• HARİCİLER’İN DOĞUŞU

    Esasen, Hariciler'in Hz. Ali'ye olan muhalefetleri henüz Sıffin Savaşı devam ederken kendini göstermeye başlamıştı. Taberi'nin naklettiğine göre, Hz. Ali Ebu Musa'yı hakem olarak göndermeye karar verince Hariciler'den bir grup O'na gelerek, "Hüküm ancak Allah'a aittir. Kararından dön, işlediğin hatadan tevbe et ve bizimle birlikte düşmana karşı çık" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali, "Ben bunu daha önce sizden istemiştim. Fakat Bana karşı geldiniz. Artık karşı tarafla aramızda yazışma oldu. Şartlar ileri sürüp, sözler vererek anlaşma yaptık. Ayrıca Allah, `Ahidleştiğiniz zaman, Allah'ın ahdini yerine getirin. Allah'ı kendinize kefil kılarak pekiştirdiğiniz yeminlerinizi bozmayın...' 1422 buyurmuştur" cevabını verince, Hariciler ısrarla O'ndan yaptığı günah için tevbe etmesini istemişlerdir. Hz. Ali, "Bu günah değil ancak görüşte acizlik ve fiilde zaaftır. Ben bunu size daha önce bildirmiş ve sizi bundan sakındırmıştım" deyince, Hariciler eğer bu işten dönmezse 1422 Nahl, 91
  • HARİCİLER’İN DOĞUŞU (2)

    kendisini öldürmekle tehdit etmişlerdir." 1423 Hariciler'e göre Hz. Ali, tahkime gitmekle büyük bir günah işlemiş, dinden çıkmıştır. Dolayısıyla tevbe edip tekrar dine girmesi ve savaşa devam etmesi gereklidir. Hz. Ali ise yaptığı işin günah değil "görüşte acizlik ve fiilde zayıflık" olduğunu söylemiş ve kendisini buna mecbur edenlerin yine onlar olduğunu ifade etmiştir. 1423 Taberi, Tarih, c. 3, s. 113-114
  • HARİCİLER’İN HZ. ALİ’YE KARŞI ÇIKMA SEBEPLERİ

    Hariciler belli başlı birkaç meselede Hz. Ali'ye muhaliftiler: 1- Hz. Ali'nin tahkimname metni yazılırken Emirü'l-mü'minin sıfatını Muaviye ve yandaşlarının isteğiyle sildirmesi ki böylece Iraklılar -yani Hz. Ali'nin ordusuŞamlıların aslında isyancı olduklarını öğrendiler. Hz. Ali, tahkimname metni yazılırken "Emirü'lmü'minin" sıfatının yazılmasında bir süre ısrar etmiş ancak ordusundan barış isteyenlerin de baskısıyla bunu kabul etmek zorunda kalmıştır. Burada Peygamberimizin Hudeybiye barışı yapılırken Hz. Ali'ye söylediklerini de hatırlatmak gerekir. Bilindiği gibi Resulüllah Mekkeli müşriklerle barış yaparken, Kureyş'in elçisi Süheyl b. Amr anlaşma metnine "Muhammed'ün Resulüllah" ibaresinin yazılmasını istememiştir. Metni yazmakta olan Hz. Ali `Resulüllah' yazısını silmek istemeyince Peygamber bunu kendi eliyle silmiş ve bir gün buna benzer bir olayı O'nun da yaşayacağını Hz. Ali'ye haber vermiştir. Tahkimname metni yazılırken Muaviye, Hz Ali için "Emirü'l-
  • HARİCİLER’İN HZ. ALİ’YE KARŞI ÇIKMA SEBEPLERİ (2)

    mü'minin" ifadesinin yazılmasına karşı çıkmış ve, "Bunu kabul etsek Seninle savaşmazdık" demiştir. Bu unvan anlaşmazlığı başlayınca Hariciler, meşru halife olarak kabul ettikleri Hz. Ali'den anlaşmadan vazgeçerek savaşa devam etmesini istemişlerdir. Ancak daha önce de ifade ettiğimiz gibi Hz. Ali'nin ordusunda bölünmeler vardı. Büyük bir grup barış yanlısıydı ve bu grup Hz. Ali'yi anlaşma yapmaya mecbur bıraktılar. 2- Muaviye'nin Amr b. As gibi kesinlikle tarafsız olmayan birini hakem seçmesi Haricilerin Hakem Olayı'na karşı çıkmalarına, dolayısıyla Hz. Ali'nin karşısına geçmelerine neden oldu.
  • EHL-İ BEYT ÂLİMLERİNİN HARİCİLER’LE İLGİLİ FARKLI YAKLAŞIMLARI

    Ehl-i Beyt kaynaklarında bu konuyla ilgili daha farklı ifadeler vardır. Onlara göre Hariciler baştan beri tahkim olayına karşı idiler. Nevbahti'nin Fıraku'ş-Şia adlı eserinde yazdığına göre; "Hariciler, halkın imam üzerinde bir hakkı olarak bilinen sınır boylarını kapattığı için Hz. Ali'den ayrıldılar. Hakemlerin hükmüne başvurunca onu, Şam sınır boylarını fetihlere kapatmakla suçladılar." Ancak Hariciler kendi içinde bölümlere ayrılmaktaydı. El-Fitne ve Vak'atu'l-Cemel adlı eserden öğrendiğimize göre, Hariciler'in büyük bölümünü ibadet ve takvalarıyla meşhur olan Kurralar oluşturuyordu. Hz. Ali'nin ordusunun içinde Basra ve Kûfe Kurraları olarak iki grup vardı. Kûfe Kurraları Hz. Osman'ın öldürülmesiyle suçlanıyorlardı. Ancak Basra Kurralarının böyle bir problemi yoktu. Kûfeliler Hz. Osman'ın kanı için savaştığını iddia eden Muaviye
  • EHL-İ BEYT ÂLİMLERİNİN HARİCİLER’LE İLGİLİ FARKLI YAKLAŞIMLARI (2)

    karşısında Hz. Ali'nin alacağı bir yenilginin kendi sonlarını getireceğini düşünüyorlardı. Bu yüzden tahkime ve Hakem Olayı'na şiddetle karşı çıkmaktaydılar. Sebep her ne olursa olsun, Hariciler Sıffin dönüşü Hz. Ali'den ayrılmış önce Harura'da, sonra Nehrevan'da toplanarak Hz. Ali için ciddi bir tehlike oluşturmuşlardır. Hz. Ali yaptığı seferle bu fitneyi temizlemişse de daha sonra İbn-i Mülcem adında bir Harici tarafından şehit edilmiştir. Hz. Ali, Hariciler'in, "Hüküm ancak Allah'ındır" sözü hakkında şunları söylüyor: "Kendisiyle bâtılın istendiği doğru bir söz! Evet, gerçekten hüküm ancak Allah'ındır fakat bunlar `Emirlik ancak Allah'ındır' diyorlar. Kuşkusuz insanlara iyi ya da kötü bir yönetici gerekir. Mü'min onun emirliğinde çalışır, kâfir ondan yararlanır. Onunla yollar güvenilir olur, düşmanla savaşılır, zayıfın hakkı kuvvetliden alınır. Böylece iyi olan rahat eder, kötü olandan emin olunur." 1424 1424 Nehcü'l-Belağa, s. 62
  • HZ. ALİ’NİN ASHABI

    Bu bölümde Hz. Ali'nin bütün hayatı boyunca yanında olan ve İmam Ali'nin müstesna bir insan olduğuna, her türlü değer ölçüsüne göre, Hz. Peygamberden sonra gelen tek insan olduğuna inanan sahabeler hakkında bilgi vereceğiz. Bu sahabeler ki Gadr-i Hum'dan itibaren Peygamber Efendimizin sadece Hz. Ali'yi halife seçtiğini kabul edip, vaadinden ve biatinden hulfetmeyen kimselerdir. Bu bölümde bu sahabelerden ve onların izinden giden Tabiinden örnekler vereceğiz.
  • AMMAR B. YÂSİR

    Ammar, Yâsir b. Kays Enbes'in oğlu olup, Mezhec kabilesine mensuptu. Künyesi Ebu Yakzan'dır. O, Peygamber Efendimizin ve Hz. Ali'nin büyük sahabelerinden ve Erkan-ı Erbaa'dandı. (Erkan-ı Erbaa, yaygın görüşe göre, Selman-ı Farisi, Ebuzer Gifari, Mikdad b. Esved ve Ammar b. Yâsir'dir. Bunlara Erkan-ı Erbaa denilmesinin nedeni de, Hz. Ali'yi diğer sahabelerden daha âlim, fazıl, yüce ve üstün gördükleri içindir. Onlar bu konuda hiçbir şüphe ve tereddüt etmediler. Bu sağlam itikadları sebebiyle bu unvanı aldılar). Ammar 34 yaşında Müslüman oldu ve annesi ile birlikte Müslüman olduklarını ilk açıklayanlardandı. Ammar, İslam'ın ilk başlarında Kuba Mescidi'ni yaptı. 1425 Hz. Ammar Allah yolunda bir çok işkenceye mâruz kaldı. Babası ve annesi bu uğurda şehit oldu. Kendisi ise takiyye ederek canını kurtardı. 1426 1425 Usdü'l Gabe, c. 4, s. 43; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 10, s. 10; Tehzibu`t-Tehzib, c. 5, s. 12 1426 Usdü'l Gabe, c. 4, s. 44; Tabakatu'l Kübra, c. 1, s. 249; Sefinetu'l Bihar c. 1, s. 664
  • AMMAR B. YÂSİR (2)

    Ammar, halife Osman'ın muhaliflerinden biriydi. Osman'ın muhaliflerine yardım ederdi. Cemel ve Sıffin savaşlarına katılmıştı. Sıffin Savaşı'nda 90 küsur yaşındayken Muaviye tarafından şehit edildi. Hz. Ali Ammar'a gusül vermeden elbisesiyle defnetti. 1427 Abdullah b. Ömer şöyle diyor: "Yemame Savaşı'nda Ammar'ın yüksek bir tepeye çıkarak, `Ey Müslümanlar, cennetten mi kaçıyorsunuz? Ben Ammar b. Yâsir'im, yanıma gelin, sözlerimi dinleyin' diye sesleniyordu. Bu esnada kulağının koptuğunu ve yerde hareket ettiğini gördüm." 1428 1427 Usdü'l Gabe, c. 4 s. 44; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 10, s. 103, 106 1428 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 10, s. 102
  • HZ. AMMAR`IN MÜSLÜMAN OLUŞU VE İŞKENCELERE TAHAMMÜLÜ

    Ammar b. Yâsir, anne ve babası İslam'ın ilk yıllarında büyük işkence ve baskılara göğüs germişlerdi. Mekke'de yalnız ve sahipsiz olan Yâsir ailesi ruhî ve fizikî pekçok işkenceye mâruz kalıyorlardı. Müşrikler onları İslam'dan vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Allah Resulü yanlarından geçerken onları bu büyük işkence karşısında sabra davet eder ve cennetle müjdeleyerek şöyle buyururdu: "Ey Yâsir hanedanı! Sabredin, vaad edilen cennet sizin içindir." 1429 Bir rivayette şöyle geçmektedir: "Peygamber Efendimiz Ammar'ın yanından geçerken müşriklerin onu ateşe atmak istediklerini gördü, bu durum Peygamberi derinden etkiledi. Ammar'a hitaben şöyle buyurdu: `Ey ateş! Hz. İbrahim'i yakmadığın gibi Ammar'ı da yakma ve ona serin ol.' Ve ateş Ammar'ı yakmadı." 1429 Tarih-i Bağdadi, c. 1, s. 150; Usdü'l Gabe c. 4, s. 44; Tabakatu'l Kübra c. 1, s. 248; Hilyetü'l Evliya c. 1, s. 140; Rical-i Keşşi s. 30