• HZ. ALİ’NİN KÖLESİ KAMBER

    İmam Sâdık Hz. Ali'nin kölesi Kamber hakkında şöyle buyurmaktadır: "İmam Ali geceleri dışarı çıkarken Kamber onun haberi olmadan gizlice İmam'ın muhafızlığını yapardı." 1533 Kamber, Hz. Ali'yi çok sever, O'na canla başla hizmet ederdi. Esbağ b. Nebate şöyle naklediyor: "Bir gün İmam Ali'yle ben ve Kamber hurma pazarına gittik. Ali esnaflara nasihat etti, daha sonra hep birlikte kumaş pazarına gittik. Kumaş almak için bir mağazaya girdik. Mağaza sahibi tanıdık olduğu için İmam, kumaşı Kendisine ucuz satar düşüncesiyle dışarı çıktı. O'nu tanımayan gencin biri mağazaya geldi. İmam Ali üç-dört dirheme kumaş satın aldı ve Kamber'e, `Bu iki kumaştan birini seç, al' buyurdu. Kamber dört dirheme satın alınan kumaşı seçti. İmam üç dirheme aldığı kumaşı alarak şöyle buyurdu: `Allah'a şükürler olsun 1533 Tevhid-i Sâduk, s. 19; Biharü'l-Envar, c. 5, s. 104.
  • HZ. ALİ’NİN KÖLESİ KAMBER (2)

    ki Bana avretimi örtecek ve halkın içine çıkabileceğim bir nimet verdi.' Satıcı gencin babası mescide gitti ve Hz. Ali'nin huzuruna çıkarak şöyle dedi: `Oğlum Sizi tanımadığı için Sizden iki dirhem fazla kâr etmiştir, bu iki dirhem sizindir.' Hz. Ali şöyle buyurdu: Bu iki dirhemi asla almam. Çünkü oğlunla pazarlık edip, anlaştık. Ve Ben bu anlaşmaya kalben razı oldum." 1534 1534 Biharü'l-Envar, c. 79, s. 310
  • KAMBER’İN HZ. ALİ’YLE OLAN BAZI HATIRALARI

    Hz. Ali, hurma bahçesinde akşama kadar çalışmış, akşam da devesinin üzerine bir çuval hurma yükleyerek evinin yolunu tutmuştu. Devenin yuları Kamber'in elindeydi. Hz. Ali de önde gidiyordu. Medine'nin içine girdiklerinde yoksulun birinin, "Allah rızası için" diye sızlandığını duydular. Bu sesi duyan Hz. Ali, "Kamber bu adam ne istiyor?" diye sordu. Kamber, "Hurma istiyor efendim" dedi. Hz. Ali, "Ver öyleyse" buyurdu. Kamber, "Hurma çuvalda efendim" dedi. Hz. Ali, "Çuvalla ver öyleyse" dedi. Kamber bu kez, "Efendim çuval da devenin üzerinde" dedi. Hz. Ali, "Öyleyse deveyle birlikte ver" dedi. Derhal Hz. Ali'nin emrini yerine getiren Kamber diyor ki, "Devenin ipi de benim elimde demekten korktum. Çünkü beni de deveyle birlikte yoksula vermekten hiç tereddüt etmeyebilirdi." 1535 1535 Fur-u Kafi, c. 7, s. 260
  • ÖFKEYE KARŞI SABIR

    Adamın biri Kamber'e hakaret dolu sözler sarfetti. Adamın Kamber'den özür dilemediğini gören Hz. Ali Kamber'i huzuruna çağırdı ve şöyle buyurdu: "Ey Kamber! Sana hakaret eden biri senden özür dilemeye geldiğinde öfkene hakim ol. Onu bağışla ki bu güzel amelinle Allah'ı kendinden razı et, şeytanı ise gazaplandır. Düşmanını affederek onu cezalandırmış olursun. Toprağı yarıp tohumu çıkaran ve insanı yaratan Allah'ı hiçbir mü'min hilm ve sabırla razı ettiği gibi razı edemez. Öfkesini yutmasıyla şeytanı gazaba getiremez. Cahilleri sabır ve sükutla cezalandırdığı gibi cezalandıramaz." 1536 1536 Biharü'l-Envar, c. 71, s. 424
  • KAMBER’İN ŞEHADETİ

    Kamber son anına kadar Hz. Ali'ye sâdık kaldı. Tarihçilerin naklettiğine göre; Haccac b. Yusuf Sakafi, yanındakilere şöyle dedi: "Keşke Ali'yi sevenlerden birini bulup öldürebilseydim." Etrafındakiler ona, Kamber'in Hz. Ali'yi çok sevdiğini söylediler. Haccac da bunun üzerine Kamber'i yanına getirtti. Haccac, karşısına gelen Kamber'e, "Sen kimsin?" diye sordu. Kamber ömrünün son anları olduğunu biliyordu. Çünkü Hz. Ali, ona ölümünün Haccac'ın eliyle olacağını daha önce bildirmişti. Bu sebeple hiç korkmadan, "Ben Allah yolunda iki kılıç ve mızrakla savaşan, iki kıbleye ibadet edenin, mü'minlerin en sâlihi, enbiyanın vârisi, vasilerin en hayırlısının kölesiyim" dedi. Haccac, Kamber'in bu sözleri karşısında çok öfkelendi ve onun emriyle Hz. Ali'nin bu sâdık yareninin boynu vurularak şehit edildi.1537 1537 El-İhtisas, s. 63; Mucem-i Rical-i Hadis, c. 14, s. 86, El-İrşad, c. 1, s. 328; Sefetu'l Bihar, c. 2, s. 449; Biharü'l-Envar, c. 42, s. 136
  • MÂLİK-İ EŞTER NAHAİ (MALİK B. HÂRİS)

    Aslen Yemenli olan Mâlik, Allah Resulü zamanında Müslüman olmuş fakat Allah Resulü'nü görme şerefine nail olamamıştı. 1538 Mâlik, Yemen'den Kûfe'ye hicret etti. O cesur, takvalı ve mü'min bir şahsiyetti. Mâlik, Hz. Osman'ın öldürülmesinden sonra Hz. Ali'nin hilafeti için çalıştı. Ve O'na biat ederek İmam Ali'nin büyük bir komutanı oldu. İmam Ali Mâlik'in şehadetinden sonra onun hakkında şöyle buyurdu: "Allah Mâlik'e rahmet etsin, onun Bana yakınlığı Benim Peygambere yakınlığım gibiydi." Mâlik'in yiğitliği hakkında İbn-i Ebi'l Hadid şunları söylemektedir: "Mâlik-i Eşter'i yetiştiren annenin mükafatı ancak Allah katındadır. Mevlası ve üstadı Ali'den sonra Mâlik'in Arapların en yiğit ve güçlü insanı olduğuna yemin eden kimseyi asla kınamam." 1539 1538 Menakıb-i İbn-i Şehraşub, c. 2, s. 7 1539 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 15, s. 99
  • MÂLİK-İ EŞTER NAHAİ (MALİK B. HÂRİS) (2)

    Ebuzer'in vefatından sonra aralarında Mâlik-i Eşter'in de bulunduğu bir grup mü'min, Ebuzer'in defin işlerini üstlendiler. 1540 Mâlik-i Eşter, Hz. Osman'ın atadığı Kûfe Valisi Velid b. Utbe'nin icraatlarını beğenmiyor, onu devamlı surette eleştiriyordu. Aynı zamanda Osman'ın üvey kardeşi olan Velid'in İslam'a uymayan pek çok hareketi tarihçiler tarafından nakledilmiştir. Neticede başta Mâlik-i Eşter olmak üzere Kûfe eşrafının itirazları üzerine Velid valilikten azledildi. 1541 Ancak Velid'in yerine atanan diğer vali de Irak bölgesinin topraklarını Ben-i Ümeyye'nin şahsi malı olarak değerlendiriyor ve ona göre davranıyordu. Mâlik ve yanındakiler bu zihniyete karşı çıktıkları için anlaşamıyorlardı. Nihayet, vali Said, Mâlik ve taraftarlarının kendisi için büyük engel olduklarını görünce halife Osman'a mektup yazarak, bu kişilerin Kûfe'den sürülmesini istedi. Halife, şu talimat ı verdi: "Mâlik'i taraftarlarından bir kaçıyla birlikte Şam'a sürgün et!" Ancak bu kez de Muaviye Mâlik ve arkadaşlarının itiraz ve eleştirilerine maruz kaldı. Muaviye halife Osman'dan onları tekrar Kûfe'ye göndermesini istedi. Bunun üzerine Hz. Osman tekrar Mâlik ve yanındakileri Kûfe'ye yolladı. Ancak, Mâlik Kûfe'ye ayak basar basmaz valiyi eleştirmeye, yolsuzluklarına itiraz etmeye başladı. Bunun üzerine halife Osman, Mâlik'e şöyle bir mektup gönderdi: "Ben sizi Hams'a sürgün ediyorum. Mektubum size ulaştığında hemen Hams'a hareket edin. Çünkü sizler Müslümanlar arasında bozgun çıkaran fitnecilersiniz." Hicri 32 yılında Hams'a sürgün edildiler. Onlar Hams Valisi'nin 1540 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 15, s. 99 1541 Ayanu'ş-Şia, c. 9, s. 40
  • MÂLİK-İ EŞTER NAHAİ (MALİK B. HÂRİS) (3)

    işkence ve baskıları altında dahi asla taviz vermediler. Gördükleri çetin işkencelerden sonra yine halifenin emriyle Kûfe'ye gönderildiler. 1542 İbn Ebi'l Hadid'in yazdığına göre: "Mâlik, Osman'ın öldürülmesinden sonra Hz. Ali'nin yanına gelerek şöyle dedi: `Ya Ali! Halk Sana biat edip kendilerine rehber seçme amacıyla toplanmış bulunuyor. Eğer bu teklifi geri çevirirsen gözelerin dördüncü kez ağlayacaktır.' Sonra Hz. Ali dışarıya çıktı. Halk grup grup gelip O'na biat ettiler. O sırada orada bulunan Talha ve Zübeyr'e dönen Mâlik-i Eşter şunları söyledi: `Ne bekliyorsunuz? Neden biat etmiyorsunuz?' Bunun üzerine Talha ve Zübeyr kalkıp kendi rızalarıyla Hz. Ali'ye biat etler." 1543 1542 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 2, s. 129, 134; Tarih-i Taberi, c. 4, s. 317, 325; El-Kamil-u fi't-Tarih, c. 2, s. 267 1543 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 1, s. 7
  • MÂLİK-İ EŞTER’İN HZ. AİŞE’YE MEKTUBU

    Mâlik-i Eşter, Cemel vakasından önce Hz. Aişe'ye şu mektubu yazdı: "Ey Aişe! Sen Peygamberin hanımısın. Peygamber sana evinde oturmanı emretti. İtaat edersen senin hayrınadır. Eğer Peygamberin emrinden çıkarak eline asa alıp halkın öncülüğünü yaparsan seninle savaşır, Allah ve Resulü'nün istediği yer olan evine gönderirim." Hz. Aişe Mâlik'in mektubuna şu cevabı verdi: "Sen toplumda fitne çıkaran ve halkı ihtilafa düşüren birisin! Sen çok iyi biliyorsun ki, Allah güçsüz ve aciz değil, mazlum halife Osman'ın intikamını mutlaka senden alacaktır. Mektubunu aldım. Maksadın ve demek istediklerini anladım, çok yakında inşaallah Allah bizi senin ve senin zihniyetinde olan bedbaht ve sapıkların şerrinden koruyacaktır!" 1544 Mâlik Eşter, Cemel ve Sıffin savaşlarında büyük kahramanlıklar 1544 Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 6, s. 225
  • MÂLİK-İ EŞTER’İN HZ. AİŞE’YE MEKTUBU (2)

    gösterdi. Sıffin Savaşı'nda Muaviye'nin emrindeki Şamlı askerler, Mushafları mızrakların ucuna takarak hep bir ağızdan, "Aramızda Allah'ın Kitabı hakem olsun" sloganlarıyla hileye başvurunca, Mâlik ve birkaç basiretli kişi dışında herkes bu oyuna geldi. Hz. Akil'nin bütün itirazlarına rağmen savaş devam etmedi ve İmam'ı anlaşmaya mecbur bıraktılar. 1545 Mâlik-i Eşter basiretli bir şahsiyet olduğundan Muaviye'nin kendisini kurtarmak için böyle bir hileye başvurduğunu gayet iyi biliyordu. Bu sebeple Hz. Ali'ye gelerek maruzatlarını iletti. Ve şöyle dedi: "Muaviye'nin savaşacak yiğitleri kalmadı. Allah'a şükürler olsun ki, senin yiğit savaşçıların var. Bunun için demiri demire vurarak (yani savaşa devam ederek) Allah'tan medet dile!" Ancak askerleri bu düşüncede olmadığı için Hz. Ali bu savaşa devam edemedi, barış yapmak zorunda kaldı. 1546 1545 Sıffin Vakası, s. 479; Şerh-u İbn-i Ebi'l Hadid, c. 2, s. 216 1546 Sıffin Vakası, s. 483