• ADİYY B. HATEM’İN HZ. HASAN’A BİATI (2)

    ve inciler dökülürdü. Fakirleri ve kimsesizleri çok severdi. Güçlü insanlar O'nun zulmünden korkmaz, zayıflar da adaletinden ümit kesmezdi. Allah'a yemin ederim ki, bir gece kendi gözlerimle O'nu gece karanlığında ibadet ederken gördüm, mihrapta kıyam halinde yılan sokmuş gibi ağlıyordu. Sanki mübarek sesini duyar gibiyim. O, dünyaya hitaben şöyle buyurdular: Ey dünya! Bana yönelme, git başkalarını aldat. Ben seninle uğraşmam, seni üç talakla boşadım ve artık Bana dönme imkanın kalmamıştır. Senin lezzetin geçicidir, ah! Yol uzun, azık az..." Adiyy bunları söylerken Muaviye elinde olmadan ağlamaya başladı. Gözyaşlarını silerek şöyle dedi: "Allah Ali'ye rahmet etsin, gerçekten de anlattığın gibi yüce bir şahsiyetti." Sonra Adiyy'e şöyle sordu: "Şimdi söyle, Ali'nin ayrılığına nasıl tahammül ediyorsun?" Adiyy şöyle dedi: "O'nun ayrılık acısı tıpkı oğlunun başı eteğinde kesilen bir annenin acısı gibidir. Hiçbir zaman gözyaşları kurumamış ve hüznü de son bulmamıştır." Muaviye şöyle sordu: "Hiç Ali'yi unuttuğun bir gün oldu mu?" Adiyy şöyle dedi: "Dünya Ali'nin hatıralarını aklımdan silebilir mi?" 1442 Adiyy b. Hatem, hicri 68 veya 69 yıllarında Kûfe'de 120 yaşlarında iken Hakkın rahmetine ve dostu Hz. Ali'ye kavuştu. 1442 Sefinetu'l Bihar, c. 2, s. 170
  • EBUZER EL-GİFARİ

    Asıl adı Cündeb bin Cünade olan Ebuzer Gifari Gifar kabilesindendi. Bu kabile Mekke ile Medine arasında ikamet eden ve tamamı putlara tapan müşriklerdi. Ayrıca yağmacılık ve soygunculukta dillere destan kötü bir kabileydiler. Ebuzer, gençliğini putperestlikle geçirdi. Ancak bir gün sahraya koyun otlatmak için çıktığında putunu da yanına almıştı. Tuvalet ihtiyacını karşılamak için putu yere koyarak uzaklaştı. Döndüğünde gördüğü sahne onu çok şaşırttı. Bir tilkinin putu pislettiğini ve putun da onun karşısında aciz kaldığını görünce kendi kendine şöyle söyledi: "Bu nasıl bir ilahtır ki, sahradaki bir tilkiden kendisini koruyamıyor? O halde beni nasıl koruyacak?" Ebuzer bu olayı gördükten sonra puta tapmayı bırakıp, bir olan Allah'a inanarak O'na tapmaya başladı. Ebuzer, Resulüllah'ı ziyaret etmeden üç yıl önce namaz kılıyordu. Vaktiyle ona hangi kıbleye doğru namaz kıldığını sorduklarında o şöyle dedi: "Allah'ın yönelttiği yere doğru namaz kılıyordum." 1443 1443 Hilyetu'l Evliya, c. 1, s. 157; Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 4, s. 220
  • EBUZER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU

    Ebuzer, uzun araştırmalardan sonra Mekke'de birinin kalkıp peygamberlik iddiasında bulunduğunu duydu. Daha fazla bilgi alabilmek için kardeşini Mekke'ye yolladı. Kardeşi döndüğünde kısaca şöyle bir haber getirmişti: "O, insanları iyi işlere davet ediyor, kötülükten alıkoyuyor ve yüce ahlakî erdemlere davet ediyor." Bu haber Ebuzer'i sevindirdi. Kendisi bizzat Mekke'ye gitmeye karar verdi. Mekke'ye vardığında Peygamber ile görüşmenin hiç de kolay olmadığını gördü. Bir taraftan O'nu tanımıyor, evini bilmiyordu, diğer yandan da orada sıkı bir baskı söz konusuydu. Kureyş'den birine Muhammed'i aradığını söylemenin tehlikeli olacağını anladı. Bu sebeple Peygamberle görüşmek için akşama kadar bir çözüm bulamadı. Gece hava karardığında Mescidü'l Haram'da kalmak istedi. Onun yabancı biri olduğu Hz. Ali'nin dikkatini çekti. Yanına yaklaşarak hangi kabileden olduğunu sordu.
  • EBUZER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU (2)

    Ebuzer, Gifar kabilesinden olduğunu söyledi. Ali onu evine davet etti. Bu daveti kabul eden Ebuzer geceyi Hz. Ali'nin evinde geçirdi. Ama sırrını O'na açmadı. Hz. Ali de bir şey sormadı. Ebuzer, ertesi gün de Peygamberi aradı. Ama bir netice alamadı. Akşam yine Mescidü'l Haram'a gitti, geceyi orada geçirmek istiyordu. Yine Hz. Ali ona yaklaşarak, "kendi evinin yolunu tanımanın zamanı gelmedi mi daha?" diyerek kendisini evine davet etti. Hz. Ali'nin bu şefkatli daveti üzerine bir gece daha O'nun evinde uyudu. Yine ne Ali ne de Ebuzer hiçbir şey sormadı. Ancak Ebuzer evden ayrılırken Hz. Ali'ye, "başkasına söylemezsen, sana bir şey söylemek istiyorum" dedi. Hz. Ali söz verdi. Ebuzer Mekke'ye gelme nedenini Hz. Ali'ye anlattı. Asıl hedefinin Peygamberi görmek olduğunu söyledi. Ali ona şu cevabı verdi: "Ben yarın seni Peygamberin olduğu yere götüreceğim ama O'nun düşmanları bu durumu bilirlerse O'na eziyet ederler. En iyisi sen Beni takip et. Eğer yolda Peygamberin düşmanlarıyla karşılaşırsam bir şeyle meşgul oluyormuş gibi kendimi göstereceğim, bu sırada sen yoluna devam et, Ben sana ulaşırım, eğer onlarla karşılaşmazsam Beni takip eder, girdiğim eve sen de girersin." Böylece kararlaştırdıkları gibi Ebuzer, Hz. Ali'yi takip ederek Peygamberi görme şerefine nail oldu. 1444 Rivayetlere göre, Ebuzer, huzuruna girdiğinde Resulüllah Kur'an sûrelerinden birini okuyordu. Ebuzer dikkatle O'nu dinliyordu. Bir süre sonra Ebuzer yüksek sesle şöyle dedi: "Eşhedü enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulühü." 1445 Ebuzer, Peygambere iman eden dördüncü ya da beşinci kişiydi. 1446 1444 Tabakat-ı İbn-i Sa'd s. 4, 224, 225; El-İsabe, c. 4, s. 63, 64; El İstiab, c. 4, s. 62, 63 1445 Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 4, s. 223 1446 Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 4, s. 224; Usdü'l Gabe, c. 1, s. 30; El-İsabe, c. 4, s. 64; El-İstiab, c. 4, s. 62
  • EBUZER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU (3)

    İslam'ın zuhur ettiği ilk günlerde iman edenlerden oluğu için, İslam'ın öncülerinden sayılmaktadır. Zira Kur'an'ın beyanına göre, Resulüllah'ın peygamberliğinin ilk günlerinde iman edenlerin makamı O'na sonradan iman edenlerden daha yücedir. 1447 Tarihçiler kaydetmiştirler ki, Ebuzer Peygamberin nübüvvetine iman eden dördüncü veya beşinci kişi olarak tarihe geçmiştir. 1448 Ebuzer Gifari âlim, ârif, fazilet sahibi, aynı zamanda hekim ve hatip biriydi. İbn-i Hacer şöyle rivayet etmektedir: "Ebuzer Gifari'nin üstünlükleri ve faziletleri sayılmayacak kadar çoktur." 1449 Ebuzer Müslüman olduktan sonra Peygamberle birlikte Allah yolunda mücadele etmeye başladı. Aynı zamanda Hz. Ali'nin en yakın ve samimi dostlarındandı. Şeyh Tûsi Rical adlı eserinde şöyle rivayet etmektedir: "Ebuzer Giffari İmam Ali'nin en büyük yaranlarından, sâdık dostlarından ve Erkan-ı Erbaa'dandı." 1450 Ebuzer'e göre insanların bir takım ağaçlardan yontup yaptıkları putlara tapmalarından daha büyük bir yanlış olamazdı. Bu sebeple Ebuzer Mekke'de bir süre kaldıktan sonra Resulüllah'ın huzuruna vardı. Ve vazifesinin ne olduğunu sordu. Resulüllah ona şöyle buyurdu: "Sen kendi kavminin arasında İslam'ı tebliğ edebilirsin, şimdi kendi kabilene dön ve Benim emirlerimi bekle!" Ebuzer dedi ki: "Kavmimin yanına dönmeden önce bu halka, İslam'ın sesini duyuracağım ve böylece bu yasağı çiğneyeceğim." 1447 Vakıa, 10-11 1448 Tehzibu't-Tehzib, c. 10, s. 101; Müstedrek-i Hakim, c. 3, s. 384; Marifetu's-Sahabe, c. 1, s .457; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 13, s. 224; Usdü'l Gabe, c. 5, s. 186 1449 Tehzibu't-Tehzib, c. 10, s. 102 1450 Rical-i Tûsi, s. 36
  • EBUZER’İN MÜSLÜMAN OLUŞU (4)

    Bu karar üzerine Kureyş, Mescidü'l Haram'da konuşmakla meşgulken mescide girerek yüksek sesle "Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhü ve resulühü" diye bağırdı. Tarihi kayıtlara göre bu ses, Kureyş'i açıkça savaşa çağıran ilk sesti. Bu sesi duyan Kureyş ona saldırarak acımasızca dövdüler. Bu haber Peygamberin amcası Abbas'a ulaştı. Abbas, mescide gelerek Ebuzer'i kurtarmak için Kureyş'e şöyle dedi: "Siz hepiniz tüccarsınız. Gifar kabilesinin yanından kervanlarınız geçiyor. Eğer ona bir şey yapacak olursanız, Kureyş'in ticareti tehlikeye düşer, ve artık hiçbir ticaret kervanı oradan sağlam geçemeyecektir." Abbas'ın bu sözleri Kureyşlileri linç girişiminden vazgeçirdi. Onlar da Ebuzer'i serbest bıraktılar. Ancak Ebuzer ertesi gün yine aynı yere gelerek, aynı sözleri tekrarladı. Yine Kureyşliler başına üşüşerek onu şiddetli bir şekilde dövdüler. Abbas yine önceki gün söylediklerin söyleyerek onu kurtardı. 1451 Birkaç gün sonra Ebuzer Kâbe'yi tavaf ederken bir kadının Kâbe'nin yanına konulan "asaf" ve "naile" adlı iki puta hitap ederek medet aradığını gördü. Ve çok üzüldü. Kadına şöyle dedi: "u ikisini evlendirsene..." Kadın Ebuzer'in söylediklerine kızarak şöyle bağırdı: "Sen Müslüman olmuşsun." Kadının bağırdığını duyan Kureyş gençleri yine Ebuzer'in başına toplanıp onu dövmeye başladılar. Ama Bekroğulları kabilesinden bir grup ona yardım ederek müşriklerin elinden kurtardı. 1452 1451 Hilyetü'l Evliya, c. 1, s. 158, 159; Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 4, s. 225; El-İstiab, c. 4, s. 63; El-İsabe, c. 4, s. 64; Ed-Derecatü'r-Rafia, s. 22 1452 Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 4, s. 223
  • GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU

    Allah Resulü Ebuzer'i kendi kabilesinin yanına göndererek onları İslam'a davet etmesini istedi. Ebuzer, kendi kabilesine dönerek Allah tarafından peygamber geldiğini ve inanılacak olan Allah'ın bir olduğunu söylüyor ve onları güzel ahlaka çağırıyor, kötülüklerden korunmaya davet ediyordu. Önce Ebuzer'in annesi, daha sonra kardeşi, daha sonra da kabilesinin yarısı Müslüman oldu. Resulüllah'ın Medine'ye hicretinden sonra da diğer yarısı Müslüman oldu. Eslem kabilesi de onların etkisinde kalarak Müslüman oldu. Ve Resulüllah'ı ziyaret ettiler. Ebuzer Bedir ve Uhud savaşlarından sonra Medine'ye dönüp Resulüllah'a katılarak orada ikamet etti. 1453 Ebuzer, Resulüllah'ın sahabeleri arasında O'nun Ehl-i Beyt'ini en çok seven ikinci şahıstır. Ölünceye kadar Hz. Ali'den başkasının halifeliğini kabul etmedi. Ebuzer hastalanmıştı. İmam Ali'yi kendisine vasi seçti ve tüm 1453 Ashab-ı İmam Ali, s. 109
  • GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU (2)

    işlerini O'na havale etti. O'nun ziyaretine gelen bir grup kendisine şöyle dedi: "Neden halife Osman'ı kendine vasi seçmedin?" Ebuzer onlara şu cevabı verdi: "Ben kendime hak olan kimseyi vasi seçtim. Allah'a and olsun ki, Ali kalplere hayat ve canlara huzur verir, eğer Ali olmazsa siz ne yer ehlini, ne de gök ehlini tanırdınız." İbn-i Selen şöyle diyor: "Vaktiyle Ebuzer'e şöyle bir soru sordum `Ey Ebuzer, biz biliyoruz ki, Resulüllah'ın en çok saygı duyduğu ve sevdiği kimseye sen de saygı duyuyor ve seviyorsun. O şahsın kim olduğunu bize söyler misin?' Ebuzer şöyle cevap verdi: Çok iyi bilin ki, en çok sevdiğim ve saygı duyduğum mazlum olan ve hakkı gasp edilen Ali b. Ebi Tâlib'dir." 1454 Ebuzer, Hz. Osman'ın yaptığı yanlış uygulamalara da karşıydı. İtirazlarını her fırsatta dile getiriyordu. Osman'ın Beytü'l-malın sorumluluğunu Mervan b. Hakem'e verdiğini duyan Ebuzer, sokaklarda ve pazar yerlerinde yüksek sesle şu ayeti okuyordu: "Altını ve gümüşü hazineye tıkıp da onu Allah yolunda harcamayanları acı bir azap ile müjdele." 1455 Ebuzer'in bu eleştirileri, Osman için kabul edilmez bir noktaya gelmişti. Sonunda Ebuzer'i Şam'a sürmeye karar verdi. Ebuzer, Şam'a vardığında oranın da Medine`den farksız olduğunu gördü. Muaviye halifelik hazırlığı yapıyor, Rumların karşısında zayıf görünmeyelim bahanesi ile kendine saraylar yaptırıyordu. Yüzlerce insanı da bu inşaatlarda çalıştırıyordu. 1454 İmam Ali'nin Ashabı, s. 116 1455 Tevbe, 34
  • GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU (3)

    Ebuzer böyle bir duruma asla göz yumamazdı. Bu kez de Muaviye'nin yanlışlarını dile getirmeye, onunla mücadele etmeye başladı. Ebuzer, Muaviye hükümetinin yanlışlarını ortaya koymak için şunları söyledi: "Ben bir takım yersiz ameller ve uygulamalar görüyorum ki Müslümanlar arasında bunlara asla rastlamadım. Bu işler Allah'ın Kitabı'na ve Resulüllah'ın sünnetine aykırıdır. Bunların hükümetinde hak ayaklar altına alınıp, bâtıl diriltiliyor, doğru sözlüler yalanlanıyor, liyakati olmayan bir takım insanlar Müslümanların mallarını kendilerine tahsis ediyor, iyiler ve haklı olanlar ise mahrum bırakılıyorlar." Bu sözler, Muaviye hükümeti için çok tehlikeli idi. Bu sözlerin halk üstünde bırakacağı olumsuz etkiyi iyi bilen Muaviye Ebuzer'i susturmak için ona üç yüz dinar yolladı. Ebuzer, onun sinsi planlarını çok iyi biliyordu. Muaviye'nin temsilcisine şöyle dedi: "Eğer bu para benim bu yılki Beytü'l-mal'den kesilen hakkımsa kabul ediyorum ama eğer hediye ise benim onun hediyesine ihtiyacım yoktur." Ardından parayı geri gönderdi. 1456 Ebuzer'in Muaviye'ye karşı olan muhalefeti halkı derinden etkiliyordu. Ve onları Muaviye'nin aleyhine ateşliyordu. Ebuzer bazen sabah namazlarını Şam surlarının kapısında kılardı. Ve Beytü'l-mal kervanları şehre girerken şöyle seslenirdi: "Bu kervanlar ateş yüklüdür. İyiliği emredip, kötülükten sakındırdığı halde kendisi ona uymayanlara Allah lanet etsin!" Bazen de Muaviye'nin sarayının önünde durur, onun aleyhine slogan atardı. 1456 Ed-Derecatü'r-Rafia, s. 243; Şerh-i Nehcü'l Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 54
  • GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU (4)

    Muaviye'nin hakimlerinden biri olan Cellam Gifani şöyle diyor: "Vaktiyle rapor sunmak için Muaviye'nin huzurundaydım, aniden sarayın önünden bir ses duydum ki, şöyle sesleniyordu: `Bu kervanlar ateş getirdiler, Allah, başkalarına iyiliği emredip, kötülükten sakındırıp da buna uymayanlara lanet etsin!' Bu sırada Muaviye'nin renginin kaçtığını ve yüz ifadesinin değiştiğini gördüm, bana dönerek dedi ki: `Şu sesin sahibini tanıyor musun?' Ben, `hayır' dedim. Muaviye "O, Cündeb b. Cünade-i Gifari'dir ve bu iş de onun günlük işlerinden biridir' dedi. Ve Ebuzer'i yanına getirmelerini emretti. Bir süre sonra Ebuzer'i çeke çeke getirdiler. Muaviye son derece sert bir üslupla ona şöyle dedi: `Ey Allah'ın ve Peygamberin düşmanı! Niçin her gün benim aleyhime konuşma yapıyorsun? Eğer Peygamberin sahabelerini Osman'dan izin almadan öldürmeye yetkim olsaydı, seni bir gün bile yaşatmazdım ama halifeyi durumdan haberdar edip, hakkında talimat isteyeceğim.' Ben, Ebuzer'i görmeyi çok arzuluyordum. Çünkü o, benim mensup olduğum kabiledendi. Baktım ki, Muaviye'nin askerlerinin elinde tutuklu olmasına rağmen ona karşı en küçük bir saygı göstermiyordu. Muaviye'ye cevaben şöyle dedi: `Ben Allah'ın ve Peygamberin düşmanı değilim, sen ve baban Ebu Süfyan Allah'ın ve Peygamberin düşmanlarısınız. Siz gerçekte küfrünüzü gizleyip, görünüşte İslam'ı izhar ettiniz. Kaç kez Peygamber tarafından lanetlenmiş birisin, İslam Peygamberi sana hiç doymaman için lanet etmiştir.