti Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ey benim ciğer köşelerim! O taht Benim naaşımdır ki, siz misk kokulu saçlarınızı açıp onun altında yürüyeceksiniz." 150 "... Hazreti Muhammed (s.a.v.) Hz. Fatıma (a.s.)'a, "Hasan ve Hüseyin'i getir" buyurdu. Selam verip, ağlaya ağlaya karşısında durdular. Odada bulunanların hepsi onların bu hâlinden ağlamaya başladılar. 150 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 142
  • RESULÜLLAH’IN (S.A.V) RIHLETİNDE İMAM HÜSEYİN (A.S.) (3)

    Hazreti Hasan (a.s.), elemle dolu yüzünü dedesinin nurlar dolu yanaklarına sürdü. Ve Hüseyin de yaş döken gözlerini O'nun Arş'ı tutan el ve avucuna temas ettirip ağlar dururdu. Hazreti Muhammed (s.a.v.) de onlara şefkatli bir gözle bakıp ayrılıklarından hasret âhı çeker ve ince duygusunun yaşlarını dökerdi. "Maktel-i Nuru'l Eimme" eserinde yazılıdır ki, Hazreti Muhammed (s.a.v.) ölümü sırasında Hasan ve Hüseyin'e dönerek dedi ki: "Ey, ne yazık, öksüzlüğün elem tozları yüzünüze dolmuş ve kimsesizlik eseri her hareketinizde görünüyor. Cemiyetiniz bozuldu. Acaba vefasız ümmet size ne cefalar edecek ve ne bahanelerle üzerinize hücum edecekler?" 151 "Hz. Fatıma (a.s.) son anlarında Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'ı alarak Resulüllah (s.a.v.)'in yanına getirdi ve şöyle dedi: "Ya Resulallah! Bu ikisi Senin oğullarındır. Onlara miras olarak bir şey bırak." Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Hasan'a heybetimi ve liderliğimi bırakıyorum. Hüseyin'e de cesaretimi ve cömertliğimi bırakıyorum." 152 151 Fuzuli, Kerbela Şehitleri, s. 145 152 Bihar'ul Envar, c. 43, s. 263