• GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU (5)

    Ben Resulüllah'tan duydum ki, senin hükümetin hakkında şunları söylemiştir: `İslam hükümeti boğazı açık ve hiç doymak bilmeyen bir ferdin eline geçerse Müslümanlar uyanmalı ve kendilerini onun şerrinden korumalıdırlar.' Bu hadis meşhur bir hadis olduğu için Muaviye bunu inkar edemedi. Ve şöyle dedi: `Peygamberin buradaki maksadı başka biridir.' Ebuzer, `Hayır, değil. Bu sözde maksat sensin. Ben Resulüllah'tan duydum ki seni şöyle lanetliyordu: `Allah'ım! Ona lanet et ve onun doymak bilmeyen gözünü toprakla doyur.' Ebuzer daha sonra şunları ilave etti: `Ben Resulüllah'tan duydum ki senin öbür dünyadaki halinden şöyle haber veriyordu: Muaviye ateşte yanacaktır. Ebuzer işte bu şekilde Muaviye'ye karşı çıkıyordu. Ancak Muaviye sahte bir gülümseme ile Ebuzer'i gözaltına almalarını emretti." 1457 İbn-i Battal şöyle demektedir: "Muaviye'nin ordusu Ebuzer'in sözlerinden etkilenmiş ve ona yönelmişti. Dolayısıyla Ebuzer'in Şam'da kalmasından büyük bir endişe duyuyorlardı." 1458 Netice olarak, Muaviye Osman'a mektup yazarak Ebuzer'in Şam'da kalmasının kendileri için bir tehlike oluşturacağını ve halkın ayaklanmasına neden olabileceğini yazdı. Ve şöyle dedi: "Halk Ebuzer'in etrafında toplanıyor. Halkı senin aleyhine kışkırtmasından korkuyorum. Bu bölgenin halkına ihtiyacın varsa Ebuzer'i buradan uzaklaştır!" Osman ona şöyle cevap yazdı: "Ebuzer'i zayıf, çıplak ve vahşi 1457 Umdetu'l Kari, c. 4, s. 291; El-Gadir, c. 8, s. 333 1458 Ed-Derecatü'r-Rafia, s. 243; Şerh-i Nehcü'l Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 9, s. 247, 248
  • GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU (6)

    bir deveye bindirerek Medine'ye doğru gönder." Muaviye hiç vakit kaybetmeden denileni yaptı. Mesudî şöyle yazıyor: "Muaviye, onu yalısı kuru ağaçtan bir deveye bindirdi. Ve çok acımasız beş kişiyi de onu Medine'ye götürmeleri için görevlendirdi. Deveyi çarparak götürdüklerinden Ebuzer devenin üzerinden zıplayıp düşüyordu. Öyle ki Medine'ye vardıklarında Ebuzer'in bacaklarının eti dökülmüştü. Ve az kalsın bu acıdan ölecekti." 1459 Osman bir kez daha Ebuzer'i çağırıp yumuşatmaya çalıştı. Ancak Ebuzer onu görür görmez şöyle dedi: "Sen kaba davranıyor, işkence ediyorsun." Halife, Ebuzer'i sürgün etmeye kararlıydı. Bu sebeple ona şöyle dedi: "Medine'den çıkmalısın." Ebuzer, "Ben de senden bıkmışım. Ve seninle aynı şehirde kalmak istemiyorum ama nereye gideyim?" dedi. Osman, "Nereye istersen gidebilirsin" dedi. Ebuzer: "Şam'a döneyim. Zira orası Allah'ın düşmanları ile cihat yeridir." Osman: "Ben seni orayı karıştırmayasın diye buraya getirdim bir daha oraya gönderemem." Ebuzer: "Irak'a gideyim mi?" Osman bunu kabul etmedi. Ebuzer: "Mısır'a gideyim." 1459 Mürucu'z-Zeheb, c. 2, s. 348; Şerh-i Nehcü'l Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid
  • GİFAR KABİLESİNİN MÜSLÜMAN OLUŞU (7)

    Osman yine, "Hayır olmaz" dedi. Ebuzer: "Peki nereye gideyim?" Osman: "Çöle gitmelisin ki halkla ilişkin kesilsin." Ebuzer: "Çölden hicret ettikten sonra yine çöle mi döneyim?" Osman, "Evet" dedi. Ebuzer: "O halde Necd sahrasına gidiyorum." Osman: "Hayır. Medine'nin uzak doğusundaki Rebeze çölüne gideceksin ve oradan bir tarafa ayrılmayacaksın." Ebuzer Rebeze çölünün adını duyunca dedi ki: "Allahuekber! Allah Resulü doğru haber vermiştir. Resulüllah önceden başıma gelecek her şeyi bana haber vermişti." Osman: "Ne haber vermişti?" Ebuzer: "Beni, Mekke ve Medine'de bırakmayacaklarını ve sonunda Rebeze çölünde öleceğim haberini vermişti."
  • HZ. ALİ’NİN EBUZER’İ UĞURLAMASI

    Halife, halkın ayaklanmasını önlemek için Ebuzer ile konuşmayı ve onu uğurlanmasını yasakladı. Halk, halifenin korkusundan onu uğurlamaya cesaret edemedi. Ama Ebuzer'in sadık dostları Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Ammar ve Hz. Ali'nin kardeşi Akil halifenin yasağına uymadılar ve Ebuzer'i uğurlamaya gittiler. Bu sırada Hz. Hasan Ebuzer'le konuşmaya başladı. Halifenin vekili Mervan Ebuzer'le konuşulmasına karşı çıkınca Hz. Ali ile Mervan arasında tartışma yaşandı. Hz. Ali Mervan'ı kenara itti. Ve atını kamçıladı. Daha sonra Hz. Ali onu uğurlamaya gelenlere, "amcanızla vedalaşın" dedi. Hz. Hüseyin'in Ebuzer'e son sözleri şunlar oldu: "Amcacığım! Allah bu durumu değiştirebilir. Allah, her gün yaratıp yok edendir. Bunlar dünyayı sevdikleri için seni üzdüler. Ve bu şehirde kalmana izin vermediler. Ama sen dinin için onları gü-
  • HZ. ALİ’NİN EBUZER’İ UĞURLAMASI (2)

    nahtan korumaya çalıştın. Onların ne kadar da senin sakındırmak istediğin mala ihtiyacı vardır. Halbuki sana yasak ettikleri şeyden sen ganisin. Allah'tan sabır iste ki üzülmeyesin. Allah'a sığın, çünkü sabır dinin bir bölümü ve büyüklük alametidir. Ama üzüntü ve dargınlık ne günü çabuk geçirir, ne de ölümü uzaklaştırır." Ebuzer`in yaşı iyice ilerlemiş, yaşlanmıştı. Kendisini yolcu eden Ehl-i Beyt'e ve dostlarına şöyle dedi: "Ey Ehl-i Beyt! Sizi gördüm Allah Resulü'nü hatırladım. Benim Medine'de sizden başka hiç kimsem yoktur. Varlığım Hicaz'da Osman'ı, Şam'da ise Muaviye'yi rahatsız etti. Osman ne Mısır'a, ne de Basra'ya gitmeme izin verdi. Çünkü halkı onun aleyhine kışkırtacağımdan korkuyordu. Beni şimdi öyle bir yere yolluyor ki Allah'tan başka hiçbir yardımcım yoktur. Ben, Allah'tan başka hiçbir şey istemiyorum. Rabbim benimle olduğu müddetçe hiçbir şeyden korum yoktur." 1460 Öte yandan, Mervan halifenin yanına giderek Hz. Ali'yi şikayet etti. Bunun üzerine Hz. Osman kızarak Hz. Ali'yi cezalandıracağını söyledi. Hz. Ali ise şöyle dedi: "Onun kızması atın ağzındaki geme kızması gibidir. Onu, dişleriyle o kadar sıkar ki, sonunda yorulup bırakır. Yani onun, bana kızması hiçbir şey ifade etmez. Sadece kendisini üzecektir." Hz. Ali halifeyle karşılaştığında ona şöyle dedi: "Senin her emrine ilahi emrin hilafına olsa bile uymaya mecbur muyuz?" Halife ile Hz. Ali arasındaki tartışma büyüdü. Hz. Osman Mervan'a kötü sözler sarfettiği için Hz. Ali'ye had cezası uygulamak istedi. Ve şöyle dedi: 1460 Şerh-u Nehcü'l Belağa, İbn-i Ebi'l Hadid, c. 8, s. 252; Ed-Derecatü'r-Rafia, s. 248
  • HZ. ALİ’NİN EBUZER’İ UĞURLAMASI (3)

    "Sen ona kötü sözler söylemişsin. Şimdi o da sana kötü sözler söyleyecek ve atını kamçılayacak, zira sen Mervan'dan daha hayırlı değilsin." Hz. Ali bu sözlere çok sinirlendi ve şöyle buyurdu: "Sen beni Mervan'la bir mi tutuyorsun? Allah'a and olsun ki, Ben senden daha üstünüm. Annem annenden, babamda babandan daha üstündür. İşte Ben kılıcımı çektim. Sen de kendini hazırla." Sonunda bir grup Müslümanın arabuluculuğu ile aradaki ihtilaf azaldı. Hz. Ali. "Ben Ebuzer'i uğurlamaktan başka bir şey yapmadım" buyurdu. 1461 1461 Mürucu'z-Zeheb, c .2, s. 350; Ed-Derecatu'r-Rafia, s. 249
  • EBUZER’İN REBEZE ÇÖLÜNDE VEFAT ETMESİ

    Ebuzer ıssız ve susuz Rebeze çölünde binbir çile çekti. Oğlunu burada kaybetti. 1462 Bu yaşanan acı olayları Allah Resulü şöyle haber vermiş ve şöyle buyurmuştu: "Ebuzer yalnız yaşadı. Yalnız ölecek. Mahşer günü yalnız kalkacak ve cennete yalnız girecektir." Allah Resulü'nün Tebük Seferi'nde söylediği bu söz tam 23 yıl sonra gerçekleşmiş oldu. Ebuzer Gifari, Rebeze çölünde son anlarını yaşarken vefalı eşi ona bakarak ağlıyordu. Ebuzer niçin ağladığını sordu. Hanımı şöyle dedi: "Şimdi ölürsen yanımızda seni kefenleyecek bir elbise bile yok." Ebuzer şöyle cevap verdi: "Ağlama! Vaktiyle bir grup sahabe 1462 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 3, s. 44
  • EBUZER’İN REBEZE ÇÖLÜNDE VEFAT ETMESİ (2)

    ile Allah Resulü'nün yanındaydım. O, bize bakarak şöyle buyurdu: `İçinizden biri ıssız bir çölün düzünde, insanlardan uzak bir şekilde ölecek ve bir grup mümin gelip onu defnedecektir.' O gün o toplantıda benimle bulunanların hepsi insanların yaşadığı kalabalık yerlerde vefat etmiştir. Onlardan yaşayan bir tek ben kaldım, bu yüzden Allah Resulü'nün haber verdiği kimse hiç şüphesiz ki benim. Ben öldükten sonra Irak hacılarının yolu üzerinde otur. Çok geçmeden müminlerden bir grup gelecektir. Benim ölümümü onlara haber ver. Onlar gerekeni yapacaklardır." Eşi, "Artık kervanların geçme zamanı sona erdi" diyerek ümitsizliğe kapıldı. Ancak Ebuzer, "Sen yolu gözle. Allah'a and olsun ki, ne ben yalan söylüyorum, ne de bana haber veren yalan söylemiştir." Bu onun son cümleleriydi. Ardından Hakkın rahmetine kavuştu. 1463 Az sonra Ebuzer'in dediği gibi uzakta bir kafile belirdi. Bu kafilede Abdullah b. Mesud, Hucr b. Adiyy ve Mâlik b. Eşter gibi büyük şahsiyetler vardı. Abdullah b. Mesud değerli dostunu vefat etmiş görünce gözyaşlarına engel olamadı. Ve şöyle dedi: "Evet, Allah Resulü doğru söylemiştir. Sen yalnız yaşar, yalnız ölür ve yalnız dirilirsin mezarından." Daha sonra namazını kılıp, Ebuzer'in aziz bedenini defnettiler.1464 1463 Usdü'l Gabe, c. 1, s. 302; Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 4, s. 233; Hilyetü'l Evliya, c. 1, s. 302 1464 Ed-Derecatü'r-Rafia, s. 252
  • EBU EYYUB EL-ENSARİ (HALİD B. ZEYD HAZRECİ)

    Hicret'ten yaklaşık yirmi yıl önce Medine'de Hazrec boyundan bir çocuk dünyaya geldi. İsmini Halid koydular. Ancak daha sonraları halk onu Ebu Eyyub el-Ensari olarak tanıdı. 1465 Ebu Eyyub el-Ensari Bi'set'in 12. yılında yani Hicret'ten bir yol önce Mina'daki boğazda yani İkinci Akabe Biatı'nda Müslüman olduğunu açıkça dile getirmişti. Allah Resulü onlara, "Aranızdan oniki kişi seçin" diye buyurdu ve onları Medine'de insanların ıslah ve tebliğ işlerini yürütmekle görevlendirdi. Bu oniki kişinin arasında Ebu Eyyub el-Ensari de vardı. Onlar sayesinde Medine halkı İslam'ı kabul etmeye hazır oldu. Ebu Eyyub el-Ensari, Peygamberin hicretinden sonra O'nu evinde misafir etmek şerefine de kavuşmuş bir kişiydi. Selman-ı Farisî der ki: 1465 Sire-i İbn-i Hişam, c. 2, s. 100; Ayanu'ş-Şia c. 6, s. 284
  • EBU EYYUB EL-ENSARİ (HALİD B. ZEYD HAZRECİ) (2)

    "Resulüllah Medine'ye girince halk devesinin yularını tutup ısrarla O'nu evlerine davet ediyorlardı. Ama Peygamber, `Deve kimin evinin önüne durursa onun evine misafir olacağım' diyordu. Deve nihayet Ebu Eyyub'un evinin önünde durdu. Ebu Eyyub, `Anneciğim, kapıyı aç . Allah'ın seçkin elçisi geldi' diye seslendi. Gözleri görmeyen Eyyub'un annesi kapıyı açarak dedi ki, `Keşke gözlerim görseydi de Allah Resulü'nün nurlu yüzünü bir kez görseydim.' Allah Resulü bunun üzerine mübarek elini onun gözlerine sürdü. Ve kadının gözleri görmeye başladı. Böylece Allah'ın Resulü'nü görme arzusuna da ulaşmış oldu. Bu, Resulüllah'ın Medine'deki ilk mucizesiydi." 1466 Ebu Eyyub fakir bir kimse olmasına rağmen Hicret'in ikinci yılında Hz. Fâtımâ Hz. Ali ile evlenince, Fâtımâ'ya düğün hediyesi olarak bir koyun hediye etti. Peygamberimiz ilk başta o koyunu kesmek istemediyse de daha sonra Ebu Eyyub'u kırmamak için bu hediyeyi kabul etti. Ve Ebu Eyyub'a dua buyurdu. 1467 1466 Furu-u Kafi, c. 1, s. 81; Biharü'l-Envar, c. 19, s. 12 1467 Biharü'l-Envar, s. 18, s. 21