• ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN İMAN ETMEDİĞİNE DAİR BAZI İDDİALAR (2)

    Bu ayetin Ebu Tâlib hakkında nâzil olduğunu söyleyen rivayetler ise birçok açıdan reddedilmiştir. 1602 Bazı rivayetlerde şöyle yer almıştır: "Ebu Tâlib ölmek üzere olduğunda Resulüllah (s.a.v) yanına giderek; `Ey Amca, Lailahe illallah de ki, Allah nezdinde hüccet olsun' dedi. Orada hazır olan Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Umeyye; `Ey Ebu Tâlib, sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çeviriyorsun?' dediler. Ebu Tâlib de bunun üzerine, `Ben Abdulmuttalib'in dini üzereyim' dedi. O zaman da Resulüllah şöyle buyurdu: `Ben de nehyedilinceye kadar senin için dua edeceğim.' O zaman da şu iki ayet nazil oldu: `Yakınları bile olsa kendilerine (hak) açıklandıktan sonra müşrik olanlar için Peygamber ve Allah'tan yarlığanma dilenmesi (doğru) olmaz.' 1603`Sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin.'1604" 1605 Ebu'l Futuh Râzi bu rivayete cevap olarak şöyle yazıyor: "Bu rivayet bâtıldır. Zira bu ayetler Resulüllah'ın (s.a.v.) vefatına yakın bir zamanda nâzil olmuş, Ebu Tâlib ise çok önceleri ölmüştü."1606 Kaldı ki, bu hadisin ilk bölümüyle son bölümü arasında çelişki vardır. Zira hadis, Abdulmuttalib'in dini üzere olduğunu söylemiştir. Abdulmuttalib ise Müslüman idi. Zeyni Dehlan şöyle yazıyor: "Ahmed b. Hanbel, Tirmizi Teyalisi ibn-i Ebu Şeybe ve Nesai'nin Hz. Ali'den rivayet ettikleri üzere bu ayetin nüzul sebebi şuydu ki, insanlar müşrik olan babaları için dua ediyorlardı. Bu yüzden mezkûr ayet nâzil oldu. Bu hususu açıkça tasrih eden bir hadisi İbn-i Abbas rivayet etmiştir." 1607 Zemahşeri de ayetin Ebu Tâlib hakkında nâzil olduğunu kabul 1602 El-Gadir, c. 8, s. 4 1603 Tevbe, 113 1604 Kısas, 56 1605 Sahih-i Buhari, c. 5, s. 131; Tefsir-i Taberi, c. 11, s. 30-31 1606 Tefsir-i Ebu'l Futuh, c. 6, s. 126 1607 Esn'el Metâlib, s. 18
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN İMAN ETMEDİĞİNE DAİR BAZI İDDİALAR (3)

    etmiyor ve şöyle diyor: "Ebu Tâlib Hicret'ten önce ölmüştür. Bu ayetler ise Medine'de nâzil olan son ayetlerdendir." 1608 Ehl-i Sünnet yoluyla nakledilen bazı rivayetlerde yer aldığı üzere Resulüllah'a (s.a.v), "Acaba Ebu Talib'e bir yararın dokundu mu, zira o Seni himaye ediyor ve Senin için müşriklere gazab ediyordu" diye sorulunca şöyle buyurdu: "Evet, Ebu Tâlib topuklarına kadar ateşten bir çukur içindedir. Eğer Benim şefaatim olmasaydı muhakkak o cehennemin en derin çukurunda bulunurdu."1609 Bu hadis de önceki hadis gibi uydurulmuştur. Seyyid Fehhar'ın naklettiği dört rivayette İmam Rıza (a.s) ve İmam Sâdık (a.s) bu hadisi reddetmiş ve onun yalan olduğunu açıklayarak Ebu Tâlib'in iman etmiş olduğunu söylemişlerdir. 1610 Bu hadisin senedini Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğu da kabul etmemişlerdir. 1611 Bu hadiste şefaat meselesi söz konusudur. Rivayetlerden de anlaşıldığı üzere şefaat muvahhidlere yani mü'minlere mahsustur. Yani şefaat şehadete bağlıdır. Dolayısıyla kâfirlere şâmil olmaz.1612 Buna binaen tevhidi şehadet olmadığı takdirde Peygamber kimseye şefaat edemez ve azabının azalmasını istemez. Dolayısıyla bu hadisi kabul etmek mümkün değildir. 1608 Keşşaf, c. 2, s. 315 1609 Sahih-i Buhari, c. 5, s. 130 1610 El-Hüccet âlâ'z-Zahib, s. 82-85 1611 El-Gadir, c. 8, s. 23 1612 Tergib ve Terhib, c. 4, s. 437
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI

    İbn-i Hacer şöyle yazıyor: "Eğer Ebu Tâlib Müslüman olsaydı Resulüllah (s.a.v.) cenazesine namaz kılardı." 1613 Halbuki Zeyni Dehlan gibi bir çok Ehl-i Sünnet âlimlerinin de kabul ettiği üzere o zamanlar henüz cenaze namazı teşri olmamıştı.1614 Bu yüzden Resulüllah Hz. Hatice için de cenaze namazı kılmadı.1615 İbn-i Sa'd şöyle nakletmektedir: "Ebu Tâlib, Resulüllah'ın (s.a.v.) zamanında vefat etti, Câfer ve Ali ona varis olmadı. Ama Akil ve Tâlib ona varis oldular. Zira Müslümanlar kâfirlerden ve kâfirler de Müslümanlardan miras alamaz." 1616 Abdulcelil-i Kazvini buna cevap olarak diyor ki: "Ehl-i Beyt mektebine göre kâfirler Müslüman'a vâris olamazlarsa da mü'minler 1613 El-İsabe, c. 4, s. 117 1614 Esn'el Metâlib, s. 35 1615 El-Hücme 1616 Tabakat, c. 1, s. 124
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (2)

    kâfirlerden miras alabilirler. Zira küfür miras almaya engel olur ama iman engel değildir. Dolayısıyla Ali (a.s) Ebu Tâlib'e vâris olmuştur. Kaldı ki, Ebu Tâlib'in kendisi de mümin idi." 1617 İmam Sâdık şöyle buyuruyor: "Cebrail, Resulüllah'a gelerek şöyle dedi: `Ey Muhammed (s.a.v), Rabbin Sana selam gönderiyor ve Seni dünyaya getiren sülbe, Sana hamile kalan kadına ve seni yetiştiren ve sorumluluğunu üstlenen şahsa ateşi haram kıldım buyuruyor.' Sonra şöyle devam etti: Mezkûr sülb baban Abdullah bin Abdülmuttalib'tir, Sana hamile olan Amine bint-i Vehb'tir ve Seni terbiye eden ise Ebu Tâlib'tir." 1618 Netice olarak deriz ki, Ebu Tâlib iman ehli bir insandır. Onun iman etmediğini iddia edenler, Kasas Sûresi'nin 56. ve Tevbe Sûresi'nin 113. ayetlerini delil göstermektedirler ki, tefsirleri şu şekildedir: 1- Ebu Tâlib, ölmek üzere olduğunda, Resulüllah (s.a.v.) yanına giderek, "Ey amca, Lailahe illallah de ki, Allah nezdinde hüccet olsun" dedi. Orada hazır bulunan Ebu Cehil ve Abdullah b. Ebi Ümeyye, "Ebu Tâlib, sen Abdulmuttalib'in dininden yüz mü çeviriyorsun?" dediler. Ebu Tâlib de bunun üzerine, "Ben Abdulmuttalib'in dini üzereyim" dedi. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu: "Ben, nehyedilinceye kadar senin için dua edeceğim." O zaman da şu iki ayet nâzil oldu: "Yakınları bile olsa, kendilerine hak açıklandıktan sonra müşrik olanlar için Allah'tan yarlığanma dilenmesi, ne Peygamber ve ne de inanlar için doğru olmaz." 1619"Sen sevdiklerini hidayete erdiremezsin"1620" 1621 1617 Nakz, s. 513-514 1618 bkz. İbn Hişam, Es-Sire 1619 Tevbe, 113 1620 Kısas, 56 1621 bkz. Sahih-i Buhari, c. 5, s. 131; Tefsir-i Taberi, c. 11, s. 30-31
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (3)

    Ebu'l Futuh Râzi bu rivayete cevap olarak şöyle yazıyor: "Bu rivayet bâtıldır, zira bu ayetler, Resulüllah'ın vefatına yakın bir zamanda nâzil olmuştur. Halbuki Ebu Tâlib çok önceleri ölmüştü." 1622 Kaldı ki rivayet edilen bu hadisin ilk bölümü ile son bölümü arasında çelişki vardır. Abdulmuttalib'in dini üzere olduğunu söylemiştir. Abdulmuttalib ise Hanif dini üzereydi, Müslüman idi. 2- Zeyni Dehlan şunları kaydediyor: Ahmed bin Hanbel, Tirmizi, Teyalisi, İbn-i Ebi Şeybe ve Nesai'nin Hz. Ali'den rivayet ettikleri bu ayetin nüzul sebebi şuydu: İnsanlar, müşrik olan babaları için dua ediyorlardı. Bu yüzden mezkûr ayet nâzil oldu. Bu hususu aynı şekilde İbn-i Abbas da rivayet etmiştir. 1623 3- Büyük müfessir Zemahşeri de söz konusu ayet-i kerimenin Ebu Tâlib hakkında nâzil olduğu görüşünü reddediyor ve şöyle diyor: "Ebu Tâlib, Hicret'ten önce ölmüştür, bu ayetler ise Medine'de nâzil olan son ayetlerdendir." 1624 4- Ehl-i Sünnet kaynaklarında nakledilen bazı rivayetlerden Resulüllah'a, "Acaba Ebu Tâlib'e bir yararın dokundu mu; zira o, Seni himaye ediyor ve Senin için müşriklere gazab ediyor" diye sorulunca şöyle buyurdu: "Evet Ebu Tâlib topuklarına kadar ateşten bir çukur içindedir. Eğer Benim şefaatim olmasaydı muhakkak o cehennemin en derin çukurunda bulunur idi." 1625 Bu hadis uydurulmuştur. Seyyid Fehhar'ın naklettiği dört rivayette, İmam-ı Rıza ve İmam-ı Sâdık, bu hadisi reddetmiş ve onun yalan olduğunu açıklayarak Ebu Tâlib'in iman etmiş olduğunu söylemişlerdir. 1626Öte yandan yukarıdaki rivayette şefaat meselesi söz konusudur. Şefaat ise iman ve şahadete bağlıdır; kâfirlere şâmil olmaz. 1622 bkz. Tefsir-i Ebu'l Futuh, c. 6, s. 126 1623 bkz. Esn'el Metâlib, s.18 1624 bkz. Keşşaf, c. 2, s. 315 1625 bkz. Sahih-i Buhari, c. 5, s. 130 1626 bkz. El-Hücced ala'z-Zahib, s. 82-85
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (4)

    5- İbn-i Hacer şöyle kaydeder: "Eğer Ebu Tâlib Müslüman olsaydı Resulüllah cenazesinde namaz kılardı. Halbuki Zeyni Dehlan gibi bir çok Ehl-i Sünnet âliminin de kabul ettiği üzere o zamanlar henüz cenaze namazı teşri olmamıştı. 1627 Nitekim bu yüzden Resulüllah Hz. Hatice için de cenaze namazı kılmadı. 6- İbn-i Sa'd şöyle nakleder: "Ebu Tâlib Resulüllah'ın zamanında vefat etti, Câfer ve Ali ona varis olmadı ama Akil ve Tâlib ona varis oldu, zira Müslüman kafire mirasçı olamaz kafir de Müslüman'dan miras alamaz." Abdul Celil-i Kazvini buna cevaben diyor ki: "Ehli Beyt mektebine göre kafirler Müslüman'a varis olmazlarsa da, Müslümanlar kafirlerden miras alabilirler. Ali de Ebu Tâlib'e varis olmuştur. Kaldı ki Ebu Tâlib'in Kendisi de mü'min idi."1628 Ebu Tâlib'in Müslüman olarak öldüğü ile ilgili güçlü delillere yer vermeden evvel vefatına yakın bir zamanda verdiği hutbesini aktaralım. İmam Sâdık şöyle buyuruyor: "Ebu Tâlib'in vefatı yaklaşınca Kureyş'in büyüklerini toplayarak onlara şu vasiyette bulundu: Ey Kureyşliler! Sizler insanlar arasında Allah'ın seçkin kulları, Arab'ın kalbi, yeryüzü ve harem ehli arasında Allah'ın hazinedarlarısınız. Sizin aranızda muktedir bir önder, cesur bir öncü ve eli açık bir bağışlayıcı bulunmaktadır. Sizlere Kâbe'ye ta'zim etmenizi tavsiye ediyorum ki, bunda Allah'ın rızası, rızkın devamı ve zorluklar karşısında direniş vardır. Sıla-i rahim yapınız. Zira bu, ölümü erteler ve nüfusu çoğaltır. Zulmetmeyi terk ediniz ki öncekiler de bu yüzden helak oldular. Davet edene icabet ediniz; hayat ve ölümün şerefi de bundadır. Sâdık olunuz ve emanete riayet ediniz. 1627 bkz. Esne'l Metâlib, s. 35 1628 Nakz, s. 513-514
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (5)

    Zira bu ikisi sayesinde iftiradan korunur ve hak nezdinde değer kazanırsınız. Sizlere Muhammed hakkında iyilik etmenizi tavsiye ediyorum. Zira Muhammed, Kureyş'in emini, Arapların doğru sözlüsü ve sizi davet ettiğim şeyleri ihyâ edendir. Muhammed sizlere öyle bir mesaj getirmiştir ki, kalp ve ruh bunu kabul etmekte ama dil, kötüleyenlerin korkusundan inkar etmektedir. Allah'a and olsun ki, adeta mustazaf halkın O'nun davetini kabul ettiğini, sözlerini tasdik ettiğini ve risaletini kabul ettiğini görür gibiyim. Böylece Kureyş'in büyükleri hakir, evleri boşalmış ve zayıfları yücelmiş olacaktır. En büyükleri Peygambere en muhtaç olanı, en günahkârları da O'na en uzak olanlarıdır. Arap kavmi O'nu sevecek, topraklarını O'na verecek ve O'nu önder seçecektir. Ey kureyş kabilesi! Peygamberi seviniz, O'nu himaye ediniz. Allah'a and olsun ki, O'nun yolunda ilerleyen kemâle erer ve hidayetine tâbi olan saadete kavuşur. Eğer sağ kalsaydım O'ndan bela ve zorlukları gidermeye çalışırdım". 1629 Ebu Tâlib'in mü'min olduğuyla ilgili güçlü deliller mevcuttur: 1- Ebu Tâlib, Hz. Ali'ye, "Oğlum seçtiğin bu din nedir?" diye sordu. Hz. Ali, "Baba Ben Allah'a ve Resulü'ne iman ettim. Peygamberin elçiliğini tasdik ettim. Allah için O'nunla namaz kıldım ve Kendisine tâbi oldum" dedi. Ebu Tâlib ise, kendisine cevaben şöyle buyurdu: "İyi bil ki, Peygamber seni iyilikten başka bir şeye davet etmemiştir. O halde O'na tâbi ol." 1630 2- Şeyh Mufid şöyle demiştir: "Ebu Tâlib'in iman ettiğinin bir delili de oğlu Ali ve Câfer'e Resulüllah'a itaat etmelerini emretmesidir." 1631 1629 bkz. Keşşaf 1630 bkz. Esn'el Metâlib fi Şerh-i Hutbe'ti Ebi Tâlib 1631 bkz. Ebu Tâlib, Mü'min-i Kureyş
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (6)

    3- Ebu Tâlib, kardeşi Hamza'ya da Resulüllah'a yardım hususunda şöyle buyurdu: "Ey Hamza! Ahmed'in dininde sabırlı olmak gerekir. Bu dine yardımcı ol ki, bu sabır sayesinde tevfik kazansın. Rabb'inden hak ile geleni savun. Bu yolda sâdık ve azimli ol. Hakkı asla gizleme..." "O'na iman ettim demen beni çok sevindirdi. O halde Allah için Resulüllah'a yardımcı ol." 1632 4- Ebu Tâlib, Kureyş'in, Resulüllah'ı öldürmeye kesin karar kıldığını duyunca şöyle dedi: "Allah'a and olsun ki, beni defnetmedikleri müddetçe Sana dokunamazlar. Sen benim hayrımı dileyerek davet ettin. Sen sâdıksın ve eminsin. Sen dinlerin en hayırlısını getirdin." Ebu'l Futuh Râzi bu hususta söyle diyor: "Bu sözler Ebu Tâlib'in imanını açıkça göstermektedir. Zira `Sana iman ettim ve Seni tasdik ettim' sözü ile `Sen sâdıksın' sözü arasında fark yoktur." 1633 5- Ebu Tâlib, vefat ânındaki vasiyetinde şöyle demektedir: "Ey Kureyş kabilesi! Peygamber'i seviniz, O'nu himaye ediniz. Allah'a and olsun ki O'nun yolunda ilerleyen kemâle erer ve hidayetine tâbi olan saadete kavuşur. Eğer sağ kalsaydım O'ndan bela ve zorlukları gidermeye çalışırdım." 1634 6- Ebu Tâlib vefat edince Hz. Ali, Hz. Peygamber'in yanına gelip babasının vefatını bildirdi. Resulüllah, bu haberi duyunca çok üzüldü ve Hz. Ali'ye şöyle buyurdu: "Git onun gusül ve kefenleme işlemlerini yap ve bir tabutun içine koyduğunda Bana haber ver." Resulüllah (s.a.v) Ebu Tâlib'in cenazesinin yanına vardığında keder ve üzüntü içinde şöyle buyurdu: "Ey amca! Seninle akrabalık ilişkim vardı. Allah tarafından mükâfatlandırılacaksın... Beni çocukken terbiye ettin büyüdüğümde Bana yardımcı oldun." Daha 1632 bkz. Fihrist-i Esma-i Ulema-i Şia 1633 bkz. Şerh'ul Nevahib-il Leduniyye 1634 bkz. Zemahşeri, Keşşaf
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (7)

    sonrada halka dönerek şöyle buyurdu: "Allah'a and olsun, amcama öyle bir şefaatte bulunacağım ki ins ve cin toplumu şaşıracaktır." 1635 7- İmam Sâdık şöyle buyuruyor: "Cebrail, Resulüllah'a gelerek şöyle dedi: `Ey Muhammed (s.a.v), Rabbin Sana selam gönderiyor ve Seni dünyaya getiren sulbe, Sana hamile kalan kadına ve Seni yetiştiren ve sorumluluğunu üstlenen şahsa ateşi haram kıldım' buyuruyor." Sonra şöyle devam etti: "Mezkûr sulb baban Abdullah bin Abdülmuttalib'tir, Sana hamile olan Amine bint-i Vehb'tir ve Seni terbiye eden ise Ebu Tâlib'tir" 1636 Peki, zayıf ve meçhul rivayetlere dayanılarak yapılmak istenen nedir? İslam araştırmacılarına göre, Ebu Tâlib'e yapılan bu haksızlığın sebebi, Ben-i Ümeyye'nin Hz. Ali'ye olan düşmanlığıdır. Muhalifleri, Ali'ye dil uzatamayınca babasına saldırma yoluyla Hz. Ali'nin makamına gölge düşürmeye çalışmışlardır. Hz. Peygamber, Ebu Tâlib'in vefatından üç gün gibi kısa bir süre sonra da, hanımı Hz. Hatice'yi kaybetti. Teslimiyeti, itaati, muhabbet ve merhametiyle Allah Resulü'nün kalbinde taht kuran Hz. Hatice'yi kaybetmek, Allah Resulü'nü derin bir teessüre boğdu. O'na karşı müstesna bir sevgisi vardı. En büyük destek ve tesellicisi idi. Vefatından sonra dahi O'nu hiçbir zaman unutmadı ve rahmetle andı. Öyle ki, Hz. Aişe, hayatta olmadığı halde en çok Hz. Hatice'yi kıskandığını itiraf etmiştir. Allah Resulü'nün şu sözü O'nun indallahta ve mü'minlerin gönlünde ne kadar ulvi bir yeri olduğunu delalet eder: "Kendi zamanındaki kadınların hayırlısı İmran'ın kızı Meryem idi. Bu ümmetin kadınlarının hayırlısı da Hatice'dir." Doğmadan önce babasını, altı yaşındayken de annesini kaybe1635 bkz. Tarih'ul Umem vel Mulük, ilgili bölüm 1636 bkz. İbn-i Hişam, Es-Sire
  • ·

    HZ. EBU TÂLİB’İN CENAZE NAMAZI (8)

    derek öksüz ve yetim kalan Allah Resulü, amcası ve hanımını kaybetmekle belki de ikinci kez öksüz ve yetim kalmıştı. Yüklendiği bu çile ve hüzün dolu hadiselerden ötürü bu yıla "hüzün yılı" denmiştir. Hz. Peygamber'in böylesine çileli bir dönemde, bir de en yakınlarını kaybederek imtihan edilmesi şu evrensel kaideyi ya da sünnetullahı ispat etmesi açısından da çok mühimdir: Her devirde bela ve musibetlerin en büyükleri, Allah'a en yakın olan kullara yüklenmiştir. Başta Hz. Peygamber olmak üzere bütün peygamberler ve onların yolunda giden sâlih insanların hayatlarını incelediğimizde hayatlarının her safhasının büyük imtihan ve çilelerle bezendiğini görürüz. O insanlar, bir yandan üzerlerine aldıkları diğer insanların irşad edilmesi sorumluluğu sebebiyle manevi yönden çileye müptela kalırken, diğer yandan da; sanki insanların bozukluk ve isyanının bir karşılığı olarak bela, hastalık ve musibet yönünden de yüklerin en büyüğünü sırtlamakla mükellef tutulmuşlardır. Tabiri caizse; onların vücut ülkeleri, insanların hareketlerine göre çalışan saate benzer; toplum bozulursa onların sıhhati de bozulur; toplum düzelirse onların sıhhatleri de iyi olur. Bu noktada şunu da hemen belirtmeliyiz; Hakk'a dost olmuş bu insanlarla beraber olanların çile anlarında, mânâ büyüklerinin çilesinin daha büyük olduğunu düşünerek şükretmesi ve sabır göstermesi gerekmektedir. Kulluk vazifelerini îfâda, kendi benliğini aradan çıkararak bütün hatalarının ceremesine Hak dostlarının ortak edileceği endişesiyle gayret etmesi, bataktaki insanlara da aynı nazarla bakıp onların bu hallerinin Hak dostlarını üzeceği ve sorumluluğunu artıracağını düşünerek rahmet elini uzatması esastır.