• SELMAN’IN SAKİFE OLAYINDAKİ MUHALEFETİ (3)

    Sonra Allah Resulü'nün sarığını ve cübbesini giyip, kılıcını aldı. Ve devesine binerek Kamber'le beraber Medain'e doğru hareket etti. Yolda giderlerken Kamber'e ona kadar saymasını söyledi. Kamber olayı şöyle anlatıyor: `Sayı saymaya başladım ve on dediğim sırada Salman'ın evinin önünde olduğumuzu gördüm.' Selman'ın dostlarından Zadan şöyle diyor: `Ey Selman! Sana kim gusül verecek?' diye sordum. Selman, `Resulüllah'a gusül veren zat' dedi. Zadan, `Söylediğin kişi İmam Ali'dir ama O şimdi Medine'de, bu nasıl mümkün olabilir ki? Bin fersahlık yoldan gelip sana nasıl gusül verebilir?' diye sordu. Selman, `Ben öldükten sonra çenemi bağladığında O'nun ayak seslerini duyacaksın çünkü Allah'ın Resulü bunu bana haber vermişti' dedi. Zadan şöyle diyor: Selman öldüğünde çenesini bağlatıp dışarı çıktığımda Hz. Ali'nin Kamber'le evin önünde deveden indiklerini gördüm. Hz. Ali, Selman'ı gusül ve kefenledikten sonra defnetti."1500 Selman-ı Farisî'nin vefat tarihi ihtilaflıdır. Kimi tarihçilere göre hicri 25 yılında, kimi tarihçilere göre de hicri 35 yılında Osman'ın hilafeti döneminde vefat etmiştir. 1501 1500 Biharü'l-Envar, c. 22, s. 372, 380 1501 Ayanu'ş-Şia, c. 7, s. 280
  • CÂBİR B. ABDULLAH

    Câbir, Hazrec kabilesinden Abdullah b. Amr b. Hirman Ensari'nin oğludur. Câbir küçük yaşta babasıyla birlikte İkinci Akabe Biatı'nda 70 kişilik bir grupla Mekke'de Peygamberin huzurunda biat etti. 1502 Zehebi'nin nakline göre Câbir, Peygamberimizle beraber Bedir, Uhud olmak üzere toplam 18 savaşa katıldı ve 94 yaşında vefat etti. 1503 Allah Resulü'nün vefatından sonra Peygamberin gerçek halifesi ve vasisi olduğu için Hz. Ali'nin safında yer aldı. Sıffin Savaşı'nda Hz. Ali'nin ordusunda yer aldı. Muaviye'ye karşı savaştı. Câbir b. Abdullah çok uzun bir ömür sürdü. Peygamberin selamını beşinci imam Muhammed Bâkır'a iletti. O, İmam Hüseyin'in şehadetinden sonra Kerbela'da O'nun mezarını ilk ziyaret eden şahıstır. 1504 1502 Usdü'l Gabe, c. 1, s. 256; El-İsabe, c. 1, s. 434; Alamu'n-Nubela, c. 4, s. 337 1503 Alamu'n-Nubela, c. 4, s. 337 1504 Usdü'l Gabe, c. 1, s. 257
  • CÂBİR B. ABDULLAH (2)

    İmam Sâdık, Câbir'in Ehl-i Beyt'e olan muhabbetini şöyle anlatıyor: "De ki: Ben tebliğim karşılığında sizden Ehl-i Beyt'ime sevgi ve muhabbetten başka hiçbir ücret istemiyorum." 1505 "Bu ayet nâzil olunca, Allah'a and olsun ki, Selman, Ebuzer, Ammar, Mikdad, Câbir ve Peygamberin kölesi Zeyd b. Erkam'dan başkası itaat etmedi." 1506 Allame Emini şöyle naklediyor: "Haccac b. Yusuf Sakafi Zübeyr'in oğlunu öldürdü. Ardından Mekke'yi işgal etti. Oradan Medine'ye hareket etti. Haccac Medine'de Hz. Ali'nin yakınlarına eziyet ve işkence ediyordu. Hz. Ali'nin dostlarını kızgın demirlerle dağlıyordu. Bu işkencelerle başkalarına göz dağı veriyordu. Haccac, Câbir b. Abdullah Ensari`yi de kızgın demirle yakarak işkence etti." 1507 İmam Seccad şöyle buyurmaktadır: "Bir gün Câbir Hz. Hasan'ın ve Hz. Hüseyin'in ellerini ve ayaklarını öpüyordu. Bunu gören Kureyşli bir adam şöyle dedi: `Sen ki Resulüllah'ın en büyük sahabelerinden birisin. Niçin bu ikisinin ellerini ve ayaklarını öpüyorsun?' Câbir şöyle dedi: `Ey zavallı! Benden uzak dur. Sen de bu iki cihan efendisinin yüce makamlarını ve üstünlüklerini benim kadar bilseydin beni kınamazdın. Bilakis onların bastığı toprağı öper ve koklardın.' Câbir sonra Enes b. Mâlik'e dönerek şöyle dedi: `Ey Ebu Hamza! Allah Resulü bu ikisi hakkında bana öyle şeyler buyurdular ki hiç simse hakkında söylediğini zannetmiyorum.' 1505 Şûra, 23 1506 Kamusu'r-Risal, c. 2, s. 517 1507 El-Gadir, c. 9, s. 129
  • CÂBİR B. ABDULLAH (3)

    Enes şöyle dedi: Allah Resulü bu ikisi hakkında ne dedi?" İmam Seccad şöyle devam etti: "Bu esnada babam İmam Hüseyin ve amcam İmam Hasan oradan ayrıldılar. Ben de Câbir'in ne söyleyeceğini duymak için yanlarında kaldım. Câbir Enes`e şöyle dedi: `Vaktiyle mescitte Peygamberin huzurundaydım. Cemaat dağıldıktan sonra Peygamber Hasan ve Hüseyin'i getirmemi emretti. Ben de hemen Hasan ve Hüseyin'in yanlarına giderek onları bağrıma bastım ve Allah Resulü'nün yanına getirdim. Allah Resulü tebessüm ederek şöyle buyurdu: `Ey Câbir! Bu iki aziz evladımı seviyor musun?' `Anam babam Sana feda olsun ey Allah'ın Resulü, ben onları çok seviyorum' dedim. Allah Resulü, `Bunların üstünlüklerini ve faziletlerini sana anlatmamı ister misin?' buyurdu. `Evet' dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: Yüce Allah Beni yaratmayı dilediğinde onu Hz. Adem'in temiz sulbüne yerleştirdi. Bu temiz nutfeyi Hz. Nuh ve Hz. İbrahim'e intikal ettirdi. Onlardan sonra da Hz. Abdulmuttalib'e intikal etti. Yüce Allah o uzun cahilliye yıllarında Beni ve dedelerimi tüm çirkinliklerden korudu. Yüce Allah o pak nutfeyi Abdulmuttalib ile ikiye böldü, yarısını babam Abdullah'a, yarısını da amcam Ebu Tâlib'in sulbüne yerleştirdi. Abdullah'tan Beni yarattı. Ve peygamberlerin sonuncusu olarak seçti. Ebu Tâlib'den ise vasim ve halifem olan Ali'yi yarattı. Bu iki temiz nutfeden Beni ve Ali'yi bir araya getirdi. Daha sonra Hasan ve Hüseyin'i yaratarak onları Benim tertemiz soyumdan kıldı." 1508 Câbir şöyle naklediyor: "Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resulü'ne itaat edin ve siz1508 Emali, Şeyh Tusi, s. 499; Meclis, c. 14, s. 95; Biharü'l-Envar c. 22, s. 111
  • CÂBİR B. ABDULLAH (4)

    den olan emir sahiplerine itaat edin" 1509 ayeti nâzil olduğu zaman Peygambere giderek, `Bu emir sahipleri kimlerdir?' diye sordum. Allah Resulü şöyle buyurdu: `Ey Câbir, onlar Benim halifelerim ve Müslümanların önderleridir. Onların ilki Ali b. Ebu Tâlib, O'ndan sonra oğlu Hasan, O'ndan sonra oğlu Hüseyin, O'ndan sonra Ali b. Hüseyin, O'ndan sonra Muhammed b. Ali, -ki o Tevrat'ta Bâkır olarak zikredilmiştir. Sen O'nu görme saadetine erişeceksin. O'nu gördüğünde selamımı ona iletO'ndan sonra Câfer b. Muhammed, O'ndan sonra Musa b. Câfer, O'ndan sonra Ali b. Muhammed, O'ndan sonra Hasan b. Ali, O'ndan sonra da ismi Benim ismim, künyesi Benim künyem olan Allah'ın yeryüzündeki kullarına hücceti ve halifesi Muhammed'dir (Mehdi). O, Hasan Askerî'nin oğludur. Yüce Allah doğu ve batıyı O'nun eliyle fethedecektir. O'nun uzun bir gaybet dönemi olacaktır. Ve Allah'a iman edenler dışında kimse O'nun imametinde bâki kalmayacaktır.' Ben, `Ya Resulallah, O'nun gaybet döneminde dostları O'ndan yararlanabilecekler mi?' diye sordum. Peygamber, `Evet, Beni peygamberliğe seçen Allah'a and olsun ki, insanların bulutun arkasında saklı olan güneşten yararlandıkları gibi dostları da O'nun nurundan, bereketinden, varlığından ve velayetinden yararlanacaklardır' buyurdu. Allah Resulü daha sonra şöyle devam etti: Ey Câbir! Sana anlattığım bu sır Allah'ın gizli sırlarındandır. Bu sırrı sakla ve liyakati olmayan kimseye anlatma." 1510 1509 Nisa, 59 1510 Tefsirü'l Burhan, c. 1, s. 381; Biharü'l-Envar, c. 46, s. 225; Usul-ü Kafi, c. 1, s. 304; İrşad-ı Müfid, c. 2, s. 148; Haraic-i Ravendi, c. 1, s. 269; Mucizatü'l İmam Bâkır
  • CÂBİR’İN HZ. HÜSEYİN’İN KABRİNİ ZİYARET ETMESİ

    Câbir b. Abdullah, Hz. Hüseyin'in kabrini ziyaret etme şerefine de nâil olmuştur. Atiyye-i Kûfi bu ziyareti şöyle naklediyor: "Câbir b. Abdullah Ensari ile beraber Kerbela'ya İmam Hüseyin'in ziyaretine müşerref olduk. Oraya vardığımızda Câbir ziyaret adabını yerine getirdi. İlk önce Fırat nehrinde gusül aldı, en güzel ve temiz elbiselerini giydi, güzel kokular sürdü. Ardından yavaş adımlarla zikir söyleyerek Hüseyin'in kabrine doğru hareket ettik. Kabre yaklaştığımızda Câbir gözleri görmediği için elini kabrin üzerine koymam için benden yardım istedi. Elini kabre koyduktan sonra Ali, Fâtımâ ve evlatlarına yapılan zulüm ve işkenceleri zikretti ve kendinden geçerek mezarın üzerine yığılıverdi. Onun bayıldığını görünce koşarak su getirdim ve yüzüne serptim. Kendine gelince söyle seslendi: `Ey Hüseyin! Ey Hüseyin! Dost dostun cevabını vermez mi?!' Daha sonra şöyle seslendi; `Ey Hüseyin! Nasıl cevap verebi-
  • CÂBİR’İN HZ. HÜSEYİN’İN KABRİNİ ZİYARET ETMESİ (2)

    lirsin ki, tüm damarların doğranmış, boğazın kesilmiş ve kanlara bulanmışsın! Çünkü başını bedeninden ayırmışlar, tabii cevap veremezsin. Ey Hüseyin! Şahadet ederim ki, Sen Peygamberin vasisi ve Ali'nin oğlusun. Âl-i Âbanın beşincisi ve iki cihan hanımefendisi Hz. Fâtımâ'nın oğlusun.' Câbir şöyle devam etti: `Neden böyle olmayasın ki, Sen Resulüllah'ın elinden yemek yedin, velayet kucağında yetiştin, imanın göğsünden süt içtin. İslam'la büyüdün! Sen tertemiz yaşadın ve Hakk'ın rahmetine kavuştun. Ancak Senin ayrılığında mü'minlerin kalpleri hüzün ve kederle doldu. Üstünlüğün, temizliğin ve yüceliğin hakkında kimsenin zerre kadar şüphesi yoktur. Allah'ın selamı ve rahmeti Senin üzerine olsun. Ey Hüseyin! Şahadet ederim ki, kardeşin Yahya b. Zekeriyya'nın takip ettiği yol üzere şehit oldun.' Câbir, Hz. Hüseyin'in kabrini ziyaret ettikten sonra Kerbela'da şehit olan diğer kahramanların mezarlarına da yönelerek şöyle dedi: `Allah'ın selamı üzerinize olsun! Temiz ve pak Hüseyin'e canınızı feda ettiniz ve O'nun mezarının yanına defnedildiniz. Şahadet ederim ki, kanınızla namaz ve zekatı ihya ettiniz. En güzel biçimde emr-i maruf ve nehy-i münkeri amelinizle gösterdiniz. Kafirlere karşı cihat ettiniz. Kulluk görevinizi en güzel şekilde yerine getirdiniz ve itaatte kusur etmediniz. Hz. Muhammed'i peygamber olarak gönderen Allah'a yemin olsun ki, biz de bu saadet yolunda yaptıklarınıza ortağız.' Câbir'e dedim ki, `Ey Câbir, ne demek istiyorsun? Bizler bu kahramanların amellerine nasıl ortak olabiliriz? Onlar evlerini yurtlarını terk ederek Allah yolunda cihat ettiler ve Kerbela'da canlarını Hüseyin'in yolunda feda ettiler. Kadınları esir düştü, evlatları yetim kaldı. Biz onların bu amellerine nasıl ortak olabiliriz?' Câbir şöyle cevap verdi: `Resulüllah'ın şöyle buyurduğunu duy-
  • CÂBİR’İN HZ. HÜSEYİN’İN KABRİNİ ZİYARET ETMESİ (3)

    dum: Herkes iyi ya da kötü sevdiği kişiyle haşrolur. İnsan sevdiği kişinin iyi ya da kötü ameline razı olursa onun amellerine ortak sayılır. Allah'a yemin olsun ki, ben de Kerbela'da Hüseyin'le şehit olmak isterdim. Benim ve yaranlarının arzusu buydu. İşte biz de bu yüzden onların sevaplarına ortağız.' Dönüş yolunda bana şöyle dedi: Ey Atiyye! Sana bir vasiyette bulunacağım. Çünkü bu beni son görüşün olabilir. Ey Atiyye! Eğer Ehl-i Beyt'in düşmanları namaz kılan, oruç tutan kimseler olsalar bile onlara düşman ol ve yine Ehl-i Beyt'in dostları günahkâr kimseler olsalar bile onlarla iyi geçin. Çünkü Ehl-i Beyt'in dostları cennet, düşmanları da cehennem ehlidirler." 1511 1511 Biharü'l-Envar, c. 68, s. 130
  • CÂBİR MUAVİYE’NİN SARAYINDA

    Câbir, Muaviye'nin saltanatı döneminde maddi sıkıntılarından dolayı Muaviye'nin yanına Şam'a gitti. Muaviye, Ehl-i Beyt dostlarına karşı büyük bir kin ve nefret beslemekteydi. Bu yüzden Câbir'i küçük düşürmek için üç gün boyunca bekletti. Huzuruna kabul etmedi. Câbir üç gün sonra karşısına çıktığında Muaviye'ye şöyle dedi: "Sen, Allah Resulü'nün, `İhtiyaç sahiplerine kapıları kapatana ve ona cevap vermeyenlere Allah da kıyamet günü kapılarını kapatır' buyurduğunu duymadın mı?" Muaviye öfkelenerek şöyle dedi: "Ben ise peygamberden şöyle işittim; `Benden sonra sizlere zulüm ve işkence edilecektir. Bunlara sabrederseniz, kıyamet günü Kevser Havzı başında Bana geleceksiniz.' Şimdi söyle ey Câbir, neden sabretmedin ve niçin buraya geldin?" Câbir, "Unuttuğum bir hadisi hatırlattın. Ben de sabredeceğim" dedi ve oradan ayrılıp Medine'ye döndü. Daha sonra Muaviye piş-
  • CÂBİR MUAVİYE’NİN SARAYINDA (2)

    man oldu. Ve hatasını telafi etmek için Câbir'e 600 dinar yolladı. Ancak Câbir altınları geri çevirdi ve şöyle dedi: "Allah'a and olsun ki, senin hayır defterine hiçbir hayır işlenmemiş, ben de senin hayır işlemene vesile olmam." 1512 Câbir çok uzun bir ömür sürmüştür. 94 yaşında hicri 74 ya da 77'de Medine'de vefat etmiştir ve orada defnedilmiştir. 1513 1512 Sıffin Savaşı, s. 217; Kamusu'r-Rical, c. 2, s. 512 1513 Usdü'l Gabe, c. 1, s. 257; El-İsabe, c. 1, s. 435; Alanu'n-Nubela, c. 4, s. 338