• EBU EYYUB’UN EBUBEKİR’İN HİLAFETİNE İTİRAZI

    Hz. Ebubekir halife seçildiğinde içlerinde Ebu Eyyub elEnsari'nin de bulunduğu oniki kişi mescide gidip Ebubekir'e itiraz etmeye karar verdiler. Fakat daha önce Hz. Ali ile müşavere ederek aldıkları kararı O'na da bildirmek istediler. Hz. Ali onlara şöyle dedi: "Ben sadece Ebubekir'in yanına giderek Resulüllah'tan Benim hakkımda duyduklarınızı ona söylemenize ve böylece hücceti tamamlamanıza ve onların Peygamberin emrinden uzaklaştıklarına daha bir açıklık kazandırmanıza müsaade ediyorum." Bunun üzerine grup mescide gitti. Ebu Eyyub orada şu konuşmayı yaptı: "Ey Allah'ın kulları! Peygamberinizin Ehl-i Beyt'i hakkında Allah'tan korkun ve çekinin! Resulüllah'ın onlara bıraktığı haklarını onlara geri verin. Sizler çeşitli yerlerde defalarca Allah Resulü'nün şöyle buyurduğunu duymuşsunuzdur: `Ehl-i Beyt'im
  • EBU EYYUB’UN EBUBEKİR’İN HİLAFETİNE İTİRAZI (2)

    Benden sonra sizin imamlarınız ve önderlerinizdir. (Hz. Ali'yi kastederek) bu adam iyi insanların emir ve önderi ve kafirleri öldürendir. O'nu yalnız bırakan kimse Allah tarafından yalnız bırakılır. O'na yardım edene ise Allah tarafından yardım edilir.' Nübüvvet ailesine karşı yapmış olduğunuz zulümden dolayı tevbe ediniz. Allah tevbeleri kabul edendir. Allah'ın yolundan sırt çevirmeyin." 1468 İmam Rıza şöyle buyurur: "Emirü'l-mü'minin Ali'nin velayetini Selman, Ebuzer, Mikdad, Ammar, Huzeyfe ve Ebu Eyyub el-Ensari gibi Peygamberin yolunu izleyip, bu yolda sebat gösteren ve asla doğruluktan sapmayanlar gibi kabul etmek gerekir." 1469 Halife Osman döneminde, ashabdan iki yüzü aşkın insan toplanmış, imamet ve hilafet meselesini müzakere ediyorlardı. Hz. Ali ve Ebu Eyyub el-Ensari de orada idiler. Hz. Ali bu topluluğa konuşarak Gadr-i Hum olayını hatırlattı. Orada Hum günü Peygamberin söylediklerini doğrulayanların başında Ebu Eyyub geliyordu. 1470 Hz. Ali kendi hilafeti döneminde halkı bilinçlendirmek için Resulüllah'ın ashabından Gadr-i Hum olayı hakkında tanıklık etmelerini isteyerek onlara yemin ettirdi. Hz. Ali Hicret'in 35. yılında Kûfe'ye ettiği seferlerin birinde Kûfe meydanında bir konuşma yaptı. Bu konuşmada, "Aranızdan Gadr-i Hum günü Peygamberin söylediklerini duyanlar kalkarak tanıklık etsinler" buyurdu. Başta Ebu Eyyub olmak üzere oniki kişi ayağa kalkarak tanıklık etti. 1471 1468 İhticac-ı Tabersi, c. 1, s. 103 1469 İmam Ali'nin Ashabı, s. 79 1470 Feraidu's-Simtayn, c. 1, s. 162, 163 1471 El-Gadir, c. 1, s. 167, 168
  • EBU EYYUB’UN EBUBEKİR’İN HİLAFETİNE İTİRAZI (3)

    Riyah b. Haris-i Nehai der ki: "Kûfe'de Hz. Ali'nin yanında oturuyorduk. O sırada develere binmiş bir grubun bize doğru geldiğini gördük. Hz. Ali'ye selam verdiler. Ali selamlarını aldıktan sonra, `Siz kimsiniz?' diye sordu. Onlar, `Biz Senin köleleriniz' dediler. Hz. Ali gülerek, `Arap olduğunuz halde nasıl Benim kölelerim olabilirsiniz?' dedi. Onlar dediler ki: `Biz Gadr-i Hum'da Allah Resulü'nün Senin elini tutarak, `Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır ve Ben kimin önderi isem Ali de onun önderidir' buyurduğunu duyduk. Hz. Ali bunun üzerine, `Buna tanıklık ediyor musunuz?' diye sordu. Onlar, `Evet, ediyoruz' dediler. Hz. Ali, `Hak üzere tanıklık ettiniz' buyurdu. Daha sonra onlar gittiler. Ben de peşlerinden gittim. Onlardan birine, `Siz kimsiniz?' diye sordum. Adam, `Biz Ensar'danız. Bu da Ebu Eyyub'dur' dedi. 1472 Hz. Osman'ın şehadetinden sonra kendilerini Osman'ın taraftarı diye tanıtan bir grup halkı Muaviye'nin hilafetine çağırıyorlardı. Buna karşı, Ammar b. Yâsir ve arkadaşları Peygamberin Hz. Ali'yi kendi halifesi olarak tayin ve ilan ettiğini halka açıklıyorlardı. Bir defasında Hz. Ali Kûfe'de ordusuna yemin verdirmek suretiyle onlardan beyan ettiği bir takım konulara tanıklık etmelerini istedi. Ve onlara Gadr-i Hum olayını hatırlattı. Bunun üzerine yetmiş kişi kalkarak Ali'nin sözlerinin doğruluğunu tasdik ettiler. Daha sonra onlardan dört kişi; Ammar, Ebi'l Heysem, Ebu Eyyub ve Hüzeyfe kalkarak şu şekilde tanıklık ettiler: "Şehadet ediyoruz ki, bu sözleri Resulüllah'tan duyduk. Ve bey1472 El-Gadir, c. 1, s. 197, 198
  • EBU EYYUB’UN EBUBEKİR’İN HİLAFETİNE İTİRAZI (4)

    nimize yerleştirdik. O gün Ali Peygamberin yanında durmuştu. Resulüllah buyurdu ki: Ey insanlar! Allah Bana Kur'an'da itaatini mü'minlere farz kıldığı halifemi ve sizin imamınızı tanıtmamı emretmiştir. Ey insanlar! Şehadet ederim ki, velayet ve imamet Ali'ye mahsustur. O'nun halifeleri evlatlarım ve halifem olan kardeşimin evlatlarıdır. Onların ilki Ali, ikincisi Hasan, üçüncüsü Hüseyin ve sonra da Hüseyin'in evlatlarından gelen dokuz imamdır. Onlar Kevser havzı başında Bana ulaşıncaya kadar Kur'an'dan ayrılmazlar." 1473 1473 (Kitab-u Selim b. Kays, s. 359 ve 360).
  • EBU EYYUB’UN HZ. OSMAN’A İTİRAZLARI

    Ebu Eyyub, Medine'den diğer beldelerdeki sahabelere şu şekilde bir mektup yazdı: "Sizler kendi bölgelerinizde çaba gösterip cihat etmektesiniz. Fakat İslam'ın asıl merkezi olan Medine'de İslam dini, halifenin yanlış tutumları nedeniyle alay konusu olmuştur. Medine'ye gelerek Hz. Muhammed'in dinini kurtarın." 1474 Ebu Eyyub Hz. Ali döneminde üç büyük savaşın hepsine katılmıştır. Ve ordu komutanlığı yapmıştır. 1475 Cemel ve Sıffin savaşlarında iki kişi Ebu Eyyub'a gelerek şöyle itirazda bulundu: "Resulüllah'ı evinde ağırlama şerefi sana nasip olmuştur. Şimdi Ali'nin yanında yer alarak Müslümanlarla mı savaşıyorsun?" Ebu Eyyub şöyle cevap verdi: 1474 El-Gadir, c. 9, s. 161 1475 El-Künye ve'l Elkab c. 1, s. 13
  • EBU EYYUB’UN HZ. OSMAN’A İTİRAZLARI (2)

    "Allah'a yemin ederim ki, bir gün Resulüllah'ın huzurundaydım. Ali O'nun sağ tarafında ben de karşısında oturmuştum. O sırada kapının hareket ettiğini gördük. Resulüllah Enes'e, `Bak kapıda kim durmuş?' buyurdu. Enes kapıyı açtı ve `Ammar b. Yâsir' dedi. Bunun üzerine Resulüllah, `Kapıyı soyu temiz ve pakzade Ammar'a açıver' dedi. Enes kapıyı açtı Ammar içeri girerek selam verdi. Resulüllah Ammar'ın selamını aldı ve ona, `hoş geldin' dedi. Sonra buyurdu ki: Ey Ammar, yakında Benden sonra ümmetin arasında ihtilaf çıkacak, çekişmeler meydana gelecektir. Öyle ki, kılıçlarla birbirlerine saldırıp birbirlerini öldüreceklerdir. Birbirlerinden uzak duracaklardır. Bu durumda sen sağ tarafımdaki şu adamla yani Ali'yle birlikte ol. O durumda insanların hepsi bir yolda gider de Ali tek başına başka bir yolda hareket ederse bütün insanların yolunu bırak Ali'nin yolundan git. Ey Ammar, bil ki Ali seni hidayet yolundan saptırmaz. Ey Ammar, Ali'ye itaat Bana itaattir, Bana itaat de Allah'a itaattir." 1476 Ebu Eyyub, Cemel Savaşı'nda da büyük kahramanlıklar göstermiştir. Sıffin Savaşı'ndan dönerken Müslümanlardan bir grup Ebu Eyyub'un yanına geldi. Ve şöyle dedi: "Sen ki Allah Resulü'nü evinde ağırlamak şerefine nail oldun. Şimdi de gelip lailahe illallah diyenlerle savaşmaya mı geldin?" Ebu Eyyub şöyle dedi: "Bir önder halkını aldatamaz. Resulüllah bize Ali'nin safında üç grupla savaşmamızı emretti. Onlar Nakisin, Kasitin ve Marikindirler. Nakisin (biatini bozanlar), Cemel Savaşı'nı meydana getiren Basra'da savaştığımız Talha ve Zübeyr'dir. Kasitin (hak ve adaletten sapanlar) şimdi kendileriyle savaştan döndüğümüz Muaviye 1476 Biharü'l-Envar, c. 32, s. 315, 316
  • EBU EYYUB’UN HZ. OSMAN’A İTİRAZLARI (3)

    ve Amr b. As'tır. Marikin ise şimdi kim olduklarını bilmediğimiz hurma, gölgelik ve nehirlerin sahipleridirler. Fakat Allah'ın izniyle onlarla da savaşmak zorunda kalacağız. Resulüllah'ın Ammar'a şöyle buyurduğunu duydum: Ey Ammar! Zalim bir grup seni öldürecektir, sen o durumda Hak ilesin ve Hak da seninledir. Ya Ammar! İnsanların hepsi bir yolda hareket eder de Ali tek başına başka bir yolda hareket ederse, sen Ali'nin gittiği yoldan git. Ey Ammar! Bil ki, Ali seni hidayet yolundan alıkoyup sapıklığa sürüklemez. Ey Ammar! Kim kılıç kuşanarak Ali'ye düşmanlarına karşı yardım ederse, Allah kıyamet gününde onun boynuna inciden bir gerdanlık asar. Kim de kılıç kuşanarak Ali'nin düşmanına yardım ederse Allah kıyamette onun boynuna ateşten bir gerdanlık asar." 1477 1477 Biharü'l-Envar, c. 38, s. 38, 39
  • EBU EYYUB NEHREVAN SAVAŞI’NDA

    Hz. Ali'nin Hariciler'le yaptığı Nehrevan Savaşı Hicret'in 38. yılında, Hervera denen yerde vukû bulmuştur. 1478 Ebu Eyyub bu savaşta etkili faaliyetlerde bulundu. Bazen konuşmalarıyla Hariciler'i barış ve tevbeye davet ettiğini görüyoruz. O Hariciler'e şöyle dedi: "Ey Allah'ın kulları! Dün sizinle bir saftaydık. Aramızda hiçbir ayrılık yoktu. O halde neden savaşıyoruz? Gelin sapıklıktan vazgeçin..." 1479 1478 Tetimmetu'l Munteha, s. 19, 21; Biharü'l-Envar, c. 33, s. 351, 356 1479 Ayanu'ş-Şia, c. 6, s. 286
  • EBU EYYUB’UN VEFATI

    Muaviye'nin hilafeti döneminde yetmiş yaşlarını geçmişti. Rumların İslam'a darbe indirmek için fırsat kolladıklarını ve uygun bir fırsatta saldıracaklarını haber aldı. Her ne kadar Muaviye İslam hilafetini gerçek sahiplerinden gasp etmişse de İslam'ın temeli tehdit altında oluğu için Ebu Eyyub İslam ordusuyla birlikte Rum'a doğru harekete geçti. Ancak şimdiki İstanbul'da yani o zamanki adıyla Konstantiniyye'de hastalanarak vefat etti. Son anlarında arkadaşları kendisine bir isteğinin olup olmadığını sordular. O şöyle dedi: "Dünyaya ait hiçbir isteğim yoktur. Ancak cenazemi alarak düşman topraklarında en son noktaya kadar ilerleyin. Ve o son noktada beni toprağa verin, zira ben Allah Resulü'nün şöyle buyurduğunu duydum: `Konstantiniyye surları yakınlarında Benim ashabımdan sâlih bir kul defnedilecektir.' İşte o kişi ben olmak istiyorum." Bu sözlerden sonra Ebu Eyyub vefat etti. Arkadaşları onun cenazesini İstanbul'un yakınlarında defnettiler ve mezarını belirlediler. 1480 1480 Biharü'l-Envar, c. 22, s. 113
  • SELMAN-I FARİSÎ

    Selman-ı Farisî, İmam Sâdık'ın ifadesiyle Selman-ı Muhammedî İran asıllı, İsfahan'ın Cey veya Huzisten'in Ramher sınırı bölgesindendir. Selman'ın İslam'dan önceki ismi Mabey'di. İran padişahlarından Sultan Ab'ın torunlarındandı. Selman asla güneşe ve aya tapmadı. Putlara tapan biri de değildi. O mümin ve Müslüman idi. Bununla her zaman gurur duyar ve şöyle derdi: "Ben, İslam'ın oğluyum. Ve Hz. Adem'in evlatlarındanım." 1481 Allah Resulü'nün Selman'a özel bir sevgisi vardı. Ona şöyle buyurmuştur: "Selman biz Ehl-i Beyt'tendir." İmam Sâdık Selman hakkında soru sorulduğunda şöyle demiştir: "Ona Selman-ı Farisi demeyin, ona Selman-ı Muhammedî deyin." 1482 1481 Usdü'l Gabe, c. 2, s. 328; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 18, s. 34; Tehzibu't-Tehzib, c. 3, s. 523; Biharü'l-Envar, c. 22, s. 359 1482 Biharü'l-Envar, c. 22, s. 327