• HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ

    Hz. Fâtıma (a.s.) hayatı boyunca üç önemli hutbe irad etmiştir. Bunların her üçü de Hz. Peygamberin (s.a.v.) rıhletinden sonradır. İlki Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer in Fedek'i Fâtıma'ya (a.s.) vermeme hususunda karar almalarından sonradır. Mescid-i Nebevi'de gerçekleşmiştir. "Hamd olsun Allah'a verdiği nimetler için. Şükürler olsun O'na, ilham ettikleri için. İlk defa var edip sunduğu engin nimetler için övgüler olsun O'na; bahşettiği eksiksiz ve bol bağışları için, sunmuş olduğu tüm nimetleri için. Nimetleri sayılmaz, lütuflarının sonsuzluğunun şükrü edâ edilemez ve ebedi oluşları kavranabilmelerini imkansız kılar. Nimetlerini daha da arttırmak için insanları şükretmeye çağırmış, nimetlerini bollaştırarak kullarının Kendisine hamd etmelerini istemiş ve (kıyamette) benzerlerine davet ederek ihsanını (sâlih kullara) iki kat arttırmıştır. Tanıklık ederim ki, tek ve ortaksız Allah'tan başka ilah yoktur. Bu bir sözdür ki, Allah ihlası, sırf kendisine yönelik kulluğu bunun
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (2)

    te'vili (esası,özü) olarak öngörmüştür. Kalplere O'na bağlılığını yerleştirmiştir. Aklın kavranabilmesi için tevhid düşüncesini âşikâr etmiştir. O Allah ki gözlerin O'nu görmesi, dillerin O'nu vasfetmesi ve tasavvurların keyfiyetini algılaması imkansızdır. Varlıkları ilk defa var etti, öncesinde var olan bir şeyden değil. Benzeyen bir örneği karşısına almadan onları meydana getirdi. Onları kudretiyle oluşturdu. Dilemesi ile onları yeşertti. Bunların olmasına ihtiyacı olduğu için değil. Onlara şekil vermede Kendisine bir faydası olduğu için değil. Sadece hikmetini gerçekleştirmek (sağlamlığını bildirmek) için; ibadetine, itaatine dikkatleri çekmek için; kudretini göstermek için, mahlukatının kulluğunu sergilemek (ve onları kulluğa çağırmak) için, davetinin üstünlüğünü ortaya koymak için (onları var etti). Sonra kullarını intikamından uzaklaştırmak ve onları toplayıp cennetine sevk etmek için ödülü, Kendisine yönelik itaatin karşılığı kıldı ve cezayı, kendisine karşı gelinmesinin karşılığı kıldı. Tanıklık ederim ki, Babam Muhammed (s.a.v.) O'nun elçisidir. O'nu, henüz mahlukatlar gayb âleminde gizliyken, korku veren perdelerin gerisinde koruma altındayken ve yokluk sınırının eşiğinde bulunuyorken elçi olarak göndermeden önce seçti, Kendi risâleti için ayırmadan önce isimlendirdi, göndermeden önce tercih etti... Çünkü Allah işlerin varacakları sonu bilir. Zamanın içerdiği hadiseler O'nun bilgisinin kuşatması altındadır. Olgunların konumlarına dair malumat O'nun katındandır. Allah, O'nu emrini tamamlamak, hükmünü yürürlüğe koymaya verdiği karar ve takdir ettiği rahmetini etkin kılmak için gönderdi. Çünkü milletlerin çeşitli dinlere bölündüklerini, ateşlere tapındıklarını, putlara kulluk sunduklarını, bildikleri halde Allah'ı inkar etiklerini gördü. Allah, Babam Muhammed (s.a.v.) aracılığıyla mahlukatın içinde bulundukları karanlıkları aydınlattı, kalpleri kıskacına alan buhranları ortadan kaldırdı, gözlerin önündeki bulut perdeleri dağıttı. Böylece insanlara hidayeti gösterdi. Onları sapıklıktan kurtardı.
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (3)

    Onları kör iken görür kıldı. Dosdoğru dine iletti onları. Onları doğru yola çağırdı. Sonra Allah, şefkatinin ve Kendisine özgü kılmanın, seçiminin bir göstergesi olarak O'nun ruhunu kabzetti. O'nu tercih ettiğini, yanına almayı arzuladığını gösterdi. Muhammed (s.a.v.) şu dünyanın sıkıntılarından rahat etmiştir; seçkin melekler tarafından kuşatılmış, gafur/bağışlayıcı olan Rabbin hoşnutluğu O'nu sarmış ve muktedir sultan, ulu Allah'ın civarına yerleşmiştir. Allah'ın Peygamberi, vahyinin emini, mahlukatın içinde en hayırlısı ve en seçkini Babam Muhammed (s.a.v.)'e salat olsun. Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi O'nun üzerine olsun." Sonra Hz. Fâtıma (a.s.) orada bulunan dinleyicilere döndü ve şöyle dedi: "Siz ey Allah'ın kulları! O'nun emrinin ve yasağının muhatabısınız. Dininin ve vahyinin taşıyıcıları sizsiniz. Allah'ın kendi nefislerine emin kıldığı kimselersiniz. Allah'ın dinini diğer milletlere tebliğ etmekle yükümlüsünüz. O'ndan gelen Hakk'ın lideri (Kur'an) sizin içinizdedir, çünkü. O, Allah'ın size sunduğu bir ahittir ve size halef olarak bıraktığı bir emanettir. O, Allah'ın konuşan kitabı, doğru söyleyen Kur'an'ı, ışıldayan nuru ve parlak ışığıdır. Kanıtları apaçık ortadadır. Sırları açıktadır. Açık yönleri de göz kamaştırıcıdır. O'na uyanlara gıpta olunur. O'na tâbi olmak insanı Allah'ın hoşnutluğuna götürür. O'nu dinlemek kurtuluşa vesile olur. O'nun aracılığı ile Allah'ın aydınlık kanıtlarına, ayrıntılı olarak açıklanmış azimet gerektiren hükümlerine, yasaklanmış haramlarına, parlak açıklamalarına, yeterli kanıtlarına, teşvik edilen faziletlerine, bağışlamış ruhsatlarına, yazılmış şeriatlarına ulaşılır. Allah sizin için imanı, şirkten arınmak; namazı büyük günahlardan temizlenmek; zekatı nefsi temizlemek ve rızkı genişletmek; orucu ihlası kalıcılaştırmak; haccı dini ayakta tutmak ve adaleti, kalpleri uzlaştırmak aracı kıldı. Bize (Ehl-i Beyt'e) itaati, din için bir düzen (halkın düzene girmesi için) farz kıldı; imametimizi tefrikadan korumak için koydu.
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (4)

    Cihadı İslam'ın onur ve üstünlük göstergesi; sabrı ilahi ödüle kavuşmaya yardımcı; ma'rufu emretmeyi, kötülükten sakındırmayı, halkın genelinin maslahatı icabı farz kıldı. Anne ve babaya iyiliği, ilahi gazaba uğramaktan korunmanın yolu; akrabalık bağlarını gözetmeyi, ömrün uzamasına ve sayının artmasına vesile kıldı. Kısası kanların dökülmesini önlemek; adakları yerine getirmeyi, bağışlanmak, ölçü ve tartıyı eksiksiz yapmayı, haksızlığı ortadan kaldırmak için farz kıldı. İçki içmeyi yasaklamayı, pislikten arınma aracı kılmış; (zina vb.) iftira atmaktan uzak durmayı, lanete uğramaktan korunmak için; hırsızlığı terk etmeyi iffetliliğin ve toplumda emniyeti hâkim kılmanın bir gereği olarak farz kıldı. Allah, Rablığın sırf Kendisine özgü kılınmasının bir göstergesi olarak da şirk koşmayı haram kılmıştır. `O halde Allah'tan gereği gibi korkup sakının. Ancak Müslüman olarak ölün.' 646 `Emrettiklerine ve yasakladıklarına uymak suretiyle Allah'a itaat edin. Çünkü ancak âlim kulları Allah'tan korkar.' 647" Ardından sözlerini şöyle sürdürdü: "Biliniz ki, Ben Fâtıma'yım ve Babam da Muhammed (s.a.v.)'dir. Dönüp dönüp tekrar söylüyorum. Söylediklerimde yanlış bir şey yoktur. Yaptıklarımı haksızlık olarak yapmıyorum. `And olsun, size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok ağır gelir. O; size çok düşkün, mü'minlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.' 648 Eğer O'nun soyunu araştırıp, tanırsanız, kadınlarınızın değil, Benim Babam olduğunu; sizin erkeklerinizin değil; Benim amcamın oğlunun (Hz. Ali) kardeşi olduğunu görürsünüz. Gerçekten O'nun soyundan olmak, O'nunla aynı nesepten olmak çok güzeldir. 646 Âl-i İmran: 102 647 Fâtır: 28 648 Tevbe: 128
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (5)

    O, risâleti açıklayarak tebliğ etmiş, insanları uyarmıştır. Müşriklerin yolundan, hayat tarzlarından ise yüz çevirmiştir. Müşriklerin belini kırmış, nefes borularını kesmiştir. Hikmetle ve güzel öğütle insanları Rabbinin yoluna davet etmiştir. Putları parçalamış, şirkin elebaşlarını yerle bir etmiştir. Nihayet birlikleri dağılmış olarak gerisin geri kaçtılar. Derken, gece sabahından ayrıldı, hak en yalın şekliyle ortaya çıktı. Dinin lideri konuşunca, Şeytan'ın şakşakçılarının dili tutuldu. Münafıklığın hasis temsilcisi helak ile burun buruna geldi (nifakın tacı yere düştü). Küfrün ve hak karşıtlığının düğümleri çözüldü. Karınları (oruçtan) aç, yüzleri ak toplulukla birlikte ihlas kelimesini söylemeye başladınız. Bundan önce siz bir ateş çukurunun tam kenarında duruyordunuz. Kolayca içilen bir yudumluk su kadar önemsiz ve aç insanın bir kerede yutacağı az bir lokma gibi değersizdiniz. Çabuk parlayıp, hemen sönüveren saman alevi gibi dayanıksızdınız. Başka toplumların ayakları altında eziliyordunuz. Develerin kirlettikleri pis su birikintilerini içiyor, tabaklanmamış bir deri parçası idi yemeğiniz. İtilip kakılan, aşağılanan pespayelerdiniz. Çevrenizdeki toplumların sizi kapıp götürmelerinden korkuyordunuz. Bütün bunlardan ve de nice güçlü erlerin belasına uğradıktan, Arap kurtlarına lokma olduktan ve Ehl-i Kitap'ın azgınlıklarına tutsak düştükten sonra, Allah, sizi, Muhammed (s.a.v.) ile kurtardı. Onlar, her zaman savaş ateşini yakmak istedilerse, Allah onu söndürdü. Ne zaman Şeytan boynuzunu gösterdiyse ya da ne zaman müşriklerden bir grup ağzını açmak istediyse, kardeşini (Hz. Ali) tam ortasına attı. O da onların başlarını ezmedikçe, yaktıkları fitne ateşini kılıcıyla söndürmedikçe onlardan vazgeçmezdi. O, Allah'ın Zâtı için var gücünü harcar, Allah'ın emri hususunda hiçbir çabadan geri durmazdı. Resûlullah (s.a.v.)'in yakını, Allah'ın velilerinin önderidir.
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (6)

    Kollarını sıvamış insanlara öğüt veriyordu. Çok çalışıyor, büyük emekler sarf ediyordu. Allah için bir iş yaptığında kınayanların kınamasından korkmazdı. Siz ise, refah içinde konforlu hayatınızı sürdürüyordunuz; rahatınız yerinde, bir eliniz yağda, bir eliniz balda olmak üzere can güvenliğine sahip olmanın keyfini çıkarıyordunuz. Bu arada başımıza bir felaket gelmesini dört gözle bekliyordunuz, bizim kara haberimizin bir an önce gelmesi için sabırsızlanıyordunuz. Savaş olunca geri durur, çatışmadan kaçardınız. Allah, Peygamberinin (s.a.v.) nebiler yurduna ve seçkinler diyarına intikalini uygun görünce, içinizdeki nifak düşmanlığı açığa çıktı, din kisvesi eskidi. O güne kadar susan hainler konuşmaya başladı, adı sanı bilinmeyen kimseler öne geçmeye, bâtıl ehlinin soylu develeri (önderleri) böğürmeye başladılar. Bunlar sizin meydanlarınızda itibar görmeye başladılar. Şeytan bir kez daha başını deliğinden çıkardı, sizlere fısıldadı. Gördü ki, onun çağrısına icabet etmeye dünden razısınız, ona kanmayı içinizden geçiriyorsunuz. Derken sizi kışkırttı. Baktı ki, çabuk tahrik oluyorsunuz. Sizi öfkelendirdi, hemen küplere bindiğinizi gördü. Böylece size ait olmayan bir deveye damganızı vurdunuz. Kendinize ait olmayan kaynağın başına kondunuz. Bütün bunlar çok kısa bir sürede oldu. Henüz yaramız tazeydi ve kabuk bağlamamıştı. Daha Peygamberin (s.a.v.) naaşını kabre koymamıştık. `Fitne çıkmasından korkuyoruz' diyerek bu işleri kaşla göz arasında kotardınız. `Haberiniz olsun! Tam fitnenin ortasına düşmüşlerdir. Gerçekten cehennem kafirleri kuşatmıştır.' 649 Heyhat! Ne oldu size? Allah'ın Kitabı elinizde olduğu halde nereye yöneliyorsunuz? Halbuki Allah'ın Kitabı'nın konuları açık, hükümleri parlak, bilgileri göz kamaştırıcı, yasakları göz önünde ve emirleri apaçık ortadadır. Ama siz O'nu arkanıza atmışsınız. Yoksa O'ndan yüz mü çevirmek istiyorsunuz? 649 Tevbe: 49
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (7)

    `Zâlimler için bu ne fena bir değişmedir!' 650 `Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki, kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.' 651 Sonra fitnenin oluşturduğu panik biraz yatışıncaya ve kontrol edilebilir hâle gelinceye kadar kısa bir süre beklediniz. Hemen ardından fitne ateşini harlandırdınız, alevlendirdiniz. Yoldan çıkaran Şeytan'ın telkinlerine icabet etmeye başladınız. Şeytanın, dinin, göz kamaştırıcı nurunu söndürme, seçilmiş Peygamberin (s.a.v.) sünnetini işlevsiz hâle getirme amacına yönelik vesveselerine kapıldınız. Köpük içiyoruz diyorsunuz ama sütü de içip bitirdiniz. (Beytü'l-mâl'i gizlice dilediğiniz gibi harcıyorsunuz). Peygamberin (s.a.v.) Ehl-i Beyt'ine ve çocuklarına zarar vermek için türlü dolaplar çeviriyorsunuz, gizli saklı planlar kuruyorsunuz. Yüreğe saplanan bıçak gibi, ok gibi acı veren eziyetlerinize sabrediyoruz ve siz şimdi Benim Babamdan miras alma hakkımın olmadığını diyorsunuz. Yoksa, siz, cahiliye hükmünü mü istiyorsunuz? Kesin olarak inanan bir kavim için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir? Hâlâ bilmiyor musunuz? Evet, size gün gibi âşikârdır ki, Ben O'nun kızıyım. Ey Müslümanlar! Bana kalan miras zorla elimden mi alınacak? Ey Ebu Kuhafe'nin oğlu! Allah'ın Kitabı'nda sen babanın mirasını alabilirsin fakat Ben alamam diye mi yazıyor? Öyleyse iğrenç bir şey yapıyorsun. Yoksa bilinçli olarak mı Allah'ın Kitabı'nı terk ettiniz, O'nu arkanıza attınız? Çünkü Allah'ın Kitabı'nda: `Ve Süleyman Davud'a mirasçı oldu' 652 deniliyor. Zekeriya Peygamberin (a.s.) oğlu Yahya'dan söz edilirken de şöyle deniyor: `Bana bir veli lütfet ki, bana ve Yâkub'un soyuna mirasçı olsun.' 653 650 Kehf: 50 651 Âl-i İmran: 85 652 Neml: 16 653 Meryem: 60
  • HZ. FÂTIMA’NIN HUTBELERİ (8)

    Ve yine şöyle buyurmuştur: `Allah'ın Kitabı'nda akrabaların bazıları, bazılarına (miras hususunda) daha evlâdır.' 654 Yine buyurmuştur ki: `Allah size çocuklarınız hakkında, erkeğe kadının payının iki misli (miras vermenizi) emreder.' 655 Yine buyurmuştur ki: `Eğer bir hayır (mal) bırakıyorsa, baba ve annesine ve yakınlarına verilmesi için adalet ve iyilik üzere vasiyet etmek, takva sahipleri için bir borç olarak yazılmıştır.' 656 Ama siz, Benim bir payımın olmadığını, Babamın mirasını alamayacağımı, O'nunla Benim aramızda bir akrabalık olmadığını iddia ediyorsunuz. Yoksa Allah size özel olarak bir ayet indirdi de Babamın, miras ayetinin hükmünün dışında tutulmasını mı emretti? Yoksa, her biri başka bir dine mensup iki kişi birbirlerine mirasçı olamazlar mı demek istiyorsunuz? Acaba Ben ve Babam aynı dinin mensupları değil miyiz? Siz Kur'an'ın özel nitelikli hükümlerini ve genel nitelikli hükümlerini Babamdan ve amcamın oğlundan (Hz. Ali) daha mı iyi bileceksiniz? Fedek'i hazır süslenmiş olarak al ama haşredildiğin gün karşına çıkacağını bil. Allah ne iyi hakemdir! Ve Muhammed (s.a.v.) ne iyi önderdir! Kıyamette buluşuruz. Kıyamet kopunca bâtıl ehli olanlar büyük bir hüsrana uğrayacaklardır. O zaman pişmanlık da size bir fayda sağlayamayacaktır. Her haberin gerçekleştiği bir zaman vardır. `Rezil eden azabın kime geldiğini göreceksiniz. Kimin kalıcı azaba mahkum olduğunu da.' 657 Sonra Ensar'a taraf baktı ve şöyle dedi: "Ey yiğitler topluluğu! Ve ey dinin yardımcıları ve İslam'ın koruyucuları! Bana yapılanlara karşı içinde bulunduğunuz bu gaflet 654 Enfal: 75 655 Nisa: 11 656 Bakara: 180 657 Hûd: 39
  • FEDEK’İN BAĞIŞ OLDUĞU İLE İLGİLİ DELİLLER (2)

    Atiyye'den: "Yakınlığı olan kişiye hakkını ver, (anlamındaki ayet) inince Resulüllah (s.a.v.) Fâtımâ (a.s.)'ı yanına çağırarak Fedek'i O'na bağışladı." 1065 İmam Seccad (a.s.) buyurdu ki: "Resulüllah (s.a.v.) Fedek'i Fâtımâ (a.s.)'a ikta etti."1066 İmam-ı Sâdık (a.s.) şöyle buyurmaktadır: "Yakınlık sahibine hakkını ver, yoksula da... nâzil olunca Peygamber-i Ekrem (s.a.v.), Cebrail'e, `Yoksulu biliyorum ama yakınlık sahibi kimdir?' diye sordu. `Akrabalarındır' diye cevap verdi. Bunun üzerine Resulüllah (s.a.v.) İmam Hasan, İmam Hüseyin ve Hz. Fâtımâ'yı yanına çağırarak: `Allah-u Teala, Bana hakkınızı vermemi emretmiştir. Bu yüzden Fedek'i size verdim' buyurdu."1067 Ehl-i Beyt alimlerinden, Ahmed Salebi Allame Meclisi'nin rivayetinde şöyle deniyor: "Resulüllah (s.a.v.) Fedek bölgesini ele geçirdikten sonra Medine'ye girince, Fâtımâ (a.s.)'ın yanına gitti ve şöyle dedi: `Ey Kızım! Allah, Babana Fedek'i ganimet olarak verdi, bu araziyi O'na özgü kıldı. Başka hiçbir Müslüman için değil, sadece O'na bu arazi üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma yetkisi verdi. Dolayısıyla bu arazi ile ilgili olarak dilediğimi yapabilirim. Annen Hatice'nin Babanın üzerinde mehir borcu vardı. Bu mehir karşılığında Fedek'i Sana veriyorum. Sana ve Senden sonra da Senin çocuklarına bağışlıyorum bu araziyi.' Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözleri söyledikten sonra bir deri parçasının getirilmesini, ardından da Ali b. Ebi Tâlib'in çağrılmasını istedi. Hz. Ali'ye dedi ki: Yaz. Fedek Resulüllah (s.a.v.)'in Fâtımâ'ya bağışıdır. Buna Ali b. Ebi Tâlib, Resulüllah (s.a.v.)'in azatlısı ve Ümmü Eymen şahittir."1068 1065 Keşf'ül-Gumme, c. 2, s. 102 1066 Keşf'ül-Gumme, c. 2, s. 102 1067 Tefsir-i Ayyaşi, c. 2, s. 287 1068 Biharü'l-Envar, 17/378
  • FEDEK’İN BAĞIŞ OLDUĞU İLE İLGİLİ DELİLLER (3)

    Bu konuda Ehl-i Beyt alimlerinin yanında Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde de Fedek'in Hz. Fâtımâ'ya hediye edildiği yer almaktadır: 1- Celaluddin Suyuti, Ebu Said el-Hudri'nin şöyle dediğini belirtir: "Akraban olan kimseye hakkını ver... ayeti nâzil olunca, Hz. Resulüllah (s.a.v.) Fâtımâ (a.s.)'ı çağırdı ve O'na Fedek'i verdi."1069 2- Ebu Said Hudri'den şöyle rivayet etmişlerdir: "Bu ayet (ve ati ze'l-kurba hakkahu) nâzil olunca, Peygamber-i Ekrem (s.a.v.), Fedek'i Fâtımâ (a.s.)'a hediye etti."1070 3- Tarihçi Belazuri H. 279'da ölmüştür. Me'mun'un Medine Valisi'ne yazdığı mektubu nakletmiştir. Mektupta şunlar yazılı idi: "Resulüllah (s.a.v.) Fedek'i kızına bağışladı. Bu husus o kadar kesindir ki, Peygamber (s.a.v.)'in ailesinden hiç kimsenin onda ihtilafı yoktur. Ve O (Hz. Fâtımâ) ölünceye kadar Fedek'in sahibi olduğunu ilan etti."1071 4- Ehl-i Beyt alimleri arasında Seyyid Haşim Behreyni Emirü'lmü'minin Hz. Seccad, Hz. Sâdık, İmam Kâzım, İmam Rıza (a.s.) ve diğerlerinden 11 hadis nakletmiştir.1072 Fedek'in bağış olduğu ile ilgili bir delil de Peygamberimizin (s.a.v.) bakıcısı Ümmü Eymen (a.s.)'ın şahitliğidir. Bu bağışın dayandığı ayetle ilgili bir itiraz, ayetin İsra Sûresi'ne dahil olması ve İsra Sûresi'nin Mekkî sûrelerden olmasıdır. Halbuki Fedek bilindiği gibi Medine'de Hayber'in fethinden sonra verilmiştir. Bu nasıl olmaktadır? 1069 Durrü'l Mensur, c. 4, s.177 1070 İbn-i Ebi'l Hadid, Nehcü'l Belağa Şerhi, c. 4 1071 Feth'ul-Buldan, s. 46; Mu'cem el-Buldan c. 4, s. 240 1072 Tefsir-i Burhan, c. 2, s. 419